<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Anamur Manşet-Anamur Haberleri</title>
        <link>https://www.anamurmanset.com/</link>
        <description>Anamur Manşet; Anamur, Bozyazı ve Mersin’den son dakika haberleri, yerel gelişmeler, siyaset, ekonomi, tarım ve gündeme dair en güncel haberleri anında okuyabileceğiniz yerel haber sitesi.</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Rusya, Kanser Aşısı Geliştirdiğini ve Hastalara Ücretsiz Dagıtacağını Açıkladı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/rusya-kanser-asisi-gelistirdigini-ve-hastalara-ucretsiz-dagitacagini-acikladi-28548</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/rusya-kanser-asisi-gelistirdigini-ve-hastalara-ucretsiz-dagitacagini-acikladi-28548</guid>
                <description><![CDATA[Rusya, kanser aşısı geliştirdiğini ve 2025 yılından itibaren tüm kanser hastalarına ücretsiz olarak dağıtacağını açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2024 yılının verdiği kanser aşısı müjdesinde sona gelindi. Rusya, kansere karşı mRNA aşısını geliştirdi. Üstelik aşı, kanser hastalarına bedava yapılacak.&nbsp;</p>

<p>Rusya​ Devlet Başkanı Vladimir&nbsp;Putin​ 2024 yılının Şubat ayında müjdeyi duyurdu. Rus liderin ''Üretime çok yaklaştık'' dediği kanser aşısı 2025 yılında dolaşıma giriyor. Rus devlet haber ajansı TASS, Rusya'nın kansere karşı geliştirdiği mRNA aşının, hastalara bedava uygulanacağını açıkladı.&nbsp;</p>

<p>Rusya Sağlık Bakanlığı Radyoloji Tıbbi Araştırma Merkezi Genel Müdürü Andrey Kaprin Radyo Rossiya'ya yaptığı açıklamada, Rusya'nın kansere karşı kendi mRNA aşısını geliştirdiğini ve bunun hastalara ücretsiz olarak dağıtılacağını söyledi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<h2>TÜMÖR GELİŞİMİNİ VE KANSER HÜCRELERİNİ BASKILIYOR</h2>

<p>Aşı, çeşitli araştırma merkezleriyle işbirliği içinde geliştirildi. Aşının 2025 yılı başlarında genel dolaşıma sokulması planlanıyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Daha önce Gamaleya Ulusal Epidemiyoloji ve Mikrobiyoloji Araştırma Merkezi Direktörü Alexander Gintsburg, aşının klinik öncesi denemelerinin tümör gelişimini ve kanser hücrelerinin oluşumunu baskıladığını gösterdiğini söylemişti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Dec 2024 22:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2024/12/rusya-kanser-asisi-gelistirdigini-ve-hastalara-ucretsiz-dagitacagini-acikladi-1734551044.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dondurulmuş Fast Food’un sağlık üzerindeki gizli tehlikesi!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/dondurulmus-fast-foodun-saglik-uzerindeki-gizli-tehlikesi-28513</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/dondurulmus-fast-foodun-saglik-uzerindeki-gizli-tehlikesi-28513</guid>
                <description><![CDATA[Değişen yaşam koşulları ve gelişen dondurulmuş gıda sanayisi, dondurulmuş Fast Food ürünlerini günlük beslenmede önemli bir yere taşıdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;<strong>Dondurulmuş Fast Food gıdaların sağlık üzerindeki etkilerini değerlendiren Beslenme uzmanı Arş. Gör. Hatice Çolak, “Dondurulmuş Fast Food gıdaların raf ömrünü uzatmak, tat ve dokuyu korumak için çeşitli koruyucu maddeler kullanılıyor. Bu koruyucu maddelerin, ürünü bozulmalara karşın korusa da sağlık üzerine olumsuz etkileri bulunuyor.” dedi.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümünden Arş. Gör. Hatice Çolak, dondurulmuş Fast Food gıdaların sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>

<p><strong>Değişen sosyal hayat düzeni dondurulmuş gıdaları önemli hale getirdi</strong></p>

<p>Değişen sosyal hayat düzeni ve dondurulmuş gıda sanayinin gelişen teknolojisi ile beslenme alışkanlıklarında dondurulmuş gıdaların önemli hale geldiğini kaydeden Arş. Gör. Hatice Çolak, “Dondurulmuş gıdalar; yüksek kalitede sebze, meyve, su ürünleri, et ürünlerinin, seçme, tasnif etme, ayıklama, yıkama, kesme, parçalama, haşlama gibi ön işlemlerden geçirildikten sonra çeşitli yöntemlerle dondurulması, donma halinin korunarak depolanması, taşınması, dağıtımı ve tüketimine kadar geçen aşamalar ile elde edilmektedir. Dondurulmuş gıdanın depolanabilme kolaylığı, kolay işlenebilir olması, mevsimsizliği, pratikliği, besin değerlerinin yerini koruması, tüketime hazır etmedeki kolaylığı ve hızı gibi özellikleri bu ürünlerin tercih edilme nedenini ve önemini artıran özellikler.” dedi.</p>

<p><strong>Dondurulmuş gıdalarda kullanılan katkılar ve etkileri neler?</strong></p>

<p>Dondurulmuş gıdalarda Fast Food ürünlerin önemli bir yer tuttuğunu ifade eden Çolak, şöyle devam etti:</p>

<p>“Dondurulmuş Fast Food gıdaların raf ömrünü uzatmak, tat ve dokuyu korumak için çeşitli koruyucu maddeler kullanılıyor. Et ürünlerinde sodyum nitrat ve nitrit; çorbalar, soslar ve işlenmiş et ürünlerinde tat arttırıcı olarak monosodyum glutamat (MSG); soslar, meyve suları ve asitli içeceklerde benzoik asitler; cips, atıştırmalık gibi yağlı yiyeceklerin bayatlamasını önlemek için bütillenmiş hidroksianizol (BHA); dondurulmuş et, peynir ve hamur işlerinde fosfatlar sıklıkla kullanılıyor. Bu koruyucu maddelerin, ürünü bozulmalara karşın korusa da sağlık üzerine olumsuz etkileri bulunmaktadır. Sıklıkla maruz kalınan yüksek düzeydeki sodyum nitrat ve nitrit, hipertansiyonu tetiklediği bildirilmiş ve özellikle mide kanseri ile ilişkilendirilmiştir. MSG’nin kullanımı migren ataklarını artırdığı, baş ağrısı, baş dönmesi gibi semptomlara yol açtığı saptanmıştır. Yüksek fosfat tüketimi ise kemik ve böbrek sağlığını olumsuz etkileyebilir.”</p>

<p><strong>Vitamin içeriğinde önemli kayıplar oluyor</strong></p>

<p>Dondurma işlemi sırasında taze besinlere kıyasla, bazı besinlerin değerlerinde azalmanın meydana geldiğini de anlatan Arş. Gör. Hatice Çolak, “Besin içeriğinde yer alan kalsiyum, demir ve magnezyum gibi mineraller daha sabit kalırken vitamin içeriğinde önemli kayıplar olmaktadır. Özellikle suda çözünebilen C vitamini ve B vitaminleri seviyelerinde azalma görülmektedir. Dondurma işlemi, karbonhidrat, protein, yağ ve posa içeriğinde çok fark oluşturmamaktadır. Buna karşın, dondurulmuş gıdaların besin değerlerinin korunması, kaliteli ve hızlı bir dondurma süreci ile sağlanabilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Gebelik diyabeti ve zehirlenmeye yol açabiliyor</strong></p>

<p>Dondurulmuş Fast Food ürünlerinin, ultra işlenmiş besin olduğundan, basit karbonhidrat, doymuş yağ ve sodyum içeriği yüksekken, posa içeriğinin oldukça düşük olduğunu da ifade eden Arş. Gör. Hatice Çolak, “Bu nedenle taze besin yerine bu tür gıdaların düzenli ve sık tüketimi, sağlık açısından risk faktörü oluşturmaktadır. Avustralya’da yapılan bir çalışmada dondurulmuş Fast Food gibi ultra işlenmiş gıda tüketiminin obeziteyi artıran önemli bir gösterge olduğu bildirilmiştir. Başka bir çalışmada da gebelik öncesinde hem de gebelik sırasında aşırı ultra işlenmiş gıda tüketiminin gestasyonel diyabet (gebelik diyabeti) ve preeklemsi (gebelik zehirlenmesi) riskinin artmasıyla ilişkili bulunmuştur.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Sağlıklı bir yaşam için taze ve işlenmemiş yiyecekler tüketilmeli</strong></p>

<p>Sağlıklı bir yaşam için taze, işlenmemiş yiyeceklere öncelik verilmesi ve dondurulmuş Fast Food ürünlerinin tüketiminin sınırlandırılmasının önerildiğini kaydeden Arş. Gör. Hatice Çolak, “Dondurulmuş gıda tercihinde ise koruyucu katkı maddelerinin kullanılmadığı, hızlı ve uygun dondurma teknikleri ile hazırlanmış dondurulmuş meyve, sebze ve et-tavuk-balık ürünlerinin önceliklendirilmesi gerekir.” şeklinde sözlerine son verdi.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Dec 2024 19:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2024/12/dondurulmus-fast-foodun-saglik-uzerindeki-gizli-tehlikesi-1733590255.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Meme kanserine karşı sebze - meyveden zengin beslenin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/meme-kanserine-karsi-sebze-meyveden-zengin-beslenin-28353</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/meme-kanserine-karsi-sebze-meyveden-zengin-beslenin-28353</guid>
                <description><![CDATA[Meme kanserinden korunmak için önerilerde bulunan Medical Park Tokat Hastanesi Onkoloji Uzmanı Dr. Mustafa Başak, “Tüm kanserlerde olduğu gibi sebze ve meyveden zengin, uygun koşullarda hazırlanmış gıdaların tüketimi ile sağlıklı beslenme alışkanlıklarının yerleştirilmesi, fiziksel aktivitenin artırılması, sağlıklı kiloda olma, sigara ve alkol kullanımından uzak durma ile meme kanseri riski azaltılabilir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p> </p>

<p>Medical Park Tokat Hastanesi Onkoloji Uzmanı Dr. Mustafa Başak, 1-31 Ekim Meme Kanseri farkındalık ayı olması nedeniyle bilgilendirmelerde bulundu. Meme kanserini kısaca meme dokusunda yer alan hücre ve hücre gruplarının kontrolsüz biçimde çoğalması ve bu çoğalma sonrasında kanserli hücre yapılarının ortaya çıkması olarak tanımlanabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Mustafa Başak, erken teşhisin önemine dikkat çekti. </p>

<p><strong>MEME KANSERİ BELİRTİLERİ</strong></p>

<p>Meme kanserinin uzun yıllar boyu hiçbir belirti göstermeden sinsice ilerleyebileceği gibi hastalığın evrelerine göre farklı bulguların ortaya çıkabileceğini belirten Uzm. Dr. Başak, “meme kanserinden” şüphelenilmesi gereken belirtileri şöyle sıraladı: </p>

<ul>
	<li>Memede veya koltuk altında kitle veya sertlik,</li>
	<li>Meme başı akıntısı,</li>
	<li>Memede şekil bozukluğu,</li>
	<li>Meme cildinde değişiklik,</li>
	<li>Meme başında veya meme cildinde içe doğru çekilme,</li>
	<li>İki meme arasında son dönemde ortaya çıkan asimetri.</li>
</ul>

<p><strong>SAĞLIKLI KİLODA OLARAK RİSK AZALTILABİLİR</strong></p>

<p>Meme kanserinden korunmada dikkat edilmesi gerekenlere işaret eden Uzm. Dr. Başak, “Tüm kanserlerde olduğu gibi sebze ve meyveden zengin, uygun koşullarda hazırlanmış gıdaların tüketimi ile sağlıklı beslenme alışkanlıklarının yerleştirilmesi, fiziksel aktivitenin artırılması, sağlıklı kiloda olma, sigara ve alkol kullanımından uzak durma ile meme kanseri riski azaltılabilmektedir” diye konuştu. </p>

<p><strong>MEME KANSERİ TANISI İÇİN 3 KRİTİK KURAL</strong></p>

<p>Kanser taramalarının, kanserle mücadelede en etkili yöntemlerin başında geldiğini vurgulayan Uzm. Dr. Başak, kadınlarda meme kanseri tarama programı kapsamında aşağıdaki kriterlere dikkat edilmesi gerektiğini söyledi;</p>

<p>-          Ayda bir kendi kendine meme muayenesi (KKMM) yapması için danışmanlığın verilmesi,</p>

<p>-          Yılda bir klinik meme muayenesi,</p>

<p>-          40-69 yaş arası kadınlara 2 yılda bir mamografi çekimi önerilir.</p>

<p><strong>ERKEN TEŞHİSTE KENDİ KENDİNE MEME MUAYENESİ ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Teşhis sürecinin genellikle kişinin kendi kendine meme muayenesi veya doktor tarafından yapılan rutin kontroller sırasında şüpheli bir kitle veya değişiklik tespit edilmesiyle başladığının altını çizen Uzm. Dr. Başak, “Görüntüleme testleri sonrasında, doktor şüpheli bir kitlenin kanser olup olmadığını belirlemek için biyopsi yapar. Evreleme, kanserin yayılımını ve hangi bölgelerde bulunduğunu gösterir. Bu süreçte, kanserin lenf düğümlerine ve vücudun diğer bölgelerine yayılıp yayılmadığını belirlemek için ek görüntüleme testleri kullanılabilir. Bunlar arasında mamografi, ultrasonografi (USG), Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR) ve PET-CT sayılabilir” ifadelerine yer verdi. </p>

<p><strong>TEDAVİDE KANSERİN TİPİ, EVRESİ VE HASTANIN GENEL DURUMU ÖNEM TAŞIR</strong></p>

<p>Son olarak meme kanseri tedavisi hakkında bilgiler paylaşan Uzm. Dr. Başak, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>“Tedavi seçenekleri arasında cerrahi müdahale, radyoterapi, kemoterapi, hormon tedavisi ve hedefe yönelik tedaviler bulunur. Tedavi planı kanserin tipi, evresi ve hastanın genel sağlık durumu göz önünde bulundurularak belirlenir. Meme kanseri farkındalığı ve düzenli kontroller, hastalığın erken evrede tespit edilmesi açısından büyük önem taşır. Bu nedenle, özellikle risk altında olan bireylerin düzenli olarak doktor kontrolünden geçmeleri ve gerekli tarama testlerini yaptırmaları önerilir.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 08 Oct 2024 21:09:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2024/10/meme-kanserine-karsi-sebze-meyveden-zengin-beslenin-1728410973.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu içecekler serinletiyor... Ya kalori miktarları?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/bu-icecekler-serinletiyor-ya-kalori-miktarlari-28254</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/bu-icecekler-serinletiyor-ya-kalori-miktarlari-28254</guid>
                <description><![CDATA[Aşırı yaz sıcaklarında çok da düşünmeden bir çırpıda başımıza diktiğimiz, içimizi ferahlatan soğuk içecekler bilinçsiz tüketildiğinde obeziteden diyabete dek ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, 200 ml denk gelen kalori miktarlarını ve tariflerini paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aşırı yaz sıcaklarında çok da düşünmeden bir çırpıda başımıza diktiğimiz, içimizi ferahlatan soğuk içecekler bilinçsiz tüketildiğinde obeziteden diyabete dek ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, 200 ml denk gelen kalori miktarlarını ve tariflerini paylaştı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, özellikle yaz aylarında değil terleme yoluyla nefes alıp verirken bile sıvı kaybettiğimiz için vücudun&nbsp;suya ihtiyacının arttığını söyledi.</p>

<p>Günde 2,5 litreden az su içmemek gerektiğine dikkati çeken Tokgöz, pek çok kişi aşırı sıcaklarda su yerine soğuk şekerli içeceklere yönelebildiğini, oysa gerek vücudumuzun sıvı ihtiyacını karşılamak gerekse serinlemek için kesinlikle sağlıksız, katkılı ve yapay içeceklerden uzak durmak çok önemli olduğunu kaydetti.</p>

<p><img height="946" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1720504389-s-la-bilgili-tokg-z-1720531902-704.jpeg" width="750" /></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz aşırı sıcaklarda evde hazırlayabileceğiniz serinleten içecekleri, bir su bardağına (200 ml) denk gelen kalori miktarlarını ve tariflerini anlatarak, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<p><strong>ŞEKERSİZ LİMONATA ( 200 ML/ 65 KALORİ)&nbsp;</strong><br />
Yaz ayı denilince akla ilk gelenlerden biri ev yapımı limonata oluyor. 1 su bardağı limonatanın (200 ml) 65 kalori içerdiğini belirten Sıla Bilgili Tokgöz, içerisinde bal olduğu için 1 yaş altı çocuklardan uzak tutulması gerektiğini söylüyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Tarifi:&nbsp;</strong>İki büyük limon ve bir portakalın kabuklarını rendeleyip suyunu sıkın. Üç yemek kaşığı çiçek balı, bir tutam fesleğen ya da nane ve bir litre su ekleyerek derin bir sürahide karıştırın. Buzdolabında en az iki saat dinlenmeye bırakın. Sonra ince bir süzgeç ile süzün. Bol buz, nane veya fesleğen yaprakları ile servis edebilirsiniz.&nbsp;</p>

<p><strong>KARPUZ VE KAVUNLU MADEN SUYU (200 ML/120 KALORİ)</strong><br />
Yazın vazgeçilmez meyvelerinden karpuz ve kavun içeriğindeki yüksek su oranıyla öne çıkıyor. Bu meyveleri maden suyuyla buluşturunca ortaya 120 kalorilik lezzetli bir içecek çıkıyor. Ancak dikkat! Beslenme ve Diyet Uzmanı Tokgöz, glisemik indeksi yani kan şekerini yükseltme hızı oldukça yüksek olduğundan diyabet hastalarının bu içeceği daha az ölçüyle ve dikkatli tüketmeleri gerektiğini vurguluyor.</p>

<p><strong>Tarifi: </strong>İki dilim karpuz (200 gr) ve iki dilim kavunu (200 gr) buzlukta iki saat dondurun. Daha sonra taze nane yapraklarıyla blenderden geçirin. Üzerine yarım limon suyu ve bir şiye maden suyu ekleyerek tüketebilirsiniz. &nbsp;</p>

<p><strong>YABAN MERSİNLİ SMOOTHİE (200 ML/ 250 KALORİ)</strong><br />
Özellikle yazın kahvaltı için farklı alternatif arayanların da severek tüketeceği tok tutan ve serinleten içeceklerden biri; yaban mersinli smoothie. Bir bardağı (200 ml) 250 kalori olan bu içeceğin; içerisindeki çilek ve yaban mersini sayesinde C vitamini ve antioksidan açısından oldukça zengin olduğunu söyleyen Tokgöz “Yulaf içerisindeki lif sayesinde mideyi daha geç terkederek daha uzun süre tok kalmaya yardımcı oluyor. Süt hem kalsiyum hem protein bakımından günlük alıma katkı sağlıyor. Glisemik indeksi düşük meyve kullanıldığı için diyabet hastaları da rahatlıkla tercih edebilirler” diyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Tarifi:&nbsp;</strong>Sekiz adet yaban mersini, bir su bardağı süt, iki yemek kaşığı yulaf ve bir çay kaşığı toz tarçını bir kaba koyarak blenderden geçirip tüketebilirsiniz. Daha şekerli bir tat arayanlar bu tarife bir adet muz da ilave edebilirler. Süt ve süt ürünlerine intoleransı olanlar ise badem veya yulaf sütü gibi bitkisel içecekler de tercih edebilir.&nbsp;</p>

<p><strong>MEYVELİ KEFİR (200 ML/195 KALORİ)</strong><br />
Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, kefirin probiyotik etkinliği ile bağırsak dostu bir içecek olduğunu vurgulayarak “İçerisindeki kalsiyum ve protein sayesinde kas ve kemik sağlığı için de son derece önemli. Ek gıda döneminde bebeklerin bile rahatlıkla içebileceği hem çok sağlıklı hem de çok doyurucu bir içecek tarifi olarak öne çıkıyor” diyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Tarifi:&nbsp;</strong>Bir su bardağının dörtte üçü kadar kefiri, yarım çay bardağı suyu, bir küçük muzu ve iki adet kayısıyı blenderden geçirdikten sonra içebilirsiniz. Diyabet hastaları için; kiraz, şeftali, elma ve çilek gibi kan şekerini hızlı yükseltmeyen besinler tercih edilebilir.&nbsp;</p>

<p><strong>SAĞLIKLI REYHAN ŞERBETİ (200 ML/32 KALORİ)</strong><br />
Osmanlı mutfağından günümüze kadar gelen bu vazgeçilmez şerbetin oldukça sağlıklı olduğunu belirten Tokgöz şöyle konuşuyor: “Reyhan, antioksidan-bağışıklık destekleyici ve mide bağırsak yakınmalarına, hazımsızlığa iyi geliyor. Şerbet deyince akla hemen şekerli bir içecek gelse de yüksek şeker ve kalori alımı vücutta yağ olarak depolanıp hızla kilo aldırdığı için rafine şeker kullanmadan da reyhan şerbeti hazırlayabilirsiniz.”</p>

<p><strong>Tarifi:&nbsp;</strong>Bir demet taze reyhanı yıkayıp bir kaseye alın. Üzerine bir litre sıcak su döküp içerisine bir adet kabuk tarçın, beş adet karanfil ve bir adet limon suyu ekleyerek soğuyana kadar bekleyin. Soğuduktan sonra iki yemek kaşığı hurma özü veya balı ekleyip bol buzla servis edebilirsiniz.&nbsp;</p>

<p><strong>SOĞUK ŞEFTALİLİ YEŞİL ÇAY (200 ML/60 KALORİ)</strong><br />
Hazır satılan soğuk çayların yüksek oranda rafine şeker içerdiğini, bu nedenle evde hazırlayarak hem aşırı sıcaklarda serinleyip hem de sağlıklı içecek olarak tüketebileceğinizi belirten Sıla Bilgili Tokgöz, bir su bardağı (200 ml) içeceğin 60 kalori olduğunu söylüyor. Tokgöz şöyle konuşuyor: “Termojenik etkiye bağlı olarak yeşil çay daha fazla enerji harcanmasını sağlıyor. Aynı zamanda yeşil çay polifenolik bileşenlerinin etkisiyle de kilo kaybına ve ödem atmaya da yardımcı oluyor. Ancak içeriğindeki kafein sebebiyle yüksek tansiyonu, kardiyovasküler hastalığı ve böbrek hastalığı olanların dikkat etmesi gerekiyor.”</p>

<p><strong>Tarifi: </strong>İki adet poşet yeşil çayı ya da bir yemek kaşığı dökme yeşil çayı yarım litre kaynatılmış suda demleyin. Soğumaya bırakın. İki adet olgun şeftaliyi bir çay bardağı su ile blenderden geçirip bir sürahiye süzün. Ardından üzerine soğumuş yeşil çayınızı ekleyip buzla servis edebilirsiniz.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 Jul 2024 10:08:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2024/07/bu-icecekler-serinletiyor-ya-kalori-miktarlari-1720595334.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>2023 yılında en çok ölüm, hangi hastalıktan kaynaklandı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/2023-yilinda-en-cok-olum-hangi-hastaliktan-kaynaklandi-28253</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/2023-yilinda-en-cok-olum-hangi-hastaliktan-kaynaklandi-28253</guid>
                <description><![CDATA[TÜİK, Türkiye’de 2023 yılı içerisinde en çok ölüme sebep olan hastalıkları ve vefat eden kişi sayısını verilere döktü. Buna göre ülkemizde geçtiğimiz yıl en çok kalp damar tıkanıklığı kaynaklı ölümler gerçekleşti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>TÜİK, Türkiye’de 2023 yılı içerisinde en çok ölüme sebep olan hastalıkları ve vefat eden kişi sayısını verilere döktü. Buna göre ülkemizde geçtiğimiz yıl en çok kalp damar tıkanıklığı kaynaklı ölümler gerçekleşti.</p><p><strong>BURSA (İGFA) -</strong> Türkiye İstatistik Kurumu, 2023 yılında yaşanan ölümler ile ilgili kapsamlı bir istatistik yayımladı. Bu istatistikte yaş, cinsiyet, yıl ve hastalıklara göre&nbsp;<strong>ölüm istatistikleri</strong>&nbsp;raporlandı.</p>

<p><img height="402" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/07/09/dolasim-sistemi-1720524537-27-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>DOLAŞIM SİSTEMİ HASTALIKLARI</strong></p>

<p>Türkiye’de geçtiğimiz yıl vefat eden vatandaşların çoğunluğu dolaşım sistemi hastalıklarından dolayı hayatını kaybetti. Ülkede 1 senede toplam dolaşım sistemi hastalıklarından 175 bin 509 kişi hayatını kaybetti. Bu kapsamda en çok ölüme neden olan alt&nbsp;<strong>hastalık&nbsp;</strong>ise 74 bin 477 ile iskemik kalp hastalığı yani kalp damar tıkanıklığı oldu.</p>

<p><img height="421" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/07/09/tumor-1720524534-945-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>TÜMÖRLER</strong></p>

<p>2023’te iyi ve kötü huylu&nbsp;<strong>tümörler&nbsp;</strong>79 bin 76 kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı. Bu oranın büyük çoğunluğu bilindiği üzere kötü huylu tümörlerden kaynaklandı. 77 bin 67 kişi kötü huylu tümörler nedeniyle hayatını kaybetti.</p>

<p><img height="421" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/07/09/solunum-sistemi-1720524531-326-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>SOLUNUM SİSTEMİ HASTALIKLARI</strong></p>

<p>2023 yılında 69 bin 319 kişi&nbsp;<strong>solunum sistemi</strong>&nbsp;hastalıkları kaynaklı ölümler gerçekleşti. Bu hastalıkların alt kategorisinde en çok ölümler ise 39 bin 988 ile Pnömoni yani zatürre hastalığında gerçekleşti.</p>

<p><img height="312" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/07/09/dissal-1720524528-814-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>DIŞSAL YARALANMA VE ZEHİRLENME</strong></p>

<p>2023’te toplam 64 bin 540 dışsal yaralanma ve zehirlenme kaynaklı ölüm yaşandı. Bu kategoride en çok ölümlerin gerçekleştiği alt kategori ise ‘kazalar’ oldu.</p>

<p><img height="450" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/07/09/beslenme-endokrin-ve-metabolizma-1720524523-790-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>BESLENME, ENDOKRİN VE METABOLİZMAYLA İLGİLİ HASTALIKLAR</strong></p>

<p>Geçtiğimiz yıl, iç salgı bezini ilgilendiren hastalıklarda 22 bin 175 ölüm gerçekleşti.&nbsp; Bu kapsamda en çok ölüme yol açan alt hastalık ise 15 bin 977 ile diyabet (şeker) hastalığı oldu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/07/09/enfeksiyon-ve-parazit-1720524520-595-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>ENFEKSİYON VE PARAZİT HASTALIKLARI</strong></p>

<p>Enfeksiyon hastalıkları toplamda 19 bin 591 kişinin ölümüne neden oldu. Bu hastalık grubunun alt kategorisinde ise 17 bin 881 ile en çok Septisemi (bakteri) hastalığı can aldı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 Jul 2024 10:08:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2024/07/2023-yilinda-en-cok-olum-hangi-hastaliktan-kaynaklandi-1720595323.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dikkat! Güneş çarpması vakaları arttı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/dikkat-gunes-carpmasi-vakalari-artti-28234</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/dikkat-gunes-carpmasi-vakalari-artti-28234</guid>
                <description><![CDATA[Havaların ısınmasıyla birlikte sıcaklar insanları daha fazla etkilemeye başladı. Güneş çarpmasının başlıca belirtileri arasında baş dönmesi, mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, bilinç bulanıklığı, konuşma bozukluğu ve nöbetlerin yer aldığını kaydeden uzmanlar, ayrıca kalp atış hızında artış veya çarpıntı, kas krampları ve bayılma gibi belirtiler görülebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Havaların ısınmasıyla birlikte sıcaklar insanları daha fazla etkilemeye başladı. Güneş çarpmasının başlıca belirtileri arasında baş dönmesi, mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, bilinç bulanıklığı, konuşma bozukluğu ve nöbetlerin yer aldığını kaydeden uzmanlar, ayrıca kalp atış hızında artış veya çarpıntı, kas krampları ve bayılma gibi belirtiler görülebiliyor.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ali Cankut Tatlıparmak, güneş çarpmasının belirtileri, risk grupları, korunma yöntemleri ve ilk yardım adımları hakkında önemli bilgiler paylaştı.</p>

<p>Doç. Dr. Ali Cankut Tatlıparmak, insan vücudunun, dış ortamın ısısından bağımsız olarak vücut sıcaklığını belli bir derecede tutmaya çalıştığını belirterek, “Güneş çarpmasında temel sorun, bu yeteneğin güneşin direkt veya dolaylı ışınları ve yüksek ortam sıcaklığı nedeniyle kaybedilmesidir. Güneş çarpmasının başlıca belirtileri arasında, ısı düzenleme yeteneğinin bozulmasının beyin başta olmak üzere merkezi sinir sistemi organlarında yaptığı hasara bağlı olarak oluşan baş dönmesi, mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, bilinç bulanıklığı, konuşma bozukluğu ve nöbetler yer alır. Ayrıca kalp atış hızında artış veya çarpıntı, kas krampları ve bayılma gibi belirtiler de görülebilir.” dedi.</p>

<p><strong>GÜNEŞ ÇARPMASI GEÇİREN BİR KİŞİDE HANGİ FİZİKSEL DEĞİŞİKLİKLER GÖZLEMLENİYOR?</strong></p>

<p>Güneş çarpmasının, hafif belirtilerden ciddi semptomlara kadar geniş bir spektrumda kendini gösterdiğini ifade eden Doç. Dr. Ali Cankut Tatlıparmak, “Hastalığın şiddeti, vücudun maruz kaldığı sıcaklık miktarına ve süresine bağlı olarak değişiyor. Hafif vakalarda genellikle bulantı, kusma, baş dönmesi ve baş ağrısı gibi semptomlar görülüyor. Bu belirtiler, her zaman fizik muayene veya kan tahlilleriyle belirgin olmayabilir. Kişi, kendini yorgun ve halsiz hissedebilir, terleme devam eder ve cilt nemli kalabilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>VÜCUT SICAKLIĞININ 40 DERECENİN ÜZERİNE ÇIKMASI ACİL MÜDAHALE GEREKTİRİYOR</strong></p>

<p>Güneş çarpmasının daha ileri vakalarında belirtilerin daha ciddi hale geldiğini kaydeden Doç. Dr. Ali Cankut Tatlıparmak, “Vücut sıcaklığı hızla 40 derecenin üzerine çıkar, bu durum acil müdahale gerektirir. Kişinin cildi genellikle kuru, sıcak ve kırmızı olur çünkü terleme mekanizması bozulur. Merkezi sinir sistemi etkilenir; bu da bilinç bulanıklığı, ajitasyon, koordinasyon kaybı, konuşma güçlüğü, kasılmalar ve bilinç kaybı gibi belirtilere yol açar. Ayrıca, hızlı ve zayıf nabız, hızlı solunum, düşük tansiyon gibi kardiyovasküler değişiklikler de gözlemlenebilir. Bu fiziksel değişiklikler, güneş çarpmasının şiddetini ve acil tıbbi müdahale gerektiğini gösterir.” diye anlattı.</p>

<p><strong>GÜNEŞTEN KAÇINMAK YETERLİ DEĞİL!</strong></p>

<p>“Güneş çarpması ve sıcak çarpması benzer mekanizmalara sahiptir, bu yüzden sadece güneşten kaçınmak yeterli değildir; ortam sıcaklığını da kontrol altında tutmak gereklidir.” diyen Doç. Dr. Ali Cankut Tatlıparmak, “Bulunduğunuz ortamın sıcaklığı çok yüksekse, bu ortamı soğutmak için cam ve pencereleri açarak hava akışını sağlamak, vantilatörler ve klima kullanmak gibi önlemler alınmalıdır. Serin yerlerde dinlenmek ve vücut sıcaklığını kontrol altında tutmak hem güneş çarpmasından hem de sıcak çarpmasından korunmada etkili yöntemlerdir.” dedi.</p>

<p><strong>GÜNEŞ ÇARPMASI DURUMUNDA İLK YARDIM OLARAK NE YAPILMALI?</strong></p>

<p>Doç. Dr. Ali Cankut Tatlıparmak, güneş çarpmasının doğrudan bir tedavisinin olmadığına işaret ederek, “Güneş çarpması yaşandığında sadece hastaneye gidip bir ilaçla iyileşmek mümkün değil. Bu yüzden güneş çarpmasını önlemek ve ilk yardım adımlarını bilmek hayati önem taşıyor. Son günlerde acil servislere güneş çarpması nedeniyle başvuran hasta sayısında belirgin bir artış gözlemliyoruz. Ancak hastalarımız, başvuru esnasında genellikle şikayetlerinin besin zehirlenmesi gibi başka nedenlerden kaynaklandığını düşündüklerini söylüyorlar ve neredeyse hiçbir zaman güneş çarpması yaşadıklarının farkında değiller. Ülke olarak genel sağlık okuryazarlığımız iyi düzeyde olmasına rağmen, güneş çarpması konusunda yeterli bilgiye sahip değiliz. Bu da bu konuda yapılacak ilkyardım becerilerimizi negatif yönde etkiliyor. Bu bağlamda, güneş çarpması durumunda yapılacak ilk yardım adımları hayati önem taşıyor" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Jun 2024 17:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2024/06/dikkat-gunes-carpmasi-vakalari-artti-1719410783.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ağzında yemek tutan çocuklarda dişler daha kolay çürüyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/agzinda-yemek-tutan-cocuklarda-disler-daha-kolay-curuyor-28227</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/agzinda-yemek-tutan-cocuklarda-disler-daha-kolay-curuyor-28227</guid>
                <description><![CDATA[Diş çürüğü oluşumunun gıda tüketimi ile yakından ilişkili olduğunu belirten uzmanlar, gıdaların fiziksel ve kimyasal yapıları, tüketim zamanları, sıklıkları ve ağızda kalma sürelerinin diş sağlığı açısından son derece önemli olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diş çürüğü oluşumunun gıda tüketimi ile yakından ilişkili olduğunu belirten uzmanlar, gıdaların fiziksel ve kimyasal yapıları, tüketim zamanları, sıklıkları ve ağızda kalma sürelerinin diş sağlığı açısından son derece önemli olduğunu söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Barış Karabulut, diş çürüğü oluşumunun, gıda tüketimi ile yakından ilişkili olduğunu belirtti.</p>

<p>Çürüklerin temel nedeni yetersiz diş fırçalama alışkanlıkları olarak bilinse de esas etken gıdalar olduğuna dikkati çeken&nbsp;Doç. Dr. Karabulut, "Beslenme, bireyin enerji üretimi ve yeni doku oluşumu için alması gereken maddelerin bütününü ifade ederken, diyet ise kişinin gün boyu tükettiği tüm gıdaların toplamıdır. Diyet ve beslenme arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Gıdaların fiziksel ve kimyasal yapıları, tüketim zamanları, sıklıkları ve ağızda kalma süreleri diş sağlığı açısından son derece önemlidir.” diye konuştu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1718782351-bar-karabulut-1718783975-692.jpeg" width="750" /></p>

<p>Özellikle çocuklarda bu konuda dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Barış Karabulut, “Çocukların gün boyunca alabilecekleri gıdaların belirli saatlerde tüketilmesi önemlidir. Annenin hamilelik döneminde yeterli gıdaları alması, çocuğun diş gelişimi için son derece önemlidir.” dedi.</p>

<p>“Diş çürüğü ile ilgili yaygın yanlış inanışlardan biri, çürüğün genetik yani kalıtımsal olduğudur.” diyen Doç. Dr. Barış Karabulut, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Kalıtımsal olan faktörler tükürük yapısı, diş büyüklüğü, diş eksikliği ve fazlalığı gibi oluşumlardır. Çürük, kalıtımsal bir hastalık değildir. Çürük, ağızda bulunan gıdaların mikroorganizmalar tarafından asitle parçalanmasıyla diş yapısından mineral çözünmesi sonucunda oluşur. Dolayısıyla, çürük önlenebilir bir hastalıktır. Annenin hamileliği boyunca yeterli vitamin, mineral ve protein alması, çocuğun diş yapısının daha sağlıklı olmasını sağlar. Bu süreçte annenin dengeli ve yeterli beslenmesi, çocuğun ilerleyen yaşlarda diş sağlığı açısından önemli bir etkiye sahiptir. Hamilelik süresince yeterli besin alımının yanı sıra, annenin diş sağlığına da özen göstermesi gerekmektedir. Dişler çıktıktan sonra, çocuğun beslenmesi diş çürüğünün oluşup oluşmaması açısından kritik bir faktördür. Çocukların tükettikleri gıdaların türü, sıklığı ve ağızda kalma süreleri, diş çürüğü riskini etkiler. Şekerli ve asitli gıdaların sık tüketimi, diş çürüğü riskini artırırken, sağlıklı ve dengeli beslenme diş sağlığını korur. Bu nedenle, çocukların beslenme alışkanlıklarının doğru yönlendirilmesi ve diş bakımının ihmal edilmemesi gerekmektedir.”</p>

<p>Çocuklarda diş çürümesine neden olan birçok faktör olduğunu ifade eden Doç. Dr. Barış Karabulut, annenin hamilelik döneminde aldığı D vitamini, protein ağırlıklı beslenme, kalsiyum ve fosfat gibi mineraller ile çeşitli vitaminlerin alımının, çocuğun süt dişlerinin sağlığı açısından son derece önemli olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Çocuğun kalıcı dişlerinin sağlığının ise doğumdan sonraki beslenmesi ile yakından ilişkili olduğunu belirten Doç. Dr. Karabulut, diş sağlığını korumak için öncelikle, ailelerin çocukları beslenme konusunda zorlamamaları gerektiğine vurgu yaptı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Jun 2024 19:54:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2024/06/agzinda-yemek-tutan-cocuklarda-disler-daha-kolay-curuyor-1718816092.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Damar tıkanıklığı tedavisinde yeni nesil yöntemler!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/damar-tikanikligi-tedavisinde-yeni-nesil-yontemler-28106</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/damar-tikanikligi-tedavisinde-yeni-nesil-yontemler-28106</guid>
                <description><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Onur Taşar, damar tıkanıklığı tedavisinde yeni yöntemleri  anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Onur Taşar, damar tıkanıklığı tedavisinde yeni yöntemleri  anlattı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong>Günümüzün en ciddi sağlık sorunlarından biri olan damar tıkanıklıklarının görülme sıklığı dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de giderek artıyor.</p>

<p>Artık genç yaşlarda da ortaya çıkabilen damar tıkanıklığı tedavi edilmediğinde kalp krizi ile doku ve organ kaybına yol açarak hayatı tehdit edebiliyor! Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Onur Taşar “Genetik yatkınlık, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, sigara, alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, diyabet, stres ve hareketsiz yaşam gibi etkenlerle son yıllarda hızla yaygınlaşan bu hastalığın tedavisi kadar, ortaya çıkmasının ve nüksetmesinin önlenmesi de temel hedefimiz olmalıdır” dedi.</p>

<p>Teknoloji ve tıpta yaşanan hızlı gelişmeler sayesinde artık damar tıkanıklığı tedavisinin daha etkili yapılabildiğini belirten Doç. Dr. Taşar, bunun yanı sıra bilimsel çalışmalar ışığında alacağımız basit ama etkili tedbirlerle bu ciddi sorundan büyük ölçüde korunmanın mümkün olduğunu vurguluyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Onur Taşar damar tıkanıklıklarını önlemenin 7 etkili yolunu ve tedavide yeni nesil yöntemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p><img height="508" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1714140971-98691-1714491166-338.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>BESLENME ALIŞKANLIKLARINIZI GÖZDEN GEÇİRİN</strong></p>

<p>Doymuş yağlardan zengin hayvansal yağlar yerine bitkisel kökenli doymamış yağ asitleri içeren sıvı yağlar tüketin. Akdeniz tipi beslenmeyi benimsenmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Taşar, "Şeker, beyaz ekmek vb nişastalı ürünlerden uzak durun. Günlük tuz tüketiminde 5 gramı aşmayın. Liften zengin tam tahıllar, meyveler, sebzeler, baklagiller ve kuruyemişler de damar tıkanıklıklarını önleyen temel gıdalar olarak sayılabilir.<strong> </strong>Haftada en az bir porsiyon fırında pişirilmiş balık tüketin. Özellikle kendinden yağlı balıklar zengin omega-3 yağ asidi kaynaklarıdır ve damar tıkanıklığından korur. Kırmızı eti de haftada 500 gramı geçmemek şartıyla mümkün olduğunca yağsız olanlardan yemeli, işlenmiş kırmızı et ve et ürünlerinden olabildiğince uzak durmalıyız" diye konuştu.</p>

<p>Günde 2,5 litre su tüketmek genel vücut sağlığı gibi damarlarımızın sağlığı açısından da çok önemli olduğunu kaydeden Doç. Dr. Onur Taşar, "Yeterli sıvı tüketimi dolaşımı düzenler ve damarları korur. Ancak sıvı tüketiminin su, ayran, kefir gibi içeceklerden karşılanması, şekerli ve gazlı içeceklerin zararları nedeniyle bu tür içeceklerden kaçınılması gerekir" dedi.</p>

<p><strong>UYKU SAATLERİNİ DÜZENLEYİN</strong></p>

<p>Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Onur Taşar; düzenli, yeterli ve kaliteli uykunun da damar sağlığı açısından önemli rolü olduğunu belirterek, özellikle gece saatlerinde en az 7-8 saat uyumak gerektiğini söylüyor. ‘Az uyku bana yetiyor’ şeklinde düşünülmemesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Taşar, vücudumuzun gece uykusunda kendini yenilediği göz önüne alınarak özellikle gece 23:00’den itibaren mutlaka uykuda olunması gerektiğini vurguluyo</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Apr 2024 21:51:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2024/04/damar-tikanikligi-tedavisinde-yeni-nesil-yontemler-1714503070.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanı uyardı! Kulaklarınıza bir şey sokmayın!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/uzmani-uyardi-kulaklariniza-bir-sey-sokmayin-28080</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/uzmani-uyardi-kulaklariniza-bir-sey-sokmayin-28080</guid>
                <description><![CDATA[Kulaklarınıza bir şey sokmayın, temizlemeye çalışmayın!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kulaklarınıza bir şey sokmayın, temizlemeye çalışmayın!</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, kulak ve işitme sağlığını koruma konusunda bilgi verdi.</p>

<p>İşitme sağlığı için sağlam bir kulak olması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Sağlıklı kulak için sağlıklı bir beyin olması gereklidir. Bu nedenle her zaman dinlemeli, kulağınızın bakımını yapmalıyız. İşitmek, fonksiyonel bir iş değil, kendi kendinizi işitirsiniz ama bunu dinlemek gerekiyor. Bu aktif bir süreçtir, dinamik ve enerji harcanan. Beyin de bu süreci anlamak için çalışır.” dedi.</p>

<p><strong>KULAKLARA NELER YAPILMAMALI?</strong></p>

<p>“Kulak sağlığı için en önemli şey; kulaklar silinmemeli, temizlenmemeli, kurulanmamalı, kaşınmamalı, karıştırılmamalı ve travmalardan korunmalı” diyen Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, kulak sağlığıyla ilgili şu önemli bilgileri verdi:</p>

<p>“Kulak kiri aslında bir şey değildir, kulakta bulunan bir yağ dokusudur. Bu nedenle kulaklarınıza bir şey sokmayın, temizlemeye çalışmayın. Kulak sağlığını tehdit eden asıl konu ise ototoksik ilaçlardır. Herhangi bir kulak problemi yaşayan kişilerin doktora gittiğinde ototoksik ilaçlardan uzak durmaları gerekmektedir.”</p>

<p><strong>GÖZLÜK NE İSE, İŞİTME CİHAZI DA O…</strong></p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, işitme problemi yaşayan kişilerin işitme cihazlarına ön yargılı olmamaları gerektiğine de işaret ederek, “Gözlük ne kadar önemliyse, işitme cihazları da o kadar önemlidir. Doktor önerisi varsa, kesinlikle kullanılmalı ve net bir işitme sağlanmalıdır. Çünkü gözler kapalıyken birçok tehlikeyi duymak mümkün olmayabilir, ancak kulaklar hiçbir zaman kapanmazlar.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Apr 2024 22:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2024/04/uzmani-uyardi-kulaklariniza-bir-sey-sokmayin-1713122846.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Brokoli 5 dakikadan fazla pişirilmemeli!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/brokoli-5-dakikadan-fazla-pisirilmemeli-28078</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/brokoli-5-dakikadan-fazla-pisirilmemeli-28078</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, brokolinin haftada 2 gün tüketilmesinin 8 faydasını paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, brokolinin haftada 2 gün tüketilmesinin 8 faydasını paylaştı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Daha sağlıklı ve zinde bir bünyeye sahip olabilmek için beslenmede sebze-meyve dengesinin sağlanması önemli.</p>

<p>Brokolinin lif ve karbonhidrat bakımından oldukça zengin olduğunu paylaşan Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, brokoliden maksimum düzeyde faydalanmak için 5 dakikadan fazla pişirmemek gerektiğine dikkati çekti. Uzun süre pişirilen brokolide yüzde 60 oranında vitamin ve besin kaybı ortaya çıktığını belirten Eren, "Bu kaybı önlemek için pişirme süresi kadar pişirme yöntemi de oldukça önemli, mutlaka buharda pişirme veya haşlama seçeneklerinden biri tercih edilmeli” dedi.</p>

<p>Brokolinin guatrojen içeren bir besin olduğunu dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Guatrojenik besinler vücudun iyot kullanma yeteneğini engellediği için kişinin tiroit fonksiyonlarını bozabilir. Özellikle tiroitte nodülleri olan bireylerin çiğ brokoli tüketimine dikkat etmesi gerekir. Aynı zamanda brokoli, yüksek miktarda K vitamini içerdiği için kanın pıhtılaşmasını sağlar. Bu sebeple kan sulandırıcı ilaç kullananlar da tüketmeleri gereken brokoli miktarını doktorlarına danışmalı” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>BROKOLİNİN 8 FAYDASI</strong></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, brokolinin haftada 2 gün tüketilmesinin 8 faydasını paylaştı:</p>

<ul>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; K vitamini ve kalsiyum bakımından zengin olduğu için kemik sağlığını destekler.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Antioksidanlar açısından zengindir. Vücudu serbest radikallere karşı koruyarak oksidatif stresi azaltır.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; İçerdiği lutein ve zeaksantin antioksidanlarıyla göz sağlığını güçlendirir.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sahip olduğu biyoaktif bileşenler sayesinde kanser riskini azaltmaya yardımcı olur. Özellikle meme, prostat ve kolorektal kanserler üzerinde olumlu etkileri olduğu gözlemlenmiştir.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; C vitamini açısından zengin olduğundan, bağışıklık sistemini güçlendirir ve hastalıklara karşı direnci artırır.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yaşlanmayı yavaşlatır, ciltteki kırışıklıkları önler.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sindirim sürecini düzenleyen ve kabızlık riskini azaltan lif bakımından zengindir. İyi bir lif kaynağı olması nedeniyle diyabet hastalarının da kan şekerini düzenlemeye yardımcı olur.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kalp sağlığına iyi gelir.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Apr 2024 22:24:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2024/04/brokoli-5-dakikadan-fazla-pisirilmemeli-1713122648.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akıllı ilaçlar güdümlü füze gibi!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/akilli-ilaclar-gudumlu-fuze-gibi-28002</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/akilli-ilaclar-gudumlu-fuze-gibi-28002</guid>
                <description><![CDATA[Kullanılan akıllı ilaçların kanser hücresini tanıdığını ve hedefe yöneldiğini vurgulayan Prof. Dr. Necdet Üskent,  en akıllılarının tümör hücresindeki genetik mutasyon denilen özel yapısal farlılıkları fark eden ve ona yönelen ilaçlar olduğunu belirterek, bu ilaçları güdümlü füzeye benzetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kullanılan akıllı ilaçların kanser hücresini tanıdığını ve hedefe yöneldiğini vurgulayan Prof. Dr. Necdet Üskent, en akıllılarının tümör hücresindeki genetik mutasyon denilen özel yapısal farlılıkları fark eden ve ona yönelen ilaçlar olduğunu belirterek, bu ilaçları güdümlü füzeye benzetti.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kanser tedavisinde hedefe yönelik olan akıllı ilaçlar, hedef tedavi olarak da isimlendirilen bir yöntem.</p>

<p>Klasik kanser tedavisinde kullanılan kanser ilaçları bütün hücreleri hedef aldıkları için saç, sakal, tırnak ve kemik iliğinde üretilen kan hücreleri gibi fizyolojik olarak çoğalan normal hücrelere de zarar verdiğini belirten Prof. Dr. Necdet Üskent, “Kanser tedavisi esnasında saç ve sakal dökülmesi, ağızda yaralar oluşması, yaraların geç kapanması gibi yan etkiler görülebilir. Sadece tümörü hedef alan akıllı ilaç tedavilerinde ise sadece kanser hücreleri tedaviden etkilenir” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Pek çok akıllı ilaç olduğundan ve bu ilaçların kanser tedavisinde çığır açtığından söz eden Prof. Dr. Necdet Üskent, yeni geliştirilen ilaçların kanser hücresini intihara sürüklediğini, yani tümörün kendi kendini yok ettiğini de vurguladı.</p>

<p>Kanserin, “mutasyon” adı verilen, normal vücut hücrelerinin genetik yapısında meydana gelen yapı değişiklikleri sonucu ortaya çıktığını ve hem amaçsız hem kontrolsüz bir hücre çoğalması ile sonuçlandığını belirten Prof. Dr. Necdet Üskent, “Genetik mutasyonları bir çeşit bilgisayar programının şifresinin bozulması gibi düşünebilirsiniz. Mutasyon dediğimiz bu gen değişiklikleri ile kanser hücrelerinde büyüme gelişme ve yayılma özelliği gözlemlenmeye başlar. Bu değişikliklerin ancak yüzde 10’u anne ve babadan intikal eden kalıtsal mutasyonlarken, yüzde 90'ı sonradan oluşan ve “somatik” olarak adlandırılan mutasyonlardır. Mutasyonların yol açtığı bu kontrolsüz yayılmayı durduran moleküller, akıllı ilaçların bir kısmını oluşturur. Hemen hemen her kanser çeşidinde tümörün gelişmesini tetikleyen Driver (Şoför) dediğimiz bir çeşit baskın genetik değişiklikler saptanmış ve bunların bir kısmına da özel ilaçlar geliştirilmiştir. Akıllı ilaçlar, kansere neden olan mutasyona yönelik olarak dizayn edilirler. Etkinliği kanıtlanmış ve piyasaya sürülmüş çok sayıda akıllı ilaç vardır. Bunlar spesifik bir organa değil de mutasyona yönelik ilaçlar olduğundan birden fazla kanser çeşidinde de işe yarayabilirler. Örneğin gende mutasyon saptandığı takdirde; akciğer, meme ve mide kanserlerinde HER-2 reseptörünün baskılanması ile etkin tedavi sağlanabilir” diye konuştu.</p>

<p>İlk akıllı ilacın 2000’li yılların başında, o zamanlar için tedavisi imkânsız görülen lösemi yani kan kanserine yönelik olarak bulunduğunu paylaşan Prof. Dr. Üskent, “O zaman için birkaç yıl yaşayabilen hastalar bugün iyileşebiliyor, yani özel tedavi yöntemi sayesinde 20-25 yıl sorunsuz yaşayabiliyorlar. Bu ilk bulgudan sonra araştırmacılar mutasyon dediğimiz ve tümör gelişimine neden olan özel gen yapısı değişikliklerini her kanserde aramaya başladılar ve 2007’li yıllarda akciğer kanserinde EGFR isimli özel mutasyonu buldular. Araştırmalar devam ettikçe cilt, meme ve mide kanserlerinde de böyle mutasyonların varlığı ortaya çıktı. Günümüzde akciğer kanserlerinin yüzde 15-20 civarı akıllı ilaçlardan faydalanabiliyor, bu oran sigara içmeyen ve kadın hastalarda artıyor” bilgilerini verdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 Mar 2024 11:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2024/03/akilli-ilaclar-gudumlu-fuze-gibi-1711614369.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>En sık görülen yeme bozukluğu; duygusal yeme</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/en-sik-gorulen-yeme-bozuklugu-duygusal-yeme-27924</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/en-sik-gorulen-yeme-bozuklugu-duygusal-yeme-27924</guid>
                <description><![CDATA[Duygusal yemenin, olumsuz duygulara karşılık olarak gelişen ve aşırı yeme eğilimini gösteren bir davranış bozukluğu olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Duygusal yeme özellikle olumsuz emosyonlar denilen yoğun stres, anksiyete, depresyon, kızgınlık, öfke ve hüzün gibi duygu yoğunlukları yaşandığında daha çok tetiklendiği biliniyor.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Duygusal yemenin, olumsuz duygulara karşılık olarak gelişen ve aşırı yeme eğilimini gösteren bir davranış bozukluğu olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Duygusal yeme özellikle olumsuz emosyonlar denilen yoğun stres, anksiyete, depresyon, kızgınlık, öfke ve hüzün gibi duygu yoğunlukları yaşandığında daha çok tetiklendiği biliniyor.” dedi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, 26 Şubat-3 Mart 2024 tarihleri arasındaki Yeme Bozukluğu Farkındalık Haftasına dikkat çekerek, yeme bozuklukları ve psikoloji konusunu değerlendirdi.</p>

<p>Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, sağlıklı olabilmenin ön koşullarından birinin yeterli ve dengeli beslenmek olduğunu ifade ederek, “Bu kontrolü bazı metabolik, psikolojik ya da sosyolojik faktörler nedeni ile kaybettiğimizde çeşitli beslenme sorunları yaşanıyor. Bunlar arasında en sık karşımıza çıkan çeşidi ise duygusal yemedir.” dedi.</p>

<p>Duygusal yemenin, olumsuz duygulara karşılık olarak gelişen ve aşırı yeme eğilimini gösteren bir davranış bozukluğu olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Ruh halinde gelişen olumsuzlukları kontrol etme dürtüsü ile ortaya çıkan bu yeme davranışında normalden çok daha fazla yemek yeme, gerekenden daha yağlı, tuzlu ve şekerli yeme davranışları gözleniyor.” diye konuştu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1709029663-zgenur-ta-k-n-1709036111-358.jpeg" width="750" /></p>

<p>Duygusal yemeyi özellikle olumsuz emosyonlar tetiklediğini ifade eden Taşkın, “Bunun sonucunda ise duygusal yemenin özellikle olumsuz emosyonlar denilen yoğun stres, anksiyete, depresyon, kızgınlık, öfke ve hüzün gibi duygu yoğunlukları yaşandığında daha çok tetiklendiği ortaya çıkarmıştır.” dedi.</p>

<p>Duygusal yemenin düşük benlik saygısı ve yetersizlik duygularıyla ilişkili olduğunun da saptandığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, şunları kaydetti:</p>

<p>“Kişilerin hayatlarında yaşadıkları olumsuzluklar yemek alışkanlıklarını ciddi anlamda etkiliyor. Ayrılıklar, aldatılmalar, kayıplar, işsizlik gibi yaşanan olumsuzluklar kişide ciddi anlamdan bir boşluk hissi yaratıyor. Yalnızlık duygusuyla baş edilememesiyle yeme bozuklukları başlayabiliyor ve sonrasında kişiler aidiyet duygusunu yitirebiliyor.&nbsp; Bu noktada boşluğu yemek yiyerek doldurmaya çalışıyorlar. Oysa üzgün, öfkeli, yalnız, bitkin ya da sıkılmış olduğunuzda sorunun çözümünü bulacağınız adres buzdolabı değil. Bilmemiz gereken en önemli nokta, duygusal açlığın yiyecekler ile doldurulamayacağıdır.&nbsp; İnsan yemek yediği anda kendini iyi hissedebilir ama yemek bittiğinde duygular bitmez üstelik kötü duyguların üstüne bir de fazladan alınan kilolar eklenebilir. Bilinçsizce yemek yeme yerine bilinçli yemeyi öğrenebilirsiniz”.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 27 Feb 2024 21:45:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2024/02/en-sik-gorulen-yeme-bozuklugu-duygusal-yeme-1709059518.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Obeziteli bireyler için yılda bir kez iç hastalıkları muayenesi şart</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/obeziteli-bireyler-icin-yilda-bir-kez-ic-hastaliklari-muayenesi-sart-27896</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/obeziteli-bireyler-icin-yilda-bir-kez-ic-hastaliklari-muayenesi-sart-27896</guid>
                <description><![CDATA[Nev Bandırma Dahiliye Bölümü’nden Uzm. Dr. Cem Balta, obezite ile ilişkili hastalıklar, obezitenin tedavi süreci ve en geç yılda bir kez yapılması gereken iç hastalıkları muayenesinin obeziteli bireyler için önemi hakkında bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nev Bandırma Dahiliye Bölümü’nden Uzm. Dr. Cem Balta, obezite ile ilişkili hastalıklar, obezitenin tedavi süreci ve en geç yılda bir kez yapılması gereken iç hastalıkları muayenesinin obeziteli bireyler için önemi hakkında bilgiler verdi.</p><p><strong>BALIKESİR (İGFA) -&nbsp;</strong>Dünya genelinde halk sağlığını tehdit eden en önemli hastalıklardan biri obezite olarak karşımıza çıkıyor.</p>

<p style="text-align: justify;">Nev Bandırma Dahiliye Bölümü’nden Uzm. Dr. Cem Balta, obezite ile ilişkili hastalıklar, obezitenin tedavi süreci ve en geç yılda bir kez yapılması gereken iç hastalıkları muayenesinin obeziteli bireyler için önemi hakkında bilgiler verdi.</p>

<p style="text-align: justify;">Obezitenin vücut yağ kütlesi miktarının yağsız kütleye göre artmış olması durumu olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Cem Balta, “21.yy’da çağımızın sağlık sorunu olan obezite fizyolojik, psikolojik, genetik, çevresel ve sosyoekonomik nedenleri olan multifaktöriyel bir hastalıktır. Obezite ile ilişkili hastalıklar ve sorunlar çeşitli organları etkileyerek yaşam süresini kısaltmaktadır. Araştırmalar yüksek Vücut Kütle İndeksi (VKİ) ‘nin genel yaşam beklentisini 10 yıla kadar azalttığını göstermektedir” dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"><img height="750" src="https://www.igfhaber.com/static/uz/uzm-dr-cem-balta-1707908264-696.jpeg" width="750" /></p>

<p style="text-align: justify;"><b>BİRÇOK HASTALIK OBEZİTE İLE İLİŞKİLİ</b></p>

<p style="text-align: justify;">Tip 2 Diyabet, hipertansiyon, dislipidemi, kalp yetmezliği, obstrüktif uyku apne sendromu, karaciğer yağlanması-siroz, prediyabet, osteoartrit, polikistik over sendromu gibi birçok hastalığın obeziteyle ilişkisi olduğunu belirten Uzm. Dr. Cem Balta, bu hastalıkların kardiyovasküler ölüm riskini de artırdığını vurguladı.</p>

<p style="text-align: justify;"><b>OBEZİTE YETERİNCE TANI ALAMAMAKTA VE YETERİNCE TEDAVİ EDİLEMEMEKTE</b></p>

<p style="text-align: justify;">Uzm. Dr. Balta, “Obezite dünya genelinde 650 milyon yetişkini etkilemektedir. Bu sayı, dünya nüfusunun ’üne tekabül etmektedir. Hem sağlık çalışanları hem de obeziteli bireyler, obezitenin kronik bir hastalık olduğunu kabul etseler de; obezite yeterince tanı alamamakta ve yeterince tedavi edilememektedir. Kanıta dayalı obezite tedavisi olan bireyler %20’nin altında kalmaktadır” diye belirtti.</p>

<p style="text-align: justify;"><b>YAŞAM KALİTESİNİ ARTIRMAK İÇİN TEDAVİ ELZEM</b></p>

<p style="text-align: justify;">Obezite tedavisinin hem sağlıklı yaşlanmayı sağlamak hem de yaşam kalitesini iyileştirmek için elzem olduğunu belirten Uzm. Dr. Cem Balta, “Kalp sağlığı için, Tip-2 Diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi, non-alkolik steatohepatit (karaciğer yağlanması) ve buna bağlı siroz gelişiminin önüne geçilmesi için tedavi hedefi belirlenmelidir. Tedavide uygun diyet eğitimi, beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi kilo yönetiminin temel taşıdır. Bunun yanında farmakolojik (ilaçlı) tedavi de günümüzde kanıtlı, oldukça etkin tedavi yöntemidir. Bariyetrik cerrahi, obezite yönetimi için üçüncü basamakta önerilen mevcut en etkili müdahaledir ve obezite ile ilişkili ciddi komplikasyonların yönetimi için uygulanır” dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"><b>EN GEÇ YILDA BİR KEZ İÇ HASTALIKLARI MUAYENESİ GEREKLİ</b></p>

<p style="text-align: justify;">Uzm. Dr. Balta, “Obeziteli bireylerin mutlaka en geç yılda bir iç hastalıkları muayenesi yaptırması, karaciğer fonksiyon testleri, kan lipid profili, açlık kan şekeri ve/veya HbA1c testlerini kontrol ettirmesi önerilir. Yaş, genetik faktörler, eşlik eden hastalıklar dikkate alınarak, obezite tedavi seçeneği belirlenmelidir” diyerek sözlerine son verdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 14 Feb 2024 23:03:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2024/02/obeziteli-bireyler-icin-yilda-bir-kez-ic-hastaliklari-muayenesi-sart-1707941017.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeme alışkanlığı bebeklikten kazanılıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/yeme-aliskanligi-bebeklikten-kazaniliyor-27810</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/yeme-aliskanligi-bebeklikten-kazaniliyor-27810</guid>
                <description><![CDATA[Çocuklar aileyi kontrol altında tutmak istiyorsa da yemek istemiyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklar aileyi kontrol altında tutmak istiyorsa da yemek istemiyor</p><p>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;Çocuklarda belli durumlarda iştahsızlık yaşandığına işaret eden uzmanlar, enfeksiyon durumunda çocuklarda iştahsızlık olabileceğini ifade ediyor. Yemek istememenin psikolojik nedenlerine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı&nbsp;Hülya&nbsp;Yiğit, “Çocuk aileyi kontrol altında tutmak istiyor olabilir ya da yemek ortamından hoşlanmıyor olabilir.” dedi.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi&nbsp;NPİSTANBUL Hastanesi&nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı&nbsp;Hülya&nbsp;Yiğit, çocuklarda beslenme konusunu değerlendirdi.</p>

<p>Çocukların neden yemek istemediklerine ilişkin Beslenme ve Diyet Uzmanı&nbsp;Hülya&nbsp;Yiğit, “Öncelikle yemeğin ne zamanda ne şekilde sunulduğu çok önemli. Enfeksiyon durumunda çocuklarda iştahsızlık olabilir. Bu noktada proteinli besinleri çocuklara vermek gerekiyor. Psikolojik sebeplere gelecek olursak çocuk aileyi kontrol altında tutmak istiyor olabilir ya da yemek ortamından hoşlanmıyor olabilir.&nbsp; Porsiyonları çocuğun kendisi ayarlaması gerekiyor. Bu şekilde ilerlenirse beslenme sağlıklı bir süreç haline gelmiş olur.” dedi.</p>

<p>Beslenme sürecinin ilk başta anne sütü ile başladığını ve 6 aydan sonraki sürecin çok önemli olduğunu dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, &nbsp;“Çünkü yeme alışkanlığı bebeklikten kazanılıyor.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 13 Jan 2024 20:46:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2024/01/yeme-aliskanligi-bebeklikten-kazaniliyor-1705167993.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cep telefonsuz tuvalete dahi girmiyoruz!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/cep-telefonsuz-tuvalete-dahi-girmiyoruz-27808</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/cep-telefonsuz-tuvalete-dahi-girmiyoruz-27808</guid>
                <description><![CDATA[Nomofobi adı verilen cep telefonu bağımlılığının sosyal, üretkenlik ve ruh sağlığına dair pek çok sorunu beraberinde getirdiğini dile getiren uzmanlar, cep telefonundan uzak kaldığında huzursuz hissedenlerin çok olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nomofobi adı verilen cep telefonu bağımlılığının sosyal, üretkenlik ve ruh sağlığına dair pek çok sorunu beraberinde getirdiğini dile getiren uzmanlar, cep telefonundan uzak kaldığında huzursuz hissedenlerin çok olduğunu söyledi.</p><p>İSTANBUL (İGFA) - Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal,&nbsp;telefonsuz kalma korkusu anlamına gelen nomofobi hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Modern çağın en önemli katkılarından birinin şüphesiz cep telefonları olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal,&nbsp;“Hayatımızı kolaylaştırmak ile hayatımızı ele geçirmek arasındaki farkı değerlendirirken ‘nomofobi’ kavramına da değinmekte fayda var. Nomofobi kelimesi ‘no-mobile-phone phobia’nın kısaltmasıdır ve telefonsuz kalma korkusu anlamına geliyor.” dedi.</p>

<p><strong>Gelen herhangi bir bildirimi kaçırma korkusuyla sıklıkla ekranı kontrol ediyorlar</strong></p>

<p>Cep telefonlarının sosyal medya kullanmak, iletişim sağlamak, bilgiye erişmek, eğlence, vakit geçirmek gibi çeşitli amaçlarla hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal,&nbsp;şöyle devam etti:</p>

<p>“Öyle ki bazı bireyler cep telefonundan ayrı kaldığında sıkıntılı bir hal ortaya çıkıyor. Peki herhangi bir zamanda cep telefonunuzdan uzak kaldığınızda huzursuz hisseder misiniz? Nomofobiden söz ediyorsak bu soruya vereceğiniz cevap ‘Evet’ olacaktır. Birey telefonunu bir an önce tekrar eline alma beklentisi içinde olur. Şarjı azalan veya biten telefon bu kişiler için endişe kaynağıdır. Gelen herhangi bir bildirimi kaçırma korkusuyla sıklıkla ekranı kontrol ederler. Sanal ortamda kendini var etmeye alışkın bu bireyler gerçek ortamda etkileşimde bulunmayı tercih etmezler veya ortamda yalnızca bedenen bulunurlar; tüm ilgileri akıllı telefonlarındadır.”</p>

<p><strong>Hayatın her alanına eşlik ediyor</strong></p>

<p>Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal,&nbsp;sosyal ortamlardaki olumsuz etkisinin yanı sıra üretkenlik açısından da verimin düşmesine neden olduğunu ifade ederek, “Bir öğrenci veya çalışan kimse, odağını telefondan uzaklaştıramadığı için kendi işine odaklanmakta güçlük çekiyor. Yanından ayıramadığı bu nesne, artık birey ile yemek masasına, tuvalete, spora, yatağa kısacası her alana eşlik etmeye adaydır.” dedi.</p>

<p><strong>Çocuk ve ergenlere sınır koymak önemli</strong></p>

<p>Cep telefonlarının en yaygın kullanıcılarının ergenler ve genç yetişkinler olduğunu ve nomofobinin de bu yaş gruplarında sık görülebileceğini söylemenin mümkün olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal,&nbsp;şunları dile getirdi:</p>

<p>“Öte yandan işi nedeniyle mobil cihazları ve sosyal medyayı yoğun kullanan kitle de bu anlamda riskli gruptur. İş, eğitim veya iletişim kurma zorunlulukları nedeniyle belirli bir grubun cep telefonundan uzak kalması çok elverişli olmasa da ergenler için aynı şeyi söyleyemeyiz. Ebeveynlerin gençlere sağlıklı bir alan açmasını desteklesek de bu alanın elbette bir çerçevesi olmalıdır. Cep telefonunun hangi amaçla, hangi ortamlarda ne kadar süre ile kullanılacağının sınırı önemlidir.</p>

<p>Bu durumu yasaklar, nasihatler üzerinden izah etmek yerine doğru iletişim ile onları yönlendirmek daha uygun olacaktır. Sanal ortama daha kısıtlı yer verildiği, gerçek deneyimlerin kıymetli olduğu dünyayı tanıtma konusunda ailelere aktif bir rol düşmektedir. Teknoloji ve cep telefonunda da diğer bağımlılık türlerinde olduğu gibi aileler ve gençler arasındaki sağlıklı iletişim, ilgi ve alaka çoğu sorunun fark edilip yönetilmesinde kritik bir öneme sahiptir.”</p>

<p><strong>Nomofobi nasıl tedavi edilir?</strong></p>

<p>Nomofobi tedavisine de değinen Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal, “Nomofobi tedavisinde bu davranışın sıklaşmasının ve işlevselliği olumsuz etkilemesinin altında yatan diğer meseleleri ele almak gerekecektir. Bireylerin gereksinimlerini, hayatta kalmaya dair kaygılarını, cep telefonunun onun için nasıl bir anlam ifade ettiğini doğru değerlendirmeden cep telefonundan uzaklaşmasını beklemek çok gerçekçi değildir. Bu noktada ruh sağlığı profesyonellerinden, özellikle bağımlılık uzmanlarından yardım almak faydalı olacaktır.” dedi.</p>

<p>Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, bireyin iş birliği ve ailenin-sosyal çevrenin desteğiyle birlikte tedavi planı oluşturulması gerektiğini dile getirerek, “Psikiyatri değerlendirmesi, çeşitli psikoterapi yöntemleri, dijital detoks, riskleri azaltma, sosyal desteğin yapılandırılması gibi müdahalelerden yararlanılabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 13 Jan 2024 20:46:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2024/01/cep-telefonsuz-tuvalete-dahi-girmiyoruz-1705167974.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Son yıllarda görülme sıklığı arttı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/son-yillarda-gorulme-sikligi-artti-27686</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/son-yillarda-gorulme-sikligi-artti-27686</guid>
                <description><![CDATA[Boyun ağrısı tüm dünyada bel ağrısından sonra en sık görülen bölgesel ağrıyı oluşturuyor. Her 3 kişiden 1’i hayatı boyunca en az bir kez boyun ağrısı çekiyor. Son yıllarda cep telefonu ve bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasına paralel olarak boyun ağrısı görülme sıklığı da giderek artıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Boyun ağrısı tüm dünyada bel ağrısından sonra en sık görülen bölgesel ağrıyı oluşturuyor. Her 3 kişiden 1’i hayatı boyunca en az bir kez boyun ağrısı çekiyor. Son yıllarda cep telefonu ve bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasına paralel olarak boyun ağrısı görülme sıklığı da giderek artıyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Boyun ağrısı genellikle duruş bozukluğu ve boyun fıtığı gibi etkenler sonucu görülse de birçok önemli hastalığın habercisi de olabiliyor.</p>

<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai,&nbsp; erken tanı birçok hastalıkta hayat kurtarıcı olabileceği için boyun ağrılarını hafife almamak gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p>"Şiddetli ağrılarda hasta zaten mutlaka doktora başvuruyor önemli olan, tedaviye rağmen bir haftadan uzun süren ve sık sık tekrarlayan boyun ağrılarıdır" diyen Muhammedrezai, bu hastaların mutlaka detaylı olarak araştırılması gerektiğini söyledi. Boyun ağrılarının altta yatan nedene göre tedavi edildiğini belirten Dr. Siyavuş Muhammedrezai, boyun fıtıkları, kireçlenmeler, kasların çok ya da hatalı kullanılması sonucu gelişen boyun ağrılarında girişimsel ağrı yöntemlerinden oldukça başarılı sonuçlar elde edildiğini belirtti.</p>

<p>"Örneğin, faranjit, larenjit, kalbe bağlı anjina,&nbsp; akciğer tümörü, pankreas hastalıkları, safra kesesi taşı veya iltihabı, omurga dışında gelişen boyun ağrıları arasında yer alıyor" diyen Dr. Siyavuş Muhammedrezai, omurgaya bağlı ağrıların da mekanik ve mekanik olmayan boyun ağrıları olarak ikiye ayrıldığını vurgulayarak, “Tümör metastazları, romatizmal, enfeksiyon ve metabolik hastalıklar ile fibromiyalji, mekanik olmayan nedenleri oluşturuyor. Mekanik boyun ağrıları ise genellikle trafik kazalarında oluşan yaralanmalar sonucu boyun tutulması, kireçlenme, kötü postür, alışılmamış fiziksel aktivite, omuz kavşağı ve kol eklemlerine bağlı sorunlar nedeniyle gelişiyor. Boyun ağrılarına pek çok etkenin yol açması ise tanıyı zorlaştırıyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>GİRİŞİMSEL YÖNTEMLERLE ‘AĞRI’ KONTROL ALTINDA!</strong></p>

<p>Boyun ağrılarında tedavi altta yatan etkene göre planlandığını ifade eden Dr. Muhammedrezai, "Örneğin, hatalı hareketler nedeniyle gelişen kas kaynaklı boyun ağrılarında istirahat, boyun egzersizleri ve kas gevşeticiler genellikle yeterli oluyor. Ciddi olmayan boyun fıtıkları, kireçlenmeler veya miyofasial ağrılarda ilaç ve fizik tedaviyle başarılı sonuçlar alınıyor" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 Dec 2023 21:15:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/12/son-yillarda-gorulme-sikligi-artti-1703268908.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda diş sıkma neyin habercisi?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/cocuklarda-dis-sikma-neyin-habercisi-27676</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/cocuklarda-dis-sikma-neyin-habercisi-27676</guid>
                <description><![CDATA[Günlük yaşamlarımızın stresi ve hayatlarımızda meydana gelen kontrol edemediğimiz değişimlerin oluşturduğu endişe ve gerginlik, yetişkinleri etkilediği gibi çocuk yaştaki bireyleri ve genç erişkinleri de etkiliyor. Diş sıkma alışkanlığı olarak bilinen bruksizm; çocuk ve gençler arasında yaygın olarak görülüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günlük yaşamlarımızın stresi ve hayatlarımızda meydana gelen kontrol edemediğimiz değişimlerin oluşturduğu endişe ve gerginlik, yetişkinleri etkilediği gibi çocuk yaştaki bireyleri ve genç erişkinleri de etkiliyor. Diş sıkma alışkanlığı olarak bilinen bruksizm; çocuk ve gençler arasında yaygın olarak görülüyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir&nbsp; yaşı küçük olan hastalarda farkındalık oluşturmasnın çok daha zor olduğu için bu konuda asıl ebeveynlere büyük sorumluluk düştüğünü söyledi.</p>

<p>Çocuklarınızda sebebini bilmediğiniz veya hastaneye gittiğinizde de sebebini bulamadığınız ağrıların sebebi bruksizm olabildiğine vurgu yapan Demir, "Diş sıkma ve veya gıcırdatma olarak da bilinen Bruksizm, tedavi edilmediğinde ciddi sorunlara yol açabiliyor. “Bruksizm, hastalarımızın çoğu zaman farkında olmadan, normal fonksiyonlar dışında çalıştırdıkları çene ve çiğneme kaslarının, çene eklemine yaptırdığı kuvvetli hareketler sonucu oluşuyor” açıklamasında bulunan Dt. Nurgül Demir sözlerine şöyle devam etti: “Bruksizm uyku sırasında oluşabileceği gibi, gün içinde de tekrarlayabilir. Bazı hastalarımızda diş sıkmaya diş gıcırdatma da eşlik eder. Aktif spor hayatı, sınav dönemleri, okula uyum problemleri, ev/okul/öğretmen değişikliği, ebeveynler arasındaki sorunlar ve ev ortamındaki huzursuzluk, kardeş varlığını kabullenme süreci, diş çıkarma dönemleri, yaşlarına uygun seçilmeyen bilgisayar oyunları/tv programları, arkadaşlar arasındaki iletişim problemleri, ifadelendirilemeyen öfke gibi etkenler diş sıkma ve gıcırdatma alışkanlığını tetikler" diye konuştu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1702645219-nurg-l-demir1-1702806872-506.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>ÇOCUĞUMUN DİŞ SIKTIĞINI NASIL ANLARIM?</strong></p>

<p>Diş sıkmaya eklenen diş gıcırdatması sayesinde ebeveynlerin çocuklarda ortaya çıkacak durumu fark edebileceğini ifade eden Dt. Nurgül Demir “Uyku sırasında diş sıkmaya diş gıcırdatma da eşlik ediyorsa ebeveynler diş yüzeylerinin sürtünme sesi ile problemin farkına varabilir. Diş sıkma alışkanlığı olan hastalarımızda ancak teşhis genellikle kulak ağrısı, baş ağrısı, uyku düzensizlikleri gibi şikayetler oluşmaya başladığında konulur. Henüz şiddetli şikayetleri olmayan bruksizm hastalarımızda ilk teşhis ise, diş muayenesi sırasında konulabilmektedir. Diş yüzeylerinde aşınmalar, çatlaklar, dolgu ve diş yüzeylerinde kırılmalar ile bruksizm tanısı erkenden konularak, ileride oluşabilecek ciddi problemlerin önüne geçilebilir. Hastadan alınan detaylı bir tıbbi hikâye ile etkene ve hastaya yönelik bir takip planlaması yapılarak, ileride oluşacak problemlerin önüne geçilebilir.” dedi.</p>

<p>Özellikle yetişkinlerde uygulanan diş sıkmasını önleyici bruksizm plağı ile botoks uygulamasının çocuklar için kesinlikle uygun olmadığının altını çizen Nurgül Demir, diğer başlıkları şu şekilde sıraladı;</p>

<ul>
 <li>&nbsp;Bruksizm alışkanlığı olan hastalarımızda ebeveynlerin çocuklarını izlemesi çok önemlidir. Gece uyurken duyulan diş gıcırdatma sesi, çocuktaki bruksizm alışkanlığının ebeveynler tarafından fark edilebilecek bir göstergesidir ve geç kalınmadan bir diş hekimine danışılmalıdır.</li>
 <li>Erken dönemde bruksizme sebep olan etken ortadan kaldırılmadığı takdirde, baş ağrısı, çene eklemi bölgesinde ağrı, kulak ağrısı, diş yüzeylerinde aşınmalar, çiğneme sırasında hassasiyet gibi şikayetler ve bunlara ek olarak, şiddetli bruksizm alışkanlığı olan hastalarımızda çene eklemlerinde hasar oluşmaya başlayabilir.</li>
 <li>Uykuda nefes tutma alışkanlığının çocukluk bruksizmine eşlik edebileceği de bilinmektedir. Dönemsel stres varlığında, gece diş gıcırdatma sesi duyulduğunda çocuğu derin uykudan uyandırmak oluşabilecek şikayetleri ve bruksizm sıklığını azaltabilir; ancak uzun süreli problemlerde, çocuk diş hekiminin yanı sıra bir çocuk psikoloğuna veya psikiyatristine danışmak gerekebilir.</li>
</ul>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 17 Dec 2023 18:40:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/12/cocuklarda-dis-sikma-neyin-habercisi-1702827650.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda sinsi göz hastalığına dikkat</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/cocuklarda-sinsi-goz-hastaligina-dikkat-27674</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/cocuklarda-sinsi-goz-hastaligina-dikkat-27674</guid>
                <description><![CDATA[Çocukluk çağının en yaygın hastalıklarından biri olan göz tembelliği çok sık gözden kaçtığından ileride tedavisi zorlu bir hal alabildiği gibi kalıcı görme kaybına da yol açabiliyor.  Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, gözde tek ya da çift taraflı görme keskinliğinin azalmasının göz tembelliğine (ambliyopi) işaret etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağının en yaygın hastalıklarından biri olan göz tembelliği çok sık gözden kaçtığından ileride tedavisi zorlu bir hal alabildiği gibi kalıcı görme kaybına da yol açabiliyor.  Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, gözde tek ya da çift taraflı görme keskinliğinin azalmasının göz tembelliğine (ambliyopi) işaret etti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Halk arasında ‘göz tembelliği’ olarak adlandırılan, tıptaki adıyla ‘ambliyopi’ ülkemizde yaygın görülen hastalık.</p>

<p>Gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde sık rastlanan bu önemli sorunun 9 yaşına kadar tanı konulması durumunda kolayca tedavi edilebildiğini belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, buna karşın teşhiste geç kalındığında tedavi şansının kaçırılabildiğini söyledi.</p>

<p>Göz tembelliğinin çocuğun ileriki hayatında meslek seçiminde bile karşısına bir sorun olarak çıkabilen bir hastalık olduğunu vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Şahbaz, "Doğumdan itibaren her iki gözü sağlıklı görsel uyarı alan çocuklar, bu iki gözden gelen görüntüleri beyinde birleştirip tek bir görüntü olarak algılamayı öğrenir. Bunun gelişimine engel olan her durum göz tembelliği (ambliyopi) ile sonuçlanır. Göz tembelliği esas olarak beyinde görme ile ilgili alanların fonksiyonlarının gelişmemesi, gözlerde tek taraflı veya çift taraflı görme keskinliğinde azalmadır. Erken tanı ve tedavi ile göz tembelliğini tedavi etmek mümkündür. Göz tembelliğinin çocukluğun erken ilk yıllarında (8-9 yaş) tedavi edilebileceği kritik bir dönem vardır" dedi.</p>

<p><strong>6 YAŞINA KADAR YILDA BİR DÜZENLİ MUAYENE ŞART!</strong></p>

<p>Gözlerde kayma (şaşılık) olması, iki gözün gözlük numalarının birbirinden çok farklı olması, göz kapağında düşüklük veya doğumsal kataraktın göz tembelliğinin başlıca nedenleri arasında yer aldığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Şahbaz, "Göz tembelliğinin nedeni şaşılık veya göz kapağında düşüklük ise aile bu tür durumları genellikle fark eder ve çocuğunu göz doktoruna muayeneye getirir; hasta, tanısını alır ve gerekli tedavisi başlar. Ancak göz tembelliğinin nedeni iki gözün gözlük numarası arasında farklılık veya yüksek gözlük numarası ise çocuğun dış görünüşünde farklılık olmadığı için dışarıdan ailenin anlaması mümkün değildir. Genellikle bu durumlarda, rutin göz muayenesi yapılmamışsa çocuk geç tanı alabilir” diye konuştu.</p>

<p>Geç tanı alınmasının gecikmiş tedavi anlamına geldiğini, bunun da tedaviye zor cevap verilmesine yol açtığını vurgulayan Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Şahbaz, bu nedenle tüm çocukların doğum ile beraber 3. ve 6. ay da dahil olmak üzere her yıl 1-6 yaş arasında rutin göz muayenesi olmasının son derece önemli olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>TEDAVİDE 9 YAŞ KRİTİK SINIR!</strong></p>

<p>Kritik yaş dönemi sonrası 12 yaşından itibaren hastalarda göz tembelliğinin kesin bir tedavisinin olmadığını vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Şahbaz, 9 yaşına kadar olan dönemde öncelikle göz tembelliğine neden olan hastalık tedavi edildiğini ve göz tembelliğinin cerrahi bir tedavisi olmadığını kaydetti. "Buna neden olan şaşılık veya göz kapak düşüklüğü ise, öncelikle bu durumlar cerrahi ile tedavi edilir" diyen Şahbaz, "Gerekirse gözlük kullanımına başlanır ve daha sonra hastanın yaşına ve görme tembelliğinin derinliğine göre belirlenen sürelerle sağlıklı göze kapama tedavisi planlanır. Kapama tedavisi ile birlikte CAM tedavisi de uygulanabilmektedir. Ancak 12 yaşından sonra bazı Nörovizyon tedavisi gibi yöntemlerle çok az da olsa olumlu sonuçlar alınsa da çoğunlukla kesin tedavi imkanı ortadan kalkmaktadır" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 17 Dec 2023 18:39:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/12/cocuklarda-sinsi-goz-hastaligina-dikkat-1702827590.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fırçaların ömürleri ortalama 3 ay</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/fircalarin-omurleri-ortalama-3-ay-27665</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/fircalarin-omurleri-ortalama-3-ay-27665</guid>
                <description><![CDATA[Manuel diş fırçası seçerken fırça başının küçük, fırça kıllarının hepsinin aynı uzunlukta ve orta sertlikte olmasının önemine vurgu yapan uzmanlar, fırça kılları arasında plastik uzantıların olmaması gerektiğini de söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Manuel diş fırçası seçerken fırça başının küçük, fırça kıllarının hepsinin aynı uzunlukta ve orta sertlikte olmasının önemine vurgu yapan uzmanlar, fırça kılları arasında plastik uzantıların olmaması gerektiğini de söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Fırçaların ömürlerinin ortalama 3 ay olduğunu kaydeden Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Fırçalama ortalama 2 dakika sürmeli.” dedi.</p>

<p>Güler, manuel diş fırçası seçerken nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlattı.</p>

<p>“Manuel diş fırçası seçerken, fırça başının küçük, fırça kıllarının hepsinin aynı uzunlukta ve orta sertlikte olması, fırça kılları arasında plastik uzantıların olmaması önemli.” diyen Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, böyle bir fırçanın diş yüzeyine teması kolaylaştırdığını, yumuşak fırçaların etkili temizlik sağlamazken, sert fırçaların kullanımının diş eti çekilmesi yapabildiğini söyledi.</p>

<p><strong>3 AY SONRA FIRÇALAR YENİLENMELİ</strong></p>

<p>Döner başlıklı fırçalar için de benzer özelliklerin yani tek boy fırça kılı, plastik içermemesi ve orta sertlikte olmasının önemli olduğunu kaydeden Güler, “Fırçaların ömürleri ortalama 3 aydır. 3 ay sonra fırça kılları genel olarak diş yüzeyine etkili şekilde temas edememeye başlar, bu nedenle yenilenmeleri gerekir.” dedi. Farklı fırça önerilebilecek iki durum olduğunu söyleyen Güler, bunların birincisinin el bilek kuvveti yeterli olmayan yaşlı hastalar ya da mental olarak fırçalama kabiliyeti olmayan engelli bireylerde mutlaka şarjlı diş fırçası tercih edilmesi gerektiğini kaydetti.</p>

<p><strong>ÖNEMLİ OLAN FIRÇALAMA DEĞİL, ETKİN FIRÇALAMA</strong></p>

<p>Türk insanının diş fırçalama oranlarına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Önemli olan fırçalama değil, etkin fırçalamadır. Birçok hastamız günde 2 kere dişlerini fırçaladığını belirtir, fakat yapılan ağız içi muayene bu fırçalamanın aslında çok etkili yapılamadığını, en arkadaki azı dişlerin ve genel olarak dişlerin iç yüzeylerinin fırçalanmadan geçildiğini göstermektedir. Bu da diş eti enfeksiyonu, diş taşı ve çürük ile sonuçlanmaktadır. Dolayısıyla diş hekimleri her zaman genel bir serzeniş işitir hastalarından, ‘Dişlerimi fırçalıyorum, ama yine diş taşı ve çürük oluyor.’ En nihayetinden önemli olan etkili fırçalama yapmaktır.” diye konuştu.</p>

<p>İlk kullanımdan itibaren bir diş fırçasının üzerinde mikroorganizma tutmaya başladığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Macun kullanımının oluşan mikroorganizma miktarını düşürdüğüne dair çalışmalar olsa da tamamen steril bir hale getirmemektedir. Ağızdaki mikroorganizmalar fırça kıllarına sıkıca yapışır, fakat bu düşünüldüğü kadar zararlı bir durum teşkil etmez. Ağız ortamı milyarlarca mikroorganizma içerir ve bunların fırçalama sırasında fırçaya geçmesi normaldir. Fırçalama sonrasında fırçanın mekanik olarak güzelce temizlenerek yemek artıklarından arındırılması ve hava alacak şekilde açıkta bırakılması mikroorganizma miktarının artışını engelleyecektir. Dolayısıyla fırça kılları düzgünlüğünü kaybedene kadar (yaklaşık 3-4 aylık bir süre) aynı fırçanın kullanılmasında bir sakınca yoktur.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 Dec 2023 11:37:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/12/fircalarin-omurleri-ortalama-3-ay-1702543031.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yüz felcinde erken teşhis tedavi şansını artırıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/yuz-felcinde-erken-teshis-tedavi-sansini-artiriyor-27655</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/yuz-felcinde-erken-teshis-tedavi-sansini-artiriyor-27655</guid>
                <description><![CDATA[Yüz felcinin, yüzün kaslarını hareket ettiren sinirin (facial sinir) iletiminin durması ve kasları hareket ettirmemesiyle oluşan bir hastalık olduğunu dile getiren uzmanlar, yüz felçlerinin içinde en çok bells palsi denilen kemik içindeki ödeme bağlı felçlerin görüldüğünü söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yüz felcinin, yüzün kaslarını hareket ettiren sinirin (facial sinir) iletiminin durması ve kasları hareket ettirmemesiyle oluşan bir hastalık olduğunu dile getiren uzmanlar, yüz felçlerinin içinde en çok bells palsi denilen kemik içindeki ödeme bağlı felçlerin görüldüğünü söylüyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA)</strong> - Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. K. Ali Rahimi, yüz felci hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Yüz felcinin, yüzün kaslarını hareket ettiren sinirin (facial sinir) iletiminin durması ve kasları hareket ettirmemesiyle oluşan bir hastalık olduğunu dile getiren Rahimi, “Yüz siniri motor dalları beyinden çıktıktan sonra kulak kemiği (temporal kemik) içinde dar bir kanaldan ilerler, bu kanaldan çıktıktan sonra yanaktaki tükürük bezesinin içine girip çeşitli dallarla yüzümüzdeki mimikleri oluşturan kasları hareket ettirir. Özellikle dar kanalın içinden geçerken herhangi bir ödemle karşılaştığında sinirin iletimi kesilir ve kasları hareket ettiremez buna yüz felci denir.” diye anlattı.</p>

<p><strong>AZ BİR ORANDA KALICI YÜZ FELCİ OLABİLİR</strong></p>

<p>Ancak tükürük bezi ameliyatları ve çeşitli kafa travmalarında da bu sinirin bazı kısımlarının kesilebildiğini ve iletimin durarak o bölgenin mimik kaslarının çalışmadığını ve o tarafta yüz hareketlerinin asimetrik olduğunu kaydeden Rahimi, “Yüz felçlerinin içinde en çok bells palsi dediğimiz kemik içindeki ödeme bağlı felçleri görürüz. Bu felçler büyük oranda kendi kendilerine düzeldiği gibi, az bir oranda da olsa düzelmeyebilir ve kalıcı yüz felci bırakır. Yüzde asimetri ve estetik olarak şekil bozukluğu meydana gelir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında hiç zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalı.” dedi.</p>

<p><strong>FELCİN NEREDEN KAYNAKLANDIĞI TEDAVİYE DE YÖN VERİYOR</strong></p>

<p>Rahimi, hastada ilk önce bakılacak şeyin ‘Bu felcin santral (beyinde) veya periferik (sinir trasesi) boyunca oluşmuş bir hastalık olup olmadığı’ konusu olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu ayrım bizim için çok önemlidir, çünkü tedavide yönümüzü belirler. Doktorun ikinci bakacağı şey aynı tarafta kulakta enfeksiyon kolestatoma veya fraktür olup olmadığıdır. Tükürük bezi kitleleri ameliyatları, kesileri olup olmadığı tedavi şeklimizi değiştirir. Göz kapağı siniri facial sinirinin bir dalıdır, yüz felcinde gözün kapanmaması göz enfeksiyonlarına yol açabileceği için önem arz eder. Tedaviye mümkün olduğu kadar erken başlamamız her şekilde başarımızı artırır.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 10 Dec 2023 18:41:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/12/yuz-felcinde-erken-teshis-tedavi-sansini-artiriyor-1702222912.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Etkisi beyne kum gibi dağılıyor! Bu baharattan 1 kaşık tüketenlerin hafızası güçleniyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/etkisi-beyne-kum-gibi-dagiliyor-bu-baharattan-1-kasik-tuketenlerin-hafizasi-gucleniyor-27645</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/etkisi-beyne-kum-gibi-dagiliyor-bu-baharattan-1-kasik-tuketenlerin-hafizasi-gucleniyor-27645</guid>
                <description><![CDATA[Beyne doğrudan fayda sağlayan baharatların başında zerdeçal ilk sırada geliyor. Peki beyne faydalı diğer besinler neler? Hafızanın güçlenmesini neler sağlıyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://artigercek.com/" rel="home" title="Artı Gerçek"><img alt="Artı Gerçek" src="https://artigercek.com/d/assets/logo-dark.svg?v2" /></a></p>

<ul>
	<li><a href="https://artigercek.com/canli-yayin">ARTI TV</a></li>
	<li>&nbsp;</li>
</ul>

<p><iframe frameborder="0" height="327" id="aswift_1" name="aswift_1" scrolling="no" src="https://googleads.g.doubleclick.net/pagead/ads?client=ca-pub-8363581000213194&amp;output=html&amp;h=327&amp;slotname=6225197264&amp;adk=1613738098&amp;adf=2716059761&amp;pi=t.ma~as.6225197264&amp;w=393&amp;lmt=1701796085&amp;rafmt=1&amp;format=393x327&amp;url=https%3A%2F%2Fartigercek.com%2Fgozden-kacmasin%2Fetkisi-beyne-kum-gibi-dagiliyor-bu-baharattan-1-kasik-tuketenlerin-275094h&amp;ea=0&amp;fwr=1&amp;fwrattr=true&amp;rpe=1&amp;resp_fmts=3&amp;sfro=1&amp;wgl=1&amp;uach=WyJBbmRyb2lkIiwiMTMuMC4wIiwiIiwiMjEwNzExM1NHIiwiMTE5LjAuNjA0NS4xNjMiLG51bGwsMSxudWxsLCIiLFtbIkdvb2dsZSBDaHJvbWUiLCIxMTkuMC42MDQ1LjE2MyJdLFsiQ2hyb21pdW0iLCIxMTkuMC42MDQ1LjE2MyJdLFsiTm90P0FfQnJhbmQiLCIyNC4wLjAuMCJdXSwwXQ..&amp;dt=1701796084635&amp;bpp=3&amp;bdt=534&amp;idt=491&amp;shv=r20231130&amp;mjsv=m202311300101&amp;ptt=9&amp;saldr=aa&amp;abxe=1&amp;cookie=ID%3Da88a038a7c72d6e6%3AT%3D1701429797%3ART%3D1701429797%3AS%3DALNI_MbWD-XF64QpqQEA_Fn4lqGeqQSOSA&amp;gpic=UID%3D00000cffb5d6eb05%3AT%3D1701429797%3ART%3D1701429797%3AS%3DALNI_MbjgnAXyUSad78vk8p2m_lQfUTVgA&amp;prev_fmts=0x0&amp;nras=1&amp;correlator=3987115116817&amp;frm=20&amp;pv=1&amp;ga_vid=795557319.1701429795&amp;ga_sid=1701796085&amp;ga_hid=840904319&amp;ga_fc=1&amp;u_tz=180&amp;u_his=1&amp;u_h=873&amp;u_w=393&amp;u_ah=873&amp;u_aw=393&amp;u_cd=24&amp;u_sd=2.75&amp;dmc=8&amp;adx=0&amp;ady=90&amp;biw=393&amp;bih=735&amp;scr_x=0&amp;scr_y=24&amp;eid=44759876%2C44759927%2C44759837%2C31079266%2C31079826%2C31079864%2C44798934%2C44807763%2C44808148%2C44808285%2C44809071%2C31078663%2C31078665%2C31078668%2C31078670&amp;oid=2&amp;pvsid=2121645199350442&amp;tmod=869826370&amp;uas=0&amp;nvt=1&amp;ref=android-app%3A%2F%2Fcom.google.android.googlequicksearchbox%2F&amp;fc=1920&amp;brdim=0%2C0%2C0%2C0%2C393%2C0%2C393%2C735%2C393%2C735&amp;vis=1&amp;rsz=%7C%7CeE%7C&amp;abl=CS&amp;pfx=0&amp;fu=128&amp;bc=31&amp;td=1&amp;psd=W251bGwsbnVsbCxudWxsLDNd&amp;nt=1&amp;ifi=2&amp;uci=a!2&amp;fsb=1&amp;dtd=505" width="393"></iframe></p>

<h1>Etkisi beyne kum gibi dağılıyor! Bu baharattan 1 kaşık tüketenlerin hafızası güçleniyor</h1>

<p>Yayınlanma:&nbsp;30 Kasım 2023 16:18</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>A+A-</p>

<p>Beyne doğrudan fayda sağlayan baharatların başında zerdeçal ilk sırada geliyor. Peki beyne faydalı diğer besinler neler? Hafızanın güçlenmesini neler sağlıyor?</p>

<p><iframe frameborder="0" height="327" id="aswift_2" name="aswift_2" scrolling="no" src="https://googleads.g.doubleclick.net/pagead/ads?client=ca-pub-8363581000213194&amp;output=html&amp;h=327&amp;slotname=6225197264&amp;adk=1645822364&amp;adf=2503780534&amp;pi=t.ma~as.6225197264&amp;w=393&amp;lmt=1701796085&amp;rafmt=1&amp;format=393x327&amp;url=https%3A%2F%2Fartigercek.com%2Fgozden-kacmasin%2Fetkisi-beyne-kum-gibi-dagiliyor-bu-baharattan-1-kasik-tuketenlerin-275094h&amp;ea=0&amp;fwr=1&amp;fwrattr=true&amp;rpe=1&amp;resp_fmts=3&amp;sfro=1&amp;wgl=1&amp;uach=WyJBbmRyb2lkIiwiMTMuMC4wIiwiIiwiMjEwNzExM1NHIiwiMTE5LjAuNjA0NS4xNjMiLG51bGwsMSxudWxsLCIiLFtbIkdvb2dsZSBDaHJvbWUiLCIxMTkuMC42MDQ1LjE2MyJdLFsiQ2hyb21pdW0iLCIxMTkuMC42MDQ1LjE2MyJdLFsiTm90P0FfQnJhbmQiLCIyNC4wLjAuMCJdXSwwXQ..&amp;dt=1701796084638&amp;bpp=2&amp;bdt=536&amp;idt=511&amp;shv=r20231130&amp;mjsv=m202311300101&amp;ptt=9&amp;saldr=aa&amp;abxe=1&amp;cookie=ID%3Da88a038a7c72d6e6%3AT%3D1701429797%3ART%3D1701429797%3AS%3DALNI_MbWD-XF64QpqQEA_Fn4lqGeqQSOSA&amp;gpic=UID%3D00000cffb5d6eb05%3AT%3D1701429797%3ART%3D1701429797%3AS%3DALNI_MbjgnAXyUSad78vk8p2m_lQfUTVgA&amp;prev_fmts=0x0%2C393x327&amp;nras=1&amp;correlator=3987115116817&amp;frm=20&amp;pv=1&amp;ga_vid=795557319.1701429795&amp;ga_sid=1701796085&amp;ga_hid=840904319&amp;ga_fc=1&amp;u_tz=180&amp;u_his=1&amp;u_h=873&amp;u_w=393&amp;u_ah=873&amp;u_aw=393&amp;u_cd=24&amp;u_sd=2.75&amp;dmc=8&amp;adx=0&amp;ady=1011&amp;biw=393&amp;bih=735&amp;scr_x=0&amp;scr_y=24&amp;eid=44759876%2C44759927%2C44759837%2C31079266%2C31079826%2C31079864%2C44798934%2C44807763%2C44808148%2C44808285%2C44809071%2C31078663%2C31078665%2C31078668%2C31078670&amp;oid=2&amp;pvsid=2121645199350442&amp;tmod=869826370&amp;uas=0&amp;nvt=1&amp;ref=android-app%3A%2F%2Fcom.google.android.googlequicksearchbox%2F&amp;fc=1920&amp;brdim=0%2C0%2C0%2C0%2C393%2C0%2C393%2C735%2C393%2C735&amp;vis=1&amp;rsz=%7C%7CeEbr%7C&amp;abl=CS&amp;pfx=0&amp;fu=128&amp;bc=31&amp;td=1&amp;psd=W251bGwsbnVsbCxudWxsLDNd&amp;nt=1&amp;ifi=3&amp;uci=a!3&amp;btvi=1&amp;fsb=1&amp;dtd=524" width="393"></iframe></p>

<p>Doğal baharatlar, sağlıklı yaşamın vazgeçilmezlerinden biridir. Bu baharatlardan en faydalılarından biri de zerdeçal. Yemeklere, içeceklere ve smoothilere eklenen zerdeçal, beyin sağlığından eklem ağrılarına kadar birçok fayda sağlar.</p>

<p><br />
Zerdeçalın en önemli faydalarından biri, hafızayı güçlendirmesidir. Yapılan araştırmalar, 50 yaş üzerinde zerdeçal tüketenlerin bile hafızalarında iyileşme olduğunu göstermiştir. Ayrıca, Alzheimer hastalığı ve depresyonla bağlantılı olan beyindeki iltihabı azaltabileceği de araştırmalarla kanıtlanmıştır.</p>

<p>Zerdeçalın faydaları bununla da sınırlı değil. İltihabı hafifletir, doğal bir baş ağrısı ilacıdır, antibakteriyel ve antiinflamatuar özellikleri sayesinde inatçı sivilceleri yok eder. Ayrıca, depresyonu azaltır, kan şekerini sabitler, regl ağrısını hafifletir ve yüksek kolesterolü düşürür.</p>

<p><br />
Zerdeçalın bu kadar çok faydası olmasının sebebi, içerdiği etken maddelerdir. Kurkumin adı verilen bileşik, zerdeçalın en önemli etken maddesidir ve antioksidan, antiinflamatuar ve antikanserojenik özellikleriyle bilinir.</p>

<p><br />
Zerdeçalın faydalarını elde etmek için, yemeklere, içeceklere veya smoothilere ekleyebilirsiniz. Ayrıca, zerdeçal çayı da yapabilirsiniz. Bunun için, bir çay kaşığı zerdeçalı sıcak suya ekleyip demleyin ve bal veya limonla tatlandırabilirsiniz.</p>

<p>BEYNE FAYDA SAĞLAYAN DİĞER BESİNLER</p>

<p>Beyne faydalı diğer besinler ise omega-3 yağ asitleri içeren balık türleri, ceviz, badem ve kuru yemişler gibi besinlerdir. Omega-3 yağ asitleri, beyin hücrelerinin yenilenmesine yardımcı olur ve beyin fonksiyonlarının korunmasına katkı sağlar. Aynı zamanda hafızanın güçlenmesine de yardımcı olan omega-3 yağ asitleri, depresyon ve anksiyete gibi ruhsal rahatsızlıkların da önlenmesine yardımcı olur.</p>

<p>Beynin sağlıklı bir şekilde fonksiyon göstermesi için B vitamini de oldukça önemlidir. B vitamini açısından zengin olan besinler arasında yumurta, süt ürünleri ve yeşil yapraklı sebzeler yer almaktadır. B vitamini, beyin fonksiyonlarının korunmasına yardımcı olur ve hafızanın güçlenmesine katkı sağlar.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.anamurmanset.com/public/images/detay/images%20(65).jpeg" style="height:554px; width:554px" /></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 Dec 2023 20:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/12/etkisi-beyne-kum-gibi-dagiliyor-bu-baharattan-1-kasik-tuketenlerin-hafizasi-gucleniyor-1701796742.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Doğada Kendiliğinden Yetişiyor, Toplaması Çok Zor, Bedava Antikor Üreten Meyve</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/dogada-kendiliginden-yetisiyor-toplamasi-cok-zor-bedava-antikor-ureten-meyve-27640</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/dogada-kendiliginden-yetisiyor-toplamasi-cok-zor-bedava-antikor-ureten-meyve-27640</guid>
                <description><![CDATA[Doğada kendiliğinden yetişiyor! Değerini Ruslar biliyor, 7 saatte toplanıyor: Bedava antikor üreten meyve...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2>Doğada kendiliğinden yetişen ve sulak alanlarda bulunan bir&nbsp;bitki&nbsp;çeşidi olan karamuk,&nbsp;sağlık&nbsp;açısından çok değerlidir. Dikenli bir meyve olan karamuk özellikle Ruslar tarafından büyük ilgi görüyor. Mayhoş ve ekşi bir tadı olan&nbsp;karamuk meyvesi&nbsp;şifa deposu olduğu için her derde deva görülüyor. Türkiye'de de yetişen ancak talep görmeyen karamuk meyvesinin bu faydasından sonra sofranızdan eksik etmeyeceksiniz.</h2>

<p>Karamuk bitkisi, genellikle sulak alanlarda bulunan, Typha cinsine ait bir&nbsp;bitki&nbsp;türüdür. Bu bitki türü, genellikle "sazlık" veya "kamış" olarak da bilinir. Karamuk bitkileri, uzun, ince gövdeleri ve karakteristik silindirik, kahverengi başakları ile tanınır. Bu başaklar, bitkinin çiçeklenme bölümüdür ve tohum üretirler.</p>

<p>Karamuk bitkileri sıklıkla sulak alanların restorasyonu ve korunması için kullanılır çünkü su kalitesini iyileştirmeye yardımcı olurlar. Su içindeki fazla besin maddelerini emerek su ekosistemlerinin sağlığını korumada önemli bir rol oynarlar. Ayrıca, bu bitkiler kuşlar ve diğer vahşi yaşam için önemli bir habitat sağlar.</p>

<p>Ekonomik açıdan da karamuk bitkileri değerlidir. Gövdeleri sepet yapımında, bazı kültürlerde geleneksel el sanatlarında ve hatta bazı yerlerde inşaat malzemesi olarak kullanılır. Bitkinin bazı kısımları ise gıda olarak tüketilebilir. Özellikle genç sürgünleri ve polenleri bazı yerel mutfaklarda kullanılır.</p>

<h3><span style="font-size:13px">Doğada kendiliğinden yetişen şifalı bitkiler özellikle yaz aylarında memleketlerine gidenler tarafından toplanıyor. Dikenli bir meyve olan karamuk da bunlardan biri. Hatta bu bitkiyi Ruslar da kullanıyor. Mayhoş, ekşimsi bir tadı olan şifalı bitki karamuk kurutulmuş şekilde de satılıyor. İşte karamuk meyvesinin faydaları...</span></h3>

<h3><span style="font-size:13px">İltihaptan şekere kadar birçok hastalığa şifa olan karamuk bitkisi doğadan kendiliğinden yetişiyor. Mayhoş ve ekşimsi bir tadı olan karamuk, kaynatılarak tüketiliyor. Vücutta&nbsp;</span>antikor<span style="font-size:13px">&nbsp;ürettiği için birçok derde deva oluyor.</span></h3>

<p>Bitkinin genelde meyvesi ve kökü kullanılsa da dikeni ve yaprağı da şifa kaynağı olduğu düşünülüyor.</p>

<p>KARAMUK BİTKİSİNİN FAYDALARI</p>

<ul>
	<li>Soğuk algınlığına iyi geliyor.</li>
	<li>İltihabı iyileştiriyor.</li>
	<li>Şeker hastalarına şifa oluyor.Tansiyonu düşürüyor</li>
	<li>Kalbi koruyor</li>
	<li>Bağışıklığı güçlendiriyor</li>
	<li>Enfeksiyon ve bakterileri de yok ediyor.</li>
</ul>

<p>Karamuk dikenli bir meyve olduğu için eldivenlerle toplanır ve toplaması oldukça zahmetlidir. Bir ağacın toplanması 7-8 saat sürer. Meyveler toplandıktan sonra yaş ya da kuru şekilde satılır. Vişne hoşafı, üzüm hoşafı yapılarak tüketilebilir. Tatlılarda kullanılabilir. Tatlı bir ekşiliği vardır.</p>

<p>RUSLAR KAPIŞ KAPIŞ ALIYOR&nbsp;</p>

<h3><span style="font-size:13px">Yurt dışında özellikle Ruslar da bu meyveyi tüketiyor. Biz nasıl pilavlarda kuş üzümünü kullanıyorsak, Rus vatandaşlarda genellikle pilavlara karamuğu kullanıyorlar.</span></h3>

<h2>ANSER HÜCRELERİYLE SAVAŞIYOR&nbsp;</h2>

<h3><span style="font-size:13px">Karamuk kandaki alyuvarlara iyi geldiği için özellikle Lösemi hastaları kullanıyor. Yine idrar yolu iltihabı hastalığında da kullanılıyor.</span></h3>

<p>Sağlık&nbsp;bilgileri sağlayıcısı Verywell; hipertansiyonu olan kişilerde yapılan bir çalışmada, kan basıncını düşürücü ilaçlarla birlikte günlük olarak karamuk meyvesinin kullanıldığını açıkladı.</p>

<p>Karamuk kökleri ve gövde kabukları kurutulduktan sonra çay olarak kullanıldığı gibi meyveleri de taze veya kurutularak kullanılır. Meyvelerinden tatlı, şurup ve hoşaf yapılır. Yaprakları tat vermesi için çorba ve bulgur pilavına konur.(posta.com.tr)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 Dec 2023 18:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/12/dogada-kendiliginden-yetisiyor-toplamasi-cok-zor-bedava-antikor-uretiyor-1701619582.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kış aylarında da kilonuzu koruyabilirsiniz</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/kis-aylarinda-da-kilonuzu-koruyabilirsiniz-27639</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/kis-aylarinda-da-kilonuzu-koruyabilirsiniz-27639</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, kış aylarında sağlıklı kalabilmek ve kilo kontrolünü sağlayabilmek için önerilerini paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, kış aylarında sağlıklı kalabilmek ve kilo kontrolünü sağlayabilmek için önerilerini paylaştı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp; </strong>Soğuk mevsimlerde vücudun ısı dengesini sağlamak için daha fazla enerji alma eğiliminde olduğunu belirten uzmanlar, iştah artışının da bu nedenle görüldüğünü söyledi.</p>

<p>Kış aylarında yeterli kontrol sağlanmazsa kilo artışı görülebileceği konusunda uyaran Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Kış aylarında kilo kontrolü ve sağlık için de yeterli ve dengeli beslenme kuralları geçerli.” dedi.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1700893684-h-lya-yi-it-t-bbi-kadro-1701601902-782.jpeg" width="750" /></p>

<p>Hava sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte vücudun ısı dengesini sağlamak için daha fazla enerji alma eğiliminde olduğunu belirten Yiğit, bu nedenle vücudun fizyolojik olarak yağ depolamaya daha müsait hale gelebildiğini söyledi. “Vücut ısısını koruyabilmek için enerjiyi en kolay şekilde elde etmek ister.” diyen Yiğit, karbonhidratlı, yağlı besinlere yönelim ve iştah artışının nedeninin bu durumla bağlantılı olduğunu ifade etti. Bu yönelimler sonucunda eğer yeterli kontrol sağlanmazsa istenmeyen kilo artışları görülebileceğine dikkat çeken Yiğit, “Vücut yağ oranının erkeklerde yüzde 25’ten kadınlarda yüzde 30’dan fazla olması vücut işlevleri açısından olumsuz kabul edilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>İLK ADIM YETERLİ SU TÜKETİMİ</strong></p>

<p>Kış aylarında vücut ısısını dengelemek, yağ oranını dengede tutmak ve sağlıklı kalmak için neler yapılabileceğine değinen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, ilk adımın yeterli su tüketimi olduğunu söyledi.</p>

<p>“Vücut ısısını sağlamak için en temel yaşamsal ögemiz olan suyun yeterli miktarda tüketilmesi önemli. Suyu sadece çay, kahve gibi sıcak içeceklerden almak vücut için yeterli değil. Günlük mutlaka 1,5-2 litre su, sade olarak tercih edilmeli. Su içmenin iştah kontrolünü sağlamak için de oldukça önemli fizyolojik etkisi olduğu unutulmamalı. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan bireyler kış aylarında fiziksel olarak daha da kısıtlı olur. Günlük en az 30 dk hafif tempolu bir yürüyüş özellikle kış aylarında sizi hastalıklardan koruyacak ve daha az gün ışığı görmeye bağlı olarak ortaya çıkan depresyona meyilli ruh halinize iyi gelecektir. Eğer yürüyüş yapmak için uygun bir alanınız yok ise, evde adım hareketleri tercih edilebilir.”</p>

<p><strong>ATIŞTIRMALIKLAR PAKETLERİYLE BİRLİKTE MASAYA KOYULMAMALI</strong></p>

<p>Yeterli vitamin ve mineral almak için günlük en az 3 porsiyon meyve tüketilmesi ve tuzsuz çiğ kuruyemişlere beslenmede yer verilmesi gerektiğini de vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Ancak bu besinleri akşam yemeği sonrası değil, gün içinde tercih etmek oldukça önemli. Yoğurt, kefir, tarhana, şalgam suyu tüketerek bağırsak sağlığınızı destekleyebilirsiniz. Kilo kontrolü ve bağışıklık için iyi çalışan bir sindirim sistemi her zaman sizi öne geçirecektir. Ayrıca fındık, ceviz badem gibi kuruyemişler, patlamış mısırlar, tuzlu bisküviler gibi yiyecekler tüketilirken kendimizi sınırlamak oldukça zorlaşır. Bu nedenle özellikle bu yiyecekler tüketilecekse, mutlaka küçük tabaklara konulmalıdır ki ne kadar yediğiniz fark edilsin, porsiyon kontrolü sağlansın. Görüldüğü üzere kış aylarında kilo kontrolü ve sağlık için de yeterli ve dengeli beslenme kuralları geçerli. İçeriği net olarak bilinmeyen yağ yakıcı olarak adlandırılan çaylara, kahvelere ihtiyaç yok.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Hava sıcaklıklarının düşmesinin ayrıca bakteri ve virüs kaynaklı hava yolu ile bulaşan gribal enfeksiyonlara, hastalıklara yakalanma sıklığını da artırdığını hatırlatan Yiğit, bu nedenle bağışıklık sistemini güçlü tutmanın daha da önem kazandığını vurguladı.</p>

<p>Öte yandan son yıllarda kış aylarında multivitaminlere yönelimin de oldukça yüksek düzeyde olduğuna dikkat çeken Yiğit, “Vitaminler doğal olarak besinlerden alındığında, birbirleriyle olan sinerjik etkileri nedeniyle biyoyararlanımları daha yüksek olur. Eğer düzenli beslenemiyor; günlük 2-3 porsiyon meyve, en az 2 porsiyon sebze yemeği/yeşillik yemiyorsanız, bu noktada multivitamin destekleri&nbsp; tercih edilebilir. Ancak bu destekleri alırken bakanlık onayına mutlaka bakılmalı ve içerikleri incelenmeli. Öte yandan şekerli-tuzlu beslenme alışkanlığınız ve hareketsiz bir yaşantınız var ise, sadece multivitamin kullanarak bağışıklığınızı güçlendirmek oldukça zordur. Çünkü düzenli olarak vücuda alınan, şeker/hazır işlenmiş gıdalar vücutta hücresel stresi arttırarak bağışıklığın zayıflamasına sebep olabilir.” diye konuştu.</p>

<p>Bağışıklığın güçlendirilmesi için antioksidan zengini bitkisel ürünlere de beslenmede yer açılması gerektiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, kış aylarında hem şeker ihtiyacını azaltacak, hem de bağışıklığı güçlendirecek ‘Altın Süt’ tarifini paylaşarak sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Altın süt için malzemelerimiz şöyle; 1 su bardağı yarım yağlı süt, 1 tatlı kaşığı toz zerdeçal, 1 tatlı kaşığı zencefil, yarım çay kaşığı karabiber, 1 çay kaşığı tarçın, 1 tatlı kaşığı zeytinyağı veya Hindistan cevizi yağı ve isteğe göre karanfil ve bal da kullanabilirsiniz. 1 bardak sütü ısıtmak için cezveye koyun. Ilıklaşmaya başladıktan sonra 1 çay kaşığı toz zerdeçal, kaynadıktan sonra karabiber ve tarçını ilave edin. En son 1 tatlı kaşığı sızma zeytinyağı veya Hindistan cevizi yağı lave edip, karıştırarak tüketebilirsiniz."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 Dec 2023 18:38:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/12/kis-aylarinda-da-kilonuzu-koruyabilirsiniz-1701617934.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Muz kemiklere iyi geliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/muz-kemiklere-iyi-geliyor-27630</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/muz-kemiklere-iyi-geliyor-27630</guid>
                <description><![CDATA[Dünyada en çok tüketilen meyvelerden biri olan muz ile ilgili bildiklerimizi Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük Budak anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada en çok tüketilen meyvelerden biri olan muz ile ilgili bildiklerimizi Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük Budak anlattı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük Budak konu hakkında bilgiler verdi.</p>

<p>Muz, genellikle tek bir sapın üzerinde sıralanmış bir dizi küçük dilimli meyve olarak satılır. Her dilim, içinde küçük siyah tohumlar bulunan kremsi bir iç kısma sahiptir. Genellikle muz, taze olarak tüketilir ancak aynı zamanda tatlılar, smoothie'ler, ekmekler ve diğer yiyeceklerde de kullanılır.</p>

<p><img height="562" src="https://www.igfhaber.com/static/zz/zzzaslihan-kucuk-8-1701250574-170.jpeg" width="750" /></p>

<p>Muz, potasyum, C vitamini, B6 vitamini, lif ve doğal şekerler gibi besleyici bileşenler açısından zengindir. Bu meyve, enerji sağlar ve sindirimi destekler. Aynı zamanda potasyum içeriği ile kan basıncını düzenlemeye ve kas fonksiyonunu desteklemeye yardımcı olabilir. Lif içeriği sindirim sağlığını iyileştirir ve tokluk hissi verir.</p>

<p>Muzun sağlık yararları arasında enerji sağlama, sindirim sistemine destek olma, kan basıncını dengeleme, sağlıklı bir cilt için fayda sağlama gibi etkileri bulunur. Ayrıca, içerdiği besin değerleri nedeniyle sporcular tarafından egzersiz öncesi veya sonrasında tercih edilen bir enerji kaynağı olarak da kullanılabilir.</p>

<p><strong>MUZ, KEMİKLERE İYİ GELİYOR!</strong></p>

<p>Muz, potasyum bakımından zengin bir meyvedir. Potasyum, vücuttaki mineral yoğunluğunu korumak için önemlidir ve kemik sağlığını destekleyebilir. Yeterli potasyum alımı, kemiklerin gücünü ve yoğunluğunu artırabilir.&nbsp; Muz, magnezyum açısından da önemli bir kaynaktır. Magnezyum, kemiklerin yapısal bileşenlerinden biridir ve kemik mineral yoğunluğunun korunmasına yardımcı olabilir. Muzda bulunan C vitamini, kemiklerin sağlığını destekleyebilir. C vitamini, kolajen üretimini destekler ve kemik dokusunun sağlamlığını artırabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Nov 2023 15:05:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/11/muz-kemiklere-iyi-geliyor-1701259527.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ölümsüzlük Meyvesinin Faydaları Saymakla Bitmiyor,Günde Bir Tane Yemek Bile Yetiyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/olumsuzluk-meyvesinin-faydalari-saymakla-bitmiyorgunde-bir-tane-yemek-bile-yetiyor-27584</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/olumsuzluk-meyvesinin-faydalari-saymakla-bitmiyorgunde-bir-tane-yemek-bile-yetiyor-27584</guid>
                <description><![CDATA[Öyle bir meyve ki Türkiye'de ölümsüzlük meyvesi Çin'de ise hayat şurubu olarak biliniyor. Sadece günde bir tane yemek yetiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kireçli topraklarda kendiliğinden yetişen meyve tam anlamıyla şifa dağıtıyor. Faydaları saymakla bitmiyor.</p>

<p>TÜRKİYE'DE ÖLÜMSÜZLÜK MEYVESİ OLARAK BİLİNİYOR</p>

<p>Birçok hastalığa iyi gelmesiyle bilinen hünnap meyvesi Türkiye'de&nbsp;<em>'ölümsüzlük meyvesi'</em>&nbsp;Çin'de ise&nbsp;<em>'hayat şurubu'</em>&nbsp;olarak biliniyor.</p>

<p>KİREÇLİ TOPRAKLARDA YETİŞİYOR</p>

<p>Hünnap kurak ve sıcak iklimleri seven bir bitki türüdür. Genellikle kireçli topraklarda yetişir ve yağışlı mevsimlerde sulanması gereklidir. Ağaç veya çalı formunda yetişebilen Hünnap kışın yapraklarını döker ve ilkbahar aylarında yeni yapraklarını açar. Meyve verme dönemi ise genellikle Temmuz ve Ağustos ayları arasındadır. Meyveleri sarımsı yeşil renkte ve oval şekildedir. İçinde küçük siyah tohumlar ve tatlı-tuzlu bir tadı vardır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>HÜNNAP NELERE İYİ GELİR?</p>

<p>Günde sadece bir tane yemek bile vücuda şifa depolayan Hünnap meyvesinin faydaları saymakla bitmiyor. Hünnap sağlık açısından pek çok faydası olan bir bitkidir. İçeriğinde yüksek oranda C vitamini, demir, potasyum, kalsiyum ve lif bulunur. Antioksidan özelliği sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olur ve vücudu serbest radikallerin zararlı etkilerinden korur. Hünnap faydaları şu şekilde sıralanabilir:</p>

<ul>
	<li>Hünnap yüksek C vitamini içeriği nedeniyle bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olur.</li>
	<li>Antioksidan özellikleri sayesinde serbest radikallerle savaşarak vücudu hastalıklara karşı korur.</li>
	<li>Hünnap lif içeriği sayesinde sindirim sistemini düzenler ve kabızlığı önler.</li>
	<li>Mide ve bağırsaklardaki zararlı bakterileri yok ederek sindirim sistemi sağlığını korur.</li>
	<li>Hünnap inflamasyonu azaltmaya yardımcı olan antiinflamatuar özelliklere sahiptir.</li>
	<li>Romatizma, artrit ve diğer iltihaplı hastalıkların tedavisinde kullanılabilir.</li>
	<li>Hünnap kan şekerini düzenlemeye yardımcı olan doğal bir bileşik olan inülin içerir.</li>
	<li>Hünnap yaprakları cilt sağlığına faydalı olan antioksidan bileşikler içerir.</li>
	<li>Ciltteki serbest radikallerle savaşarak cildin daha sağlıklı ve genç görünmesine yardımcı olur.</li>
	<li>Hünnap kanser riskini azaltmaya yardımcı olan antioksidan bileşikler içerir.</li>
	<li>Ayrıca sindirim sistemi sağlığını koruyarak kolon kanseri riskini azaltabilir.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Nov 2023 21:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/11/olumsuzluk-meyvesinin-faydalari-saymakla-bitmiyorgunde-bir-tane-yemek-bile-yetiyor-1699986466.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>28 bin kişi organ bekliyor! Organ bağışı hakkında merak edilenler...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/28-bin-kisi-organ-bekliyor-organ-bagisi-hakkinda-merak-edilenler-27570</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/28-bin-kisi-organ-bekliyor-organ-bagisi-hakkinda-merak-edilenler-27570</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde 70bin diyaliz hastası olmasına karşın, 28 bin civarında organ bekleyen var. Kalp ve karaciğer bekleyen hasta sayısı da 2 bin 500 civarında. Özellikle böbrek nakli bekleyen hastalar için ben bu rakamın gerçekte daha fazla olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Alp Gürkan bize organ bağışı hakkında tüm merak edilenleri anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde 70bin diyaliz hastası olmasına karşın, 28 bin civarında organ bekleyen var. Kalp ve karaciğer bekleyen hasta sayısı da 2 bin 500 civarında. Özellikle böbrek nakli bekleyen hastalar için ben bu rakamın gerçekte daha fazla olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Alp Gürkan bize organ bağışı hakkında tüm merak edilenleri anlattı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp; </strong>Batı ülkelerinin tersine, ülkemizde böbrek nakillerinin yüzde 80’inin canlı vericilerden, yüzde 20’sinin beyin ölümü sonrası bağışlanan organlardan yapıldığına dikkati çeken Prof. Dr. Alp Gürkan, 2022 yılında 3 bin 345’i (% 92) canlı vericili olmak üzere 3 bin 621 böbrek, binb 479’u (% 91) canlı vericili olmak üzere 1610 karaciğer nakli yapıldığını belirterek, yapılan diğer solid organ nakilleriyle bu sayının 5 bin 269’a ancak ulaştığını söyledi.</p>

<p><strong>ORGAN BAĞIŞINDA AİLE SEVGİSİ ÖNE ÇIKIYOR!</strong></p>

<p>Aile bağlarının kuvvetli olduğu ülkemizde, sevdikleri insanların yaşam şartlarını gören yakınları, yakınları için gönülden organ bağışına başvurduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Alp Gürkan, organ bağışı hakkında merak edilenleri anlattı.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1699344619-alp-gurkan-foto-1699365994-150.jpeg" width="750" /></p>

<p>"Her ne kadar tek böbrekle kalmanın verici için hiçbir sakıncası olmamaktaysa da, bu işlem gerek psikolojik gerekse de fizyolojik olarak büyük bir fedakârlık gerektirmektedir" diyen Prof. Dr. Gürkan, "Verici ameliyatı da, vericiye hiçbir zararımız olmaması ilkesine bağlı olarak, biz cerrahlar için de oldukça stresli bir ameliyattır. Hâlbuki beyin ölümü gelişen insanlarda, onlara çok saygılı davranmamıza, çok özenli ameliyat yapmamıza karşın bir zarar vermemiz söz konusu değildir. Zaten toprak altında çürüyecek organları çıkartmak ve onlarla en az 5 kişiye yeniden hayat vermek canlı vericili ameliyatlardan çok daha az streslidir" dedi.</p>

<p><strong>YILDA 7 İLA 8 BİN KİŞİ ORGAN BULAMADIĞI İÇİN HAYATINI KAYBEDİYOR!</strong></p>

<p>Türkiye'de yılda yaklaşık 5 binin biraz üzerinde organ nakli ameliyatı yapıldığını belirten Prof. Dr. Alp Gürkan, "Organ bulamadıkları için ölen insanları düşündükçe organ bağışının önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Ülkemizde organ bulamadığı için her yıl 7-8bin insanımız hayatını kaybetmektedir. Ancak, beyin ölümü sonrası bağışlanan organlarla yapılan nakillerin sayısı oldukça düşüktür. Son yıllarda bu sayıda artma olmasına karşın, hala Batı ülkelerinin çok gerisindeyiz. Organ bağışında Avrupa Birliği Ülkeleri ortalaması milyon nüfus başına 25 iken ülkemizde bu sayı Sağlık Bakanlığının son yıllarda yaptığı çabalar sonucu maalesef ancak 4.5’e yükselmiştir. Esas olarak Sağlık Bakanlığından hekimlere, medya kuruluşlarından insanımıza kadar bu rakamı yükseltmek için çaba göstermemiz gerekmektedir" diye konuştu.</p>

<p>Özellikle Türkiye'nin doğu ve kırsal bölgelerinde hasta yakınlarından ürken hekimler tanı koymakta zorlandığınım belirten Gürkan,&nbsp; "Bence en önemli ve en kolay çözülebilecek basamak aile onayının alınması. Her ne kadar bu konudaki engellerin dinsel nedenler ve toplumdaki ön yargılardan kaynaklandığı söylense de, esas nedenin insanların hayatta iken aile içinde bu konuların konuşulmaması ve bir kararın ifade edilmemesi olarak görüyorum. 2022 yılındaki 2bine yaklaşan beyin ölümü bildirime karşın, ancak 289 kadar aile organ bağışına izin vermiş. Bu ’lik bir orana karşılık gelmektedir. Batı ülkelerinde bu oran %60’lara çıkmaktadır. Organ nakli koordinatörlerinin karşılaştığı en büyük problem ölen kişinin daha hayatta iken bu konuyu düşünmemiş olması ve bu konudaki beyanını aile fertleriyle paylaşmamasıdır. Halkımıza organ bağışı ve beyin ölümü daha iyi anlatılsa halkımız bağış konusunda çok vericidir. Diyanet İşleri Başkanlığının da bu konuda olumlu birçok fetvasının olduğu düşünülürse, yapılacak şeyin bu konuyu sürekli gündemde tutmak, aile içinde konuşulmasını sağlamak olacağı şüphesizdir" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Nov 2023 21:11:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/11/28-bin-kisi-organ-bekliyor-organ-bagisi-hakkinda-merak-edilenler-1699380705.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bilinçsiz vitamin tüketimi karaciğeri bozuyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/bilincsiz-vitamin-tuketimi-karacigeri-bozuyor-27561</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/bilincsiz-vitamin-tuketimi-karacigeri-bozuyor-27561</guid>
                <description><![CDATA[Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, besin takviyelerinin önemi ve karaciğere olan etkileri hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, besin takviyelerinin önemi ve karaciğere olan etkileri hakkında bilgi verdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Dengeli beslenen ve sağlıklı kişilerin besin takviyesine ihtiyacı olmadığını dile getiren uzmanlar, ancak ciddi vitamin eksikliği olan veya hastalık süresinde olanların hekim tavsiyesi ile besin tavsiyesi alabileceğini söylüyor. “Bilinçsizce tüketilen besin takviyeleri vücutta birikerek karaciğer gibi hayati organlarımıza zarar verebilir.” diyen Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, besin desteklerinin hekim kontrolünde ve öncesinde ölçüm yapılarak alınması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Prof. Dr. Aytaç Atamer, sağlıklı beslenen kişilerin hekim tavsiyesi olmadan besin takviyesi kullanmasının sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1698658038-prof-dr-aytac-atamer-1698675420-623.jpeg" width="750" /></p>

<p>Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Vücudumuzun ihtiyacı olan vitaminin ve minareleri aldığımız gıdalardan rahatlıkla temin edebiliriz. İhtiyacımız olmadan aldığımız bu takviyeler ne bağışıklığımızı güçlendirir ne de karaciğerimizi temizler. Bilinçsizce tüketilen besin takviyeleri vücutta birikerek karaciğer gibi hayati organlarımıza zarar verebilir" diyerek, ciddi vitamin eksikliği olan veya hastalık süresinde olanlar hekim tavsiyesi olmak üzere besin tavsiyesi alabileceğini söyledi.</p>

<p>Besin desteklerinin hekim kontrolünde ve öncesinde ölçüm yapılarak alınması gerektiğini kaydeden Atamer, "Karaciğerimizin detoks yani zehirden uzaklaştırma kabiliyetini esas sağlayan antioksidan glutatyodur. Vücudumuzda glutatyon depolarının yüksek tutulmasını sülfür, C vitamini gibi içerikli gıdalar ile sağlayabiliriz. Bunu yeterli ve dengeli beslenmemizde almamız mümkündür.” dedi.</p>

<p><strong>YAĞDA ERİYEN VİTAMİNLERİN AŞIRI ALIMI KARACİĞERİ YORUYOR</strong></p>

<p>Karaciğerin hayatının devamı için gerekli olan, vücudun en temel organı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, ağız yolu ile alınan her türlü yiyecek, içecek ve ilaçların karaciğerde metabolize olduğunu kaydetti.</p>

<p>“Yağda eriyen vitaminler karaciğerde metabolizme edildikten sonra depolandıklarından dolayı aşırı alımı karaciğeri yorar ve hasara neden olabilir. Özellikle A vitamini ve suda eriyen bir vitamin olan niasin yüksek dozlarda alındığında karaciğerde aşırı miktarda depolanarak toksiditeye yol açabilir.” diyen Prof. Dr. Aytaç Atamer, kimi bitkisel takviyelerin de karaciğer hasarına sebep olabileceğini anlattı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 31 Oct 2023 10:23:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/10/bilincsiz-vitamin-tuketimi-karacigeri-bozuyor-1698737025.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gün aşırı 1 tatlı kaşığı bal tüketilmeli!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/gun-asiri-1-tatli-kasigi-bal-tuketilmeli-27560</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/gun-asiri-1-tatli-kasigi-bal-tuketilmeli-27560</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, sağlıklı bir besin olan bal hakkında tüm bilinmeyenleri anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, sağlıklı bir besin olan bal hakkında tüm bilinmeyenleri anlattı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Arıların bitkisel kaynaklardan topladıkları nektarları metabolize ederek bala dönüştürmelerinin biyokimyasal bir süreç olduğunu ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, doğal bir besin olan bala, dışarıdan herhangi bir madde katılması veya balın doğal yapısında bulunan bir maddenin uzaklaştırılmasının kanun ve yönetmeliklerce yasaklandığını söyledi.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1698484617-h-lya-yi-it-t-bbi-kadro-1698678605-641.jpeg" width="750" /></p>

<p>Yiğit, balın doğal olarak antioksidan özelliği olan bir gıdadır. Yapılan bir araştırmada koyu renkli balların antioksidan içeriğinin açık renkli olanlara göre daha yüksek olduğu görüldüğünü belirterek, "Bal içerdiği vitaminler, mineraller, organik asitler, flavonoidler ve enzimler nedeniyle sindirimi kolay, besleyici ve pek çok hastalığa karşı koruyucu ve tedavi edici özellik gösteren fonksiyonel bir besindir. Bal bileşiminde bulunan potasyum, fosfor, demir, magnezyum, sodyum, mangan, klor, kükürt ve iyot gibi insan vücudunun ihtiyaç duyduğu mineral maddelerce de zengin bir besin kaynağıdır" dedi.</p>

<p><strong>BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ DE DESTEKLİYOR</strong></p>

<p>Bal bakteri, virüs ve mantarlara karşı vücudun bağışıklık sistemine destek olduğuna dikkati çeken Yiğit, “Özellikle kış aylarında bağışıklığı güçlendirmek ve soğuk algınlığından korunmak için tüketmekte fayda vardır. Bal içeriğindeki flavonoidler sayesinde kansere karşı koruyucu etki de göstermektedir. Yapılan birçok bilimsel araştırma balın, mide ülserinin temel etkeni olan Helicobacter pylori bakterisinin gelişimini yavaşlatarak hastalığın etkisini azalttığını bildirmiştir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>PORSİYON KONTROLÜNE DİKKAT!</strong></p>

<p>“Bal oldukça sağlıklı bir besindir ancak tüketilirken porsiyon kontrolü oldukça önemlidir.” diyen Yiğit, içeriğinde yüzde 82 oranında karbonhidrat ve yüzde 1 oranında vitamin, mineral ve biyoaktif bileşikler bulundurduğunu, şeker oranı oldukça yüksek olduğu için diyabetik bireylerin tüketirken oldukça dikkatli olması gerektiğini söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 31 Oct 2023 10:23:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/10/gun-asiri-1-tatli-kasigi-bal-tuketilmeli-1698737020.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklardaki bu alışkanlık hasta ediyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/cocuklardaki-bu-aliskanlik-hasta-ediyor-27557</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/cocuklardaki-bu-aliskanlik-hasta-ediyor-27557</guid>
                <description><![CDATA[İdrar yolu enfeksiyonu, çocuklarda üst solunum yolları hastalıklarından sonra en sık görülen ateşli hastalıklardan biri. Çocuklarda idrar tutma alışkanlığı hasta ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İdrar yolu enfeksiyonu, çocuklarda üst solunum yolları hastalıklarından sonra en sık görülen ateşli hastalıklardan biri. Çocuklarda idrar tutma alışkanlığı hasta ediyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çocuklarda; bakterilerin böbrek ve idrar yollarına yerleşmesi sonucunda ortaya çıkan idrar yolu enfeksiyon belirtilerinin ateş, kusma, karın ağrısı, idrar kaçırma, idrar yaparken yanma, bebeklerde idrar yaparken ağlama, idrarın renginde ve kokusunda değişiklik, halsizlik ve bebeklerde ayrıca kilo alma olduğunu belirten Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Doç. Dr. Neşe Bıyıklı çocuklar için idrar yolu enfeksiyonundan korunma yöntemlerini paylaştı.</p>

<p>Doç. Dr. Neşe Bıyıklı, “Bir bebek ya da çocuk ateşli bir idrar yolu enfeksiyonu geçiriyorsa bu çocukların 3’te birinde altta yatan idrar yolu sistem bozukluğu ya da fonksiyonel bir bozukluk ihtimali olabilir” dedi.</p>

<p>İdrar yolu enfeksiyonu tedavisinin antibiyotik kullanımı gerektirdiğini söyleyen Doç. Dr. Bıyıklı, “Üreyen mikroorganizmaya ve çocuğun klinik durumuna göre şurup formunda ya da iğne formunda antibiyotik tedavileri seçilebilir. Yine çocuğun klinik durumuna göre hastanede yatarak ya da ayaktan tedavi mümkün. İlaçlar tedavi süresi boyunca mutlaka hekimin belirlediği süre içerisinde kullanılmalı. Birkaç gün içerisinde çocuk kendini iyi hissetmeye başlayınca erken tedaviyi sonlandırmak en çok çekindiğimiz konulardan bir tanesidir çünkü enfeksiyon tekrardan ortaya çıkabilir. Bunun dışında bol bol su içilmesi önemli çünkü idrar akımının artırılması enfeksiyon tedavisi için bize yardımcı olur” dedi.</p>

<p><img height="274" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1698653228-asm-docdrnesebiyikli-gorseli-1698731306-356.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>OLASI PROBLEMLER İNCELENMELİ</strong></p>

<p>Enfeksiyonun tam olarak iyileşip iyileşmediğini öğrenmek için kontrollü idrar tahlilleri ve idrar kültürlerinin yapılması gerektiğini söyleyen Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Doç. Dr. Neşe Bıyıklı, “Onun dışında eğer şüphelendiğimiz başka klinik bulgular varsa hastalarımıza belli aralıklarla, bir şikâyeti olmasa bile idrar tahlillerinin ve kültürlerinin yapılmasını istiyoruz. Şüphelendiğimiz çocuklarda ise böbreklerde yapısal bir problem olup olmadığını inceliyoruz. Eğer enfeksiyonu yineliyorsa o zaman özel böbrek filmleri istiyoruz” dedi.</p>

<p><strong>İDRAR YOLU ENFEKSİYONU YÜZDE 50 İLE 70 ORANINDA TEKRARLAYABİLİR</strong></p>

<p>İdrar yolu geçiren bir çocukta üç konuyu oldukça önemsediklerini dile getiren Doç. Dr. Bıyıklı,&nbsp; idrar yolu enfeksiyonu geçiren bir çocuk yüzde 50 ile yüzde 70 aralığında enfeksiyonu tekrarlama riski taşıdığını ifade etti. "Bu bizim açımızdan önemlidir" diyen Bıyıklı, "İkinci önemli konu ise; çocuklar idrar yolu enfeksiyonu geçirdiklerinde bunun böbrekten mi yoksa mesaneden mi kaynaklandığını ilk başta anlayamayabiliriz. Böbrekten kaynaklı idrar yolu enfeksiyonları eğer böbrekte bir zedelenme veya hasar bıraktıysa ileriki yaşlarda önemli sorunlar yaşanabilir. Kan basıncı yüksekliği yani hipertansiyon hastalıkları veya böbrek fonksiyonlarında bozulma gibi rahatsızlıklar yaşanabilir. Bunun dışında idrar yolu enfeksiyonu geçiren bir çocukta yüzde 30 ile yüzde 50 olasılığında idrar yolu kaçağı gibi bir problem olabilir. Bunlar zamanında tanı konulmazsa tekrarlanan enfeksiyonlarla zarar verir” diye konuştu.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 31 Oct 2023 10:21:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/10/cocuklardaki-bu-aliskanlik-hasta-ediyor-1698736916.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp krizi riski artıyor... Kalp hastaları grip ve zatürre aşısı olmalı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/kalp-krizi-riski-artiyor-kalp-hastalari-grip-ve-zaturre-asisi-olmali-27517</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/kalp-krizi-riski-artiyor-kalp-hastalari-grip-ve-zaturre-asisi-olmali-27517</guid>
                <description><![CDATA[Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hayati Deniz aşı konusunda uyardı. Gribal enfeksiyonlar yaygınlaşmaya başladığına dem vuran Prof. Dr. Deniz, Kalp hastalığı olanlar bu dönemlerde hem grip aşısını, hem de zatürre aşısını yaptırması gerektiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hayati Deniz aşı konusunda uyardı. Gribal enfeksiyonlar yaygınlaşmaya başladığına dem vuran Prof. Dr. Deniz, Kalp hastalığı olanlar bu dönemlerde hem grip aşısını, hem de zatürre aşısını yaptırması gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA9 - </strong>Kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerde, özellikle soğuk kış aylarında belirgin bir artış yaşanıyor.</p>

<p>Yapılan araştırmalarda, grip başlangıcından 3 gün sonra ile 3 ay arasında kalp krizi geçirme riskinin 5 kat fazla olduğu görüldü.</p>

<p>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hayati Deniz; kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerde, özellikle soğuk kış aylarında belirgin bir artış görüldüğüne dikkati çekerek, "Kış aylarında kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerdeki artış, soğuğun damarlarda yaptığı büzüşme etkisinin, daralmış damarları etkilemesine bağlı olabileceği gibi, griple artan vücuttaki iltihabi durumun kalp damarlarında da belirgin hale gelmesi ve kalp krizini tetiklemesi sonucunda da olabilir” dedi.</p>

<p><strong>KALP KRİZİ RİSKİ ARTIYOR</strong></p>

<p>"Yapılan araştırmalarda, grip başlangıcından 3 gün sonra ile 3 ay arasında kalp krizi geçirme riskinde 5 kat artış görülmüştür" diyen Deniz, "Yüksek tansiyon, şeker hastalarında ve sigara içen kişilerde kalp krizi riski daha yüksektir. Bu kişilerde risk, grip durumunda daha da artar. Grip nedeniyle gerçekleşen ölümlerin büyük bir bölümü kalp damar hastalıklarına bağlı olduğundan, özellikle 60 yaşın üstünde olan ve bilinen kalp hastalığı olan kişiler grip olduklarında çok dikkatli takip edilmelidir" dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/16/1697795291-prof-dr-hayati-deniz-kalp-damar-cerrahisi-00-1697810951-563.jpeg" style="height:583px; width:750px" /></p>

<p>Gribin kalp krizi ve inme gibi kalp damar hastalıklarının artısında nasıl rol oynadığına ilişkin farklı teoriler olduğuna dikkati çeken Deniz, “Grip enfeksiyonunun vücutta yarattığı iltihabi durumun, damarların iç duvarını döşeyen örtüyü bozduğunu ve bunun yırtılması sonucu pıhtılaşmanın kolaylaşmasıyla damarın tıkandığı düşünülür. Diğer bir düşünce ise, grip virüsüne karşı vücudun bağışıklık sisteminin çıkardığı koruyucu maddelerin damar iç duvarına zarar verdiğidir. Basit görünen grip gibi hastalıklar, hangi türü olursa olsun vücutta iltihabi reaksiyonun artmasına yol açar. Grip virüsüne karşı verilen savaşta şu an için kullandığımız silahlardan başka alternatifimiz yok. Gripten korunmak için yapılan uyarılara uyarsak ve grip aşısı olursak sadece gripten değil kalp ve damarlara vereceği zarardan da korunmuş oluruz. Hastalarımız sıklıkla, “Aşı da bir virüs. Bu da kalp krizine yol açmaz mı?” diye soruyor. Ancak yapılan araştırmalar göstermiştir ki, aşı sonrası kalp krizi sıklığında bir artış olmamıştır. Bunun yanında ciddi bir yan etki de gözlenmemiştir. Kalp hastalarının bu dönemlerde kendilerini korumaları ve aşılarını olması gerektiği unutulmamalı” diye konuştu.</p>

<p><strong>ZATÜRRE AŞISI ÖNEMLİ!</strong></p>

<p>“En önemlisi kalp hastalığı olan hastalarımıza bu dönemlerde hem grip aşısını, hem de zatürre aşısını öneriyoruz” diyen Prof. Dr. Hayati Deniz; “Grip aşısı her yıl yapılıyor. Sağlık Bakanlığı da tanımladı ve eczanelerde bulunuyor. Zatürre aşısı da 5 yılda bir yapılıyor. Koronavirüs, grip ya da kronik bir hastalık geçirdiğimizde en çok zatürreye yakalanıyoruz. Zatürre geçirildiğinde hastanede yatış ve ölüm oranları çok artıyor. Bu açıdan zatürre aşısını önemsiyoruz. Riskli grupta bulunan hastalar, grip ve zatürre aşılarını olduklarında hastaneye yatış ve ölüm oranları, aşı olmayanlara göre çok daha düşük oluyor. Bazı hastalar aşılara karşı önyargılı davranıp aşı yaptırmaktan imtina edebiliyorlar. Grip aşısı olduğunuz zaman grip tamamen engellenmiyor ama gribe yakalandığınızda hafif geçirilmesi sağlanıyor” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Oct 2023 19:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/10/kalp-krizi-riski-artiyor-kalp-hastalari-grip-ve-zaturre-asisi-olmali-1697829018.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu hastalık sinsi ilerliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/bu-hastalik-sinsi-ilerliyor-27489</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/bu-hastalik-sinsi-ilerliyor-27489</guid>
                <description><![CDATA[Toplumda ‘akciğerlerde sertleşme’ olarak bilinen pulmoner fibroz tedavide gecikildiğinde solunum yetmezliğine yol açabilen bir hastalık. Üstelik en tipik belirtisi olan nefes darlığı sinsi bir şekilde ortaya çıkıyor ve genellikle yavaş ilerliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda ‘akciğerlerde sertleşme’ olarak bilinen pulmoner fibroz tedavide gecikildiğinde solunum yetmezliğine yol açabilen bir hastalık. Üstelik en tipik belirtisi olan nefes darlığı sinsi bir şekilde ortaya çıkıyor ve genellikle yavaş ilerliyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nur Dilek Bakan, bu nedenle pulmoner fibroz hastalığında erken teşhis ve tedavinin yaşamsal öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Günümüzde bu hastalığın henüz kesin çözümü olmasa da akciğerlerde oluşan hasarın ilerlemesini önlemek, semptomları en aza indirerek hastanın yaşam kalitesini yükseltmek mümkün olabiliyor. Tedaviye erken dönemde başlandığında fibrozun ilerlemesini durdurmada veya yavaşlatmada daha etkili sonuçlar alınıyor. Erken teşhis için nefes darlığı şikayetinde zaman kaybetmeden mutlaka hekime başvurulmalıdır” dedi.</p>

<p><strong>DÜNYADA 1.5 MİLYON KİŞİYİ ETKİLİYOR!</strong></p>

<p>Pulmoner fibroz, yani akciğer fibrozu geliştiğinde, akciğerlerin iç yüzeyini kaplayan hava kesecikleri ve akciğer dokusunun destekleyici yapıları zarar görüyor. Akciğerin bu yapılarının kalınlaşıp sertleşerek esnekliğini kaybetmeleri, içimize solunumla çektiğimiz oksijenin kanımıza geçişine engel oluyor. Bunun sonucunda nefes darlığı gelişmeye başlıyor ve ilerleyince solunum yetmezliğine neden olabiliyor. Dünyada tanı konulan 1-1,5 milyon pulmoner fibroz hastası olduğu belirtiliyor. Ancak tanı konulmamış hastalar da düşünüldüğünde gerçek rakamın daha yüksek olduğu tahmin ediliyor. Türk Toraks Derneği’nin yaptığı araştırmaya göre; ülkemizde her yıl yaklaşık 4 bin kişiye pulmoner fibroz tanısı konuluyor.</p>

<p><strong>PEK ÇOK SEBEBİ OLABİLİYOR</strong></p>

<p>Pulmoner fibroza neden olabilen pek çok etken var. Bağdokusu hastalıkları (romatoid artrit, skleroderma gibi),&nbsp; çeşitli kimyasal gazlar gibi mesleksel veya çevresel maruziyetler ya da&nbsp; bazı ilaçlar bu hastalığa en sık yol açan nedenler. Pulmoner fibroza sebep olabilecek bir etken bulunamazsa “idyopatik pulmoner fibroz” olarak adlandırılıyor. Bilgisayarlı tomografi, solunum fonksiyon testleri, bronkoskopi ile akciğerden alınan yıkantı sıvısı veya biyopsi ile nadiren cerrahi akciğer biyopsisi de hastalığın teşhisinde kullanılan en önemli araçları oluşturuyor.</p>

<p><strong>NEFES DARLIĞI SİNSİ İLERLİYOR!</strong></p>

<p>Nefes darlığı, öksürük (çoğunlukla kuru), morarma, yorgunluk ve kilo kaybı, bu hastalığın başlıca belirtilerini oluşturuyor.</p>

<p>Prof. Dr. Nur Dilek Bakan, nefes darlığının genellikle sinsi şekilde ortaya çıktığını ve giderek ilerlediğini vurgulayarak, “Hastalığın erken evrelerinde belirtiler pek anlaşılmıyor. En tipik yakınması olan nefes darlığı erken evrelerde ancak merdiven çıkmak ve koşmak gibi zorlu aktivitelerde gelişiyor. Hastalar hekime başvurduklarında sıklıkla altı ay veya daha uzun bir süredir var olan nefes darlığından yakınıyorlar. Bu nedenle hastalığın tanı ve tedavisinde gecikmeler yaşanıyor. Nefes darlığı çok önemli bir belirtidir, her durumda hekime başvurmayı gerektirir” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 08 Oct 2023 22:46:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/10/bu-hastalik-sinsi-ilerliyor-1696794389.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>’Gizli açlık’ çocukları tehdit ediyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/gizli-aclik-cocuklari-tehdit-ediyor-27488</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/gizli-aclik-cocuklari-tehdit-ediyor-27488</guid>
                <description><![CDATA[Okula giderken bir poğaça, bir meyve suyu ile beslenen çocukları bekleyen gizli tehlikeye karşı uyaran uzmanlar, yetersiz beslenmenin sadece yemeğin az yenilmesi veya hiç yenilmemesi değil, yenilen yemeğin besleyiciliğinin az olması anlamına da geldiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Okula giderken bir poğaça, bir meyve suyu ile beslenen çocukları bekleyen gizli tehlikeye karşı uyaran uzmanlar, yetersiz beslenmenin sadece yemeğin az yenilmesi veya hiç yenilmemesi değil, yenilen yemeğin besleyiciliğinin az olması anlamına da geldiğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA)&nbsp; -</strong>Uzman Diyetisyen Hülya Yiğit, çocukluk döneminde beslenmenin önemine işaret ederek, ailelere uyarılarda bulundu.</p>

<p>Beslenmenin yaşamın her evresinde çok önemli ifade eden Yiğit, özellikle son yıllarda gelişmekte olan toplumlarda yetersiz beslenmeye bağlı olarak ‘gizli açlık’ olarak adlandırılan; demir, iyot, çinko gibi hayati önem taşıyan mineraller ve vitaminlerin vücuda yetersiz alınması ile ortaya çıkan tablo ile daha sık karşılaşıldığına dikkati çekti.</p>

<p>"Yetersiz beslenme sadece yemeğin az yenilmesi veya hiç yenilmemesi değil, yenilen yemeğin besleyiciliğinin az olması anlamına da geliyor.” diyen Yiğit, “Vücuda aldığımız her yiyecek besin değeri taşımayabiliyor. Bu kavramdan yola çıkarak özellikle çocukların tüketmeyi çok sevdiği jelibonlar, mısır cipsleri, bisküviler, katı yağ ile yapılan poğaçalar ve paketli meyve sularının besleyiciliklerinin oldukça düşük, yani vitamin-mineral içeriklerinin oldukça zayıf olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü, vücudun hiçbir besin öğesi ihtiyacını karşılamazlar. Sadece enerji verirler. Ayrıca karın çevresini yani iç organları yağlandırma etkileri ve daha çok acıktırma potansiyellerinin olduğunu da unutmamak gerekir" diye konuştu.</p>

<p><strong>BEYİN GELİŞİMİ İÇİN OMEGA-3 ALINMASI ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Hülya Yiğit, çocukların gelişme sürecinde kalori ihtiyaçlarının yüksek olduğunu ve daha çok protein, kalsiyum, demir gibi minerallere ihtiyaç duyduğunu anlatarak, gelişim çağındaki çocukların günlük beslenmeleri konusunda şu bilgileri verdi:</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1696327988-h-lya-yi-it-t-bbi-kadro-1696761229-667.jpeg" width="750" /></p>

<p>“Her gün en az 2 su bardağı süt, yoğurt veya kefir, 1-2 dilim peynir, toplamda 5 porsiyon sebze ve meyve tüketmeleri gerekir. Özellikle demir eksikliğinin sık görüldüğü bu dönemde haftada en az 3-4 gün hayvansal kaynaklı demir ve protein alımına yönelmek, kırmızı-beyaz et tüketmek önemli. Özellikle beyin gelişimi ve hafızayı güçlendirmek için hayvansal Omega-3 kaynağı olan somon ve uskumru gibi yağlı balıkların da en az haftada 2 gün tüketilmesi gerekir. İçerdikleri magnezyum, potasyum, bitkisel Omega-3 nedeniyle günlük 8-10 adet fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumların ve kuru meyvelerin tüketimini de göz ardı etmemek gerekir.”</p>

<p><strong>BESLENME SADECE AÇLIK GİDERME DAVRANIŞI DEĞİL</strong></p>

<p>Beslenmenin sadece açlığı giderme davranışı olmadığını belirten Hülya Yiğit, “Yetişkinlik temellerinin atıldığı çocukluk döneminde daha da önemlidir. Çocukların ne kadar büyüyüp gelişebilecekleri genetik yapılarıyla ilişkilidir ancak; yapılan araştırmalarda yetersiz ve dengesiz beslenen çocukların, genetik potansiyellerini yakalayamadıkları da görülmekte. Bunlara ek olarak çocukluk döneminde yetersiz beslenmeye bağlı olarak zeka geriliği, öğrenme güçlüğü, görme sorunları, diş ve dişeti sorunları en sık görülebilen sağlık sorunlarındandır.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 08 Oct 2023 22:45:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/10/gizli-aclik-cocuklari-tehdit-ediyor-1696794353.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp dostu besinler ve sağlıklı yaşam ipuçları</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/kalp-dostu-besinler-ve-saglikli-yasam-ipuclari-27467</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/kalp-dostu-besinler-ve-saglikli-yasam-ipuclari-27467</guid>
                <description><![CDATA[Kalp sağlığı için sağlıklı beslenmenin ve fiziksel aktivitenin önemine vurgu yapan Sabri Ülker Vakfı, kalp hastalıklarından korunmak için dikkat edilmesi gereken noktalara dikkati çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp sağlığı için sağlıklı beslenmenin ve fiziksel aktivitenin önemine vurgu yapan Sabri Ülker Vakfı, kalp hastalıklarından korunmak için dikkat edilmesi gereken noktalara dikkati çekti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kalp ve damar hastalıkları konusunda farkındalığı artırmak için Dünya Kalp Federasyonu’nun inisiyatifiyle 2000 yılından bu yana her yıl 29 Eylül "Dünya Kalp Günü" olarak kutlanıyor.</p>

<p>Dünya genelinde kalp ve damar hastalıklarının önlenmesi için bilinçlendirme kampanyaları, eğitim seminerleri, sağlık taramaları ve halka açık etkinliklerle geçen Dünya Kalp Günü’nde; insanları kalp sağlığının önemine dair bilgilendirmek, kalp hastalıklarının erken teşhisinin hayat kurtarıcı olabileceğini vurgulamak ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesine teşvik etmek hedefleniyor</p>

<p>Genel olarak sağlıklı bir beslenme düzeni için; çeşitli meyve ve sebzeler, tam tahıllar, az yağlı süt ürünleri, derisiz kümes hayvanları ve balık, yağlı tohumlar, baklagillerin tüketimine özen göstermek gerekiyor. Doymuş yağ, trans yağ, tuz, kırmızı et, tatlı ve şekerli içeceklerin tüketimini ise sınırlandırmak gerekiyor. Kırmızı et tüketirken özellikle yağsız olmasına ve pişirme yöntemlerine özen göstermek kalp sağlığını korumaya yardımcı oluyor.</p>

<p>•&nbsp;&nbsp; &nbsp;İlave tuz ve şeker içermeyen çeşitli taze sebze ve meyveleri daha sık tüketin. Yüksek kalorili yiyecekleri meyve ve sebzelerle değiştirin.<br />
•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Lif bakımından zengin tam tahılları seçin.<br />
•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Derisiz kümes hayvanları ve balığı kırmızı ete kıyasla daha sık tercih ederekilave yağ eklemeden fırında ve haşlama gibi sağlıklı pişirme yöntemleri ile hazırlayın.<br />
•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Haftada en az iki kez mevsimine uygun balık tüketmeye, özellikle omega-3 yağ asitlerinden zengin balıklar (örneğin, somon, alabalık) tüketmeye özen gösterin.<br />
•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Kan kolesterolünüzü düşürmeniz gerekiyorsadoymuş yağları sınırlandırın.<br />
•&nbsp;&nbsp; &nbsp;İlave şeker içeren içecek ve yiyeceklerin tüketimini azaltın.<br />
•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Daha az tuziçeren yiyecekleri tercih edin ve çok az veya hiç tuz içermeyen yiyecekler hazırlamaya özen gösterin.<br />
•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Yüksek kalorili soslardan kaçının.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 Sep 2023 21:21:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/09/kalp-dostu-besinler-ve-saglikli-yasam-ipuclari-1695925287.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Eris varyantı Omicron’dan daha bulaşıcı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/eris-varyanti-omicrondan-daha-bulasici-27460</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/eris-varyanti-omicrondan-daha-bulasici-27460</guid>
                <description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, Covid-19'un Omicron varyantının bir alt türü olarak ilk kez Şubat 2023'te İngiltere’de tespit edilen ve daha sonra hızla yayılarak dünyada 50’den fazla ülkeden rapor edilen Eris varyantı hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, Covid-19'un Omicron varyantının bir alt türü olarak ilk kez Şubat 2023'te İngiltere’de tespit edilen ve daha sonra hızla yayılarak dünyada 50’den fazla ülkeden rapor edilen Eris varyantı hakkında bilgi verdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA)&nbsp; -</strong>COVID-19'un Omicron varyantının bir alt türü olarak tespit edilen Eris varyantına karşı korunma yöntemlerinin COVID-19'dan korunmak için alınan yöntemlerle benzer olduğunu ifade eden&nbsp; Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Eris varyantı, Covid-19'un diğer varyantları gibi, bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde, kalp yetmezliği, diyabet, tansiyon gibi kronik hastalığı olanlarda, yaşlılarda ve aşısız kimselerde daha ağır seyredebiliyor.” uyarısında bulundu.</p>

<p>Dr. Dilek Leyla Mamçu, halen Dünya Sağlık Örgütü’nün ‘izlenmesi gereken varyantlar’ listesinde olan Eris varyantının Omicron varyantından daha bulaşıcı olduğunun düşünüldüğünü vurguladı.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1695723221-uzm-dr-dilek-leyla-mamcu-1695798780-766.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>BELİRTİLERİ DİĞER VARYANTLARA BENZİYOR</strong></p>

<p>Eris varyantının hastalık şiddetini artırıp artırmadığının henüz net olmadığını da kaydeden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Eris varyantının belirtileri diğer Covid-19 varyantlarının belirtilerine benziyor. Burun akıntısı, boğaz ağrısı, ateş, öksürük, kas ağrıları yanında bazı vakalarda ishal de görülebiliyor. Hastalık genelde hafif seyirli ve kendiliğinden iyileşiyor. Ancak altta yatan hastalıkları olan kişilerde ve aşısı olmayanlarda daha ciddi semptomlara neden olabiliyor" dedi.</p>

<p>Dr. Dilek Leyla Mamçu, Eris varyantının bulaşma şeklinin COVID-19 virüsü ile aynı olduğunu anlatarak, “Damlacık yolu ile bulaşır. Enfekte kişilerden öksürme, hapşırma, konuşma sırasında havaya yayılan küçük damlacıklar, direkt olarak veya kirli eller aracılığıyla sağlam kişilere bulaşır.” dedi.</p>

<p><strong>ERİS VARYANTINA NASIL TANI KONUYOR?</strong></p>

<p>Dr. Dilek Leyla Mamçu, Eris varyantına da COVID-19 antijen testleri ve PCR testi ile tanı ile konulduğunu vurguladı. Eris varyantına karşı korunma yöntemlerinin Covid-19' dan korunmak için alınan yöntemlerle benzer olduğunu da ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, korunma yöntemlerini şöyle sıraladı:</p>

<p><strong>Aşı:</strong> Covid-19 aşıları, Eris varyantı dahil olmak üzere birçok varyanta karşı koruma sağlıyor. Ancak, aşıların etkinliği zamanla azalabiliyor. Bu nedenle, özellikle risk altındaki kişiler için, düzenli olarak takviye dozu yaptırmak önemli.</p>

<p><strong>Maske:</strong> Kalabalık ortamlarda, kapalı alanlarda veya sosyal mesafenin korunamadığı durumlarda maske takmak önemli.</p>

<p><strong>Sosyal mesafe: </strong>Başkalarıyla en az 1-2 metre mesafeyi korumak, enfekte kişilerin öksürme veya hapşırma sırasında çıkan damlacıkların ulaşmasını engeller.</p>

<p><strong>El yıkama:</strong> Ellerin en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanması, virüsün el yoluyla bulaşma riskini azaltır.</p>

<p><strong>Yüzeylerin temizlenmesi ve dezenfekte edilmesi: </strong>Enfekte kişilerin dokunmuş olabileceği yüzeyleri temizlemek ve dezenfekte etmek, virüsün yayılmasını önlemeye yardımcı olabilir.</p>

<p><strong>Hasta kişilerin evde kalması: </strong>Hastalık belirtileri başladığında kişinin evde kalması ve diğer insanlarla temastan kaçınması, toplumda hastalığın yayılmasını engeller.</p>

<p><strong>ERİS VARYANTI KİMLER İÇİN TEHLİKELİ?</strong></p>

<p>Dr. Dilek Leyla Mamçu, Eris varyantının en çok kimler için tehlikeli olduğunu anlatarak, “Eris varyantı, Covid-19'un diğer varyantları gibi, bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde, kalp yetmezliği, diyabet, tansiyon gibi kronik hastalığı olanlarda, yaşlılarda ve aşısız kimselerde daha ağır seyredebiliyor. Bu kişiler hastalık belirtileri görüldüğünde bir sağlık kuruluşuna başvurmalı" çağrısında bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Sep 2023 11:44:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/09/eris-varyanti-omicrondan-daha-bulasici-1695804269.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mevsim geçişlerinde vücut direncinizi korumaya dikkat edin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/mevsim-gecislerinde-vucut-direncinizi-korumaya-dikkat-edin-27453</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/mevsim-gecislerinde-vucut-direncinizi-korumaya-dikkat-edin-27453</guid>
                <description><![CDATA[Uzman Hemşire Ayşe Şengel, mevsim geçişlerinde daha sık görülen viral hastalıklardan korunmanın yolunun bağışıklığı güçlü tutmaktan geçtiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzman Hemşire Ayşe Şengel, mevsim geçişlerinde daha sık görülen viral hastalıklardan korunmanın yolunun bağışıklığı güçlü tutmaktan geçtiğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Mevsim geçişlerinde gün içinde yaşanan sıcaklık farkları, beslenmemizdeki değişimler, okulların açılması gibi birçok faktör hastalıklara davetiye çıkarıyor.</p>

<p>Soğuk algınlığı, grip, farenjit, bronşit ve benzeri hastalıklar mevsim geçişlerinde daha sık görülüyor. Mevsim geçişlerinde hastalıklardan korunmanın bağışıklık sistemini güçlü tutmada en önemli unsur olduğunu hatırlatan Bir Adım Sağlık CEO'su Uzm. Hemş. Ayşe Şengel, kişide vücut kırgınlığı ve kas ağrısı ile birlikte 39-40 dereceyi bulan yüksek ateş, titreme, üşüme, boğaz ağrısı, öksürük, balgam gibi şikayetler de varsa mutlaka doktora başvurmak gerektiğinin de altını çiziyor.</p>

<p>Şengel, bu dönemde özellikle 65 yaş üzerindekiler, bebekler, çocuklar ve hamileler, kanser hastaları, şeker ve kalp hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerin yüksek risk altında olduğunu belirtti.</p>

<p>“Vücut direncinizi korumak için dengeli ve sağlıklı beslenmeye, bol su tüketmeye dikkat edin" diyen Uzman Hemşire Şengel, mevsim geçişlerinde hasta olmamak için önerilerini ise şöyle sıraladı:</p>

<ul>
 <li>Düzenli spor yapın.</li>
 <li>Bol sıvı tüketerek sağlıklı beslenmeye dikkat edin.</li>
 <li>Uyku kalitesine önem vererek yeterli uyumaya özen gösterin.</li>
 <li>Hijyene dikkat edin, ellerinizi sık sık yıkayın. Çevrenizde hasta birisi varsa, kalabalık ortamlarda mutlaka maske kullanın.</li>
 <li>Sigara ve alkolden uzak durun.</li>
 <li>Vitamin ve mineral seviyesinizi kontrol ettirin, gerekirse hekim önerisiyle takviye kullanın.</li>
 <li>Evinizi, çalıştığınız ortamı sık sık havalandırın.</li>
 <li>Klima kullanımına dikkat edin. Klima kullanırken ısıyı bir anda düşürmek yerine ısıyı aşamalı olarak azaltın. Mümkünse uyurken klimayı kapatın.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 Sep 2023 21:19:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/09/mevsim-gecislerinde-vucut-direncinizi-korumaya-dikkat-edin-1695665996.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bebeklerde RSV enfeksiyonuna dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/bebeklerde-rsv-enfeksiyonuna-dikkat-27452</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/bebeklerde-rsv-enfeksiyonuna-dikkat-27452</guid>
                <description><![CDATA[Sonbahar mevsiminin gelmesiyle birlikte bebeklerin sağlığını ciddi şekilde etkileyebilen pek çok enfeksiyon hastalıkları kapımızı çalmaya başladı. Bu enfeksiyonlardan yaygın olarak görülen RSV (Respiratuar sinsityal virüs) özellikle prematüre bebeklerde hayatı tehdit eden boyutlara ulaşabiliyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sonbahar mevsiminin gelmesiyle birlikte bebeklerin sağlığını ciddi şekilde etkileyebilen pek çok enfeksiyon hastalıkları kapımızı çalmaya başladı. Bu enfeksiyonlardan yaygın olarak görülen RSV (Respiratuar sinsityal virüs) özellikle prematüre bebeklerde hayatı tehdit eden boyutlara ulaşabiliyor</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Malçok, virüse karşı geliştirilmiş kesin bir tedavi olmadığı için risk grubundaki prematüre bebekleri virüsten korumanın yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekerek, “Bebeklerde ev ziyaretlerinin kabul edilmemesi, bakımından sorumlu kişilerin sonbahar ile kış aylarında maske takmaları ve el hijyenine dikkat etmeleri bu virüsten korunmada en önemli üç kuralı oluşturuyor” dedi.</p>

<p><strong>ÇOK HIZLI VE KOLAY BULAŞABİLİYOR!</strong></p>

<p>RSV (Respiratuar sinsityal virüs)&nbsp; çok hızlı ve kolay bir şekilde bulaşabildiğine dikkati çeken Uzm. Dr. Malçok, "Virüs enfekte olmuş kişilerin öksürmeleri, hapşırmaları veya konuşmaları sonucu çevreye saçılan damlacıklarla yayılırken, bebeği öpmekle de bulaşabiliyor. Hastalığın bulaşma özelliği belirtiler ortaya çıkmadan 1-2 gün önce başlıyor ve 3-8 gün sürüyor. Ancak bağışıklığı zayıf kişilerde bulaşıcı özelliği dört haftaya kadar uzayabiliyor" dedi.</p>

<p><img height="904" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1695624744-dr-mehmet-mal-ok-1695650910-271.jpeg" width="750" /></p>

<p>"RSV enfeksiyonu bebeklerde grip ve COVID-19 hastalığına benzer belirtilerle ortaya çıkıyor" diyen Malçok, "Huzursuzluk, ateş, burun tıkanıklığı, nefes almada güçlük ve ağızdan beslenememe gibi kademeli olarak artan şikayetler gelişiyor. Belirtilerin şiddeti hastalığın süresi ilerledikçe artıyor" diye konuştu.</p>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Malçok, erken tanı için ebeveynlerin burun tıkanıklığı ve ağızdan beslenmede güçlük çekme gibi sorunlarda zaman kaybetmeden hekime başvurmalarının son derece önemli olduğu uyarısında bulundu.</p>

<p>Özellikle prematüre bebekler risk altında olduğuna vurgu yapan Malçok, "RSV enfeksiyonunda hastalığın belirtilerini dindirmeye ve bağışıklığı güçlendirmeye yönelik destekleyici tedaviler uygulanıyor. Evde sprey veya damlalar ile bebeğin burnunun açık tutulması, ortamın nemlendirilmesi, beslenmesine dikkat edilmesi ve bol sıvı takviyesi önem taşıyor. Hastanede ise oksijen yetersizliğinin önüne geçebilmek amacıyla ilaç uygulamalarının yanı sıra cihazla solunum desteğine ve vücuttaki sıvıyı artırmak için serum tedavisine başvuruluyor" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 Sep 2023 21:19:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/09/bebeklerde-rsv-enfeksiyonuna-dikkat-1695665941.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Günün hangi saati spor için uygun?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/gunun-hangi-saati-spor-icin-uygun-27435</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/gunun-hangi-saati-spor-icin-uygun-27435</guid>
                <description><![CDATA[Sabahın erken saatlerinde yapılan sporlar, daha fazla yağ yakma ve iştah bastırma sebebiyle düşük kan basıncı, daha iyi uyku ve daha fazla kilo kaybı ile ilişkili olabilir. Araştırmalar, kişilerin rutinlerini bozması muhtemel dikkat dağılmalarından dolayı sabah egzersizi ile daha tutarlı olma eğiliminde olduklarını gösteriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sabahın erken saatlerinde yapılan sporlar, daha fazla yağ yakma ve iştah bastırma sebebiyle düşük kan basıncı, daha iyi uyku ve daha fazla kilo kaybı ile ilişkili olabilir. Araştırmalar, kişilerin rutinlerini bozması muhtemel dikkat dağılmalarından dolayı sabah egzersizi ile daha tutarlı olma eğiliminde olduklarını gösteriyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong> Günün hangi saatleri spor için uygundur? Hangi saatlere dikkat edilmeli? Konuyla ilgili bilgiyi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Murat Şener verdi.</p>

<p>Öğleden sonra veya akşam yapılan sporlar vücut ısısı ve esneklikteki yükselişlerle ilişkilidir ve aerobik performansı ile birlikte gücü arttırmada daha iyi göründüğünü ifade eden Dr. Şener, "Fakat genel sağlık etkileri için egzersiz yapmak isteyenler için en iyi zaman, egzersizin en iyi şekilde yapılabildiği ve düzenli olarak yapmanıza izin veren zamandır. Amerikan Kalp Birliği, haftada en az 150 dakika orta şiddette veya 75 dakika şiddetli aerobik egzersiz önermektedir. Bunun dışında haftada üç kez direnç eğitimi eklemek de egzersiz yapan bireye daha fazla fayda sağlayabilir. Birçok değişken, günün saati, yeri, faaliyet türü ve sosyal ortam dahil başarılı bir egzersiz programına katkıda bulunur. Bununla birlikte, egzersizin fayda sağlamasında ki en önemli faktör devamlılıktır ve olumlu sonuçların elde edilmesi ile güçlü bir şekilde bağlantılıdır" diye konuştu.</p>

<p><img height="1001" src="https://www.igfhaber.com/static/zz/zzz-murat-sener-foto-2-1695019378-566.jpeg" width="750" /></p>

<p>"Sabah çalışıyorsanız, sabah sporu en iyisidir" diyen Şener, "Gece çalışan iseniz, günün ilerleyen saatlerinde egzersiz yapmak stresi atmak ve gevşetmek için çokta iyi olabilir. Çoğu insan için yatmadan hemen önce egzersiz yapmaktan kaçınmak en iyisidir, çünkü uyuma yeteneğinizi etkileyebilir. Kısacası, egzersiz için en uygun zaman, yapacak en fazla enerjiye ve motivasyona sahip olduğunuz zamandır. Neden egzersiz yaptığınıza bakılmaksızın, sizin için en uygun zamanı seçin ve buna bağlı kalın" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 Sep 2023 13:12:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/09/gunun-hangi-saati-spor-icin-uygun-1695031948.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Koronavirüs Biontech Sinovac Turkovac aşısı olanlar dikkat! Kötü haber geldi bunu yapmanız gerekiyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/koronavirus-biontech-sinovac-turkovac-asisi-olanlar-dikkat-kotu-haber-geldi-bunu-yapmaniz-gerekiyor-27427</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/koronavirus-biontech-sinovac-turkovac-asisi-olanlar-dikkat-kotu-haber-geldi-bunu-yapmaniz-gerekiyor-27427</guid>
                <description><![CDATA[Milyonlarca kişinin hayatını kaybetmesine neden olan koronavirüs salgını aşının bulunması ile sona ermişti. Koronavirüs aşısı olanlara kötü haber geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Koronavirüs Biontech Sinovac Turkovac aşısı olanlar dikkat! Kötü haber geldi bunu yapmanız gerekiyor&nbsp;- Tüm dünya 2019 senesinde Çin'den gelen görüntüler ile şok olmuş, Wuhan eyaletinde ortaya çıkan gizemli hastalık büyük yankı uyandırmıştı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Hastalık sonrasında büyük bir hızla tüm dünyaya yayılmış, 2020 senesinde Dünya Sağlık Örgütü hem hastalığa yakalanan kişi sayısı hem de hastalık nedeni ile hayatını kaybeden kişilerin sayısında yaşanan artışın etkisi ile pandemi ilan edilmişti. Tüm dünya kabus dolu günler yaşarken koronavirüs aşısının bulunması ile tüm yasaklar kademeli olarak kaldırılmıştı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>KORONAVİRÜS AŞISI OLANLAR DİKKAT!</p>

<p>Dünya genelinde milyonlarca kişinin hem hastalıktan korunmak hem de uygulanan zorunlu karantina tedbirlerinden kurtulmak için olduğu koronavirüs aşısı hakkında son dakika gelişmeleri yaşanmaya devam ediyor. Almanya'da aşıya karşı davalar peş peşe açılırken özellikle de BionTech aşısının yan etkileri iddiaları gündemi meşgul ediyor.</p>

<p>KORONAVİRÜS AŞISI OLANLAR NE YAPMALI?</p>

<p>Yapılan aşıların aşı değil gen tedavisi olduğunu iddia eden Prof. Dr. Canan Karatay ise aşı olanların tek çaresinin doğal beslenme olduğunu belirterek "Bunun içinde çok fazla yabancı madde var. Ben bir iç hastalıkları uzmanı olarak her gün 15-20 hastada görüyorum bu şikâyetleri.</p>

<p>Pıhtıyı önlemek için beslenme çok önemli. En önemli besin ise zeytinyağı. Soğuk sıkım, doğal zeytinyağı bir ilaçtır. Herkes içsin. Kilo aldırmaz, karaciğer yağlanmasını da azaltır. Tüm vücudu temizler. Zeytinyağı doğal kan sulandırıcıdır. Vücudun tüm organlarını besler, onarır. Kalp kizini, alzheimeri engeller. Ayrıca bol bol su, hareket, uyku çok önemli" diyerek aşı olan kişilerin mutlaka bunlara dikkat etmelerinin gerektiğini ifade etti.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 Sep 2023 23:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/09/koronavirus-biontech-sinovac-turkovac-asisi-olanlar-dikkat-kotu-haber-geldi-bunu-yapmaniz-gerekiyor-1694810963.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklar da stres neden olur?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/cocuklar-da-stres-neden-olur-27395</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/cocuklar-da-stres-neden-olur-27395</guid>
                <description><![CDATA[Klinik Psikolog Hazal Akşahin, çocuklarda meydana gelen stres ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Klinik Psikolog Hazal Akşahin, çocuklarda meydana gelen stres ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.</p><p>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;<b>Klinik Psikolog Hazal Akşahin konu hakkında bilgiler verdi.&nbsp;</b></p>

<p>Çocuklarda stres birçok farklı faktörden kaynaklanabilir. Her çocukta farklılık ve stres yaratanlar çeşitlilikte parlaklık sağlar. İşte çocuklarda stresin olası nedenlerinden bazıları:&nbsp;</p>

<p><b>Aile İlişkileri:</b>&nbsp;Aile içindeki gerilimler, ebeveynlerin arasındaki anlaşmazlıklar, ayrılıklar, boşanmalar veya aile içi iletişim eksiklikleri çocuklarda stres yaratabilir.&nbsp;</p>

<p><b>Okul:</b>&nbsp;Sınavlar, ödüller, akademik baskılar, rehberler veya arkadaş ilişkileri gibi okul yaşamıyla ilgili koşullar çocuklarda stres halindedir.&nbsp;</p>

<p><b>Yaşam değişiklikleri:</b>&nbsp;Taşınma, yeni bir kardeşin doğumu, okul değişiklikleri gibi yaşamda ortaya çıkan büyük değişiklikler, çocukların stres göstermesini sağlayabilir.&nbsp;</p>

<p><b>Sosyal Baskılar:</b>&nbsp;Akran baskısı, kabul görmeme korkusu, dışlanma veya arkadaş ilişkileriyle ilgili sorunlar, çocukların stres yaşamasına neden olabilir.&nbsp;</p>

<p><b>Duygusal Zorluklar:</b>&nbsp;Kendi başlarına yaşamakta zorlanma, öfke, üzüntü veya endişe gibi duygusal zorluklar da stres yaratabilir.&nbsp;</p>

<p><b>Medya ve Teknoloji:</b>&nbsp;Aşırı medyaya maruz kalma, insanların stresini artırabilir. Korku içerikli haberler veya sosyal medyadaki olumsuz deneyimler kişilerin zihnini etkileyebilir.&nbsp;</p>

<p><b>Performans Beklentileri:</b>&nbsp;Hem ailelerin hem de toplumun koymuş olduğu yüksek performans beklentileri, çocukların stres düzeylerini yükseltebilir.&nbsp;</p>

<p><b>Sağlık Sorunları:</b>&nbsp;Kendi sağlık sorunları veya aile bireylerinin sağlık sorunları çocuklarda stres yaratabilir.&nbsp;</p>

<p><b>Zaman Yönetimi:</b>&nbsp;Yoğun bir programa sahip olmak, dersler, aktiviteler, hobi gibi pek çok şey bağlantıda zorlanmakta stres ortaya çıkabilir.&nbsp;</p>

<p><b>Travma veya Zorlayıcı Deneyimler:</b>&nbsp;Şiddet, kazalar, doğal afetler gibi travmatik veya zorlayıcı deneyimler kişinin duygusal olarak yaşayabileceği.&nbsp;</p>

<p>Yetişkinlerin ve çocukların stresini oluşturma ve geliştirme konusunda önemli bir rol oynar. Destekleyici bir çevre oluşturmak, açık iletişimin sağlanması ve duygusal verimliliğin önemsenmesi, stresin başa çıkmalarına yardımcı olabilir. &nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Aug 2023 12:40:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/08/cocuklar-da-stres-neden-olur-1693388441.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Enfeksiyona karşı 5 kritik önlem! Havuz ve deniz riski artırıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/enfeksiyona-karsi-5-kritik-onlem-havuz-ve-deniz-riski-artiriyor-27338</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/enfeksiyona-karsi-5-kritik-onlem-havuz-ve-deniz-riski-artiriyor-27338</guid>
                <description><![CDATA[Dış kulak yolunda akut olarak gelişen ve genellikle bakterilerin sorumlu olduğu dış kulak yolu enfeksiyonu, kirli sularda yüzme ve suyla fazla temas nedeniyle özellikle yaz mevsiminde sık görülüyor. Dış kulak yolu enfeksiyonunu ciddiye alın.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dış kulak yolunda akut olarak gelişen ve genellikle bakterilerin sorumlu olduğu dış kulak yolu enfeksiyonu, kirli sularda yüzme ve suyla fazla temas nedeniyle özellikle yaz mevsiminde sık görülüyor. Dış kulak yolu enfeksiyonunu ciddiye alın.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> . Yüzmeyi seven kişilerde sık rastlandığı için ‘Yüzücü kulağı hastalığı’ olarak da adlandırılan ve çoğumuzun önemsemediği bu enfeksiyon ilerlediğinde şiddetli ağrıya, kulakta tıkanıklığa, iltihaplı akıntıya, geçici işitme kaybına, hatta enfeksiyonun vücuda yayılmasına bile yol açabiliyor.</p>

<p>Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Suat Bilici, bu nedenle dış kulak yolu enfeksiyonunda erken teşhisin son derece önemli olduğunu belirterek, “Dikkat edilmesi gereken bir başka önemli nokta ise hekime danışmadan antibiyotik ve kulak damlası kullanımından kaçınmaktır. Örneğin, mantar birikintisi varsa, gelişigüzel alınan damlalar etki etmeyecek ve zaman kaybı nedeniyle enfeksiyonun ilerlemesine sebep olabilecektir. Yine bu enfeksiyonu basit bir problem gibi görüp bitkisel sıvı ürünler kullanmak da tedavi sürecini uzatacaktır” dedi.</p>

<p><strong>İLK BELİRTİLERİ AĞRI VE KAŞINTI OLUYOR</strong></p>

<p>Dış kulak yolu enfeksiyonunun ilk belirtileri genellikle kaşıntı ve ağrı oluyor. Kulak yolunun önündeki tragus denilen ve kıkırdaktan oluşan çıkıntıya bastırmakla ağrının şiddetlenmesi tipik belirtisini oluşturuyor. Bu yakınmalara daha sonra kulakta akıntı ve dolgunluk hissi ekleniyor, tablo ilerlediğinde ağrı şiddetlenirken ateş ile boyunda şişlikler de görülebiliyor. Tedavide gecikilirse dış kulak yolu tamamen kapandığı için geçici işitme kaybı gelişebiliyor.</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1691072166-3-1691335701-904.jpeg" width="750" /></p>

<p>Yüzücü kulağı hastalığının tedavisinde amaç, dış kulak yolunun normal yapısına kavuşmasını sağlamak ve hastanın yakınmalarını ortadan kaldırmak. Kulakta kir veya birikinti varsa, dış kulak yolunun mikroskop altında nazikçe temizlenmesi gerekiyor. Zira, bu işlem yapılmadan uygulanan ilaçların etki etmesi oldukça güçleşiyor.&nbsp;</p>

<p><strong>ENFEKSİYONA KARŞI 5 ETKİLİ ÖNLEM!</strong></p>

<p>Doç. Dr. Suat Bilici, dış kulak yolu enfeksiyonuna karşı almanız gereken önlemleri şöyle sıraladı:</p>

<ol>
 <li>Özellikle havuzda, kulağınızın suyla temasını önlemek için mutlaka bone kullanın.</li>
 <li>Temizliğinden emin olduğunuz havuz veya denizi tercih edin.</li>
 <li>Kulağınızda ağrı varsa tıkaç kullanmadan havuz veya denize girmeyin.</li>
 <li>Kulağınızın ıslanması sonrasında nemini yumuşak bir pamukla alın.</li>
 <li>Kulağınızı temizleme çubuğu veya yabancı bir cisimle karıştırmayın.</li>
</ol>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 06 Aug 2023 21:49:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/08/enfeksiyona-karsi-5-kritik-onlem-havuz-ve-deniz-riski-artiriyor-1691347755.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Astım hastaları için klima zararlı mı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/astim-hastalari-icin-klima-zararli-mi-27315</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/astim-hastalari-icin-klima-zararli-mi-27315</guid>
                <description><![CDATA[Nev Bandırma Göğüs Hastalıkları Bölümünden Uzm. Dr. Elif Yaldız, küresel ısınma nedeniyle artan sıcaklık ve nemin klimaları da günlük yaşantımızın bir parçası haline getirdiğini belirterek, bu durumun astım hastalarını nasıl etkilediğini anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nev Bandırma Göğüs Hastalıkları Bölümünden Uzm. Dr. Elif Yaldız, küresel ısınma nedeniyle artan sıcaklık ve nemin klimaları da günlük yaşantımızın bir parçası haline getirdiğini belirterek, bu durumun astım hastalarını nasıl etkilediğini anlattı.</p><p><strong>BALIKESİR (İGFA) -&nbsp; </strong>Havaların ısınması ve beraberinde yaşadığımız yoğun nemli havalardan kurtulmak için kullandığımız klimaların kurtarıcı olmakla birlikte bazı sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlayabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Elif Yaldız, astım ve alerji hastaları klima kullanırken bazı kurallara uyarlarsa klimanın onlar için yararlı olabileceğini, ancak dikkat etmezlerse zarar görebileceklerini belirtti.</p>

<p>Yaldız, “Astım hastalarının soludukları havanın ısısı, nemi ve temizliği çok önemlidir. Klimalar, uygun ısı ve nemi ayarlayabilmek açısından yarar sağlar. En uygun sıcaklık 24-25 derece ve nem de %40-50'dir. Yeni tip gelişmiş filtreli klimalar, aynı zamanda havayı temizleme özelliğine de sahip olduğundan mümkünse filtre kalitesi daha iyi olan klimalar tercih edilmeli, mutlaka klima filtre bakımları önerilen sıklıkta yapılmalıdır” diye belirtti.</p>

<p>Klimanın ortamdaki havayı emip filtrasyon yaptıktan sonra dışarı verdiğinden dolayı zamanla cihazın filtrasyon sisteminin de kirlenebildiğini belirten Uzm. Dr. Elif Yaldız, “Klimaların filtrelerinde biriken tozlarda bakteri ve mantar sporları üreyebilir. Bu mikroorganizmalar, astım hastaları ya da alerjik nezlesi olan hastalar için risk teşkil eder ve sık hastalanmalarına, astım ataklarına, alerjik yakınmaların artmasına ve akciğer enfeksiyonlarına yol açabilir. Ancak filtre temizliği ve bakımı düzgün bir şekilde yapılırsa bu riskler ortadan kaldırılabilir. Filtrenin bakımı uygun şekilde yapıldığında veya değiştirildiğinde bu üniteler, havadaki astım tetikleyicilerini en aza indirmede çok etkilidir. Dolayısıyla astım semptomları riskini en aza indirmede, başarılılardır” dedi.</p>

<p>Bazı noktalarda dikkat edilmezse klimanın astım hastası olan kişiye zararları olabileceğini de ifade eden Dr. Yaldız, “Klimayı sürekli açık tutmanın iç ortamdaki havayı çok kurutabileceği unutulmamalı, klimalar aralıklı kullanılmalıdır” dedi.</p>

<p>Ayrıca Yaldız, “Hastalar klima kullanırken direkt klimanın rüzgârına maruz kalmamalı, karşısında oturmamalıdır. Üflemesi en kısıkta olmalı ve yukarı bakmalıdır. Klima çalıştırılmaya başlandığında ortam çok hızlı soğutulmamalı, yavaş yavaş soğutulmalıdır. Böylece vücudun ani sıcaktan soğuğa maruz kalması engellenmiş, ısı değişikliğine uyum sağlamasına imkan verilmiş olur” diye belirtti. Yaldız, “Özetle klima kullanımının astımlı ve alerjik hastalar açısından bazı riskleri olmakla birlikte, yüksek sıcaklık ve nem oranının riskleri de göz ardı edilemez. Dolayısıyla astım hastalarına klimaları bilinçli bir şekilde kullanıldığı sürece önerebiliriz” diyerek sözlerine son verdi.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Jul 2023 23:32:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/07/astim-hastalari-icin-klima-zararli-mi-1690403567.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcaklarda ’gül hastalığı’na dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/sicaklarda-gul-hastaligina-dikkat-27300</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/sicaklarda-gul-hastaligina-dikkat-27300</guid>
                <description><![CDATA[Sıcaklıkların artmasıyla cildimiz korunmasız hale geliyor. “Rozasea” olarak da bilinen gül hastalığından birçok hasta şikayet ediyor. Peki yaz sıcaklıkları, gül hastalığını tetikliyor mu? Uzman Doktor Mediha Yılmaz, gül hastalığını anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sıcaklıkların artmasıyla cildimiz korunmasız hale geliyor. “Rozasea” olarak da bilinen gül hastalığından birçok hasta şikayet ediyor. Peki yaz sıcaklıkları, gül hastalığını tetikliyor mu? Uzman Doktor Mediha Yılmaz, gül hastalığını anlattı.</p><p><strong>Esmanur GÜLBAHAR - Onur POLAT - Herkes Duysun / BURSA (İGFA) -&nbsp; </strong>Gül hastalığı, yüz bölgesinde kızarıklık ve kırmızı sivilcelere neden olan bir cilt rahatsızlığıdır.</p>

<p>İleri dönemlerinde göğüs ve sırt bölgesinde de yayılabilir. Gül hastalığı özellikle açık tenli kişilerde görülen bir cilt hastalığı olmasıyla da bilinir. Peki yaz sıcakları bu hastalığı tetikliyor mu?</p>

<p><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/fa70tjn-gtg" width="640"></iframe></p>

<p>https://youtu.be/fa70tjn-gtg</p>

<p>Gül hastalığı ile ilgili Duysun mikrofonlarına bilgilendirmelerde bulunan Uzman Dermatolog Mediha Yılmaz, gül hastalığını en çok tetikleyen faktörün güneş olduğuna dikkat çekerek, "Yaz dönemi sık görülen hastalıklardan biri de akne rozasea yani gül hastalığıdır. Gül hastalığının mekanizması, derideki kılcal damarların uyaranlara çok yanıt vermesidir. En çok cildi uyaran faktörlerden biri de yaz ve güneştir. Yaz dönemi bu iki faktörde hastalığı artırdığı için gül hastalığında da artış yaşanmaktadır.&nbsp; Diyette sıcak içecek ve sıcak yemek tüketmek kılcal damarları uyarmaktadır ve gül hastalığının artmasına neden olmaktadır. Bir diğer tetikleyen faktör de diyette çok acılı ve baharatlı tüketmektir. Gül hastalığında ilk önce yanaklarda geçici bir kızarıklık oluşur fakat hastalık ilerledikçe bu kızarıklık tüm yüze dağılır ve kalıcı hale gelir. yine ilerleyen evrelerde genişleyen kılcal damarlardan deri içine kan sızar ve bir süre sonra deride ödem ve iltihaplanma görülür. Gül hastalığında birinci basamak, önlemlere dikkat edilmesidir. Hiçbir zaman gül hastalığında bu tedaviyi kullanırsanız bu hastalık geçer diyememekteyiz. Alevlenmeleri önlemek için, önlemlere mutlaka özenli bir şekilde dikkat edilmelidir" diye konuştu.</p>

<p>Gül hastalığında tedavinin oldukça önemli olduğuna da değinen Yılmaz, bu hastalığın tedavi edilmezse evrelerin ilerleyeceğini ve bazen kalıcı ödem, kalıcı kızarıklık oluşabileceğini belirtti.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Jul 2023 14:06:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/07/sicaklarda-gul-hastaligina-dikkat-1690196767.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Siz siz olun varislerinizi hafife almayın!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/siz-siz-olun-varislerinizi-hafife-almayin-27265</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/siz-siz-olun-varislerinizi-hafife-almayin-27265</guid>
                <description><![CDATA[Varisin tedavi yöntemleri ve varisli kişilerin günlük yaşamlarında nelere dikkat etmesi gerektiğini Nev Anadolu Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümünden Prof. Dr. Mustafa Göz açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Varisin tedavi yöntemleri ve varisli kişilerin günlük yaşamlarında nelere dikkat etmesi gerektiğini Nev Anadolu Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümünden Prof. Dr. Mustafa Göz açıkladı.</p><p><strong>BURSA (İGFA) -&nbsp;</strong> Varisin dış görünüşteki olumsuzlukların yanında; özellikle ayaklarda ağrı, yanma, zonklama, karıncalanma ve kramplara sebep olan hastalıklardan biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Mustafa Göz, uzun zamandır şişmiş, belirgin şekilde olan mavimsi yeşil damarlara sahip kişilerin mutlaka zaman geçmeden alanında uzman bir hekime görünmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Polikliniğe varis şüphesiyle gelen hastaların Renkli Doppler Ultrasonografi cihazıyla ağrısız bir şekilde 30 dakika içerisinde tanısı konulduğuna dikkati çeken Dr. Göz, "Sonuca göre tedavi şeklimizi belirleyerek kişiyi günlük yaşamda dikkat etmesi gereken hususlar konusunda bilgilendirip süreci takibe alırız” diyerek hastanın varislerini ne kadar kısa sürede fark edip bir hekime başvurursa tedavi sürecinin de o kadar konforlu olacağını vurguladı.</p>

<p><img height="750" src="https://www.igfhaber.com/static/pr/prof-dr-mustafa-goz-1689242633-56.jpg" width="750" /></p>

<p>Prof. Dr. Göz, varislerin; cildin yüzeyine yakın yerde çıkan kalın ve şişkin olan gövde varisler, cildin yüzeyine orta uzaklıkta kümelenmiş retiküler varisler son olarak da yüzde, ellerde, ayaklarda ve bacaklarda ortaya çıkan, mavi veya kırmızı renkte zararsız, küçük varisler olarak üç farklı çeşide ayrıldığını ifade etti.</p>

<p>Tedavi yönteminin kişiye göre değişkenlik gösterebileceğini vurgu yapan Prof. Dr. Göz, varis çoraplarının ilk denenebilecek yöntemler arasında olduğunu belirtti.</p>

<p>“Varis çorapları, bacakları düzenli olarak sıkıştırdığı için damarların ve kasların kan dolaşımını daha sağlıklı yapmasını sağlar" diyen Göz, "Ayrıca şişen ve kötü görüntü oluşan damarların düzelmesine yardımcı olur. Bu tedavi yönteminde sonuç alamazsak diğer tedavi yöntemlerine geçilir. Ek olarak ilaç tedavisine başlanabilir” diye konuştu.</p>

<p>Varis oluşumunu tamamen önleyemesek de kan dolaşımını ve kasları geliştirerek kan birikmesini engelleyebileceğimizi aktaran Göz, düzenli olarak gün içerisinde egzersiz ve spor yapmanın, sağlıklı ve dengeli beslenmenin, uzun süreli ayakta durmaktan ve oturmaktan kaçınmanın, çok dar ve sıkı giysiler giymemenin kişinin yararına olacağını da sözlerine ekledi.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Jul 2023 14:34:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/07/siz-siz-olun-varislerinizi-hafife-almayin-1689248066.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yanlış fırçalamayın! Diş etiniz çekilmesin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/yanlis-fircalamayin-dis-etiniz-cekilmesin-27261</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/yanlis-fircalamayin-dis-etiniz-cekilmesin-27261</guid>
                <description><![CDATA[İdeal ağız bakımının asıl unsurlarından birinin diş fırçalamak olduğunu belirten uzmanlar, diş fırçalamanın yanlış yapılması durumunda diş eti iltihabı ve diş eti çekilmesi gibi sorunlara yol açabileceğine dikkat çekiyor. Doğru diş fırçalama; diş etinden dişe doğru yapılması gerekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İdeal ağız bakımının asıl unsurlarından birinin diş fırçalamak olduğunu belirten uzmanlar, diş fırçalamanın yanlış yapılması durumunda diş eti iltihabı ve diş eti çekilmesi gibi sorunlara yol açabileceğine dikkat çekiyor. Doğru diş fırçalama; diş etinden dişe doğru yapılması gerekiyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, ideal diş fırçalama ve diş temizliğinin nasıl yapılması gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>

<p>İdeal ağız bakımının asıl unsurlarından birinin diş fırçalamak olduğunu belirten Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Diş fırçalama, aslında hepimizin bildiğini sandığımız bir şey. Ancak gerçek ve doğru tekniği ile ve doğru zamanlamayla yapılmadığında çok etkili bir fırçalama sağlamamış oluyoruz. Bu da diş etinin iltihaplanması akabinde diş eti çekilmelerine ve kemik çekilmelerine sebep olabiliyor.” dedi.</p>

<p>Doğru diş fırçalamanın mutlaka diş etinden dişe doğru yapılması gerektiğine dikkat çeken Bahar, dişlerin ne kadar fırçlanırksa fırçalansın hiçbir zaman fırçalamanın yeterli olmayacağını belirterek, bunun sebebini de fırçanın diş aralarındaki gıda birikintilerini uzaklaştıramaması olarak açıkladı.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1689151992-nihal-bahar-1689161263-746.jpg" width="750" /></p>

<p>Diş aralarındaki birikintileri temizleyebilmek için arayüz fırçaları ve diş ipi olduğunu belirten Bahar şunları kaydetti:</p>

<p>“Eğer dişlerin arasında mesafe varsa bunları arayüz fırçasıyla temizleyebilirsiniz. Ancak dişleriniz daha sıkışıksa o zaman diş ipi kullanabilirsiniz. Diş ipini iki parmağınızın ortasına dolayarak diğer iki parmağınızla destek olmalısınız. Diş etini tahriş etmemeye çalışarak C şeklinde dişe yaslayıp çıkarmalısınız. Belirttiğim şekilde diş fırçalama ile arayüz fırçası veya diş ipi kullanarak doğru bir ağız bakımı yapmış olursunuz. Bunların yanında dil kazıyıcılar veya ağız duşunu da kullanarak optimum bir hijyen sağlamış olursunuz. Böylece uzun süreli kendi dişlerinizi ağzınızda tutabilirsiniz.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Jul 2023 21:23:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/07/yanlis-fircalamayin-dis-etiniz-cekilmesin-1689186216.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan Koca’dan ’sıcak’ uyarı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/bakan-kocadan-sicak-uyari-27260</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/bakan-kocadan-sicak-uyari-27260</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye, sıcak havanın etkisi altında. Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve uzmanlardan peş peşe uyarılar gelirken, bir açıklama da Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'dan geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, sıcak havanın etkisi altında. Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve uzmanlardan peş peşe uyarılar gelirken, bir açıklama da Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'dan geldi.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından sıcak çarpmasına karşı uyarıda bulundu.</p>

<p>Bakan Koca, risk grubunda olanların dışarı çıkmaması gerektiğini belirterek, "Sıcak çarpması, vücut sıcaklığının 40 derecenin üzerine çıktığı, Hipertermi olarak da bilinen ciddi bir klinik durumdur" dedi.</p>

<p>Koca paylaşımında, "Yaşlılar ve çocuklar; diyabet hastalığı, yüksek tansiyon, kalp hastalığı, astım gibi kronik rahatsızlıkları olanlar sıcak çarpması için yüksek risk grubundadır. Bu gruptakilerin gün içinde sıcaklığın yüksek seviyelere ulaştığı saatlerde dışarıya çıkmamalarını öneriyoruz." ifadelerini kullandı.</p>

<p><figure class="wp-block-embed is-type-rich is-provider-twitter wp-block-embed-twitter"><div class="wp-block-embed__wrapper">
https://twitter.com/drfahrettinkoca/status/1679084010125901824
</div></figure></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Jul 2023 21:23:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/07/bakan-kocadan-sicak-uyari-1689186207.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mevsim değişikliklerinde bu enfeksiyona dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/mevsim-degisikliklerinde-bu-enfeksiyona-dikkat-27256</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/mevsim-degisikliklerinde-bu-enfeksiyona-dikkat-27256</guid>
                <description><![CDATA[Kulak zarının arkasında yer alan orta kulağın enfeksiyonu olarak tanımlanan orta kulak iltihabı mevsim geçişlerinde daha fazla görülüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kulak zarının arkasında yer alan orta kulağın enfeksiyonu olarak tanımlanan orta kulak iltihabı mevsim geçişlerinde daha fazla görülüyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) </strong>- Çocuklarda kulak enfeksiyonu görülme riskinin yetişkinlerden daha fazla olduğunu belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Kemal Akpınar, “Kulak ağrısı, özellikle küçük çocuklarda iştah kaybı, huysuzluk ve sinirlilik, ağlama atakları, uyku problemleri, genellikle yatarken kulağı çekiştirmek, yüksek ateş, kulak akıntısı, işitme problemi, baş ağrısı, denge kayıpları kulak enfeksiyonunun başlıca belirtileri arasında sayılabilir. Kulak enfeksiyonu varlığında erken tanı ve doğru tedavi planlaması ile komplikasyonları önlemek ve hafifletmek çoğu zaman mümkün” dedi.</p>

<p>Orta kulak iltihabının en sık 3 ay ile 3 yaş aralığındaki çocuklarda görüldüğünü hatırlatan Dr. Akpınar, “Yetişkin bireyler de orta kulak enfeksiyonu geçirebilir ancak bu oran çocuklardaki kadar yüksek değil. Kulak enfeksiyonlarının çoğu uzun vadede ciddi komplikasyonlara yol açmaz. Tekrarlayan orta kulak iltihabı vakalarında çeşitli komplikasyonların görülme sıklığı artabilir" diye konuştu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1689057556-asm-drkemalakpinar-gorseli-1689058844-287.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>Dr. Kemal Akpınar, kulak enfeksiyonları için 6 risk faktörünü şöyle paylaştı:</strong></p>

<ol>
 <li>6 ay ile 2 yaş arasındaki bebekler ve küçük çocuklar kulak enfeksiyonu açısından risk altında olan yaş grubudur. Kreş, anaokulu gibi çocukların gruplar halinde bakım gördüğü ortamlarda soğuk algınlığı ve kulak enfeksiyonlarına yakalanma riskleri genellikle artar.</li>
 <li>Aile bireylerinin herhangi birinde tekrarlayan orta kulak iltihabı ya da geçirilmiş kulak enfeksiyonu varlığında kulak enfeksiyonu riski artabilir.</li>
 <li>Soğuk algınlığı çocuklarda hastane başvurularının en yaygın diğer sebepleri arasında yer alır. Soğuk algınlığı genellikle kulak enfeksiyonlarına yatkınlığı artırır.</li>
 <li>Alerjiler nedeniyle burun pasajında ödem ve üst solunum yollarında iltihaplanma görülebilir. Orta kulakta sıvının birikmesine yol açan bu durum kulakta basınç artışına, ciddi ağrılara ve enfeksiyonlara neden olabilir.</li>
 <li>Kronik hastalığı olan bireylerde, bağışıklık sistemi baskılanmış ya da astım ve kistik fibrozis gibi çeşitli kronik solunum yolu rahatsızlıkları olan hastalarda kulak enfeksiyonu görülme riskinde artış gözlenir.</li>
 <li>Bazı hava durumu faktörleri orta kulak iltihabı açısından risk oluşturabilir. Özellikle sonbahar ve kış ayları, mevsimsel alerjisi olan bireylerde ise polen miktarının arttığı dönemlerde kulak enfeksiyonu görülme sıklığı artabilir.</li>
</ol>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Jul 2023 12:43:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/07/mevsim-degisikliklerinde-bu-enfeksiyona-dikkat-1689068619.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cilt kusurlarına karşı çözüm doğru beslenme</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/cilt-kusurlarina-karsi-cozum-dogru-beslenme-27232</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/cilt-kusurlarina-karsi-cozum-dogru-beslenme-27232</guid>
                <description><![CDATA[Yaz ayları geldi, tatil ve güneş sezonu açıldı. Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında yoğun güneş ışınları, artan sıcaklık ve nem etkisi; siz fark etmeden cilt kusurlarına yol açabilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz ayları geldi, tatil ve güneş sezonu açıldı. Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında yoğun güneş ışınları, artan sıcaklık ve nem etkisi; siz fark etmeden cilt kusurlarına yol açabilir.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Yaz aylarında düzenli cilt bakımının yanında, makyajı azaltarak cildimize daha özen gösterebiliriz.</p>

<p>Bununla birlikte fonksiyonel gıdalarla beslenmek ve doğal kolajen kaynaklarını tüketmek cildinizdeki yıkıcı etkileri en aza indirebilir. Yazın cildimizi hangi fonksiyonel gıdalarla besleyelim, doğal kolajen kaynakları nelerdir?</p>

<p>Tüm bu soruların cevaplarını Karma Grup Fonksiyonel Gıda ve Sağlıklı Yaşam Enstitüsünün Koordinatörü Prof. Dr. Nuray Yazıhan veriyor.</p>

<p><strong>“GÜNEŞ IŞINLARI CİLTTE YAŞLANMAYA NEDEN OLABİLİR”</strong></p>

<p>Yazın aşırı sıcak, güneşin yoğunluğu, tuzlu deniz suyu, artan nem veya aşırı kuruluğun cilt dengesini bozduğunu söyleyen Karma Grup Fonksiyonel Gıda ve Sağlıklı Yaşam Enstitüsünün Koordinatörü Prof. Dr. Nuray Yazıhan, “Güneş ışınları cildinizde yaşlanmaya neden olabilir. Yaz aylarında cildiniz her zamankinden daha yağlı olabilir, sivilceler artabilir. Ya da susuzluk etkisi ile cildinizin kırışmasına cilt kusurlarının artmasına neden olur. Bu yüzden yazın koruyucular kullanılmasına, cilt temizliğine ve nemlenmesine daha çok özen göstermek gerekiyor” dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/16/1688020849-relaxed-woman-with-healthy-food-room-with-plants-1688286594-585.jpg" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p><strong>“GAZLI, ŞEKERLİ VE ASİTLİ İÇECEKLERDEN UZAK DURUN”</strong></p>

<p>Sıcak havanın vücutta daha çok su kaybına yol açtığını hatırlatan Prof. Dr. Nuray Yazıhan, “Bol su tüketin” diyerek şu uyarıları yaptı:</p>

<p>“Vücudunuzu nemli tutmak ve hidrasyon seviyenizi korumak için gün boyunca yeterli miktarda su içmeye özen gösterin. Su ihtiyacınızın arttığını idrar renginizin koyulaşmasından, idrar miktarınızın azalmasından, cildinizin kuruması, elastikiyetinin azalmasından anlayabilirsiniz. Gazlı, şekerli ve asitli içeceklerden uzak durun. Cilt sağlığınız için her gün 2.5 litre su için. Sabahları yeşil yapraklı sebzeler özellikle maydanoz, limon içeren karışımların tüketilmesi güne dinç başlatır, ödemi azaltır ve cildinize C vitaminini sağlar. Yeşil çay, antioksidan etkisi ile yazın güzel bir içecektir.</p>

<p>Kırışıklıklar ve nem dengesini kolajen ve hyaluronik asitle sağlayabilirsiniz: Kolajen; deri, tendon, ligament ve kemik yapısındaki başlıca proteindir ve derinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturur. Derimizde en çok bulunan kolajenler tip 1 ve tip 3 dür. Otuzlu yaşlardan itibaren vücudunuzdaki kolajen depolarınız azalmaya başlar. Kemik suyu, balık ve tavuk derisi, yumurta kabuğunun içindeki zar bol kolajen kaynaklarıdır.</p>

<p>Brokoli, brüksel lahanası, lahana, kereviz, pancar, kuşkonmaz, karnabahar, pazı ve karalahana gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler, C, E ve A vitaminlerinin yanı sıra çinko, manganez ve bakır gibi kolajen üretimini destekleyen diğer kolajen yardımcı faktörlerinin harika kaynaklarıdır"</p>

<p>Cildinizi desteklemek için kolajen ve hyaluronik asit içeren takviyeleri kullanabilirsiniz. Özellikle dengeli vitamin ve mineral alımıyla beraber kolajen peptitler cilt, kas, kemik dokunuzu destekler. Böğürtlen, kivi, portakal ve limon gibi C vitamini açısından zengin meyveler cilt sağlığı için faydalıdır. C vitamini, kolajen üretimini destekler ve cildin elastikiyetini korur.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 02 Jul 2023 15:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/07/cilt-kusurlarina-karsi-cozum-dogru-beslenmede-1688302166.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bağışıklık sistemi gücünü bağırsaktan alıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/bagisiklik-sistemi-gucunu-bagirsaktan-aliyor-27230</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/bagisiklik-sistemi-gucunu-bagirsaktan-aliyor-27230</guid>
                <description><![CDATA[Bağışıklık sistemi gücünü büyük ölçüde bağırsaklardan alırken, mutluluk hormonu olan serotoninin yüzde 90’ını da bağırsaklardan salgılanıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bağışıklık sistemi gücünü büyük ölçüde bağırsaklardan alırken, mutluluk hormonu olan serotoninin yüzde 90’ını da bağırsaklardan salgılanıyor.</p><p>İSTANBUL (İGFA) - Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal&nbsp;“Bağışıklık sistemi hücrelerinin yüzde 70’i bağırsaklarda bulunur. Bağırsakta bizimle birlikte yaşayan ve 100 trilyon civarında bulunan bakteri, maya ve virüslere ‘bağırsak mikrobiyotası’ veya ‘bağırsak florası’ denir. Doğum şekli, antibiyotik kullanımı, çevresel koşullar ve özellikle beslenme şekli mikrobiyotamızı belirler. Bağırsak florasındaki yararlı bakterileri artırmak için yaptığımız her yatırım zararlı bakterilerin etkisini azaltır. Yapılan araştırmalar; bağırsaklarımızda bulunan bu dost veya zararlı bakterilerin miktarının genel sağlığımızı ve ruh durumumuzu etkilediğini açıkça ortaya koyuyor” dedi. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, bağırsak sağlığımız için 10 altın öneride bulunurken, "Şekerli ve yağlı besinlerden kaçının, lif (posa) oranı yüksek besinler tüketin ve sağlıklı beslenin, yeterli su tüketin, probiyotik ve prebiyotiklerden faydalanın,&nbsp;düzenli ve kaliteli uykuya önem verin, gelişigüzel antibiyotik kullanmayın.&nbsp;Düzenli egzersiz yapın, sigara ve alkolden uzak durun, besinleri çok çiğneyin ve stresi yönetmeyi öğrenin" ifadelerini kullandı.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Jun 2023 15:09:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/06/bagisiklik-sistemi-gucunu-bagirsaktan-aliyor-1688126944.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kene kontrolü yapmayı unutmayın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/kene-kontrolu-yapmayi-unutmayin-27228</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/kene-kontrolu-yapmayi-unutmayin-27228</guid>
                <description><![CDATA[Bayram tatilinin 9 güne çıkartılmasıyla birlikte, yeşil alanlarda geçirdiğimiz zaman artıyor. Yaz ayının gelmesi kene endişesini de yükseltiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bayram tatilinin 9 güne çıkartılmasıyla birlikte, yeşil alanlarda geçirdiğimiz zaman artıyor. Yaz ayının gelmesi kene endişesini de yükseltiyor.</p><p>İSTANBUL (İGFA) - Hem tatilciler, hem de pikniğe çıkanlar soluğu kırlarda alıyor.</p>

<p>Güzel ve keyifli bir bayram tatili geçirirken, açık alanlarda uzun süre bulunmak, bazı hastalıkların da görülme sıklığını artırabiliyor. Konuyla ilgili açıklama yapan&nbsp; Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu,&nbsp;kenelerin bulunduğu alanda çalışanlar, piknik yapanlar, avcılar, veterinerler, kasaplar ve sağlık çalışanlarının risk grubu içerisine girdiğini söyledi.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı hakkında bilgi verdi. Mamçu, temel olarak yabani hayvanlarda ve kenelerde bulunan ve her sene Mayıs – Eylül ayları arasında görünen Kırım – Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına neden olan etken virüs hakkında şunları söyledi: “Bunyaviridae&nbsp;ailesinden Nairovirus grubundan tek sarmallı bir RNA virüsü, Crimean-Congo haemorrrhagic fever virüsüdür. Virüs, kenelerin ısırması sonucu tavşanlara, bazı kuşlara, kemiricilere, sığır, koyun ve çiftlik hayvanlarına bulaşabilir. Fakat keneler ve hayvanlarda hastalık oluşturmaz sadece insanları etkiler.&nbsp;Kırım – Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına yol açan virüs, insanlara temel olarak, virüs taşıyan kenenin ısırması ile bulaşır. Bunun dışında, virüs taşıyan hayvanların (sığır, koyun, çiftlik hayvanları vb.) kan ve dokularıyla temasla da bulaşabilir. Ayrıca, kenelerin bulunduğu alanda çalışanlar, piknik yapanlar, avcılar, veterinerler, kasaplar ve sağlık çalışanları risk grubu içerisine girer.”</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Jun 2023 15:08:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/06/kene-kontrolu-yapmayi-unutmayin-1688126915.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanser tedavisinde yol haritasını genetik testler belirliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/kanser-tedavisinde-yol-haritasini-genetik-testler-belirliyor-27227</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/kanser-tedavisinde-yol-haritasini-genetik-testler-belirliyor-27227</guid>
                <description><![CDATA[Genetik bilimi ve genetik testler sayesinde kanser tedavisinde heyecan verici gelişmeler yaşanıyor. Genetik testler ile tümörün moleküler profillemesi her hasta için en uygun tedavinin belirlenmesi hedefleniyor. Biyoteknoloji alanında yaşanan bilimsel gelişmeler sayesinde kanser artık romatoid artrit gibi kronik bir hastalık olma yolunda.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Genetik bilimi ve genetik testler sayesinde kanser tedavisinde heyecan verici gelişmeler yaşanıyor. Genetik testler ile tümörün moleküler profillemesi her hasta için en uygun tedavinin belirlenmesi hedefleniyor. Biyoteknoloji alanında yaşanan bilimsel gelişmeler sayesinde kanser artık romatoid artrit gibi kronik bir hastalık olma yolunda.</p><p>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;Genetik bilimi ve genetik testler sayesinde kanser tedavisinde heyecan verici gelişmeler yaşanıyor. Genetik testler ile tümörün moleküler profillemesi her hasta için en uygun tedavinin belirlenmesi hedefleniyor. Biyoteknoloji alanında yaşanan bilimsel gelişmeler sayesinde kanser artık romatoid artrit gibi kronik bir hastalık olma yolunda.</p>

<p>Tümörün aklı hepimizden büyük. Çok büyük bir yapay zekâ var tümörün içinde. O da hayatta kalabilmek için çok farklı yolakları kullanarak, farklı mutasyonlar geliştiriyor. Teknoloji ve genetik ilerledikçe aslında, hastalar da fark ediyorlar ki eskiden bir yakınına uygulanan tedavi, kendisinde farklılaşmış durumda. Ya da aynı hastaya bir yıl önce uygulanan bir tedavi, bir şekilde progresyon (kötüleşme) veya düzelme nedeniyle bir yıl sonra değiştirilebiliyor. Bütün bunlar aslında bilimin ışığında, bilim dayanağı ile yapılıyor.</p>

<p>Geçtiğimiz günlerde yukarıda bahsi geçen biyobelirteç araştırma geliştirme ve moleküler tanı konusundaki gelişmeleri paylaşmak üzere Amerikan biyoteknoloji şirketi Illumina'nın katkılarıyla, Nesiller Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi ev sahipliğinde düzenlenen “Empowering Precision Oncology Through Genomics In Türkiye” başlıklı toplantı gerçekleştirildi.</p>

<p>Toplantıda, Heidelberg Üniversitesi Patoloji Enstitüsünden Dr. Daniel Kazdal ve Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Üyesi, Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Salı Medikal Onkoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nil Molinas Mandel, kanser alanında genetik ve biyoteknolojideki gelişmelerle büyük bir devrim yaşandığını kaydederek, onkoloji dünyasının kanserleri artık türlerine göre değil, hastadaki moleküler mekanizmasına göre ele aldığını vurguladı ve önemli bilgiler verdi.</p>

<p>Nesiller Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi Kurucusu, Genetik ve Farmakoloji Uzmanı Dr. Gülay Özgön’ün ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıda genetik testler sayesinde kanser tedavisinde başarı oranlarında yaşanan artış hakkında bilgi paylaşımı gerçekleştirildi.</p>

<p>Toplantı hakkında açıklamalar yapan Dr. Özgön çalışmaları için, “Genetik testler, kişinin kanser olma riskini artırabilecek olası mutasyonları veya tedavi planlamasını etkileyebilecek moleküler mekanizmaları inceler. Bu anlamda, genetik testler artık kanser tedavisinin ayrılmaz ve önemli bir parçası. Çünkü risk azaltma, tarama stratejileri, tedavi seçenekleri ve takibe rehberlik ediyorlar. Biz de merkezimizde kanser hastaları ya da kalıtsal kanser riski taşıyabilecek bireyler için aile hikayesinin çıkarılması, uygun genetik testin belirlenmesi, uygulanması ve analizinin yorumlanması ile hekimlerin tanı ve tedavi kararlarına destek oluyoruz” dedi.</p>

<p>Toplantının moderatörlüğünü gerçekleştiren Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Üyesi, Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Medikal Onkoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nil Molinas Mandel, kanser alanında genetik ve biyoteknolojideki gelişmelerle büyük bir devrim yaşandığını kaydederek, onkoloji dünyasının kanserleri artık türlerine göre değil, hastadaki moleküler mekanizmasına göre ele aldığını vurguladı.</p>

<p>Prof. Dr. Mandel, “Kanser asrımızın en korkulu hastalığı. Ama kanserde çok fazla yenilik oldu. Asrın buluşları diyebileceğimiz, hastalığın ve hastaların genetik yapılarını, moleküler özelliklerini ve değişik aşamalarda kanda dolaşan tümör hücreleri dahil olmak üzere hastalığın seyrini takipte çok büyük aşamalar ve yeni ufuklar belirdi. ‘Eskiden bizim yaptığımız konfeksiyonmuş’ diyoruz artık kendi aramızda. Şimdi, ‘butik’ çalışıyoruz; kişiye özel tedaviler planlıyoruz ve bu kişiye özel planladığımız tedavileri hayata geçirebilmek için istiyoruz ki bunu tetikleyen bir mutasyon varsa onu gösterelim. İşte bunun için de hem kanserli dokudan alınan örnekler, o yetersiz olursa kandan alınan örneklerle moleküler testler yapıyoruz. Bu, her kanser için hemen hemen artık kaçınılmaz oldu," dedi.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Jun 2023 15:08:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/06/kanser-tedavisinde-yol-haritasini-genetik-testler-belirliyor-1688126909.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kızamık hastalığı yeni salgın mı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/kizamik-hastaligi-yeni-salgin-mi-27192</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/kizamik-hastaligi-yeni-salgin-mi-27192</guid>
                <description><![CDATA[Son dönemlerde kızamık vakalarının hızla artmasının ardından ortaya çıkan spekülatif haberlere karşı Prof. Dr. Serhat Fındık, kızamık hastalığı hakkında bilinmeyenleri anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemlerde kızamık vakalarının hızla artmasının ardından ortaya çıkan spekülatif haberlere karşı Prof. Dr. Serhat Fındık, kızamık hastalığı hakkında bilinmeyenleri anlattı.</p><p><strong>Zübeyde ÖZLÜ - Herkes Duysun / BURSA (İGFA) - </strong>Son dönemde gündemi işgal eden Kızamık hastalığının hızla yayılması ile ilgili açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Serhat Fındık, “Kızamık, çocukluk çağı hastalıklarından bir tanesidir. Ancak yıllardır salgını görülmüyor. Bunun en önemli tedbirlerinden biri hijyenik koşulların dünyada yer edinmesi, aşıların düzenli olarak uygulanması, hayat kalitesinin artmasıdır. Son zamanlarda ülkemizin de içinde bulunduğu gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kızamığa bağlı ölümler son derece nadir görülmektedir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><img height="468" src="https://www.igfhaber.com/static/pr/prof-dr-serhat-findik-her-seyi-acikliyor-asi-hakkinda-aciklamalar-1687534441-22.jpg" width="750" /></p>

<p>Bir süredir kızamık hastalığı sebebiyle gündeme gelen ölüm haberlerinin doğru olmadığını vurgulayan Fındık, “Kızamık salgını olarak dile getirilen hadisenin aslında Kızamık salgını olmadığını net olarak biliyoruz. Bu tamamen çocukların farklı hastalıklardan vefat etmesidir. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da bu konuda açıklama yapmıştı. Yani ülkemizde bazı doktorların iddia ettiği gibi Kızamık salgını diye bir durum söz konusu değildir. Herhangi bir korkuya gerek yoktur.” dedi.</p>

<p><strong>“DERİ DÖKÜNTÜLERİ ORTAYA ÇIKMADAN 24-48 SAAT ÖNCE BULAŞICILIK BAŞLAR”</strong></p>

<p>Kızamık hastalığının bulaşıcılık evreleri hakkında da bilgi veren Fındık, “İnkübasyon denilen bir kuluçka dönemi vardır. Daha sonra derideki döküntüler ortaya çıkmadan 24- 48 saat önce bulaşıcılık başlar. Yaklaşık 3 ila 4 gün devam eder ama az önce de ifade ettiğim gibi Kızamığa karşı hem bağışıklık durumu yüksektir hem de aşıların da etkisi devam ederken bulaşsa bile bu virüs herhangi şekilde ciddi hadiseye yol açmadan bağışıklık sistemi tarafından kolaylıkla yok edilebilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><img height="453" src="https://www.igfhaber.com/static/ek/ekran-goruntusu-2023-06-22-114143-1687534423-366.jpg" width="750" /></p>

<p>Kızamık hastalığının tedavi yöntemlerine de değinen Fındık, kızamığın kendine özgü bir ilaç tedavisi olmadığına vurgu yaparak, "Virüs hastalıklarının büyük çoğunluğunda da böyledir zaten. Kızamıktan korunmak için beslenmeye dikkat edilecek, hem et hem sebze ve daha çok ev yemekleri ağırlıklı beslenilmeli, yeterince su tüketilmeli. C ve D vitaminleri burada oldukça önemli. En önemlisi ise erken dönemde anne sütünün inanılmaz etkisi... Çocuklara en az 9 ay anne sütü verilmesi çok önemli. Çünkü ilerideki bağışıklık sisteminin yapı taşını burası oluşturuyor. Bunlara dikkat edildiği zaman Kızamık, korkulması gereken bir hastalık değildir" diye konuştu.</p>

<p><strong>“KIZAMIK AŞISI UYGULANMALI MI?”</strong></p>

<p>Kızamık aşısının neredeyse hastalık bittikten sonra uygulanmaya başladığını belirten Prof. Dr. Serhat Fındık,&nbsp; kızamık hastalığının ölümcül evresi hakkında da, "Kızamık boğazdan başlar. Bununla birlikte deride döküntülerin başlaması ile ölümcül evreye geçiş sürecine girer. Burada önemli nokta akciğerlerdir. Bağışıklık sistemi zayıf olan çocuklarda, akciğerlere tutunup da zatürreye yol açarsa ve üzerine bakteri de eklenirse işte o zaman tedavisi daha da güçleşir" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 24 Jun 2023 10:24:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/06/kizamik-hastaligi-yeni-salgin-mi-1687591468.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan Koca’dan ’kızamık’ paylaşımı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/bakan-kocadan-kizamik-paylasimi-27181</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/bakan-kocadan-kizamik-paylasimi-27181</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda, "Ülkemizde kızamık vakalarına bağlı ölümler olduğu yönünde medyada yer alan haberler gerçeği yansıtmamaktadır" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda, "Ülkemizde kızamık vakalarına bağlı ölümler olduğu yönünde medyada yer alan haberler gerçeği yansıtmamaktadır" dedi.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye'de kızamık vakalarına bağlı ölümler olduğuna dair haberlerin gerçeği yansıtmadığını duyurdu.</p>

<p>Bakan Koca, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında, "Kızamığa bağlı bir ölüm söz konusu değildir. Kızamığa bağlı olduğu veya olabileceği iddia edilen ölümün nedeni HIV/AIDS hastalığı kaynaklı multiorgan yetmezliğidir. Hasta 2015 doğumlu, yabancı uyrukludur" ifadesini kullandı.</p>

<p>"Son yıllarda birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de yurtdışından gelen vakalara bağlı olarak kızamık vakalarında bir artış olduğunu" kaydeden Koca, ebeveynlere çocuklarının sağlığı için "aşı konusunda titiz davranma" çağrısı yaptı.</p>

<p><figure class="wp-block-embed is-type-rich is-provider-twitter wp-block-embed-twitter"><div class="wp-block-embed__wrapper">
https://twitter.com/drfahrettinkoca/status/1670688779667922945
</div></figure></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Jun 2023 14:59:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/06/bakan-kocadan-kizamik-paylasimi-1687175946.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz meyvelerinin faydaları</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/yaz-meyvelerinin-faydalari-27161</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/yaz-meyvelerinin-faydalari-27161</guid>
                <description><![CDATA[Yaz mevsimiyle beraber bu mevsime özel meyveler beslenmede önemli bir yer tutuyor. Özellikle mevsiminde tüketilen meyvelerin vitamin, mineral ve lif içeriklerinin oldukça yüksek olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren; yaz meyvelerinin sağlığa faydalarını anlattı:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong>&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Üzüm</strong></p>

<p>Üzüm, içeriğindeki vitamin ve minerallerin yanı sıra sağlığımız için olukça önemli olan antosiyanin, flavanol, fenolik asit, kaffeik asit, kateşin ve resveratrol gibi fenol ve polifenollere ek olarak flavonoid, proantosiyanidinler ve antosiyanidinler de içermektedir.&nbsp;Özellikle siyah üzümün resveratrol içeriği sayesinde kalp damar sağlığında iyileştirici etki gösterdiği yapılan birçok çalışmada da görülüyor. Demir içeriği sayesinde kansızlık sorunu yaşayan kişilerde kan üretimine destek olur. İçeriğindeki krotenoid sayesinde göz sağlığına katkı sağlar. Üzüm içeriğindeki potasyum sayesinde yüksek tansiyonu düşürür ve kan basıncını düzenlemeye yardımcı olur. Glisemik indeski yüksek bir meyve olduğu için diyabet hastaları özellikle dikkatli tüketmeli.</p>

<p><strong><u>1 porsiyon üzüm miktarı:</u>&nbsp;20 iri tane veya 25-30 küçük tane.</strong></p>

<p><strong>&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Kavun</strong></p>

<p>Kavun içeriğindeki selenyum, beta karoten, c vitamini, lutein, kolin, zeaksantin gibi antioksidan maddeler sayesinde oksidatif stresi önleyerek serbest radikallerin vücuttan atılmasına yardımcı olur. Bu sayede bağışıklık sisteminin güçlenmesine katkı sağlar ve kanserden koruyucu etki gösterir. Bağışıklık sistemi haricinde C vitamini içeriği sayesinde cilt sağlığına destek olur. İçeriğindeki beta karoten sayesinde göz sağlığına katkı sağlar. Yüksek su ve lif içeriği sayesinde sindirim sisteminin düzenli çalışmasına yardımcı olur. Fazla tüketimi ishale sebep olabilir. Potasyum içeriği kan basıncını düzenlemeye yardımcı olur. Glisemik indeksi yüksek bir meyve olduğu için diyabet hastaları dikkatli tüketmeli.</p>

<p><strong><u>1 porsiyon kavun miktarı</u>: 3 parmak genişliği ve uzunluğunda 2 dilim.</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Karpuz</strong></p>

<p>Karpuz denince akla likopen gelmeli. Likopen, meyve ve sebzelere kırmızı rengini veren karotein ailesinden bir antioksidandır. Vücudumuz likopen üretemez ve besin yoluyla alırız. Likopen kalp damar hastalıkları, diyabet, kanser, kemik erimesi gibi birçok hastalığa iyi gelir. İçeriğindeki sitrülin ve arginin sayesinde kan basıncını düşürücü etkisi vardır. Özellikle kabuğa yakın beyaz yerde sitrülin bulunmaktadır. Ayrıca arginin bağışıklık sistemini güçlendirmede de son derece etkilidir. Magnezyum ve potasyum içeriği sayesinde kas ağrılarına ve kramplara iyi gelir. Ayrıca karpuz A, B6 ve C vitaminin de önemli bir kaynağıdır. Yüzde 90’dan fazla su içeriği ile vücudun özellikle yaz aylarında sıvı ihtiyacını karşılar ve lif içeriği sayesinde sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Karpuz ve kavun kesilmeden önce yıkanmalı. Bu sayede yüzeyde yer alan bakterilerin kesilme esnasında bıçağa geçmesi engellenir.</p>

<p><strong><u>1 porsiyon karpuz miktarı:</u>&nbsp;3 parmak genişliği ve uzunluğunda 2 dilim.</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Çilek</strong></p>

<p>Çilek, C vitamini, B grubu vitaminler (B1, B2, B3, B5, B6), K vitamini ve E vitaminin yanı sıra kalsiyum, demir, magnezyum, bakır gibi mineraller de içerir. Ellagik asit, antosiyanin, kuersetin, kaempferol, antosiyanin gibi antioksidan maddeler içermesiyle de kanserden koruyucu etkisi var. &nbsp;LDL denen kötü huylu kolesterolü düşürücü etkisi bulunuyor. Kan şekerini dengeleyerek diyanet riskini düşürür. B9 vitamini (folat) içeriği sayesinde yorgunluk ve halsizliğe iyi gelir.&nbsp;</p>

<p><strong>Çilek tüketirken dikkat edilecek noktalar:&nbsp;</strong></p>

<p>Çilek alerjik besinlerden biridir ve deride alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Ayrıca çilek pestisit içeriğinden dolayı yıkandıktan sonra 5-10 dakika karbonatlı suda bekletilmeli ardından tekrar yıkandıktan sonra tüketilmeli. Pestisit besinleri haşere, bakteri ve virüsten korumak için tarımda kullanılan kimyasal bir maddedir.</p>

<p><strong><u>1 porsiyon çilek miktarı:</u>&nbsp;7-8 iri tane veya 15 orta boy.</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Erik</strong></p>

<p>Yüksek oranda C vitamini içeriğinin yanı sıra, A vitamini, K vitamini, B grubu vitaminleri, sodyum, potasyum, kalsiyum, demir, magnezyum gibi mineraller içerir. Ayrıca içerdiği C vitamini ile beta karoten, lutein, zeaksantin gibi antioksaidan maddeleriyle bağışıklık sistemini güçlendirir. C vitamini içeriği sayesinde erik demir emilimini artırır. K vitamini ve magnezyum sayesinde kemiklerin güçlenmesine katkı sağlar. Diş etini güçlendirir. A ve C vitamini sayesinde vücutta kolajen üretimini destekleyerek kırışıklıkların oluşumunu geciktirir. Beta karoten içeriği sayesinde göz sağlığını koruyucu etki gösterir. İçeriğindeki lif sayesinde tokluk sağlayarak kilo kontrolüne yardımcı olur. Ayrıca yüksek lif içeriği sayesinde sindirim sisteminin düzenli çalışmasına da katkı sağlar ve kabızlığı önler. Glisemik indeksi düşük olan erik kan şekerini dengelemeye yardımcı olur. Diyabet hastaları rahatlıkla tüketebilir.&nbsp;</p>

<p>Erik ve tuz tüketimine dikkat! Özellikle böbrek ve tansiyon hastaları erik ile tuz tüketmemeli. &nbsp;</p>

<p><strong><u>1 porsiyon erik miktarı:</u>&nbsp;9-10 adet.</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Kiraz</strong></p>

<p>A vitamini, C vitamini, B vitaminleri, K vitaminin yanı sıra magnezyum, potasyum, manganez, bakır mineralleri içerir. Özellikle A vitamini ve potasyumdan zengindir. Potasyum içeriği sayesinde vücudun sodyum potasyum dengesini sağlayarak tansiyonu düşürür. Vücuttan ürik asidin uzaklaştırılmasına yardımcı olur, gut ve eklem ağrılarına iyi gelir. Egzersiz sırasında inflamasyonu azaltır ve egzersiz sonrasında hızlı toparlanmaya sağlar. Melatonin içeriği sayesinde iyi ve kaliteli bir uyku sağlar. C vitamini sayesinde anti-aging etki yani yaşlanma karşıtı etki gösterir. &nbsp;Glisemik indeksi düşük olduğu için diyabet hastaları da tüketebilir. Yüksek lif içeriği sayesinde kabızlığa iyi gelir. Fazla tüketimi ishal yapabilir. Kalp ve tansiyon sorunu yaşayanlar dikkatli tüketmeli.&nbsp;</p>

<p><strong><u>1 porsiyon kiraz miktarı:</u>&nbsp;13-15 iri boy veya 1 küçük kâse.</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 13 Jun 2023 18:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/06/yaz-meyvelerinin-faydalari-1686671789.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hamilelik dönemindeki hormonal değişimler psikolojik sorunlara gebe olabiliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/hamilelik-donemindeki-hormonal-degisimler-psikolojik-sorunlara-gebe-olabiliyor-27159</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/hamilelik-donemindeki-hormonal-degisimler-psikolojik-sorunlara-gebe-olabiliyor-27159</guid>
                <description><![CDATA[Kadın vücudunda yeni bir hayatın oluştuğu, heyecan verici bir süreç olan hamilelik, hayatın en unutulmaz ve değerli anlarından da biri. Hamileliğin fiziksel değişikliklerin yanı sıra, kadınların duygusal ve psikolojik sağlığını da etkilediğini belirten Hiwell Online Terapi Platformu Uzman Klinik Psikoloğu Dilara Cura İçten, “Gebelikte hormonal değişimler, kaygı, stres, duygusal dalgalanmalar gibi psikolojik sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu sorunlar, hem anne adayının hem de bebeğin sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Hamilelikte eşlerin anne adaylarına destek olmaları, duygusal ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri çok önemli. Bu süreçte psikolojik sorunlar yaygın olabilir, ancak destek ve tedaviyle anne adayları sağlıklı bir hamilelik ve doğum geçirebilir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Kadın bedeninin ve ruhunun bir arada büyüme ve dönüşüm yaşadığı bir zaman dilimi olan hamilelik döneminde anne adayları, hayatlarının en güzel ve unutulmaz deneyimlerini yaşıyor. Bebeğin ilk hareketlerini hissetmek ve onun gelişimini izlemek, gebeliğin en özel anlardan biri olsa da anne adayları bu dönemde fiziksel ve psikolojik olarak hassas bir dönemden geçebiliyor.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Hiwell Online Terapi Platformu Uzman Klinik Psikoloğu Dilara Cura İçten, hamileliğin heyecan verici olsa da hormonal değişiklikler, fiziksel rahatsızlıklar ve gelecekle ilgili endişeler gibi birçok stres etkenini de beraberinde getirebileceğinin altını çizdi. Anne adayının hamilelik döneminde heyecanlı olabileceği gibi sürecin belirsizliği nedeniyle kaygılı hissedebileceğini de belirten Dilara Cura İçten, “Bebeğim sağlıklı olacak mı?”, “İyi bir anne olabilecek miyim?”, “Eşimle olan ilişki doğumdan sonra nasıl olacak?”, “Çok mu kilo alacağım?”, “Eşim doğumdan sonra da beni beğenmeye devam edecek mi?”, “Kariyerim nasıl şekillenecek?”, “Sosyal hayatım değişecek mi?” gibi birçok kaygı dolu soru, anne adayında stres yaratabiliyor” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>“BEKLENMEYEN GEBELİKLERDE DEPRESYON RİSKİ VAR”</strong></p>

<p>Hamileliğin ilk dönemlerinde kaygıların ve soru işaretlerinin normal olduğunu ifade eden Dilara Cura İçten, “Bu duygusal süreç boyunca desteğe ihtiyacı olan anne adayının yanında olmak ve bunu hissettirmek çok önemli. Anne adayları bu dönemde günlük hayatını olumsuz etkileyecek boyutta; uykusuzluk, bulantı, sinir, sürekli mutsuzluk hali, iştahsızlık, tahammülsüzlük, öfke gibi durumları yaşayabilir. Planlı ya da arzu edilen bir hamilelikte anne adayları mutlu hissetseler bile yoğun duygusal iniş-çıkışlar yaşayabiliyorken, istenmeyen ya da beklenmeyen gebelikler depresyon riskini de beraberinde getirebiliyor. Özellikle hamileliği sürpriz olan anne adaylarının; hem vücudunda oluşabilecek değişimlere hem de ruh haliyle ilgili gelecekte yaşayabilecekleri kaygılarla ilgili profesyonel destek almalarında fayda var” diye konuştu.&nbsp;</p>

<p><strong>EŞ DESTEĞİ ÇOK ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Hamilelik döneminin, aile hayatına geçiş süreci için çok büyük sorumluluk olduğunu söyleyen Dilara Cura İçten, “Çiftler, bebekle birlikte farklı bir role bürünecekleri bir döneme adım atıyor ve anne-baba olmaya hazırlanıyor. Eşinin ve ailesinin desteğini gördüğünü hisseden anne adayı, gebeliğini daha mutlu ve huzurlu geçirir. Eşlerin, anne adaylarının konforunu sağlamayarak, ona yardımcı olarak ve iş bölümü yaparak anne adayına destek olmaları gerekiyor. Gebelik döneminde eşlerin bu duruma ve rollerine adapte olmaya çalışırken birbirilerine saygı, sevgi ve anlayış göstermeleri gerekiyor. Unutulmamalı ki mutlu bir anne ve baba, mutlu çocuk demektir” diye konuştu.</p>

<p><strong>“BEBEKLER, ANNENİN HİSSETTİĞİ BÜTÜN DUYGULARI HİSSEDER”</strong></p>

<p>Anne adayının rahat bir hamilelik geçirmesinin de çok önemli olduğunu vurgulayan Dilara Cura İçten, “Aksi halde bebek, ihtiyaç duyduğu oksijen ve besini yeteri kadar alamaz. Ayrıca bebek, hormonlar sayesinde annenin hamilelik sürecinde hissettiği bütün duyguları hisseder ve anne karnındaki bebeğin huzursuz olmasına yol açabilir. Bu nedenle de anne adayının bebeğiyle temas kurması çok önemli. Karına dokunmak, duyguları paylaşmak gibi annenin bebeğiyle birlikte yapacağı sohbetler, anne ve bebeği birbirine bağlar” diye konuştu.</p>

<p><strong>“MÜKEMMEL&nbsp;ANNE”&nbsp;OLMAK YERİNE&nbsp;“YETERİ KADAR İYİ ANNE” OLMAYA YOĞUNLAŞIN”</strong></p>

<p>Anne adaylarının hamilelik sürecini “mükemmel anne” olma hedefiyle geçirebildiğini de söyleyen &nbsp;Dilara Cura İçten, bu hedefin çoğu anne adayının kendini yormasına, yeterliliğini sorgulamasına ve kendisini eksik hissetmesine neden olabileceğini de ifade etti. Anne adaylarının bunun yerine “yeteri kadar iyi anne” olmaya yoğunlaşmasının çok daha önemli olduğunu söyleyen Cula, hamilelik döneminde kendine zaman ayırmak ve arkadaş çevresiyle birlikte keyifli vakit geçirmenin bu fikirden uzaklaşmalarına yardımcı olacağını da bildirdi.</p>

<p><strong>HAMİLELİK SONRASI DEPRESYONA DİKKAT!</strong></p>

<p>Hamilelik düresinin geride kalmasıyla birlikte bebeklerine eline alan ve tüm zorlukları geride bıraktığını düşünen annelerin lohusalık hüznü yaşayabileceğini söyleyen Dilara Cura İçten, “Bu durum, doğumdan sonra başlıyor ve genellikle birkaç gün sürebiliyor. Anne bu dönemde; sıkıntı, sinir, ağlama ve unutkanlık gibi duygular yaşayabiliyor. Bazı durumlarda yeni annelerin içinde bulunduğu üzüntülü hislerle birlikte daha yoğun yaşamasına neden olabiliyor. Hamilelik sürecinde ya da doğumdan sonraki bir yıl içinde ortaya çıkabilen doğum sonrası depresyonu ise şiddeti hafif ve kısa süreliden, çok ağır ve uzun süreliye kadar değişkenlik gösterebiliyor. Bu durumda doğumdan sonraki ilk üç ay içinde azalması bekleniyor. Aksi takdirde profesyonel yardım alınması oldukça önemli” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 13 Jun 2023 12:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/06/hamilelik-donemindeki-hormonal-degisimler-psikolojik-sorunlara-gebe-olabiliyor-1686648006.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Brokoliyi çok fazla haşlamayın!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/brokoliyi-cok-fazla-haslamayin-27143</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/brokoliyi-cok-fazla-haslamayin-27143</guid>
                <description><![CDATA[Brokoli, kansere karşı koruyucu etkisiyle ve daha birçok yararıyla ön plana çıkan bir sebze... Ancak suyun içinde kaynatarak pişirilen brokoli özelliklerinin yitirilmesine neden oluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Brokoli, kansere karşı koruyucu etkisiyle ve daha birçok yararıyla ön plana çıkan bir sebze... Ancak suyun içinde kaynatarak pişirilen brokoli özelliklerinin yitirilmesine neden oluyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Brokoli, vitamin deposu ve antioksidan olma özelliğinin yanı sıra "glukosinolatlar" denen etkili bileşenleri içerdiğini paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Bu bileşiklerden özellikle ‘sülforafan’ ve ‘indol-3-karbinol’ün; kolon, prostat, rektum, mide, meme ve akciğer kanserleri vakalarında etkili olduğun klinik çalışmalarla ortaya kondu” dedi.</p>

<p><img height="208" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1685949445-asm-beslenmeuzmanitubaornek-gorseli-1685972745-336.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>BROKOLİ BAĞIRSAKTAKİ YARARLI BAKTERİLERİ BESLİYOR</strong></p>

<p>Brokolinin aynı zamanda yüksek miktarda lif içerdiği için de bağırsaklardaki yararlı bakterileri beslediğini söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Biliyoruz ki yararlı bakterilerin sayısının artması vücudumuz için çok kıymetli. Ayrıca brokoli filizi ve brokoli özütleri verilerek yapılan deneysel çalışmalarda da kanser değerlerinde düzelmeler gözlendi” diye konuştu.</p>

<p><strong>DOĞRU PİŞİRME ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Brokolinin faydasının görülmesi için doğru pişirmenin çok önemli olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Suyun içinde kaynatarak pişirdiğimiz brokoli tüm bu özelliklerini maalesef yitirmiş oluyor. Dolayısıyla bilimsel gözlemlere göre yapılan öneri; buharda birkaç dakikalık pişirme şekli veya çiğ tüketimidir. Çiğ şekilde elde parçalayıp 30 dakika bekledikten sonra zeytinyağı ve limon ile çok başarılı ve güçlü bir detoks hazırlanmış olur” önerisinde bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 Jun 2023 17:53:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/06/brokoliyi-cok-fazla-haslamayin-1685976836.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu besinler yağ eritiyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/bu-besinler-yag-eritiyor-27123</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/bu-besinler-yag-eritiyor-27123</guid>
                <description><![CDATA[Diyetisyen Rıdvan Arslan, yağ eriten besin ve içeceklerle ilgili tüyolar verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diyetisyen Rıdvan Arslan, yağ eriten besin ve içeceklerle ilgili tüyolar verdi.</p><p>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;<b>Diyetisyen Rıdvan&nbsp;Arslan&nbsp;konu hakkında bilgiler vererek, "</b>İyi bir yağ yakımı için sağlıklı ve dengeli beslenme, yeterli su tüketimi, kaliteli ve yeterli uyku ve düzenli egzersiz şart. Bu düzene bir de yağ yakımınızı artıracak besinleri eklerseniz bu iş tamamdır" dedi.</p>

<p><strong>İŞTE YAĞ ERİTEN BESİN VE İÇECEKLER</strong></p>

<p><b>Kırmızı biber:</b>&nbsp;İçeriğindeki kapsaisin fitokimyasalı sayesinde yağ yakımını artırır.&nbsp;</p>

<p><b>Somon:</b>&nbsp;En zengin omega-3 kaynaklarından olan somon, bu özelliği sayesinde yağ yakımına destek sağlar.&nbsp;</p>

<p><b>Yumurta:</b>&nbsp;Anne sütünden sonraki en kaliteli protein kaynağı olan yumurta kolin içeriğiyle yağ yakımını destekler. Aynı zamanda sağladığı tokluk ile gün içerisindeki iştahınızın daha kontrollü olmasını sağlar.&nbsp;</p>

<p><b>Yoğurt:</b>&nbsp;İçeriğindeki kalsiyum ve CLA (konjuge linoleik asit) sayesinde yağ yakımını artırır. Özellikle bel bölgesindeki yağlar için birebirdir.&nbsp;</p>

<p><b>Hindistan cevizi:</b>&nbsp;Hindistan cevizi MCT (orta zincirli yağ asidi) bakımından zengindir. MCT’ler metabolizma hızını bir miktar artırarak, yağ yakımına destek sağlar.&nbsp;</p>

<p><b>Ananas:</b>&nbsp;İçeriğindeki bromelain enzimi ile ödem atmaya yardımcı etkisinin yanında yağ yakımı metabolizmasını da destekler.&nbsp;</p>

<p><b>Kabak çekirdeği:</b>&nbsp;Zengin çinko içeriği sayesinde leptin ile çalışarak iştahı düzenler ve yağ yakımında etkin rol oynar.&nbsp;</p>

<p><b>Avokado:</b>&nbsp;İçeriğindeki tekli doymamış yağ asitleri sayesinde yağ yakımını destekler aynı zamanda uzun süre tokluk sağladığı için gün içerisindeki kalori alımınızı azaltır.&nbsp;</p>

<p><b>Yeşil çay:</b>&nbsp;İçeriğindeki epigallokateşin gallat fitokimyasalı sayesinde yağ yakımını artırır.&nbsp;</p>

<p><b>Kahve:</b>&nbsp;Kahve kafein içeriğiyle yağ yakmaya birebirdir. Aynı zamanda yorgunluğu gidererek ve enerji üretiminizi artırarak daha fazla hareket etmenize destek sağlar.&nbsp;</p>

<p><b>Zerdeçal:</b>&nbsp;İçeriğindeki kurkumin fitokimyasalı sayesinde yağ yakımını artırır.&nbsp;</p>

<p><b>Zencefil:</b>&nbsp;İçeriğindeki gingerol fitokimyasalı sayesinde yağ yakımını artırır.&nbsp;</p>

<p><img height="552" src="https://www.igfhaber.com/static/zz/zzridvan-hocam-foto-1685349505-776.jpg" width="750" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 May 2023 13:01:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/05/bu-besinler-yag-eritiyor-1685354501.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Egzamayı önlemenin 10 yolu</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/egzamayi-onlemenin-10-yolu-27115</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/egzamayi-onlemenin-10-yolu-27115</guid>
                <description><![CDATA[Derinin üst tabakalarında yanığa sebep olan hücrelerin birikimi ile ortaya egzama, oldukça sık görülen bir deri hastalığıdır. Egzama; kaşıntı, kızarıklık, kuruluk, kepeklenme, deride kalınlaşma, su dolu kabacıklar ve sulantı şeklinde görülebilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Derinin üst tabakalarında yanığa sebep olan hücrelerin birikimi ile ortaya egzama, oldukça sık görülen bir deri hastalığıdır. Egzama; kaşıntı, kızarıklık, kuruluk, kepeklenme, deride kalınlaşma, su dolu kabacıklar ve sulantı şeklinde görülebilir.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Egzamanın başlangıç dönemi belirtilerinin kızarık ve şiş bir zeminde çok sayıda su dolu kabarcıklar ve bunların hızla açılmasıyla sulantı ve kabuklanma olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Kübra Esen Salman, “Sonraki dönemde hafif kızarık bir zeminde çok sayıda kepeklenme ve kabuklanma gözlenirken, kronik yani ilerlemiş dönemde ise deri kalınlaşmış ve üzerinde kepeklenme belirgindir; ayrıca yarıklar, çatlamalar ve kanama gelişebilir. Hastalık nedenine göre de farklı dönemlerde seyredebilir ve her dönemde kaşıntı görülebilir” açıklamasında bulundu.</p>

<p>Dr. Salman, egzama tedavisinde kullanılan ilaçlar mutlaka hekime bildirilmesi gerektiğini kaydetti.</p>

<p>Dr. Salman egzamayı önlemenin 10 yolunu şöyle aktardı:</p>

<ol>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tedavide yapılması gereken en önemli şey; nedenin saptanması ve bu etkenle temastan mümkün olduğu kadar kaçınmaktır. Tamamen uzak durabilmek bazen zor olabilir.</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Su ve sabunla uzun süreli temas derinin doğal koruyucu tabakasının kaybına neden olur. Bu nedenle ellerin temizliği sabun yerine derinin PH’ına uygun, kokusuz ve renksiz bir temizleyiciyle yapılması daha uygundur.</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sıcak veya soğuk su yerine ellerin ılık su ile yıkanması daha uygundur. &nbsp;</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Özellikle uzun seyirli formunda nemlendiriciler derinin kaybettiği nemi kazandırmaya yardımcı olabilir.</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; İş yaparken yüzüklerin çıkarılması tahriş edici maddelerin yüzüklerin altında birikmesini engeller.</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Temizlik, bulaşık, çocuk bakımı gibi işlerde yardımcı desteği veya bulaşık ve çamaşır makinesi kullanılmalı. Kısa süreli profilaktik eldiven kullanımı önemli. Uzun süre eldiven kullanımının terlemeyi arttırabileceği unutulmamalı. Eldiven içine pamuklu eldiven giyilmesi uygun olur. Pudralı eldivenler klinik bulguları şiddetlendirebildiğinden kullanımları uygun değil. Saç şampuanlama sırasında kısa süre ile eldiven giyilmesi zayıf iritan maddelerin deriye olumsuz etkisini azaltır.</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tuvalet temizleme gibi uygulamalar sırasında deterjan ile ellerin teması kesilmeli.</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Domates, portakal, limon gibi maddelerle doğrudan el teması engellenmeli.</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Saç boyama sırasında olası alerjenlerden kaçınılması ve korunması önemli.</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Eğer mesleki nedenli bir egzama düşünülüyorsa kısa süreli meslek değişikliği, kalıcı bir sorun varsa hekimlerin önerisi ile meslek değişikliği gündeme gelebilir.</li>
</ol>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 28 May 2023 14:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/05/egzamayi-onlemenin-10-yolu-1685272267.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sinüzite karşı 8 etkili önlem!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/sinuzite-karsi-8-etkili-onlem-27084</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/sinuzite-karsi-8-etkili-onlem-27084</guid>
                <description><![CDATA[Yılda bir iki kez akut sinüzit atağı geçirmek endişe edecek bir tablo oluşturmuyor. Ancak tedavi ihmal edilir ve yeteri kadar önlem alınmazsa hastalık kronik sinüzite dönüşebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yılda bir iki kez akut sinüzit atağı geçirmek endişe edecek bir tablo oluşturmuyor. Ancak tedavi ihmal edilir ve yeteri kadar önlem alınmazsa hastalık kronik sinüzite dönüşebiliyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Genellikle üst solunum yolu enfeksiyonunun ardından geliştiği için kış aylarında sık görülse de, aslında bahar mevsimi de sinüzit için önemli bir tehdit oluşturuyor.</p>

<p>Öyle ki baharda hava durumunda yaşanan dengesizlikler vücudumuzun üşüme-terleme döngüsüne girmesine yol açabiliyor.</p>

<p>Böyle bir durumda hafif bir rüzgârda kaldığımızda bile sinüzit atağı hızla tetiklenebiliyor. Ayrıca bahar aylarında başlayan polen artışı nedeniyle alerjik rinitler alevleniyor ve alerjik zeminden köken alan sinüzitlere zemin hazırlıyor.</p>

<p>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Osman Halit Çam, sinüzit kronikleştiğinde ciddi sorunların gelişebileceğine dikkat çekerek, “Sinüzit erken dönemde en sık burun tıkanıklığı, yüz ve baş ağrısı, burun ile geniz akıntısına yol açıyor. Kronikleşirse tablo daha da şiddetleniyor; gözlerde şişlik ile kızarıklık, göz kapağında şişlik ve şaşılık gibi görme bozukluğu da eşlik edebiliyor. Dahası, ilaç tedavisine yanıt vermeyen baş ağrısı, menenjit, hatta beyin iltihabına varan durumlar gelişebiliyor. Bu nedenle sinüzitte erken dönemde tedavi olmak ve yaşam alışkanlıklarında önlem almak büyük önem taşıyor” diyor. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Osman Halit Çam, bahar mevsiminde sinüzitten korunma yolarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1684303416-4-1684500401-736.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>ALERJİNİZİ KONTROL ALTINA ALIN</strong></p>

<p>Bahar ve yaz aylarında alerjik nezleyi alevlendiren başlıca etmen polenler olduğu için polen maruziyetini minimuma indirmeniz gerekiyor. Odanızda hepa filtreli hava filtreleme cihazları bulundurmanız fayda sağlayacaktır. Eğer alerjik nezleyi kontrol etmekte zorlanıyorsanız, doktorunuzdan ilaç desteği için yardım almayı ihmal etmeyin. Ayrıca polenlerin en yoğun olduğu 05:00-10:00 saatleri arasında mecbur kalmadıkça dışarıya çıkmayın. Eğer çıkmanız gerekiyorsa mutlaka maske ve gözlükle korunun.</p>

<p><strong>ANİ HAVA DEĞİŞİMLERİNE DİKKAT!</strong></p>

<p>Ani hava değişimlerine karşı önlem almanız da dikkat etmeniz gereken bir başka önemli noktayı oluşturuyor. İnce bir üst kıyafet üzerine yine ince bir mont giymeniz, yanınıza şal ve şapka almanız sizi hava değişimlerine karşı koruyacaktır.</p>

<p><strong>BAŞINIZI SICAK TUTUN</strong></p>

<p>Duş sonrasında, dışarı çıkmadan önce başınızın sıcak olduğundan mutlaka emin olun. Klasik ‘ıslak saçla dışarı çıkmamalısınız’ uyarısından öte, başınızın iyice ısındığından emin olmanız gerekiyor. Bunun için saçınızın sadece kuru olması yetmiyor. Çünkü saçınız kurumak için başınızın ısısını kullanacak ve başınız gövdenize göre daha soğuk olacaktır. Bu mekanizma da baş ağrılarını tetikliyor ve sinüzite de zemin hazırlıyor.</p>

<p><strong>İRRİTANLARDAN UZAK DURUN</strong></p>

<p>Tekrarlayan sinüzit ataklarınız varsa, dikkat etmeniz gereken diğer bir konu da sinüs mukozalarını rahatsız eden kimyasallardan uzak durmak olmalı. Bu kimyasalların başında sigara dumanı geliyor. Diğer irritanlar arasında hava kirliliği, yüksek konsantrasyonlu deterjanlar ve çamaşır suları yer alıyor. Bunlara maruziyeti kesemiyorsanız mutlaka maske kullanmanız gerekiyor.</p>

<p><strong>‘BURUN DUŞU’ YAPIN</strong></p>

<p>Sinüzit ataklarından korunmanın diğer bir yolu ise burun ve sinüs duşudur. Doç. Dr. Osman Halit Çam, bu alışkanlığı edinmenizde bir sakınca olmadığını belirterek, “Böylelikle, gün boyu dışarıda geçirdiğiniz süreçte burun ve sinüs mukozalarınızda birikmiş olan mikro partiküllerini mekanik olarak uzaklaştırmış olursunuz. Ancak solüsyon seçimi ve uygulama basınçları kontrollü olmalıdır” diye konuşuyor.</p>

<p><strong>DİŞ KONTROLLERİNİZİ YAPTIRIN</strong></p>

<p>Çürük dişlerin varlığı, azı dişlerin köklerinde kist ya da enfeksiyon gelişmesi gibi durumlarda yaşanan sorunlar komşuluk yoluyla sinüslere kolayca yayılabiliyor. Doç. Dr. Osman Halit Çam, diş kaynaklı sinüzitlerde tek kür ilaç tedavisinin çoğu zaman tek başına yeterli olmadığını belirterek, “Ağız ve diş sağlığına özen göstermek, yılda iki kez diş kontrolünden geçmek, sinüzitten korunmaya yardımcı olacaktır.” bilgisini veriyor.</p>

<p><strong>BASINÇ DEĞİŞİKLİKLERİNE DİKKAT EDİN</strong></p>

<p>Soğuk algınlığı, nezle ya da alerjik alevlenme dönemlerinizde scuba diving ya da uçak seyahatleriniz varsa, bu etkinliklerinizi erteleyin. Normalde basınç değişikliklerinde, vücut boşluklarımızdaki hava genleşip büzüşüyor. Hastalık dönemlerinde ise bu dokular hem ekstra hassas oluyor hem de basınç değişikliklerine bağlı hava sirkülasyonunu yeteri kadar tolere edemiyor. Bu tablo da hastalığın uzamasına neden olarak sinüzit ataklarını tetikleyebiliyor.</p>

<p><strong>BURUN TIKANIKLIKLARINI ÇÖZÜN</strong></p>

<p>Burnunuzda kemik eğriliği (deviasyon) veya et büyümesi (konka hipertorfisi) gibi anatomik olarak tıkanıklık varsa sinüs mukozalarınız sağlıklı bir şekilde havayla temas etmiyor ve hava sirkülasyonu yeteri kadar iyi olmuyor demektir. Doç. Dr. Osman Halit Çam, “Bu anatomik problemleri cerrahi olarak çözmek sinüzite yakalanmanızı geciktirecek, yakalansanız bile sizi yormadan hastalığı atlatmanızı sağlayacak önlemler arasındadır.” diyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 May 2023 21:04:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/05/sinuzite-karsi-8-etkili-onlem-1684519487.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sakız, çürük riskini azaltıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/sakiz-curuk-riskini-azaltiyor-27083</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/sakiz-curuk-riskini-azaltiyor-27083</guid>
                <description><![CDATA[Kızartarak tüketilen yiyeceklerin çürük oluşturma potansiyelleri daha yüksek. Besinleri haşlama, yiyecekte daha fazla su kalmasına neden oluyor. Besinlerin kurutularak tüketilmesi çürük oluşturma potansiyelleri arttıran bir diğer faktördür.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kızartarak tüketilen yiyeceklerin çürük oluşturma potansiyelleri daha yüksek. Besinleri haşlama, yiyecekte daha fazla su kalmasına neden oluyor. Besinlerin kurutularak tüketilmesi çürük oluşturma potansiyelleri arttıran bir diğer faktördür.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Beslenme ile diş çürüğü arasında ciddi bir ilişki mevcut.</p>

<p>Besinlerin kimyasal ve fiziksel yapısı, hazırlanışı, yeme şekli ve sırasının diş çürüklerine yol açabildiğinin altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Diş Hekimi Ayça Tarakçı, sert, yapışkan ve kolay erimeyen yoğun karbonhidratların çürük oluşturma potansiyellerinin daha fazla olduğunu, sert, lifli ve kokulu yiyecekler ise çürüğe karşı koruyucu rol oynadığını söyledi.&nbsp;</p>

<p>Diş çürüğünün, alınan sıvının izlediği yolu takip ederek de yayılım göstereceğinin altını çizen Diş Hekimi Tarakçı, dişlerin az sıklıkta asit ataklarına maruz kalması diş çürüğü oluşumunu azaltacağını kaydetti.</p>

<p><img height="274" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1681201162-asm-aycatarakci-gorseli-1684502378-176.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>MEYVELER POSASI İLE TÜKETİLMELİ</strong></p>

<p>Dişlerin fırçalanamadığı durumlarda ise su içilmesi veya ağız gargarası yapılmasının önemine dikkat çeken Diş Hekimi Tarakçı, “Şekerli besinlerin tüketimi, peynir gibi şekerin oluşturduğu asidi tamponlayıcı gıdalar ile yapılmalı. Örneğin kurabiyeyi asitli bir içecekle tüketmek yerine çay ile tüketmek daha uygun olur. Hızlı beslenmenin yerini yavaş beslenme almalıdır. Taze meyvelerin suyunu sıkarak tüketmek yerine meyvenin kendisi posası ile tüketilmelidir” diye konuştu.</p>

<p><strong>SAKIZ ÇÜRÜĞÜ ENGELLİYOR</strong></p>

<p>Ana öğünlerde yağ içeriğinin zenginliği nedeni ile diş yüzeyleri daha kaygan olacak ve tükürük miktarı daha fazla olacağından şekerli yiyeceklerin tek başına bir öğün olarak tüketilmesi yerine ana öğün sonlarında tüketilmesinin daha az zararlı olduğunu ifade eden Tarakçı, sakız çiğnemenin tükürük akış hızını artırdığından yıkama özelliği ile çürükten korunmayı da sağlayacağını söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 May 2023 21:04:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/05/sakiz-curuk-riskini-azaltiyor-1684519468.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şeker tüketimini azaltan etkili öneriler...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/seker-tuketimini-azaltan-etkili-oneriler-27042</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/seker-tuketimini-azaltan-etkili-oneriler-27042</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, şekerin mutlaka sınırlı miktarda tüketilmesi gerektiğine dikkat çekerek, "Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; günlük alınan enerjinin yüzde 5’inden daha azı şekerden gelmelidir. Paketli gıdalardan da farkında olmadan şeker aldığımızı unutmamalıyız" uyarısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, şekerin mutlaka sınırlı miktarda tüketilmesi gerektiğine dikkat çekerek, "Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; günlük alınan enerjinin yüzde 5’inden daha azı şekerden gelmelidir. Paketli gıdalardan da farkında olmadan şeker aldığımızı unutmamalıyız" uyarısında bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) </strong>- Vücudumuzun enerji kaynağı olan şekeri doğru besinlerden almamak ve tüketimini abartmak ciddi sağlık sorunlarıyla sonuçlanabiliyor.</p>

<p>Günlük beslenmemizde şekerden tümüyle kaçınmak neredeyse imkansız olsa da paketli gıdaları satın alırken şeker oranı en düşük olan yiyecekleri tercih etmeye özen gösterebiliriz.</p>

<p>Bu noktada etiket okuryazarlığı oldukça önem kazanıyor. Paketlerde yer alan besin etiketlerini inceleyerek şeker içermeyen veya düşük oranda içerenleri seçebiliriz.</p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, şeker alışkanlığını bırakmanın yollarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>

<p></p>

<p><strong>ÖĞÜN SAATLERİNİZİ KENDİNİZE GÖRE BELİRLEYİN</strong></p>

<p>Günde kaç ana öğün ya da ara öğün yapmanız gerektiğine; vücudunuzdan gelen açlık, tokluk veya tatlı isteği gibi sinyalleri dikkate alarak karar verin. Örneğin, hergün ikindide tatlı krizi yaşıyorsanız, öğle yemeğini atlamanın ya da öğle yemeğinden sonra uzun açlığın dezavantajını yaşıyor olabilirsiniz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Bu durumda öğle yemeğini ihmal etmeyin ya da yediyseniz öğleden sonra meyve veya ceviz gibi bir atıştırma yapmayı deneyin. Bu şekilde kan şekerinizi dengede tuttuktan sonra tatlı istekleriniz devam ediyorsa kendinize alışana kadar biraz zaman tanıyabilir ya da tatlı isteğinizin altında yatabilecek diğer sebepleri araştırabilirsiniz” dedi.</p>

<p><strong>GÜNDE 2-3 PORSİYON MEYVE TÜKETİN</strong></p>

<p>Düzenli meyve tüketmek, ihtiyaç duyulan şeker tadını meyvelerden alarak, zamanla diğer şekerli besinlerin tüketilmesinin azaltılmasına yardımcı oluyor. Diyabet hastası değilseniz, günde 2-3 porsiyon meyve tüketmeyi alışkanlık edinin. Burada önemli olan, bir porsiyon meyvenin bir yumruk büyüklüğü meyve olduğunu unutmamanız ve meyve yemeyi akşama bırakmıyor olmanız.</p>

<p><strong>TARÇININ TADINDAN FAYDALANIN</strong></p>

<p>Tatlı tada sahip bir baharat olması nedeniyle meyvelere veya süte eklediğinizde tarçının sağlayacağı tat, şeker isteğinizi baskılayabiliyor. Dilimlediğiniz meyvelerin üzerine tarçın serperek veya gece geç saatte tatlı isteğiniz oluyorsa bir su bardağı süte tarçın ekleyerek tatlı isteğini bastırabilirsiniz.</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1683270907-3-1683458179-272.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>SU İÇMEYİ UNUTMAYIN</strong></p>

<p>Susama ve açlık sinyalleri bazen birbiriyle karıştırılabiliyor. Susuzluğun açlık veya tatlı isteğiyle karışmaması için yeterli miktarda su içtiğinizden emin olun. Kilonuzu 35 ml ile çarparak günlük su ihtiyacınızı bulabilirsiniz. &nbsp;</p>

<p><strong>DOĞRU KARBONHİDRATLARI SEÇİN</strong></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, tükettiğiniz karbonhidrat türünün de tatlı isteğinizi tetikleyebildiği uyarısında bulunarak, sözlerine şöyle devam ediyor:</p>

<p>“Örneğin pirinç ve patates gibi karbonhidratlar kan şekerinizin hızlıca yükselip sonrasında hızlıca düşmesine neden olabiliyor. Bu durum kan şekerini dengelemek için tatlı atağına yol açabiliyor. Bunun aksine, tam tahıl ekmek ve bulgur gibi karbonhidratlar kan şekerinizde dalgalanmalara yol açmıyor ve tatlı isteğini tetikleme olasılıkları daha düşük oluyor.”</p>

<p><strong>SÜT ÜRÜNLERİNİ İHMAL ETMEYİN</strong></p>

<p>Süt ürünleri hem içeriğindeki protein hem de laktoz sayesinde kan şekerini dengede tutmaya yardımcı oluyor. Gün içerisinde uzun süre aç kaldığınızda süt, yoğurt veya kefir gibi bir süt ürünü tüketerek tatlı isteğinizin önüne geçebilir, aynı zamanda kalsiyum ve protein gereksiniminizi karşılayabilirsiniz.</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1683270909-7-1683458176-290.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>KAHVALTI VE ÖĞÜNLERDE PROTEİNİ UNUTMAYIN</strong></p>

<p>Yeteri kadar protein tüketmek kan şekerinizin dengede kalmasına ve tok hissetmenize yardımcı oluyor. Dolayısıyla eğer karbonhidrat ağırlıklı besleniyor, ancak yeteri kadar protein almıyorsanız tatlı isteği yaşamanız çok daha muhtemel. Kahvaltıda yumurta, peynir ve ceviz tüketmek, öğünlerde et/tavuk/balık/yoğurt gibi protein içeren besinlere yer vermek tatlı isteğinize iyi gelebiliyor.</p>

<p><strong>SEBZELERİNİZ ÇEŞİTLİ OLSUN!</strong></p>

<p>Vücuttaki bazı vitamin veya minerallerin eksikliği de tatlı isteği ya da benzer eğilimleri tetikleyebiliyor. Bu nedenle mevsime uygun çeşitli sebzeleri düzenli olarak tüketmeniz hem besin içeriğiyle hem de kan şekerinizi dengede tutmaya yardımcı olarak tatlı isteğinizi azaltabiliyor.</p>

<p><strong>DÜZENLİ EGZERSİZ YAPIN!</strong></p>

<p>Fiziksel aktivite ya da egzersiz serotonin salgılanmasına yardımcı olarak duygu durumunuzun dengede olmasına katkı sağlayabiliyor. Eğer tatlı isteğinizin altında stres, anksiyete veya mutsuzluk gibi sebepler yatıyorsa, egzersiz yapmanız tatlı isteğinizi baskılayabiliyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 07 May 2023 16:31:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/05/seker-tuketimini-azaltan-etkili-oneriler-1683466289.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp hastaları oruç için mutlaka hekimiyle konuşmalı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/kalp-hastalari-oruc-icin-mutlaka-hekimiyle-konusmali-26966</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/kalp-hastalari-oruc-icin-mutlaka-hekimiyle-konusmali-26966</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayında oruç tutmak isteyen kalp hastaları için önerilerde bulunan Sabri Ülker Vakfı, kalp hastalarının oruç için mutlaka hekimiyle konuşması gerektiğinin altını çizdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında oruç tutmak isteyen kalp hastaları için önerilerde bulunan Sabri Ülker Vakfı, kalp hastalarının oruç için mutlaka hekimiyle konuşması gerektiğinin altını çizdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Oruç tutmanın insan sağlığı için birçok faydası bulunuyor. Ancak oruç tutarken beslenme ve uyku düzeninde meydana gelen bazı değişiklikler, kalp hastalarının sağlık durumunu etkileyebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle oruç tutmak isteyen kalp hastalarının öncelikle doktorlarına danışmaları gerekiyor.</p>

<p>Genel olarak durumu kontrol altında olan kalp hastalarının doktorlarının önerileri doğrultusunda ilaç alım saatlerini düzenleyerek oruçlarını tutması öneriliyor.</p>

<p>Türk Kardiyoloji Derneği, tek başına hipertansiyonu olan ve ilaçla kan basıncı normal düzeylerde seyreden hastaların ilaçlarını her gün düzenli almak koşulu ile oruç tutabileceklerini belirtildi.</p>

<p>Oruç ile birlikte besin tüketiminin ve sigara kullanımının azalmasının genel olarak kalp hastalığı riskini azaltacağını vurgulayan uzmanlar, kalp rahatsızlığı olan kişilerin üzerinde de olumlu etki yarattığını belirtiyor.</p>

<p>Yapılan çalışmalara göre, Ramazan süresince ve sonraki birkaç haftalık dönemde HDL yani iyi kolesterol düzeylerinin Ramazan öncesine göre arttığını aktaran uzmanlar, LDL yani kötü kolesterol düzeylerinin ise azaldığını kaydetti.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Apr 2023 20:38:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/04/kalp-hastalari-oruc-icin-mutlaka-hekimiyle-konusmali-1681839515.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kız çocuklarında ’Elektra kompleksi’ne dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/kiz-cocuklarinda-elektra-kompleksine-dikkat-26956</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/kiz-cocuklarinda-elektra-kompleksine-dikkat-26956</guid>
                <description><![CDATA[Kız çocuklarında babaya aşırı düşkünlük 3-6 yaş arasında görülüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kız çocuklarında babaya aşırı düşkünlük 3-6 yaş arasında görülüyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong>Kız çocuğunun annesinden babasını kıskanmasını, annenin yerini geçme isteğini, baba evden gittiğinde sürekli ağlamasını ve babaya aşırı düşkün olmayı ifade etmek için kullanılan Elektra kompleksinde kız çocuğu anneden uzaklaşırken babaya yakınlaşıyor.&nbsp;</p>

<p>Bu davranışların yaklaşık 3-6 yaş arasında görüldüğünü belirten Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, bu davranışın zamanla normale döndüğünü söyledi.</p>

<p>Bazı ebeveynlerin çocukları kıskanmasın diye birbirlerine karşı mesafeli yaklaşabildiklerini belirten Ülkü, “Çiftlerin çocuklarının yanında birbirlerine sevgi göstermekten kaçınmamaları gerekiyor. Eşler birbirlerine olan tavırlarını değiştirmemeli” uyarısında bulundu.</p>

<p><img height="524" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1681203374-uzman-klinik-psikolog-nci-nur-ulku-1681650701-537.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, genel olarak 3-6 yaşlar arası başlayan Elektra kompleksinde gözlemlenebilen belirtileri şöyle sıraladı:</strong></p>

<p>- Anneye karşı açıklanamayan düşmanlık duyguları besliyorlar,</p>

<p>- ‘Büyüyünce babamla evleneceğim’ gibi cümleler kuruyorlar,</p>

<p>- Annesinin babasına gösterdiği sevgiyi kıskanıyorlar,</p>

<p>- Anne ve baba kavga ettiğinde koşulsuz babanın tarafında yer alıyorlar ve</p>

<p>- Karar verirken önce babanın fikrini alıyorlar.</p>

<p><strong>BABA FİGÜRÜ ÇOCUĞA AÇIKÇA ANLATILMALI</strong></p>

<p>Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, kompleksin çözümü için dikkat edilmesi gerekilen bazı durumları ise şöyle sıraladı:</p>

<p>- Babanın da sıradan bir insan olduğunun çocuğa öğretilmesi,</p>

<p>- Baba figürünün tam olarak çocuğa açıklanması,</p>

<p>- Anne ve babanın arasında bir bağ olduğunun belirtilmesi,</p>

<p>- Anne-babaların 3 yaşından sonra çocukları ile ayrı odada kalması,</p>

<p>- Anne - babaların çocuklarına karşı aşkım, sevgilim gibi kelimelerle hitap etmemesi,</p>

<p>- Anne-babaların çocukları ile dudaktan öpüşmemesi,</p>

<p>- Anne-babanın çocukları ile gereksiz güç mücadelesine girmemesine dikkat edilmesi gerekiyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 16 Apr 2023 22:00:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/04/kiz-cocuklarinda-elektra-kompleksine-dikkat-1681671653.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş beyazlatma kalıcı çözüm değil</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/dis-beyazlatma-kalici-cozum-degil-26948</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/dis-beyazlatma-kalici-cozum-degil-26948</guid>
                <description><![CDATA[Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Elif Banu Özkan, diş beyazlatmanın kalıcı çözüm olmadığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Elif Banu Özkan, diş beyazlatmanın kalıcı çözüm olmadığını söyledi.</p><p><strong>Batuhan ALKAN - Herkes Duysun / BURSA (İGFA) - </strong>Herkes Duysun TV’de Nesrin Gülen'in hazırlayıp sunduğu "Sağlık Meydanı" programına Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Elif Banu Özkan konuk oldu.</p>

<p><img height="499" src="https://www.igfhaber.com/static/ds/dsc-0005-1-1681382946-299.JPG" width="750" /></p>

<p>Ağız ve Diş sağlığı hakkında bilgiler veren Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Elif Banu Özkan,&nbsp; sararan dişler için beyazlatma işleminin kalıcı çözüm olmadığını vurguladı.</p>

<p>Dişlerdeki sararmalar için beyazlatma yaptırmaları önerildiğine dikkati çeken Özkan, "Ancak beyazlatmanın kalıcı bir çözüm olmadığı bir gerçek. Sigara kullanımına devam edildiği takdirde aynı sorunların tekrar ortaya çıkabilir. Kalıcı bir çözüm için, beyazlatmadan sonra sigarayı bırakmak veya düzenli olarak beyazlatma yaptırmak önerilir" dedi.</p>

<p><strong>DİŞ ÇEKİMİ SONRA SİGARA İÇİLMEMELİ</strong></p>

<p>Genellikle 18-20 yaş arasında çıkmaya başlayan 20 yaş dişlerinin, ağızda yeterli boşluk veya yükselik olmazsa gömülü veya yarı gömülü olarak kalabildiğini belirten Özkan, "Gömülü kaldığında, diğer dişlerle etkileşime geçerek ağrıya neden olabiliyorlar. Kontrol edilmeleri ve rahatsızlık veriyorsa çekilmeleri gereklidir." dedi.</p>

<p>Diş çekimi sonrası hastaların pıhtı oluşumunu engellemek için tükürmemeleri gerektiğinin altını çizen Özkan, sigara kullanan hastaların diş çekiminden sonra birkaç gün sigara içmemeleri, yaranın daha çabuk iyileşmesine yardımcı olabileceğini ve çekim yapılan bölgeye de yumuşak dokulu bir fırça ile diş temizliği yapılmasını önerdi.</p>

<p></p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Apr 2023 15:30:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/04/dis-beyazlatma-kalici-cozum-degil-1681389029.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazanda spor nasıl yapılmalı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/ramazanda-spor-nasil-yapilmali-26912</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/ramazanda-spor-nasil-yapilmali-26912</guid>
                <description><![CDATA[Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op Dr. Yaşar Akdoğan, Ramazan ayında doğru egzersiz ve spor programının nasıl yapılması gerektiği konusunda önemli bilgilendirmelerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op Dr. Yaşar Akdoğan, Ramazan ayında doğru egzersiz ve spor programının nasıl yapılması gerektiği konusunda önemli bilgilendirmelerde bulundu.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Ramazan ayında sağlıklı beslenmek ve kilo kontrolü sağlamak kadar düzenli egzersiz ve spor yapmak da önem taşıyor.</p>

<p>Nev Esentepe Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op Dr. Yaşar Akdoğan, Ramazan ayında nasıl spor yapılması gerektiği konusunda bilgiler verdi.</p>

<p>“Kişi sağlık için spor yapıyorsa, ramazan ayı boyunca antrenman programında bazı düzenlemeler yapmalıdır” diyen Dr. Akdoğan, “İftardan 2 saat sonra antrenman yapmak daha doğru olur. İftar öncesi veya hemen sonra egzersiz yapılmamalıdır.İftarda bol sıvı ve sindirimi kolay olan yiyecekler tüketmiş olmak gerekir.Antrenman 1 saatten daha uzun olmamalıdır.Spor, nemin ve sıcaklığın düşük olduğu ve tercihen hava akımının olduğu ortamda yapılmalıdır.Antrenman aşırı yorgunluk ve sıvı kaybına sebep olmayacak biçimde her zaman yapılandan daha hafif olmalı ve aralıklı yapılmalıdır.Giyim, iklim koşullarına uygun olmalı ve aşırı telemeyi engellemelidir.Yeterli uykuya dikkat edilmelidir. Uykusuzken yoğun antrenman yapılmamalıdır.Gün içinde yorucu aktivitelerden kaçınmak gerekir.Sakatlanmaları engellemek amacıyla spor öncesi ısınmak, spor sonrası vücudu esnetmek gibi her zaman geçerli egzersiz prensiplerine uymak gerekir” diye konuştu.</p>

<p><img height="750" src="https://www.igfhaber.com/static/op/op-dr-yasar-akdogan-1680770415-933.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>YORGUNLUK HİSSİ NORMAL</strong></p>

<p>“Ramazan ayı boyunca birçok kişide olduğu gibi, sporcularda da yorgunluk hissi şikâyeti vardır” diyen Dr. Yaşar Akdoğan, “Profesyonel sporcunun oruç tutması performansını düşürebilir.Sporcular, yeterli kaloriyi ve gerekli besin maddelerini almaya dikkat etmelidir.Oruç tutan sporcuların çoğunda gözlenen özellik, Ramazan ayı boyunca daha yağlı yiyecekler, daha fazla hayvansal protein ve daha fazla şeker tüketilmesidir.Ramazan’da yaygın olarak sporcularda daha geç saatte yatma ve uyku eksikliği gözlenir.Ramazan ayında oruçlu olan sporcu kaçınılmaz olarak bazı zorluklar yaşayacaktır.Sıcak havada dayanıklılık azalır ve çabuk yorulma olur.Belirli bir sıklette yarışması gerekiyorsa kilo düştükten sonra yorgunluk dönemini oluşur.Birkaç güne yayılmış yarışmalarda yorgunluk gözlenir.Günün geç saatinde olan yarışmalarda zorluk çekilir.Günü erken saatinde yarışma olması bir önceki günün yorgunluğun devamına sebep olur” açıklamalarında bulundu.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Apr 2023 12:15:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/04/ramazanda-spor-nasil-yapilmali-1680772530.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Otizmde erken teşhis önemli</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/otizmde-erken-teshis-onemli-26892</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/otizmde-erken-teshis-onemli-26892</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, otizm teşhisinin 3 yaşından önce konulması gereken bir bozukluk olduğunu kaydetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, otizm teşhisinin 3 yaşından önce konulması gereken bir bozukluk olduğunu kaydetti.</p>

<p>İSTANBUL (İGFA) - Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, otizmin iki temel belirtisinin sosyal ve iletişimsel bozukluk olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Otizm spektrum bozukluğunda ilk olarak karşılıklı gülümseme ve parmak takibi olmaması ile başlayabilen belirtilere dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, en erken teşhis koyulabilen dönemlerin 18 ay- 2 yaş civarında olduğunu söyledi. Kilit, otizm bozukluğunun kabul edilen en önde gelen tedavisinin özel eğitim olduğunu vurgulayarak ergoterapi ve dil konuşma terapisinin de otizm tedavisinde oldukça önemli yeri olduğunu kaydetti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Apr 2023 10:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/04/otizmde-erken-teshis-onemli-1680335470.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan’da su tüketimine dikkat</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/ramazanda-su-tuketimine-dikkat-26889</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/ramazanda-su-tuketimine-dikkat-26889</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayında oruç tutan kişilerin, gün boyunca susuz kalmaları nedeniyle su tüketimlerine dikkat etmeleri ve kaliteli su tüketmeleri hayati önem taşıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında oruç tutan kişilerin, gün boyunca susuz kalmaları nedeniyle su tüketimlerine dikkat etmeleri ve kaliteli su tüketmeleri hayati önem taşıyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Yeterli ve kaliteli su tüketimi hayati önem taşıyor.</p>

<p>Tüketimi, vücut fonksiyonlarının düzgün çalışması ve bağışıklığın düşmemesi için önemli doğal kaynaklardan biri.</p>

<p>Bu nedenle yaşamın her döneminde ve her mevsimde sağlıklı bir yaşam sürmek için yeterli miktarda sağlıklı suyun, düzenli olarak tüketilmesi gerekiyor.</p>

<p>Özellikle Ramazan ayında su tüketimine daha da dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe, iftardan sahura kadar en az 2-2,5 litre su tüketilmesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Su tüketiminde de dikkat edilmesi gereken noktaların olduğunu belirten Aktepe, doğal kaynaklardan elde edilen ve mineral bakımından zengin olan suların içilmesini öneriyor.</p>

<p>Diyetisyen Öztürk Aktepe,“İftardan sahura kadar geçen süreye uyku eklenince, beslenmemize ayırabileceğimiz süre ciddi oranda kısalıyor. Bu nedenle insanlar ‘vakit yok’ diyerek yeterli su tüketmiyor. Ancak gün boyunca vücudun kaybetmiş olduğu sıvıyı yerine getirmek ve iftardan sahura kadar 2-2,5 litre suyu yavaş yavaş tüketmek çok önemli. Bu süreçte komposto, taze sıkılmış meyve suları, ayran, çorba gibi gıdalarla da sıvı tüketiminize ek destek sağlayabilirsiniz.” diye konuştu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/di/diyetisyen-neslihan-ozturk-aktepe-1680266491-402.jpg" width="750" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 17:46:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/03/ramazanda-su-tuketimine-dikkat-1680273964.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bilgisayar ile çalışanlar dikkat! Göz egzersizlerini mutlaka yapmalı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/bilgisayar-ile-calisanlar-dikkat-goz-egzersizlerini-mutlaka-yapmali-26875</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/bilgisayar-ile-calisanlar-dikkat-goz-egzersizlerini-mutlaka-yapmali-26875</guid>
                <description><![CDATA[7’den 70’e herkesin bilgisayar kullanmasıyla artan göz rahatsızlıkları, özellikle çalışan kesim için önlenemez bir soruna dönüşüyor. Sürekli bilgisayar kullanımına bağlı olarak özellikle baş ağrısı, göz yorgunluğu, migren krizi şikâyetleri arttırıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>7’den 70’e herkesin bilgisayar kullanmasıyla artan göz rahatsızlıkları, özellikle çalışan kesim için önlenemez bir soruna dönüşüyor. Sürekli bilgisayar kullanımına bağlı olarak özellikle baş ağrısı, göz yorgunluğu, migren krizi şikâyetleri arttırıyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Teknolojinin gelişmesiyle birlikte her alanda hayatımıza giren bilgisayar, uzun süreli kullanımlarda önemli sorunlara yol açıyor. Lazer Optik Yönetim Kurulu Üyesi Fahrettin Keleş, özellikle masa başında çalışan kişiler için göz sağlığını korumanın püf noktalarını anlattı.</p>

<p>Göz sağlığını korumak için bilgisayar ekranına en az 60 cm uzaklık olması gerektiğini belirten Keleş, “Sürekli olarak bilgisayarda çalışan kişiler 2 saatten fazla bilgisayar ekranına bakmamalı, ara ara gözlerini başka tarafa bakarak dinlendirmelidir. Birkaç kez gözleri kırpılmalı ve göz yüzeyinin nemlenmesi sağlanarak kuruluk veya aşırı sulanma azaltılabilir. Aynı zamanda boynu çevirmeden sağa-sola-aşağı-yukarıya bakarak göz egzersizlerini yapılmalıdır. Bu aynı zamanda göz yorgunluğunu gidermelerine yardımcı olacaktır” dedi.</p>

<p><img height="621" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1679904506-img-8007-1680075423-479.jpg" width="750" /></p>

<p>Kişiler göz muayenesine gittiklerinde mutlaka ekran sürelerini ve yaptıkları işi de söylemelerini gerektiğini belirten Keleş, “Tedaviden iyi sonuç almak için mutlaka çalışma ortamı hakkında da bilgi verilmelidir. Ortamda çok fazla uyaran ışık olması gözü rahatsız eder, bu yüzden ortam ışığı kısık olmalı. Sürekli ekrana maruz kalan kişiler yılda 2 defa göz muayenesi olmalı ve gözlüklerini mavi ışık korumalı olarak tercih etmeliler. Bunlara dikkat edilmediğinde yorgunluk 2 katına çıkacak, migren krizleri, baş ağrısı, göz yorgunluğu ve göz yaşarması yaşanacaktır. Aynı zamanda gözlük seçimi yüz şekline uygun olarak seçilmelidir. Yüz anatomisine uygun şekilde tasarlanan, cilde zarar vermeyen kaliteli malzemelerden üretilen gözlükler tercih edilmelidir. Gözlük seçimlerinde profesyonel optisyenlerden yardım almak da faydalı olacaktır” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Mar 2023 13:28:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/03/bilgisayar-ile-calisanlar-dikkat-goz-egzersizlerini-mutlaka-yapmali-1680085723.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazanda en sık yapılan 10 yanlış... Bu hatalardan kaçının!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/ramazanda-en-sik-yapilan-10-yanlis-bu-hatalardan-kacinin-26865</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/ramazanda-en-sik-yapilan-10-yanlis-bu-hatalardan-kacinin-26865</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayında oruç tutanlar için beslenme sıklığı, öğün saatleri, tüketilen besin miktarları ve ilaçların kullanım saatleri değiştiğinden dolayı bazı konularda çok daha dikkatli olmak gerekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında oruç tutanlar için beslenme sıklığı, öğün saatleri, tüketilen besin miktarları ve ilaçların kullanım saatleri değiştiğinden dolayı bazı konularda çok daha dikkatli olmak gerekiyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, günlük yaşam alışkanlıklarındaki değişikliklere hatalı beslenmenin de eklenince, kilo alımının yanı sıra metabolik hızda yavaşlama, kan şekerinde ani iniş çıkışlar, sinirlilik, baş ağrısı, baş dönmesi, yorgunluk, dikkatsizlik, konsantrasyon kaybı, hazımsızlık, şişkinlik, mide bulantısı ve kalp rahatsızlıkları gibi pek çok sağlık sorunları gelişebildiğini söyledi.</p>

<p>Tokgöz, Ramazanı sağlıklı geçirmek ve oruç tutarken herhangi bir sorunla karşılaşmamak için kaçınılması gereken 10 hatayı anlatarak, önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>TEK SEFERDE BÜYÜK PORSİYONLAR YEMEK</strong></p>

<p>İftarda yapılan en büyük hata, uzun süre aç kalmanın verdiği hissiyatla büyük porsiyon yemekler tüketmek oluyor.</p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, “Oysa iftarda tüketilecek besinlerin normal bir akşam yemeğinden daha fazla ve farklı içerikte olmaması gerekiyor. Boş mideyi bir anda aşırı doldurmak reflü, hazımsızlık ve mide rahatsızlıkları gibi sorunlara neden olabiliyor. Bunun yerine orucu hurma veya kahvaltılık gibi hafif ürünlerle açtıktan sonra çorba içmek, sonrasında küçük porsiyon ana yemeğe geçiş yapıp yanında salata veya yoğurt ile kapanışı yapmak sağlıklı olacaktır” dedi.</p>

<p><strong>PİDEYİ VE ÇORBAYI ÇOK SICAK TÜKETMEK</strong></p>

<p>Bir iftar geleneği olan pideyi ve çorbaları çok sıcak tüketmekten mutlaka kaçınmak gerekiyor. Çok sıcak tüketilen yiyecekler yemek borusunun yanı sıra ağız içinde tahriş oluşturup ağız yaralarını tetikleyebiliyor. Bu riskin azalması için yemeğinizi soğutarak tüketmeye özen gösterin.</p>

<p><img height="496" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1679982262-85784346-1679983920-441.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>AZ SU TÜKETMEK</strong></p>

<p>Oruç tutarken susuzluk sebebiyle ağız ve boğaz kuruyor. Suyun vücutta yüzde 1 azalmasıyla&nbsp; susama hissi başlarken, susuzlukta vücutta su ve mineral kaybı oluyor. Kaybedilen mineral ve suyun geri alımının vücut dengesi için son derece önemli olduğunu vurgulayarak, sahurla iftar arasında her bir kilonuz için 30 ml su içmeye özen gösterilmesini istedi.&nbsp;</p>

<p><strong>HIZLI YEMEK YEMEK</strong></p>

<p>Gerek iftarda gerek sahurda hızlı yemek yemek sağlığı son derece olumsuz etkiliyor. İftar sofrasında&nbsp; uzun süren açlığın sonunda bir an önce yemek yeme, sahurda ise uyku bölündüğü için bir an önce yemek yiyip yatma isteği oluyor. Fakat hızlı yemek yemek, reflüyü tetiklediği gibi midede şişkinlik ve hazımsızlık hissine yol açıyor. Ayrıca tokluk hissi gerçekleşmeden çok besin tüketildiği için de gereksiz kalori almanıza sebep oluyor.</p>

<p><strong>İFTARI TEK ÖĞÜN ŞEKLİNDE YAPMAK</strong></p>

<p>İftarda uzun süre boş kalan mideye birden yüklenmemek gerekiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz “Eğer iftar sonrası hazımsızlık ve reflü sorunu yaşamak istemiyorsanız iftarı 2’ye bölün. Orucu su ile açıp, ardından kuru kayısı veya hurma ile devam edebilirsiniz. İftar yemeğine çorba ile başlayıp 15-20 dakika ara verdikten sonra ana yemeğe geçebilirsiniz.</p>

<p><strong>SAHURA KALKMAMAK</strong></p>

<p>Sahuru kahvaltı saatiniz olarak belirleyebilirsiniz. Sahur artık 2 ana öğününüzden biri. O nedenle “sahura kalkmama gerek yok” diyorsanız, gün içerisinde yorgun ve halsiz hissedebilir, kan şekerinizde düşüş yaşayıp konsantrasyon problemiyle karşı karşıya kalabilirsiniz. Daha uzun süre tok kalabilmek için sahurda yumurta, peynir, süt gibi protein içeriği yüksek besinleri tercih edin.&nbsp;</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1679982261-40990150-1679983935-781.jpg" width="750" /><br />
&nbsp;<br />
<strong>ŞERBETLİ TATLILARA YÖNELMEK</strong></p>

<p>İftardan hemen sonra tatlı tüketmek uzun dönemde hazımsızlık, mide yanması, reflü ve kilo problemi olarak geri dönüyor. Baklava gibi şerbetli tatlılar yerine Ramazanla özdeşleşen güllaç, muhallebi gibi sütlü tatlıları, şeker ilavesi olmadan hazırlanmış kompostoyu veya meyve tatlılarını haftada bir- iki kez tercih edebilirsiniz. Yine de bu tarz tatlılar hemen iftarın üzerine değil, iftardan bir- iki saat sonra tüketilmelidir.<br />
&nbsp;<br />
<strong>AŞIRI TUZ, YAĞ VE BAHARAT TÜKETMEK</strong></p>

<p>Yapılan hatalardan biri de, çok tuzlu ve yağlı besinleri tercih etmek. “Maalesef tükettiğimiz tuz miktarı olması gerekenin 4 katı!” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, fazla tuz tüketiminin vücutta su tutup, ödem oluşmasına ve yüksek tansiyona sebep olabildiğini söyledi.</p>

<p><strong>FAST FOOD VE GAZLI İÇECEKLER TÜKETMEK</strong></p>

<p>İftarda fast-food, kızartma, baharatlı gıdalar, aşırı karbonhidrat içeren yiyecekler tüketmek reflüyü tetiklerken, mide yanması ve hazımsızlığa yol açabiliyor. Ayrıca kilo alımına da davetiye çıkarıyor. Bu nedenle bu yiyecekler yerine&nbsp; protein içerikli ve sebze ağırlıklı yiyecekleri tüketmeye özen gösterin. Gazlı içecek tüketmek içerdikleri şeker oranından dolayı, kan şekerini olumsuz etkiliyor ve hazımsızlık yapıyor. İlk seçeneğiniz her zaman su tüketmek olsun. Bunun yanında sahurda süt, iftarda ayran tercih edebilirsiniz.</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1679982265-719697765-1679983984-599.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>YEMEKTEN SONRA YATMAK</strong></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, iftardan hemen sonra uzanmanın veya sahur yemeğinden sonra hemen yatmanın Ramazan ayında yapılan en büyük yanlışlardan biri olduğunu belirterek “Eğer reflünüz yoksa bile bu durum reflü olmanıza sebep olabilir. İftardan hemen sonra uzanmamalı ve uyumadan 2-3&nbsp; saat önce yemek yemeyi bitirmelisiniz. Sahurda, hafif besinler tercih edip evde bir bir süre&nbsp; dolaşmak, yatağın baş kısmını yükseltmek mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçışını önler ve reflüyü engeller” diyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Mar 2023 09:15:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/03/ramazanda-en-sik-yapilan-10-yanlis-bu-hatalardan-kacinin-1679984111.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zeytinyağının bilinmesi gereken 5 ana sağlık faydası</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/zeytinyaginin-bilinmesi-gereken-5-ana-saglik-faydasi-26862</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/zeytinyaginin-bilinmesi-gereken-5-ana-saglik-faydasi-26862</guid>
                <description><![CDATA[Diyetisyen Muhammed Şahin, Akdeniz diyetinin önemli bileşini ve kalp sağlığı için faydalı olan zeytinyağı ile ilgili bilinmesi gereken 5 ana faydayı paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diyetisyen Muhammed Şahin, Akdeniz diyetinin önemli bileşini ve kalp sağlığı için faydalı olan zeytinyağı ile ilgili bilinmesi gereken 5 ana faydayı paylaştı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> İşte mucizevi zeytinyağının 5 ana sağlık faydası...</p>

<p>Maddeleri diyetisyen Muhammed Şahin sıraladı:</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/zz/zzmuhammed-hoca-1679915425-379.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>1. Kalp Sağlığını İyileştirebilir</strong></p>

<p>Zeytinyağı, Akdeniz diyetinin önemli bir bileşenidir ve kalp sağlığı için faydalarını gösteren çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bu, her ikisi de kalp hastalığı riskinin azalmasına katkıda bulunan kan basıncını düşürme ve kolesterol seviyelerini iyileştirme yeteneğini içerir. Bu çalışmaların geniş bir incelemesi, zeytinyağının hem inme hem de kalp hastalığı riskini azaltan tekli doymamış yağ kaynağı olduğunu gösterdi.</p>

<p><strong>2. Enflamasyonu Azaltabilir</strong></p>

<p>Enflamasyonun, Alzheimer ve tip-2 diyabet dahil olmak üzere en kronik sağlık sorunlarımızdan bazılarının ardındaki ana etmenlerden biri olduğu düşünülmektedir. Antioksidanların rolüne ve zeytinyağında bulunan oleik asit de dahil olmak üzere antienflamatuar etkilerine bakan araştırmalar, bunların enflamasyonu ve C-Reaktif Protein (CRP) olarak bilinen enflamasyon belirtecini azaltmada rol oynadığını keşfetti.</p>

<p><strong>3. Ruh halini iyileştirebilir</strong></p>

<p>Yüksek miktarda meyve, sebze, kepekli tahıllar ve yağlı balık içeren sağlıklı bir diyetin parçası olarak, zeytinyağının depresyon riskini azaltmada rol oynadığı bulunmuştur .</p>

<p><strong>4. Beyin Fonksiyonunu İyileştirebilir</strong></p>

<p>2015 yılında yapılan bir araştırma , yaşlı popülasyonlarda zeytinyağı veya fındıkla takviye edilmiş bir Akdeniz diyetinin gelişmiş bilişsel işlevle ilişkili olduğunu ve Alzheimer riskini azaltabileceğini buldu .</p>

<p><strong>5. Kronik Hastalıklara Karşı Korur</strong></p>

<p>Diğer erken araştırmalar, zeytinyağının ve yüksek polifenol içeriğinin, tip 2 diyabet ve bazı kanser türlerine karşı koruyucu bir etkiye sahip olabileceğini öne sürdü. Bununla birlikte, kesin sonuçlara varılmadan önce daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.</p>

<p><strong>Zeytinyağı herkes için güvenli midir?</strong></p>

<p>Dünyanın en sağlıklı popülasyonlarının çoğu için bir temel gıda maddesi olan zeytinyağı, insanların çoğu için iyi bir seçim olarak görülüyor. Bununla birlikte, nadiren alerji raporları kaydedilmiştir, ancak bunlar tipik olarak meyvenin yağından ziyade zeytin ağacının poleninedir. Kalorisi yoğun olan zeytinyağının kullanımı, diyette kullanılan diğer yağların yerine seçilerek ılımlılaştırılmalıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Mar 2023 18:35:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/03/zeytinyaginin-bilinmesi-gereken-5-ana-saglik-faydasi-1679931352.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu besinler ile oruç tutmak daha rahat olacak!... İftar ve sahur arasında en az 2 litre su</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/bu-besinler-ile-oruc-tutmak-daha-rahat-olacak-iftar-ve-sahur-arasinda-en-az-2-litre-su-26861</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/bu-besinler-ile-oruc-tutmak-daha-rahat-olacak-iftar-ve-sahur-arasinda-en-az-2-litre-su-26861</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayında iftar ve oruçta tüketilecek besinler kadar sağlıklı oruç tutmak da büyük önem taşıyor. Özellikle sahurda fazla yemek tüketmenin doygunluk süresini uzatmaya yeterli olmayacağını belirten uzmanlar; kepekli ve tahıllı besinler ile patates, sebze ve meyveler gibi yavaş sindirildiği için tokluk süresini uzatan gıdalar tercih edilmesi gerektiğini ifade ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında iftar ve oruçta tüketilecek besinler kadar sağlıklı oruç tutmak da büyük önem taşıyor. Özellikle sahurda fazla yemek tüketmenin doygunluk süresini uzatmaya yeterli olmayacağını belirten uzmanlar; kepekli ve tahıllı besinler ile patates, sebze ve meyveler gibi yavaş sindirildiği için tokluk süresini uzatan gıdalar tercih edilmesi gerektiğini ifade ediyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Sahurda maydanoz ve dereotu ağız kokusunu önlüyor, tok tutuyor.</p>

<p>Tüm su ihtiyacının sahurda bir anda karşılanmasının böbrekleri yoracağına da dikkat çeken Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Hatice Çolak, en az 2 litre su ihtiyacının iftar ve sahur arasında karşılanmasını öneriyor. Sahurda&nbsp; tükecilecek maydanoz, dereotu gibi yeşilliklerin hem ağız kokusunu önlemede hem de tok tutmada yardımcı olduğunu kaydeden Çolak,&nbsp; sağlıklı oruç için yağlı besin tüketiminin düşürülmesi, kafeinli içeceklerin sınırlandırılması ve dengeli öğün oluşturulması gibi önemli tavsiyeler paylaştı.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Arş. Gör. Hatice Çolak, Ramazan ayında iftar ve sahura yönelik beslenme önerilerini ve sağlıklı oruç tutma ile ilgili ipuçları paylaştı.</p>

<p><strong>SAHURDA YAVAŞ SİNDİRİLEN BESİNLER TERCİH EDİLMELİ</strong></p>

<p>Ramazan ayında enerji, protein, vitamin ve mineral ihtiyacının değişmediğini, sadece aç kalınan sürenin değiştiğini belirten Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Hatice Çolak, “Sahurda fazla yiyerek doygunluk süresinin uzatılamayacağı unutulmamalı. Bu nedenle sahurda yavaş sindirilen gün boyu besleyici özelliğini sürdüren besinlerden tercih edilmeli.” dedi</p>

<p><strong>SIVI İHTİYACI İFTAR VE SAHUR ARASINDA PLANLANMALI</strong></p>

<ul>
 <li>Başta iyi bir protein alımı sağlamak tokluk sürenizi uzatacak ve bu dönemde kas kaybını önleyecektir. Yumurta, taze ve çok tuzlu olmayan peynirler, bağırsak sağlığı için özellikle kefir ve yoğurt sahurda tüketilebilecek protein kaynaklarıdır.</li>
 <li>Sahurda kompleks karbonhidratlara ılımlı miktarda yer verip basit şeker ve tatlı aperatifleri tüketilmemeli. Tam buğday ürünleri, kuru baklagiller seçilmelidir. Sağlıklı dahi olsa çok fazla karbonhidrat tüketmek kan şekerini hızlı yükseltip düşüreceği için çabuk acıkmaya neden olabilir.</li>
 <li>Karbonhidrat ve proteine göre daha fazla enerji vermesi, lezzetli olması ve tok tutması açısından sağlıklı yağlar tercih edilmelidir. Sert kabuklu yemişler, avokado, zeytin, zeytinyağı, tereyağı tercih edilebilir.</li>
 <li>Posadan zengin besinler kepek, tahıllar, tam buğday, tohumlar, patates, sebzeler ve meyvelerde bulunur. Bu besinler yavaş sindirildiği için hem tokluk süresini uzatır hem de kabızlığı önlemeye yardımcı olur.</li>
 <li>Şeker, beyaz un, hamur işi, reçel, fındık kremaları, meyve suları ve diğer saflaştırılmış şekerleri içeren besinler gibi çok hızlı sindirilen besinlerden sakınılmalı.</li>
 <li>Kızartılmış besinlerden sakınılmalı. Bu tür besinler gün boyunca midede bulantı, yanma, reflü gibi şikayetlere neden olabilir.</li>
 <li>Susamayı artıracağı için yüksek tuz/sodyum içeren besinlerden sakınılmalı,</li>
 <li>Sıvı alımını sahurda bir anda içerek tamamlamamalı. Bu sadece böbrekleri yorar. Günlük sıvı ihtiyacı (ortalama 2 litre) iftar sahur arasına bölünmeli ve yavaş yavaş tüketilmeli.</li>
 <li>Sahur süresince 2-3 bardak su tüketilmeli. Sıvı ihtiyacının karşılanmasında suyun yanında kefir, az tuzlu ayrandan da yararlanılabilir.</li>
 <li>Sahurda zencefilli, naneli su içmek gün boyu ferah hissettirecektir. Maydanoz, dereotu gibi yeşillikler hem ağız kokusunu önlemede hem de tok tutmada yardımcı olmaktadır.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Mar 2023 18:35:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/03/bu-besinler-ile-oruc-tutmak-daha-rahat-olacak-iftar-ve-sahur-arasinda-en-az-2-litre-su-1679931329.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazanda nasıl beslenmeliyiz?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/ramazanda-nasil-beslenmeliyiz-26839</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/ramazanda-nasil-beslenmeliyiz-26839</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayı, oruç tutanlar bireyler için beslenme ve yaşam tarzının değiştiği bir aydır. Yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat çeken Klinik Beslenme ve Diyet Uzmanı Uzm. Dyt. Derya Fidan, “Yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması için günün oruç tutulmayan bölümünde en az 2 öğünü tamamlamak gerekir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayı, oruç tutanlar bireyler için beslenme ve yaşam tarzının değiştiği bir aydır. Yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat çeken Klinik Beslenme ve Diyet Uzmanı Uzm. Dyt. Derya Fidan, “Yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması için günün oruç tutulmayan bölümünde en az 2 öğünü tamamlamak gerekir” dedi.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Ramazan ayında sağlıklı beslenme ve doğru oruç tutmanın nasıl olacağı konusu her zaman çok tartışılıyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Klinik Beslenme ve Diyet Uzmanı Uzm. Dyt. Derya Fidan, Ramazan ayında beslenme konusunda dikkat edilmesi gerekenleri açıkladı.</p>

<p>“Sahura kalkılmaması&nbsp; ya da sahurda sadece su içilmesinin zararlı olduğu unutulmamalıdır" diyen Uzm. Dyt. Fidan, "Çünkü bu beslenme tarzı oruç tutulan zaman için 16&nbsp; saat olan açlığı, ortalama 20 saate çıkarmaktadır. Ve sahur öğününün atlanması açlık kan şekerinin daha erken saatlerde düşmesine ve buna bağlı olarak günün daha verimsiz geçmesine neden olmaktadır. Tam tersine eğer sahur öğünü, ağır yemeklerden oluşursa gece metabolizma hızı düştüğü için yemeklerin yağa dönüşme hızı artar ve kilo alma riski de buna bağlı olarak artmaktadır. Bu nedenle sahur öğünleri atlanmamalıdır" dedi.</p>

<p>Sahurda süt ve süt ürünü besin gruplarından yararlanılarak (süt, yoğurt, ayran, kefir vb.)&nbsp; peynir, yumurta, tam tahıllı ekmekler gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılabilir ya da kremasız çorbalar, zeytinyağlı yemekler, yoğurt ve salatadan oluşan bir öğün tercih edilebilmesi sağlıklı beslenme açısından oldukça önemli olduğunu söyleyen Uz. Dyt. Derya Fidan, gün içerisinde aşırı acıkma problemi olanların midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktiren kuru baklagiller (kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur), tam buğday ekmekleri, liften zengin kuruyemişler ve yulaf gibi besinleri tüketmesi; aşırı yağlı ve tuzlu yiyeceklerden, hamur işlerinden uzak durulması uygun olacağını söyledi.</p>

<p><strong>İFTARDA KAÇINILMASI GEREKENLER NELERDİR?</strong></p>

<p>Uzm. Dyt. Fidan, “İftarda aşırı tuzlu ve yağlı besinler tüketildiğinde, yemek sonrası mide yanması, uyku hali, kilo artışı gibi birçok problemi beraberinde getirmektedir. Yağlı yiyecekler midede kalma süresi uzun olduğu için sindirimi güçleştiriyor. Bu sebeple iftar sofralarında kavurma ve kızartmalar yerine ızgara, haşlama, buğulama gibi usullerle pişirilmiş hafif yemeklerin tercih edilmesi daha sağlıklı bir tercih olacaktır" dedi.</p>

<p>Kafein içeren asitli içeceklerle birlikte besin alımı gerçekleştiği zaman besinlerden vücudumuza gelecek olan minerallerin emiliminin engellenerek, yeterli beslenmenin sağlanamaz olduğunu kaydeden Fidan, sahur ve iftar yemeklerinin vazgeçilmezi olarak bilinen şarküteri ürünleri ve tütsülenmiş gıdalar da sağlık açısından ramazan ayında tercih edilmemesi gereken yiyecekler arasındadır çünkü şarküteri ürünlerinin (sucuk, salam, sosis, pastırma vb.) doymuş yağ oranları, toksik yükleri kalorileri ve tuz oranları oldukça yüksek olduğunu kaydetti.&nbsp;</p>

<p><strong>İFTARDA NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?</strong><br />
&nbsp;<br />
“İftardan sahura kadar olan zaman diliminde kişi kendi kilosu başına 30 cc kadar su tüketimine dikkat etmelidir" diyen Uzm. Dyt. Fidan, "Ramazan ayında sıvı ihtiyacını da karşılayacak ayran, taze sıkılmış meyve-sebze suları, sade soda vb. sık sık tüketmeye özen gösterilmelidir. Sahur ile iftar arasında geçen uzun sürede vücut besin ve su almıyor bu nedenle uzun süreli açlık sonucu tek seferde büyük porsiyonlarla yenilen yemekleri vücut sağlıklı bir şekilde sindiremez. İftardan sonra besinleri küçük porsiyonlarda tüketmek, yemekleri yerken aralıklı ve yayılmış bir şekilde yemek kan şekerinin yavaş ve dengeli bir şekilde yükselmesini sağlar ve olası sindirim sistemi problemlerinin önüne geçer, bunlara ek olarak yemeklerden 2 saat sonra kısa mesafeli yürüyüşler de besinlerin daha kolay sindirilmesine yardımcı olacaktır” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Mar 2023 13:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/03/ramazanda-nasil-beslenmeliyiz-1679480458.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kemal Kılıçdaroğlu’ndan 18 Mart Çanakkale Zaferi mesajı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/kemal-kilicdaroglundan-18-mart-canakkale-zaferi-mesaji-26825</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/kemal-kilicdaroglundan-18-mart-canakkale-zaferi-mesaji-26825</guid>
                <description><![CDATA[CHP GENEL BAŞKANI VE MİLLET İTTİFAKI CUMHURBAŞKANI ADAYI KEMAL KILIÇDAROĞLU: “ÖZGÜRLÜK VE BAĞIMSIZLIĞIMIZIN BÜYÜK DESTANI 18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ’MİZİN 108. YILI KUTLU OLSUN”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Çanakkale Zaferinin 108’inci yılını sosyal medya hesabından paylaştığı bir video mesajla kutladı.</p>

<p>CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, “Özgürlük ve bağımsızlığımızın büyük destanı 18 Mart Çanakkale Zaferi’mizin 108. yılı kutlu olsun” dedi.</p>

<p>CHP lideri ve Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Özgürlük ve bağımsızlığımızın büyük destanı 18 Mart Çanakkale Zaferi’mizin 108. yılı kutlu olsun. Bu emsalsiz destanı yaratan başta Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm şehitlerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.” notuyla paylaştığı videoda şu ifadelere yer verildi: </p>

<p>“Bugün 18 Mart. Bugün, tam 108 sene önce dünyanın en büyük askeri gücünü Çanakkale’de durdurduğumuz o büyük savaşın sembol tarihi. Bugün, atalarımızın canları pahasına istilacılara ‘buraya kadar, ileriye geçemezsin, çoluğuma çocuğuma dokunamazsın’ dediği gün. Bugün, Türk milletinin nelere kadir olduğunu sadece ele güne değil, kendine kanıtladığı, kendi gücünü gördüğü gün. Bugün, Mustafa Kemal’in gerçek anlamda tarih sahnesine çıktığı Çanakkale Muharebeleri’nin 108. Yılındayız. Yaklaşık bir yıl süren Çanakkale Muharebeleri’nde on binlerce asker şehit oldu. Bunlar bizden başka herhangi bir milletin pek katlanabileceği acılar değildir. </p>

<p>Cumhuriyet tarihinde ilk defa, benzer bir yıkım ve kaybı deprem nedeniyle yaşıyoruz. Bugün de bizden başka bir milletin kolay kolay altından kalkamayacağı bir acıyla karşı karşıyayız. Ama unutmayalım: Bu millet, Çanakkale ve sonrasında onca acıya ve zorluğa rağmen ayakta kalmasını bildi. Gecesine gündüzüne katıp bıkmadan, usanmadan çalıştı. Ve nihayetinde, pırıl pırıl bir liderin önderliğindeki genç cumhuriyet yaralarını hızla sarmayı başardı. Biz de başaracağız. Biz de çok çalışacak ve bugün yaşadığımız yıkımın altından hep beraber kalkacağız. Hepimiz kazanacak, kazandığımızı hakça bölüşeceğiz. Zorluklara birlikte göğüs gerecek, dünyaya örnek bir ülkeyi omuz omuza, kimseyi dışarıda bırakmadan yeniden ve doğru şekilde inşa edeceğiz. Bu, hem bu ülkeyi kuranlara hem de evlatlarımıza borcumuzdur! </p>

<p>Tüm şehitlerimizin ve depremde kaybettiğimiz insanlarımızın ruhu şâd olsun.”</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) - Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Mar 2023 21:42:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/03/kemal-kilicdaroglundan-18-mart-canakkale-zaferi-mesaji-1679164977.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dikkat! Bu hastalık 80 milyon kişide görülüyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/dikkat-bu-hastalik-80-milyon-kiside-goruluyor-26795</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/dikkat-bu-hastalik-80-milyon-kiside-goruluyor-26795</guid>
                <description><![CDATA[Glokom, göz sinirinin hasarıyla karakterize olan ve kalıcı görme kaybına sebep olabilen bir hastalıktır. Tüm dünyada yaklaşık 80 milyon glokom hastası bulunmaktadır ve glokom kalıcı görme kaybı nedenleri arasında 2. sırada yer almaktadır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Glokom, göz sinirinin hasarıyla karakterize olan ve kalıcı görme kaybına sebep olabilen bir hastalıktır. Tüm dünyada yaklaşık 80 milyon glokom hastası bulunmaktadır ve glokom kalıcı görme kaybı nedenleri arasında 2. sırada yer almaktadır.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Glokomda erken tanı ve tedavi, görmenin korunması açısından çok önemli.</p>

<p>Doç. Dr. Serdar Özateş, Glokom hastalığıNIN anne karnında ya da doğumdan itibaren herhangi bir yaş diliminde oluşabildiğine dikkati çekerek, "Erken tanı ve tedavi kalıcı görme kayıplarının önüne geçebilir. Glokomun tedavisi glokomun tipine ve seyrine göre değişmekle birlikte medikal ya da cerrahi olarak yapılabilmektedir" dedi.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1678428254-uzm-dr-serdar-oztas-20200804203458-1678622373-62.jpg" width="750" /></p>

<p>Medikal tedavi ile ilerlemesi durdurulamayan ya da ilaç kullanımında sorunlar yaşayan hastalarda cerrahi tedavi ile glokom hastalığının ilerleyişi kontrol altına alınabileceğini ifade eden Dr. Özateş, "Glokom hastalığının sinsi seyirli olduğu ve hastaların büyük çoğunluğunu glokom hastası olduğunu bilmeyen kişilerin oluşturduğu düşünüldüğünde rutin göz muayenesin önemi çok daha iyi anlaşılmaktadır. Risk faktörlerine sahip olan hastaların yılda en az 1 kez göz muayene olmaları tavsiye edilmektedir” diye konuştu.</p>

<p><strong>GLOKOM KİMLERDE GÖRÜLÜR? KİMLER RİSK ALTINDADIR?</strong></p>

<ul>
 <li>-Artmış göz içi basıncı</li>
 <li>-40 yaş üzerinde olmak</li>
 <li>-Yüksek miyop ya da hipermetrop olmak</li>
 <li>-Aile bireylerinde glokom hikayesi olması başlıca risk faktörleridir.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Mar 2023 18:09:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/03/dikkat-bu-hastalik-80-milyon-kiside-goruluyor-1678633771.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kulak temizlerken kulağınıza zarar vermeyin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/kulak-temizlerken-kulaginiza-zarar-vermeyin-26749</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/kulak-temizlerken-kulaginiza-zarar-vermeyin-26749</guid>
                <description><![CDATA[Bilinçsizce kullanılan kulak çubuklarının oldukça riskli olduğunu ifade eden Nev Esentepe Kulak Burun Boğaz Bölümü'nden Op. Dr. Serkan Çorakçı, bu konuda önemli bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bilinçsizce kullanılan kulak çubuklarının oldukça riskli olduğunu ifade eden Nev Esentepe Kulak Burun Boğaz Bölümü'nden Op. Dr. Serkan Çorakçı, bu konuda önemli bilgiler verdi.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Kulaklarımız hassas organlarımız arasında yer alıyor. Kulaklarda biriken kirlerin kötü görünümünü gidermek için sıklıkla kulak çubuğu kullanılıyor.</p>

<p>Kulak çubuğunun kullanımı arttıkça kulakta biriken kirlerin miktarı da artıyor.</p>

<p><strong>KULAĞIN SADECE DIŞ KISMI TEMİZLENMELİ</strong></p>

<p>"Kulaklarınızı temizlemek için kullandığınız pamuklu çubuklarla, kulak kirini daha fazla itmiş oluyorsunuz” diyen Dr. Çorakçı, “Bu durum da kulaklarınıza daha fazla zarar veriyor. Kulak kiri, sadece kulağın dış kısmında birikmektedir. Kulak çubuğu ya da farklı materyallerle kulakların oynanması sonucunda da kulak kiri içeri doğru itilmekte ve bu durum ciddi sorunları beraberinde getirebilmektedir" dedi.</p>

<p><img height="750" src="https://www.igfhaber.com/static/op/op-dr-serkan-corakci-1677858646-55.jpg" width="750" /></p>

<p>Kulak çubuğu kullanmanın kulağa verilebilecek en büyük zararlardan biri olduğunu aktaran Op. Dr. Çorakçı, “Kulak çubuğuyla ya da bu iş için kullanılan farklı materyaller ile kulağın temizlenmesi esnasında kulak zarına rahatlıkla zarar verilebiliyor. Öyle ki yanlış bir hareketle çubuk içeri dönük batabilir, bunun batması sırasında da hastada işitme tamamen gidebilir ve kulak zarı delinebilir. Hatta yüz felci de ortaya çıkabilir” diye konuştu.</p>

<p>Dr. Serkan Çorakçı, kulakların nasıl doğru temizlenebileceği hakkında da bilgiler verdi.</p>

<p>Çorakçı, “Temizlemek için en doğrusu, bir kulak burun boğaz hekimine gidip basit şekilde mikroskop altında veya başka bir cihazla kulak yolunun temiz hale getirilmesi ve sonrasında bazı damlalarla problemin çözülmesidir. Kulak temizleme çubuğu bilinenin aksine kulağın iç kısmı için değil, kulağın sadece kıvrımlı bölgelerini temizlemek için kullanılmalıdır” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Mar 2023 21:01:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/03/kulak-temizlerken-kulaginiza-zarar-vermeyin-1677866485.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Deprem Sonrası Oluşan Korkular Baş Dönmesini Tetikleyebilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/deprem-sonrasi-olusan-korkular-bas-donmesini-tetikleyebilir-26729</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/deprem-sonrasi-olusan-korkular-bas-donmesini-tetikleyebilir-26729</guid>
                <description><![CDATA[Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi KBB Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yıldırım Ahmet Bayazıt, deprem sonrası yaşanan travmalarda ortaya çıkan pek  çok sağlık probleminin yanında denge problemleri ile baş dönmesi ve sallanma duygusunun da ortaya çıkabileceğini söyledi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><em><strong></strong></em></p>

<p><em><strong> </strong></em></p>

<p>Deprem tarzı doğal afetler nedeniyle pek çok kişide farklı sağlık problemlerinin ortaya çıktığı bilinmektedir. İlk akla gelen sağlık problemlerinde ise;  fiziksel travmalar, yaralanmalar ve enfeksiyon hastalıkları akla gelir. Ancak erken, orta ve uzun vadede farklı somatik ve psikosomatik problemlerin de ortaya çıktığı bilinmektedir. Bu problemler arasında vücut ve baş ağrıları, uykusuzluk, travma sonrası stres sendromu,  kaygı bozuklukları ve denge problemleri en çok bilinenlerdir.  </p>

<p>Vertigo ve dizziness, deprem sonrası karşılaşılan denge problemleri arasındadır. Dizziness daha sık karşılaşılan bir problem olmakla birlikte, deprem sonrası vertigo daha az karşılaşılan bir sorudur. Şiddetli depremlerden sonra takip eden bir kaç ay içerisinde denge problemleri nedeniyle sağlık kuruluşlarına olan müracaat sayılarında artış gözlenir. Bu artışın nedeni deprem sonrası dizziness sendromu (DSDS) olarak tanımlanan problemdir.  </p>

<p>DSDS, daha önceden herhangi bir denge problemi olmayan kişilerde ortaya çıkar. Kişi genellikle sanki vücudu yana doğru eğiliyormuş gibi bir illüzyon algılar. Bu his genellikle bir dakikadan az sürer ve tekrarlayıcıdır.  </p>

<p>DSDS’u sadece psikosomatik nedenlere bağlı değildir. Depremzedede gelişen otonomik sinir sistem bozukluğu süreçte rol oynar ve hareket hastalığına benzer bir durumu tetikler.</p>

<p>Psikosomatik mekanizmada, depremzedede ortaya çıkan kaygı bozukluğu iç kulakla bağlantılı vestibuler fonksiyonları etkileyerek yana doğru kayma illüzyonuna neden olur. Otonomik sinir sitemi ile ilgili mekanizmada dengesizliğin nedeni, hareket algısının denge ile ilgili organlar tarafından yanlış yorumlanması ve koordinasyon uyumsuzluğudur. </p>

<p>Depremzede postürünü korumakta, yani ayakta hareketsiz durmakta problem yaşar. İrkilme hisleri olabilir. Fobik postural vertigo veya persistent postural perceptual dizziness (PPPD) tarzı denge problemleri olur. Özetle kişi ayakta dururken, hareket ederken veya hareketli objeleri takip ederken dizziness ortaya çıkar. Bazı depremzedelerde, halk arasında kulak kristallerinde kayma şeklinde bilinen pozisyonel vertigo atakları da olabilir. </p>

<p>Depremzedenin daha önceden Meniere ve migren gibi vertigo ile seyreden bir hastalığı varsa, bu hastalığın şiddeti artabilir. Hatta bu kişilerin %5’ inde depresyon ortaya çıkabilir.</p>

<p>DSDS’nun şiddeti depremin şiddeti ve süresiyle doğru orantılıdır. Depremin ana sarsıntısı her iki kişiden birinde DSDS’na neden olur. Bu oran ikinci sarsıntıda %25, artçılarda %10-15 daha artar. Kadınlar, otuzlu ve kırklı yaş grupları, yüksek katlarda depreme maruz kalanlar daha fazla etkilenir. </p>

<p>DSDS için özel bir tedavi şekli uygulanmaz. Genellikle aylar veya yıllar içerisinde azalarak kendi kendine iyileşir. Gerekirse kişiye özel tedavi seçenekleri sunulur. Sosyal destek iyileşme sürecini kısaltan önemli bir faktördür. </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) - Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Feb 2023 19:36:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/02/deprem-sonrasi-olusan-korkular-bas-donmesini-tetikleyebilir-1677256606.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Depremzedelere bu cümleleri kurmayın!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/depremzedelere-bu-cumleleri-kurmayin-26704</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/depremzedelere-bu-cumleleri-kurmayin-26704</guid>
                <description><![CDATA[Depremlerin travma oluşturma açısından çocukları, hamile kadınları, sevdiklerini kaybetmiş bireyleri ve ruhsal hastalıkları olan kişileri etkilediğini belirten Dr. Mert Akcanbaş, depremi yaşayan insanlarla konuşurken bazı söylemlerden uzak durulması gerektiğine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Depremlerin travma oluşturma açısından çocukları, hamile kadınları, sevdiklerini kaybetmiş bireyleri ve ruhsal hastalıkları olan kişileri etkilediğini belirten Dr. Mert Akcanbaş, depremi yaşayan insanlarla konuşurken bazı söylemlerden uzak durulması gerektiğine dikkat çekti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Mert Akcanbaş, doğal afetler sonrası ortaya çıkan travmalarla ilgili dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Dr. Mert Akcanbaş, özellikle depremi yaşayan bireylerle konuşulurken kullanılmaması gereken ifadelere ve gösterilmesi gereken yaklaşımlara değindi.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1676447213-dr-r-yesi-mert-akcanba-2-1676620220-554.jpg" width="750" /></p>

<p>Ölüm, ağır yaralanma ve cinsel saldırıyla doğrudan karşılaşma, buna tanık olma, sevdiklerinin başına geldiğini öğrenme veya meslek gereği bu tür olayların detaylarına maruz kalma sonrası ortaya çıkan durumun psikolojik travma olarak tanımlandığını belirten Dr. Mert Akcanbaş, “Travma herkesin başına gelebilir. Ancak bazı insanlar travma yaşadıkları halde Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) geliştirmezler. TSSB olasılığının kişilik yapısı ile olan bir bağlantısı olduğu bilinmiyor. Kişinin geliştirdiği TSSB belirtilerinin sıklıkları ve şiddetleri belirli testlerle ölçülebilir. Travmanın başlıca özelliği ansızın ve beklenmedik şekilde ortaya çıkmasıdır. Deprem riski olduğunu bilsek bile bunun zamanını bilemeyeceğimizden afet ansızın ortaya çıkacaktır.” dedi.</p>

<p><strong>TUTULMAYACAK SÖZLER VERİLMEMELİ…</strong></p>

<p>Dr. Mert Akcanbaş, depremi yaşayan insanlara söylenmemesi gereken cümleleri şöyle sıraladı:</p>

<ul>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Eleştirel ve suçlayıcı şekilde konuşulmamalı,</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Konuşmalarda teknik terim kullanmaktan kaçınılmalı,</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mağdurların nasıl hissettikleri ile ilgili söylemler kullanılmamalı,</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Deprem kaderde varmış, takdiri ilahi gibi açıklamalardan uzak durulmalı,</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; ‘Zaman her şeyin ilacı’, ‘Allah insana kaldırmayacağı yükü vermez’, ‘Dua et sen hayattasın’, ‘Senden beter durumda olanları düşün’ şeklinde konuşmalardan kaçınılmalı,</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mağdurlara tutulamayacak sözler verilmemeli,</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mağdur insanlar konuşmaya zorlanmamalı,</li>
</ul>

<p><strong>ÖZEL YAŞAMLARININ GİZLİLİĞİ KORUNMALI</strong></p>

<p>Dr. Mert Akcanbaş, depremzedelere gösterilmesi gereken yaklaşımlarla ilgili tavsiyelerini şöyle paylaştı:</p>

<ul>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mağdurlara saygıyla davranılmalı,</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Her zaman ulaşılabilir olunmalı,</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yardımlar kaliteli ve hızlı şekilde yapılmalı,</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mağdurların gelenek ve kültürel değerlerine saygı gösterilmeli,</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mağdurların özel yaşamlarının gizliliği korunmalı,</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mağdurların gereksinimlerine odaklanılmalı,</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mağdurlar defalarca aynı soruyu sorsalar bile yanıtlanmalı,</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mağdurlara gelişim ve eğitim düzeylerine uygun yanıtlar verilmeli,</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mağdurların ailelerine, sevdiklerine ve onlara destek olabilecek sosyal çevrelerine ulaşabilmeleri için çaba gösterilmeli.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Feb 2023 22:50:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/02/depremzedelere-bu-cumleleri-kurmayin-1676663415.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Depremin travmatik etkileriyle baş etmenin yolları</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/depremin-travmatik-etkileriyle-bas-etmenin-yollari-26697</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/depremin-travmatik-etkileriyle-bas-etmenin-yollari-26697</guid>
                <description><![CDATA[Uzman Klinik Psikolog Gözde Ceylan Pehlivan depremlerin bireylerde sebep olabileceği travmatik etkilere dikkat çekerek, bu etkilerle baş etmenin yollarını paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzman Klinik Psikolog Gözde Ceylan Pehlivan depremlerin bireylerde sebep olabileceği travmatik etkilere dikkat çekerek, bu etkilerle baş etmenin yollarını paylaştı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kahramanmaraş merkezli olan 9 saat arayla vuran iki şiddetli deprem herkeste korku ve dehşet uyandıran duygulara sebep oldu. Oluşturduğu olumsuz etkilerden bireyler psikolojik anlamda etkilendiler.</p>

<p>Deprem felaketi yaşayan bir kişinin, yaşadığı travmanın şiddeti ile ilişkili olarak farkında olmasa da ruh sağlığı uzmanı tarafından psikolojik desteğe ihtiyaç duyacağını vurgulayan Işık Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Merkezinden Uzman Klinik Psikolog Gözde Ceylan Pehlivan, deprem felaketine maruz kalan kişilere nasıl destek olunabileceğine ilişkin bilgiler paylaştı.</p>

<p>“Kişi yaşadığı olumsuz durumu tüm ayrıntılarıyla paylaşmak isteyebilir veya hiç bu konu hakkında konuşmak istemeyebilir” diyen Pehlivan, mağdurların duygularını, yaşadıklarını sadece kendileri aktarmak istediklerinde sükûnet içinde dinlemek gerektiğinin de altını çizdi. Deprem sonrası insanların kendilerini dinleyen, güven veren, anlamaya çalışan, şefkatli birinin yanında olmasını istediklerini aktaran Pehlivan, kişilerin iyi hissetmediklerini söylediklerinde şefkat ile yaklaşılması gerektiğini de sözlerine ekledi.</p>

<p><img height="650" src="https://www.igfhaber.com/static/uz/uzman-klinik-psikolog-gozde-ceylan-pehlivan-1676531983-666.jpg" width="750" /></p>

<p>Depremden olumsuz etkilenen kişilerin yakın arkadaşları ve sevdikleri ile ilişki kurmalarında yardım edilmesi gerektiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Gözde Ceylan Pehlivan,&nbsp;&nbsp; mağdurları yemek, su, dinlenme gibi temel ihtiyaçlarını gözetmeleri noktasında desteklemenin önemli olduğunu belirtti.</p>

<p><strong>"BU DAVRANIŞLARDAN VE SÖYLEMLERDEN KAÇINILMALI"</strong></p>

<p>"Her şey iyi olacak", "en azından sen hayattasın" gibi söylemlerde bulunmanın da hatalı olduğunu dile getiren Pehlivan, mağdurlara ne hissedeceğini söylemek de hatalı bir davranış olacağını ifade ederek, yapılmaması gereken diğer davranışlar hakkında da da şunları kaydetti:</p>

<p>"Depremden olumsuz etkilenen kişilerin yanında destek olma çabasındaki hizmetleri ve kurtarma aktivitelerini eleştirmemek gerekir. Bu eleştirileri duyuyor olmak yalnızlık, çaresizlik duygularını oluşturabileceği gibi en çok ihtiyaç duyulan umut duygusunun da zedelenmesine zarar verecektir. Sık sık deprem anı ve sonrası hakkında konuşmak ve deprem anı ya da sonrasına ait görüntüleri sık sık izlemek de önermediğiniz davranışlardır. Bu davranışlar ile depremden olumsuz etkilenen kişiler tekrar tekrar travmatik anları tetiklenecektir. Ek olarak deprem bölgesinde birebir depreme maruz kalmaksızın gelişmeleri takip etmek amacı ile sürekli deprem anı ve sonrası hakkında konuşmak ve deprem anı ya da sonrasına ait görüntüleri sık sık izlemek de kişilerde üstlenilmiş travma dediğimiz “ikincil travmaya neden olabilmektedir. İkincil travma, aslında adından da anlaşılacağı gibi travmatik olaya doğrudan maruz kalan değil, olaya şahit olan ya da yazılı-görsel medya aracılığıyla olayı izleyen kişilerin ‘travmatize’ olduğu ifade eder. Tam da bu noktada belirtmek gerekir ki doğrudan travmatik yaşantıya maruz kişilerin verebileceği psikolojik ve fizyolojik tepkileri verebilirler. Son olarak ikincil travmanın oluşmaması ya da gelişmemesi adına dikkat edilecek hususlardan ilki de yazılı-görsel medya aracılığıyla görüntülere maruz kalmamaktır"</p>

<p></p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Feb 2023 12:16:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/02/depremin-travmatik-etkileriyle-bas-etmenin-yollari-1676538989.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Havalar soğudukça kalp ve damar hastalıkları artıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/havalar-sogudukca-kalp-ve-damar-hastaliklari-artiyor-26696</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/havalar-sogudukca-kalp-ve-damar-hastaliklari-artiyor-26696</guid>
                <description><![CDATA[Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Muharrem Arslandağ, havaların soğudukça artan kalp ve damar hastalıkları hakkında bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Muharrem Arslandağ, havaların soğudukça artan kalp ve damar hastalıkları hakkında bilgiler verdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Bilimsel yayınlara göre hava soğudukça kalp ve damar hastalıklarının görünme sıklığı artmaktadır.</p>

<p>Özellikle kalp hızının ve tansiyonun soğuk hava nedeniyle artması kalbin yükünü de arttırmaktadır. Artan yük özellikle ağır yemekler ve ağır iş temposu ile birleşince kalp krizi kaçınılmaz olabilmektedir. Bu nedenle soğuk havada çok dolaşmak sakıncalıdır. Kısa süreli ve molalı yürüyüşler yapmak, kalbi ve tansiyonu çok yormamak önerilir.</p>

<p><img height="577" src="https://www.igfhaber.com/static/mu/muharremhocam-1676532537-309.PNG" width="750" /></p>

<p>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Muharrem Arslandağ, azalan güneş ışığı dolayısıyla D vitamini yapımı da azalacak ve kış aylarında vit D eksikliğinin çok görüleceğini belirterek, "Hipertansiyon ve kalp hastalıklarında kalsiyum metabolizması çok önemli olduğu için vitamin D eksiği olan hastaların destek almalarında fayda vardır. Azalan gündüz ışığı ve artan gece saatleri hormon dengesini de etkilemektedir. Uyku düzeni bu nedenle sekteye uğrar. Hareketsizlik insülin salgısını değiştirir. Aşırı karbonhidratlı ürünler den uzak durulmalıdır. Yağ tutma ve kilo alma artar, su dengesi etkilenir; böbrek çalışması değişir. Tuz tüketimi azaltılıp daha çok su içilmelidir" dedi.</p>

<p>Mevsim hastalığı olmasa da kış aylarında daha sık görülen grip ve benzeri virüs enfeksiyonları damar duvarının sağlamlığını azalttığını ifade eden Dr. Arslandağ, "Bu da damardaki damar sertliği plağının çabuk kırılmasında yol açabilir. Plağın kırılması damarın tıkanmasına neden olur. Grip aşının önemi bu durumda ortaya çıkmaktadır. Hastalığın daha hafif geçmesi için zamanı gelince grip aşısı yapılması önerilir" diye konuştu.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Feb 2023 12:16:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/02/havalar-sogudukca-kalp-ve-damar-hastaliklari-artiyor-1676538982.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Deprem toplumda travmaya yol açabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/deprem-toplumda-travmaya-yol-acabilir-26654</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/deprem-toplumda-travmaya-yol-acabilir-26654</guid>
                <description><![CDATA[Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Semra Baripoğlu, ülkede derin üzüntüye yol açan depremin travmaya yol açabileceğinin altını çizdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Semra Baripoğlu, ülkede derin üzüntüye yol açan depremin travmaya yol açabileceğinin altını çizdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve Adana, Malatya, Adıyaman, Gaziantep, Adana, Hatay, Kilis ve Diyarbakır’da da şiddetli bir şekilde hissedilen deprem tüm ülkede üzüntü ve korkuya neden oldu.</p>

<p>Sürekli korku, irkilme, uyku bozukluğu ve ağlama gibi belirtilerin Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nu işaret ettiğine dikkati çeken Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Semra Baripoğlu, “Uzun sürmesi halinde mutlaka uzmandan destek alınmalı” tavsiyesinde bulundu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1675683384-psk-uzmani-yrd-doc-dr-semra-baripoglu-1-1675685025-79.jpg" width="750" /></p>

<p>Doğal bir afet olarak bilinen depremin güçlü, şiddetli ve ciddi bir hasara neden olması halinde toplumda psikolojik travmaya yol açabileceğini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Baripoğlu, “Bu travmanın belirtilerinde kişi aşırı derecede korku yaşayabilir. Kişi ilk anda ve ilk dakikalarda şoka girebilir. Çaresizlik ve panikleme duygusu yaşanabilir. Bazı kişiler deprem anında pencereden atlamak gibi tehlikeli bir kurtuluş yolu seçebilir. Kişi kendini çaresiz hissedebilir, öüm korkusu o anda kişiyi etkisi altına alır. Örneğin hayatını kaybedeceği ya da bir şeylerin üzerine yıkılacağı ya da kendini sakat bırakacağı gibi bir korku oluşur” diye konuştu.</p>

<p>Deprem sonrasında da, depremi çağrıştıran uyaranlardan dolayı kişide korku gelişebileceğini kaydeden Dr. Baripoğlu, şikayetler azalmıyorsa uzmana başvurulması gerektiğini kaydetti.</p>

<p>Psikiyatri Uzmanı Dr. Semra Baripoğlu, Travma Sonrası Stres Bozukluğu belirtileri baş gösterdiyse muhakkak profesyonel yardım, psikoterapi ya da ilaç tedavi destekli bir terapi almak gerektiğini söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Bu şikayetler birkaç haftayı geçmesine rağmen azalmıyorsa, uyuyamama, uykudan kabuslarla uyanma, iştahsızlık, depresif belirtiler, en küçük bir sesten irkilme hali, işine gücüne dikkatini verememe ve hayattan elini eteğini çekme gibi isteksizlik ve ilgisizlik hali devam ediyorsa, mutlaka travmaya yönelik bir psikoterapi ve ağır olgularda ilaç tedavisi ile tıbbi destek almak gerekir. Çünkü beyinde bu travmatik yaşantıların kaydedildiği bölgeler var ve bu bölgeler tetikleniyor. Tekrarlanan veya depremi çağrıştıran uyaranlarla bile tetiklenebiliyor. Bu yüzden vakit kaybetmeden etkin bir tedavi almak çok önemlidir, kişinin fonksiyonlarını daha da kaybetmesini engelleyecek, yaşam kalitesini hızlı bir şekilde eski düzeyine getirecektir.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Feb 2023 20:58:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/02/deprem-toplumda-travmaya-yol-acabilir-1675706309.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ağız Sağlığını Koruyan 5 Önemli Alışkanlık</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/agiz-sagligini-koruyan-5-onemli-aliskanlik-26645</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/agiz-sagligini-koruyan-5-onemli-aliskanlik-26645</guid>
                <description><![CDATA[Kontrolsüz diyabet, diş eti hastalığına davetiye çıkarıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">Sağlıklı dişler ve diş eti genellikle estetik bir sorun olarak ele alınıyor. Oysa düzenli diş fırçalama ve diş ipi kullanımı gibi ağız bakım alışkanlıkları, kalp hastalıkları, bakteriyel zatürre hatta felçten dahi koruyabiliyor.&nbsp;<strong>Acıbadem Ankara Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Eda Özdere&nbsp;</strong>ağız sağlığının doğrudan tüm vücut sağlığı ile ilgili olduğunun unutulmaması gerektiğine vurgu yaparak şunları söylüyor “Günde iki kez diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve düzenli doktor kontrolü, sağlıklı beslenme gibi basit ve etkili alışkanlıkları yaşam boyu sürdürmek büyük önem taşıyor” diyor.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ağzımızda çoğunlukla zararsız bakteriler bulunduğunu söyleyen Acıbadem Ankara Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Eda Özdere “Ağzımız sindirim ve solunum sisteminize giriş noktasıdır ve ağız yoluyla giren bazı bakteriler hastalıklara yol açabilir. Ağız hijyeni olmayan bireylerde bu bakteriler, diş çürüğü ve diş eti hastalığı gibi ağız enfeksiyonlarına yol açabilecek seviyelere ulaşabilir. Ayrıca kullanılan bazı ilaçların da tükürük akışını bozması ağız hijyenini olumsuz etkileyebiliyor. Çünkü tükürük, ağzımıza giren yiyecekleri yıkar ve ağızdaki bakteriler tarafından üretilen asitleri nötralize ederek mikroplardan korunmaya yardımcı olur” açıklamasında bulundu.</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Çocuk sahibi olmak isteyenler dikkat!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px">Sağlıksız ağız yapısının kardiyovasküler hastalıkların yanı sıra, felç, bakteriyel zatürre gibi hayati sorunlara yol açabileceğini kaydeden Dr. Eda Özdere, hamilelere de uyarılarda bulunuyor. ABD’deki Kuzey Carolina Üniversitesi’nde yapılan beş yıllık bir araştırmaya göre periodontal hastalığı olan hamilelerde erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebek riskinin 7 kat arttığını anlatan Dr. Eda Özdere, “Diyabeti olan kişilerde diş eti çekilmesi daha sık ve şiddetli seyrediyor. Yapılan çalışmalar, diş eti hastalığı olan kişilerin kan şekeri seviyelerini kontrol etmekte daha zorlandıklarını da ortaya koyuyor. Kısacası düzenli ağız ve diş bakımı, diyabet kontrolünü kolaylaştırabiliyor. Yani kontrolsüz diyabet, diş eti hastalıklarına davetiye çıkartırken diyabetli bireylerde tedavi edilmeyen bu hastalıklar diyabetin kontrol altına alınmasını zorlaştırıyor” diyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Kalp hastalığı riski üç katına çıkıyor</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px">Ağız bakterilerinin ve diş eti iltihabının birtakım kronik hastalıklara da yol açtığını aktaran Dr. Eda Özdere şunları söyledi: “Kalpte meydana gelen ve endokardit adı verilen enfeksiyon, genellikle ağız yoluyla vücuda giren bakteri veya diğer mikropların kan dolaşımı yoluyla kalbin belirli bölgelerine ulaşmasıyla ortaya çıkar. Araştırmalara göre periodontal (diş ve dişetlerini etkileyen iltihap) hastalığı olan kişilerin kalp hastalığına yakalanma riski üç kat fazla.”&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong>Ağız sağlığını korumak için 5 temel alışkanlık</strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px">Peki, sağlıklı diş ve diş eti için neler yapılması gerekiyor? Acıbadem Ankara Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Eda Özdere, bu sorunun cevabı olan yöntemleri şöyle özetliyor:</span></p>

<p><span style="font-size:18px">-Dişlerinizi günde iki kez düzenli olarak fırçalamayı ihmal etmeyin.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">-Dişlerin arasına kaçan gıdaların ağız kokusuna, diş etinde tahrişe ve hastalığa neden olmasını önlemek için günlük diş ipi kullanmaya özen gösterin.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">-Oluşabilecek sorunları önlemek veya erken aşamalarında tespit edebilmek için diş hekiminizi düzenli olarak ziyaret edin.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:18px">-Sağlıklı ve dengeli beslenin.</span></p>

<p><span style="font-size:18px">-Sigara kullanmayın.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px">Kaynak: (BYZHA) - Beyaz Haber Ajansı</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Feb 2023 23:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/02/agiz-sagligini-koruyan-5-onemli-aliskanlik-1675541496.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan Koca: SMA’ya karşı yeni dönemdeyiz</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/bakan-koca-smaya-karsi-yeni-donemdeyiz-26640</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/bakan-koca-smaya-karsi-yeni-donemdeyiz-26640</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, SMA tarama programı kapsamında 760 bin 789 bebekle 601 bin 507 erişkinde tarama yaptıklarını kaydederek, "SMA tespit edilen bebeklerin uygun olanları için erken dönemde tedavi şansı elde ettik. SMA'ya karşı yeni bir dönemdeyiz." dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, SMA tarama programı kapsamında 760 bin 789 bebekle 601 bin 507 erişkinde tarama yaptıklarını kaydederek, "SMA tespit edilen bebeklerin uygun olanları için erken dönemde tedavi şansı elde ettik. SMA'ya karşı yeni bir dönemdeyiz." dedi.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, evlilik öncesi çiftlerde yenidoğan bebekler için SMA taraması programını 2022 Mayıs ayında başlattıklarını duyurdu.</p>

<p>Bugüne kadar 760 bin 789 bebekle 601 bin 507 erişkinde tarama yaptıkları bilgisini veren Bakan Koca, SMA tespit edilen bebeklerin uygun olanları için erken dönemde tedavi şansı elde ettiklerini belirterek, "Genlerinizdeki SMA, bir sonraki çocuğunuzda ortaya çıkmayı bekliyorsa? SMA hastası çocuğunuz yoksa, bu, asla olmayacağı anlamına gelmeyebilir. Yeni bir çocuk sahibi olmayı düşünüyorsanız, eşinizle, Aile Sağlığı Merkezinizde SMA riski açısından tarama yaptırın. Kan örneği yeterli. Hasta yavrularımıza yüksek tıbbi ve insani destek, hastalığın kendisiyle bilimsel mücadele: Sağlık Bakanlığı olarak SMA konusuna yaklaşımımızın özeti budur. Umut olmak da hayal kırıklıklarını önlemek de görevimizdir. Toplum olaraksa SMA taraması konusunda bilinç sahibi olmalıyız" ifadelerini kullandı.</p>

<p><figure class="wp-block-embed is-type-rich is-provider-twitter wp-block-embed-twitter"><div class="wp-block-embed__wrapper">
https://twitter.com/drfahrettinkoca/status/1621403118066868227
</div></figure></p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Feb 2023 11:31:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/02/bakan-koca-smaya-karsi-yeni-donemdeyiz-1675413099.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanser riskini düşüren önemli buluş</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/kanser-riskini-dusuren-onemli-bulus-26623</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/kanser-riskini-dusuren-onemli-bulus-26623</guid>
                <description><![CDATA[Sağlıkta öncü çalışmalarıyla dikkat çeken Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), yemek borusundaki dokuların temizlenmesini sağlayarak kanser riskini düşüren “endoskop başlığı” geliştirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıkta öncü çalışmalarıyla dikkat çeken Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), yemek borusundaki dokuların temizlenmesini sağlayarak kanser riskini düşüren “endoskop başlığı” geliştirdi.</p>

<p><strong>İZMİR (İGFA) - </strong>Güçlü akademik ve bilimsel altyapısı ile eğitim-öğretim faaliyetlerinin yanı sıra araştırma ve geliştirme çalışmalarını da titizlikle yürüten Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), sağlıkta marka haline gelen çalışmalarına bir yenisini ekledi.</p>

<p>Yürütücülüğünü DEÜ İzmir Uluslararası Biyotıp ve Genom Enstitüsü’nden Doç. Dr. Serhat Tozburun’un yaptığı ekip, yemek borusundaki dokuların temizlenmesini sağlayarak kanser riskini düşüren endoskop başlığı geliştirmeyi başardı.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/3-/3-baslik-1675075649-115.jpeg" style="height:748px; width:750px" /></p>

<p>Yemek borusu kanseri tedavisinde devrim niteliği taşıyan cihazın geliştirildiği proje, TÜBİTAK bünyesindeki Araştırma Destek Programları Başkanlığı (ARDEB) tarafından da desteklendi. TÜBİTAK’ın resmi sosyal medya hesaplarından paylaşılan DEÜ’nün yeni endoskop başlığı; organ daralması, kanama ve yırtılma gibi riskleri en aza indirerek, anormal dokuların temizlenmesine olanak tanıyor.</p>

<p><strong>ÖNEMLİ BİR BULUŞ</strong></p>

<p>Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan DEÜ İzmir Uluslararası Biyotıp ve Genom Enstitüsü’nden Doç. Dr. Serhat Tozburun, çalışmanın Tıp alanında önemli bir buluş olduğunu kaydetti. Yüzeysel anormal dokuların zaman içinde yemek borusu kanserine dönüşebildiğini belirten Tozburun, “Erken evre anormal yapıların derin doku katmanlarına yayılmadan temizlenmesi, yemek borusu kanserinden ölümleri nispeten azaltıyor. Üniversitemiz, kanserle mücadelede öncü nitelikte pek çok faaliyet ve çalışma yürütüyor. Biz de bu alanda geliştirdiğimiz projemiz ile TÜBİTAK’tan da destek almaya hak kazandık” dedi.</p>

<p>Projede; mühendislikten endoskopik müdahaleye, sayısal modellemeden histokimyasal boyamaya kadar çok kapsamlı araştırma faaliyetleri yürüttüklerini ifade eden Tozburun, “Yemek borusu kanseri görünme sıklığı, son 20 yılda yaklaşık 6 kat artarak dünya çapında sekizinci en yaygın kanser tipi haline geldi.&nbsp;</p>

<p>Proje ekibimiz tarafından geliştirilen bu yeni başlık ile oluşan dokuları temizlerken, hastanın zarar görme riskini de minimum seviyelere düşürüyoruz. Çalışmalarımıza destekleri için başta Rektörümüz Sayın Prof. Dr. Nükhet Hotar olmak üzere, yanımızda olan tüm mesai arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz” ifadesinde bulundu.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.anamurmanset.com/public/images/detay/kanser-riskini-dusuren-onemli-bulus-4686.jpg" style="height:380px; width:641px" /></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Jan 2023 17:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/01/kanser-riskini-dusuren-onemli-bulus-1675091753.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çikolata kisti kadını zorluyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/cikolata-kisti-kadini-zorluyor-26612</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/cikolata-kisti-kadini-zorluyor-26612</guid>
                <description><![CDATA[Halk arasında çikolata kisti olarak bilinen endometriozisin yarattığı en önemli sorunların başında kısırlık ve ağrı geliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında çikolata kisti olarak bilinen endometriozisin yarattığı en önemli sorunların başında kısırlık ve ağrı geliyor.</p><p>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;Çikolata kistinin&nbsp;yaşam kalitesini ve cinsel hayatı önemli derecede etkilediğini söyleyen Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Altuğ Semiz hastalığı ve tedavisini anlattı.</p>

<p><strong>Belirtileri nelerdir?</strong></p>

<p>Çikolata kisti rahim içini döşeyen, endometrium denilen rahim iç duvarı dokunun rahim dışı organlarda yerleşmesi neticesinde oluşan kistlerdir.&nbsp;Başlangıç döneminde hastaların yüzde 50’sinden fazlasında hiçbir belirti vermez. Rahatsızlık oluşan hastalarda en sık ağrılı adet görme, cinsel ilişki sırasında ağrı hissetme daha ilerleyen zamanlarda da kısırlığa sebep olabilen ciddi bir sorundur.&nbsp;En sık üreme çağında görülüyor</p>

<p>Çikolata kisti en sık yumurtalıklarda ve üreme çağındaki kadınlarda görülür. Tüm kadınların yüzde 3-5’inde, çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerin yüzde 40'ında ortaya çıkar. Genellikle genç yaş grubunda daha sık rastlanmaktadır. Adet kanamalarında ağrı olmasına önem verilmemesi yüzünden çoğunlukla belirli bir büyüklüğe gelene kadar gözden kaçar.<strong>&nbsp;</strong>Hangi faktörlerin çikolata kistine neden olduğu tam olarak bilinmemekle beraber risk faktörleri arasında doğum yapmamış olmak, erken adet görmeye başlamış olmak,27 gün aralıktan daha sık adet görmek, düşük beden kitle indeksi sayılabilir.</p>

<p><img height="750" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1674815909-op-dr-altugsemiz-1674889644-260.png" width="750" /></p>

<p><strong>Tanıda ultrasonografi çok önemli</strong></p>

<p>Çikolata kistinin kesin tanısı lezyonların direkt olarak görülmesi ve patolojik olarak incelenmesi ile konulabilir. İlk aşamada şikayeti olan kadınlar ultrasonografi ile değerlendirilmelidir.&nbsp;Ultrasonografi çikolata kisti tanısı için yeterlidir. Kist görülemeyen ancak ağrılı adet kanamaları açıklanamayan olgularda lüzum halinde tanısal amaçlı laparoskopi yapılarak henüz kist haline gelmeyen ancak hem şikayetlere neden olabilen hem de kısırlığa yol açabilecek implantlar araştırılmalıdır.&nbsp;</p>

<p><strong>Tedavisi nasıl yapılır?</strong></p>

<p>Ağrıyı gidermek ve kısırlığı ortadan kaldırmak için laparoskopik cerrahi uygulanarak implant ve kistler çıkarılır. Bununla birlikte endometriozis tekrar edebilen bir rahatsızlıktır. Tekrarları engellemek yahut küçük lezyonlarda tedavi amacıyla doğum kontrol hapları kullanılırken, ileri yaş hastalarda bir ilaçlarla menopoz sağlama yollarına başvurulur. Genellikle ayda bir kez yapılan enjeksiyonlar şeklinde uygulanan “GnRH analog tedavisi” uzun süreli kullanımda kemik erimesi, ateş basması gibi menopoz sonrası görülen yakınmalara neden olabileceğinden tedavide son seçenek olarak düşünülmelidir.&nbsp;</p>

<p>“Kısırlık sorunu olan kadınların yüzde 15'inde, çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerinde yüzde 40'ında rastlanan çikolata kisti (endometriozis) başlangıçta belirti vermiyor.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Jan 2023 18:40:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/01/cikolata-kisti-kadini-zorluyor-1674920401.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tırnak yeme sorununa nasıl engel oluruz?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/tirnak-yeme-sorununa-nasil-engel-oluruz-26595</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/tirnak-yeme-sorununa-nasil-engel-oluruz-26595</guid>
                <description><![CDATA[Psikiyatri Uzmanı Dr. Tuba Erdoğan  tırnak yeme sorununa dikkati çekerek, bu konuda 'kendimize nasıl engel oluruz' sorusunun şifrelerini paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Psikiyatri Uzmanı Dr. Tuba Erdoğan  tırnak yeme sorununa dikkati çekerek, bu konuda 'kendimize nasıl engel oluruz' sorusunun şifrelerini paylaştı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong> Tırnak yeme, çocuklarda ve ergenlerde yaygın... Çocukların yüzde 20-33'ünde ve ergenlik çağındaki gençlerin neredeyse yarısında, yani yüzde 45'inde görülüyor.</p>

<p>Yetişkinliğe yaklaştıkça sorun çok azalsa da, bazılarında ne yazık ki devam ediyor.</p>

<p>Psikiyatri Uzmanı Dr. Tuba Erdoğan konu hakkında bilgiler verdi.</p>

<p><strong>TIRNAK YEMENİN SEBEPLERİ NELERDİR? </strong></p>

<p>Araştırmalar, bu davranışın aşağıdaki yaygın nedenlerini ortaya çıkardı.</p>

<p>Buna neden olarak; sinirlilik, stres ve kaygının başı çektiği tırnak yeme hastalığında duygulara dikkati çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Tuba Erdoğan, "Duygusal yapımız, neden tırnak yemeye yöneldiğimizin ayrılmaz bir parçasıdır. Ölüm veya boşanma gibi oldukça travmatik yaşam olaylarının neden olduğu acıya ek olarak utangaçlık ve düşük özgüven de etkili olabilir. Yine mükemmelliyetçi özelliğe sahip kişiler, can sıkıntısına ve hayal kırıklığına karşı düşük bir tolerans sergiler ve bu, tırnak yemekle hafifletilir.&nbsp; Sıkıntı, hareketsizlik nedeniyle daha iyi bir şey bulma isteği nedeni,&nbsp; yetişkin davranışını kopyalayan çocuklar ve genellikle agresif ailelerde görülen psikosomatikte sebeplerin başlıcalarıdır" diye konuştu.</p>

<p><img height="1192" src="https://www.igfhaber.com/static/tu/tuba-erdogan99-1674640349-682.jpg" width="750" /></p>

<p>Tırnak yeme psikolojisinin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, karşıt olma-karşı gelme bozukluğu ve ayrılık kaygısı bozukluğu olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Erdoğan, tedavi şekilleri konusunda da şu hususlara dikkati çekti.</p>

<p>"<strong>Davranış terapisi: </strong>Terapi, genellikle tırnak yemenin eşlik ettiği utanç ve olumsuz duyguların salıverilmesine yardımcı olabilir. Ayrıca, hissettiğiniz tetikleyiciler ve dürtüler hakkında farkındalığı artırmanıza yardımcı olabilir. Bazı durumlarda, alışkanlığı tersine çevirme eğitimi veya hipnoterapi etkilidir.</p>

<p><strong>Kişisel bakım ve rahatlama: </strong>Kişisel bakım — düzenli yemekler, daha fazla hareket, bol uyku — daha sakin, kendinden emin ve dirençli hissetmenize yardımcı olarak size iyileşme gücü verir. Tırnak yeme güçlü bir dürtüyü tatmin eder, bu nedenle zihni sakinleştirmek ve dürtünün yarattığı gerilimi azaltmak için meditasyon, günlük tutma ve yoga önerilir. &nbsp;</p>

<p><strong>Sosyal destek: </strong>Tırnaklarınızı yeme dürtüsü hissettiğinizde bir destek arkadaşınızla konuşabilirsiniz, stresli anı atlatmanıza yardımcı olabilir. &nbsp;</p>

<p>Herhangi bir psikiyatrik bozukluğun tedavisi: Kronik tırnak yeme sorunu olan kişiler, ilgili bir durumu ele almak için ilaçlara veya davranış terapisine ihtiyaç duyabilir"</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Jan 2023 14:24:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/01/tirnak-yeme-sorununa-nasil-engel-oluruz-1674645899.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kış ayında hangi besinleri tüketmeliyiz? 6 besine dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/kis-ayinda-hangi-besinleri-tuketmeliyiz-6-besine-dikkat-26535</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/kis-ayinda-hangi-besinleri-tuketmeliyiz-6-besine-dikkat-26535</guid>
                <description><![CDATA[Diyetisyen Rıdvan Arslan, kış ayında tüketilmesi gereken besinler hakkında bilgilendirirken, özellikle 6 besine dikkati çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diyetisyen Rıdvan Arslan, kış ayında tüketilmesi gereken besinler hakkında bilgilendirirken, özellikle 6 besine dikkati çekti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp; </strong>Soğuk hava vurduğunda yerel ürünler bulmak zor olabilir.&nbsp;Ancak pancar, havuç ve şalgam gibi kök&nbsp;sebzeler soğuğa dayanabilir, bu nedenle yerel çiftçiler taze ürünler sağlayabilir ve siz de faydalarından yararlanabilirsiniz.&nbsp;</p>

<p>Diyetisyen Rıdvan Arslan kış ayında tüketilmesi gereken besinler konusunda bilgilendirdi.</p>

<p><img height="453" src="https://www.igfhaber.com/static/ri/ridvan-arslan2-1672644433-188.jpg" width="750" /></p>

<p>Diyetisyen Arslan, "Beta-karoten takviyesi için havuçların kızartın veya C ve A vitaminleri için şalgamları kaynatın" önerisinde bulundu.</p>

<p><strong>D VİTAMİNİ YÖNÜNDEN ZENGİN BESİNLER</strong></p>

<p>D vitamini yönünden zengin besinler, kış aylarında menünüze eklemeyi düşündüğünüz bir numaralı besin öğesidir.&nbsp;Harika bir D vitamini kaynağının shitake mantarıdır.&nbsp;Diğer iyi seçenekler arasında somon, yumurta sarısı, güçlendirilmiş tahıllar, süt ve kırmızı et yer alır.</p>

<p><strong>YULAF EZMESİ</strong></p>

<p>Yulaf ezmesi son derece güzel bir kahvaltılıktır; Ayrıca kış aylarında gerekli olan besinleri de sağlar.&nbsp;Yulaf ezmesi, kalori, yağ, şeker veya tuz eklemeden tarçın, kakule ve hindistan cevizi gibi sıcak baharatlar eklenerek değiştirilebilir.&nbsp;Yulaf ezmesi çinko (uygun bağışıklık fonksiyonu için önemlidir) ve çözünür lif (kalp sağlığı ile ilişkili) bakımından yüksektir.&nbsp;Hazır yulaf ezmesi daha uygun olsa da biraz daha pahalıdır.&nbsp;Bütçede sağlıklı beslenmek için eski moda yulafları tercih edin.</p>

<p><strong>ÇORBA</strong></p>

<p>Çorba harika bir kış besinidir. Temel olarak tavuk suyu, sebze suyu veya su kullanan ve çok fazla sebze içeren çorba tarifleri denemeliyiz. Protein ve lif hem sindirimi yavaşlatarak hem de kan şekerini kontrol ederek iştahınızı azaltır, bu da açlığı kontrol etmeye ve ruh halini güçlendirmeye yardımcı olabilir.&nbsp;Çorbanızı bir miktar tahıl için 0 tam tahıllı krakerlerle tüketebilirsiniz.&nbsp;</p>

<p><strong>BAĞIŞIKLIK GÜÇLENDİRİCİ SEÇENEKLER</strong></p>

<p>Yediklerinizin sadece ruh halinizi ve uykunuzu değil, aynı zamanda bağışıklık sisteminizi de etkileyebilir.</p>

<p>“Bağışıklık sisteminize yardımcı olmak ve ruh halinizi yükseltmek için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri, C vitamini açısından yüksek yiyecekler eklemektir. Bunlar turunçgiller, portakal, mango, limon, kivi gibi yiyeceklerdir ancak brokolide ve dolmalık biber de son derece etkilidir.</p>

<p><strong>BROKOLİ VE KARNABAHAR</strong></p>

<p>Grip aşısı olmanın ve düzenli olarak ellerinizi yıkamanın yanı sıra, bu turpgillerden sebzeler kış hastalıklarına karşı en iyi savunmanız olabilir.&nbsp;Brokoli ve karnabahar, gelişmiş bağışıklık fonksiyonu ile ilişkili olan C vitamini bakımından yüksektir.&nbsp;Taze versiyonlarını bulamıyorsanız endişelenmeyin - dondurulmuş brokoli ve karnabahar da aynı derecede besleyicidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Jan 2023 13:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2023/01/kis-ayinda-hangi-besinleri-tuketmeliyiz-6-besine-dikkat-1672656780.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşte geleceğin büyük salgınları!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/iste-gelecegin-buyuk-salginlari-26437</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/iste-gelecegin-buyuk-salginlari-26437</guid>
                <description><![CDATA[Yapay zeka geleceğin büyük salgınlarını belirledi: En büyük risk, Dang Humması, Chikungunya ve İnfluenza A H1N1 virüsleri.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yapay zeka geleceğin büyük salgınlarını belirledi: En büyük risk, Dang Humması, Chikungunya ve İnfluenza A H1N1 virüsleri.</p><p><strong>KKTC (İGFA) - </strong>Yakın Doğu Üniversitesi, yapay zeka modelleri kullanarak İnfluenza A H1N1, Chikungunya, Dang, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, Ebola, Sarı Humma, HIV, İnfluenza A H3N2, İnfluenza A H5N1, Batı Nil ve SARS-CoV-1 virüslerinin her biri için 22’şer yıllık projeksiyonlar yaparak; hangi virüslerin hangi yıllarda büyük salgınlara neden olabileceğini ortaya koydu.</p>

<p>COVID-19 fiilen sonlanmasa da, yarattığı toplumsal endişeler neredeyse tamamen ortadan kalkmış görünüyor. Peki, gelecekte bizleri neler bekliyor? Başka salgın hastalıklar da pandemiye dönüşme riski taşıyor mu?</p>

<p>Yakın Doğu Üniversitesi, yapay zeka ve matematiksel modellemelerden yararlanarak bu sorulara ve çok daha fazlasına net cevaplar veren önemli bir çalışmaya imza attı.</p>

<p>Yakın Doğu Üniversitesi’nden Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, Doç. Dr. Dilber Uzun Özşahin, Doç. Dr. Cenk Serhan Özverel, Yrd. Doç. Dr. Berna Uzun, Yrd. Doç. Dr. Abdullahi Garba Usman, Dr. Nazife Sultanoğlu ve Dr. Cemile Bağkur imzasını taşıyan çalışmada; İnfluenza A H1N1, Chikungunya, Dang, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, Ebola, Sarı Humma, HIV, İnfluenza A H3N2, İnfluenza A H5N1, Batı Nil ve SARS-CoV-1 virüslerinin her biri için 22’şer yıllık projeksiyonlar yapılarak hangi virüslerin hangi yıllarda büyük salgınlara neden olabileceğini ortaya koydu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1671180821-yd-n-n-salg-n-hastal-klar-raporu-cumhurba-kan-ersin-tatar-a-da-sunuldu-2-1671373620-896.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>DANG HUMMASI VİRÜSÜ 3,5 MİLYON VE CHİKUNGUNYA VİRÜSÜ 1,1&nbsp; MİLYON VAKAYA ULAŞABİLİR</strong></p>

<p>“Yapay Zeka Uygulaması ile Gelecekte Olabilecek Muhtemel Salgınların Kestirimi. İlk Salgın Hangi Virüsle? Ne Zaman?” adıyla raporlaştırılarak başta Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Cumhuriyet Meclisi ve Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliği olmak üzere pek çok kuruma da sunulan çalışma; İnfluenza A H1N1 virüsünün 2032 yılında yaklaşık 550,000 vaka sayısıyla; Chikungunya Virüsü’nün 2037 yılında yaklaşık 1,1 milyon vaka sayısıyla ve&nbsp; Dang Humması Virüsü’nün ise 2042 yılında yaklaşık 3,5 milyon vaka sayısıyla dünyayı etkisi altına alacak büyük salgınlara neden olabileceğini belirledi.</p>

<p>Bir diğer sonuca göre ise HIV infeksiyonlarındaki artış geçmiştekine benzer şekilde önümüzdeki 22 yıllık periyotta da devam edecek.</p>

<p>Diğer yandan, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, Ebola, Sarı Humma, İnfluenza A H3N2, İnfluenza A H5N1, Batı Nil ve SARS-CoV-1 virüsler ise bir pandemiye dönüşme potansiyeli taşımıyorlar.</p>

<p>Yapay zeka modellerinin, karar alma süreçlerinde oldukça önemli bir doğruluk oranına ulaştığını vurgulayan Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, “Yapay Zeka Uygulaması ile Gelecekte Olabilecek Muhtemel Salgınların Kestirimi. İlk Salgın Hangi Virüsle? Ne Zaman?” başlığı ile raporlaştırdıkları çalışmanın da geleceğin büyük salgınları ile ilgili önemli sonuçlar ortaya çıkardığını söyledi.</p>

<p>Büyük salgın yaratma potansiyeli en yüksek olan virüslerden Dang Humması, Chikungunya virüslerinin sivrisinekler aracılığı ile yayıldığını hatırlatan Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, küresel ısınma ve iklim değişiklikleri nedeniyle artan sıcaklıkların, bu hastalıkların bulaşını hızlandıran konakların yaygınlaşmasını sağladığı uyarısını yaptı.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 18 Dec 2022 19:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2022/12/iste-gelecegin-buyuk-salginlari-1671379500.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kış Mevsiminde Vücut Direncini Korumak İçin Sağlıklı Beslenme Önerileri</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/kis-mevsiminde-vucut-direncini-korumak-icin-saglikli-beslenme-onerileri-26403</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/kis-mevsiminde-vucut-direncini-korumak-icin-saglikli-beslenme-onerileri-26403</guid>
                <description><![CDATA[Kış mevsimin gelmesiyle beraber hava sıcaklıklarında ki ani düşüşler vücut direncini etkiliyor. Kış mevsiminde en sık görülen gribal enfeksiyonlar, kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirilmesinden dolayı daha hızlı ve fazla kişiye bulaşabiliyor. Soğuk havalarda hastalıklarından korunmak ve vücut direncini artırmak için sağlıklı beslenmek ilk kural. Renkli beslenmek, mevsim meyve ve sebzelerini tüketmek, bol sıvı alımı gibi küçük adımlarla bağışıklığınızı güçlü tutabilirsiniz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Kış mevsimin gelmesiyle beraber hava sıcaklıklarında ki ani düşüşler vücut direncini etkiliyor. Kış mevsiminde en sık görülen gribal enfeksiyonlar, kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirilmesinden dolayı daha hızlı ve fazla kişiye bulaşabiliyor. Soğuk havalarda hastalıklarından korunmak ve vücut direncini artırmak için sağlıklı beslenmek ilk kural. Renkli beslenmek, mevsim meyve ve sebzelerini tüketmek, bol sıvı alımı gibi küçük adımlarla bağışıklığınızı güçlü tutabilirsiniz.</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Beslenme ve Diyet bölümünden Dyt. Aslı Ortakçı &lsquo;kış mevsiminde vücut direncini korumak için sağlıklı beslenme önerilerini’ sizler için yazdı. </strong></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><br />
<span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong> </strong></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Mevsiminde renkli beslenin. </strong></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Gün içinde farklı renkte sebze ve meyvelerden oluşan bir beslenme planı ile antioksidan zengini A, C ve E vitamini almak vücudun güçlendirilmesinde etkilidir. Soğuk algınlığı ve diğer enfeksiyonlara karşı vücut direncini arttırmaktadır. Özellikle yeşil yapraklı sebzeler, havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, maydanoz gibi sebzelerin yanı sıra kış aylarında bolca bulunan portakal, mandalina, elma gibi meyvelerin tüketimi de önemlidir. </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”> </p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Omega-3 gibi sağlıklı yağlar bağışıklık sistemini güçlendiriyor.</strong></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Haftada 2 kez balık tüketilmesine özen gösterilmeli. Özellikle D vitamini yönünden zengin hamsi ve somon gibi balıkların tüketilmesi daha çok önerilmektedir. Balığın yanı sıra diğer omega-3’den zengin olan avokado, ceviz ve keten tohumu da bağışıklığı güçlendirmekte etkin rol oynuyor.</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><br />
<span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong> Bol su tüketimine önem verin. </strong></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Havaların soğuması ile birlikte genelde su tüketiminde bir azalma yaşanmaktadır. Vücut ısısını dengede tutabilmek için bol sıvı alımı gerekmektedir. Yeterli sıvı alımı vücutta oluşan toksinlerin (zararlı öğeler) atılması, vücut fonksiyonlarının düzenli çalışmasında, metabolizma dengesinin sağlanmasında ve vücutta pek çok biyokimyasal reaksiyonun gerçekleşmesinde son derece önemli rol oynamaktadır. Suyun içerisine daha kolay ve zevkle içmesini sağlayacak; çubuk tarçın, limon kabuğu, salatalık gibi aroma veren besinler ilave edilebilir.</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”> </p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Bağışıklık için probiyotik tüketin.</strong></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Gün içinde mutlaka 1 k&acirc;se yoğurt ya da 1 bardak kefir tüketmeye çalışın. Bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için mutlaka tüketilmelidir. Kilo kontrolü açısından ara öğün olarak da tüketilebilir.</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Bitki çayları tüketin. </strong></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Havaların soğuması ile birlikte salep, sıcak çikolata gibi kalori ve şeker içeriği yüksek içeceklerden uzak durmak gerekir. Bunların yerine günde 2 bardak bitki çayı içmek daha doğru bir davranış olacaktır. Bitki çayı olarak; yeşil çay, ıhlamur, kuşburnu çayı tercih edilebilir. Bitki çayların içerisinde bulunan fenolik bileşikler bağışıklık sisteminize de güçlendirecektir.</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Yeterli ve düzenli uykuya önem verin.</strong></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Vücut direncinde önemli rol oynayan başka bir etken ise yeterli ve düzenli uykudur. Yetersiz uyku bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açar bu yüzden 7-8 saat yeteri kadar uyumak bağışıklık sistemi için çok önemlidir.</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”> </p>
<br>Kaynak: (BYZHA) - Beyaz Haber Ajansı]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 07 Dec 2022 21:36:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2022/12/kis-mevsiminde-vucut-direncini-korumak-icin-saglikli-beslenme-onerileri-1670438204.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tiroid taraması ihmal edilmemeli</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/tiroid-taramasi-ihmal-edilmemeli-26402</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/tiroid-taramasi-ihmal-edilmemeli-26402</guid>
                <description><![CDATA[Nev Bandırma ve Nev Esentepe Genel Cerrahi Bölümünden Op. Dr. Erdem Sarı, toplumda yaygın görülen ve tiroid bezinin anormal büyümesi sonucunda ortaya çıkan guatr ile ilgili bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nev Bandırma ve Nev Esentepe Genel Cerrahi Bölümünden Op. Dr. Erdem Sarı, toplumda yaygın görülen ve tiroid bezinin anormal büyümesi sonucunda ortaya çıkan guatr ile ilgili bilgiler verdi.</p><p><strong>BURSA (İGFA)</strong>- Nev Bandırma ve Nev Esentepe Genel Cerrahi Bölümünden Op. Dr. Erdem Sarı, toplumda yaygın görülen ve tiroid bezinin anormal büyümesi sonucunda ortaya çıkan guatr ile ilgili bilgiler verdi.&nbsp;</p>

<p>Tiroid bezinde oluşabilecek düzensizliklerin tüm vücut sistemimizi etkileyeceğinin altını çizen Op. Dr. Erdem Sarı, daha önce yapılmamışsa, şikayet olmasa dahi en az bir kez tiroid hormonu ve tiroid ultrasonu yaptırmanın önemli olduğunu söyledi.</p>

<p>Dr. Erdem Sarı, “Tiroid hormonunun ham maddesi iyottur. İyot yetersizliği durumunda tiroid hormonu yapımı azalır. Tiroid bezi hormonel uyarılarla daha fazla tiroid hormonu yapması için daha çok uyarılır ve bu durum, bezin total olarak büyümesine neden olur. Buna diffüz guatr diyoruz. Tiroid dokusunun içinde gelişen nodüller zamanla büyüyebilir ve bu durum nodüler guatra neden olur” dedi.</p>

<p><img height="750" src="https://www.igfhaber.com/static/op/op-dr-erdem-sari-1670411069-498.jpg" width="750" /></p>

<p><strong>TİROİD HASTALARI HASTA OLDUKLARINI NASIL ANLARLAR YA DA HASTANEYE NE ŞİKAYETLE BAŞVURURLAR?</strong></p>

<p>Bezin boyut artışına bağlı olarak boyunda şişlik, ses kısıklığı yutma zorluğu gibi şikayetlerin olabileceğine dikkati çeken Dr. Sarı, "Zehirli guatr varsa hastalarda aşırı terleme, sinirlilik, uykusuzluk, ilaca dirençli hipertansiyon, çarpıntı, kilo kaybı gibi şikayetler görülebilir. Tarama amaçlı tiroid hormonu bakılan hastalarda tesadüfen hormonel dengesizlik saptanabilir ve bu hastalara tiroid ultrasonu yapılır. Eğer tiroid hormonu az salgılanıyorsa hastalar, aşırı uyku hali, kilo artışı, ödem, düşük tansiyon gibi şikayetler ile başvurabilir. Genelde sebebi haşimato hastalığıdır. Haşimato hastalığı, diğer otoimmün hastalıklar gibi kendi bağışıklık hücrelerimizin kendi vücudumuzu (bu hastalıkta tiroid bezini) yabancı olarak tanımlayarak saldırması ve haraplandırması ile seyreder. Bez zaman içinde fonksiyonunu kaybeder. Tiroid hormonu azlığına bağlı olarak tembellik, kilo artışı, ödem, tansiyon düşüklüğü görülebilir. Tedavi eksik olan hormonun yerine konmasıdır. Ancak dikkatli olunması gereken nokta, tiroid hormonu bezde kolloid dediğimiz havuzlarda muhafaza edilir ve gerektiğinde buradan dolaşıma salınır. Haşimato hastalığında zaman zaman bez harabiyetine bağlı bu havuzların hızlı boşalması zehirli guatr ataklarına neden olabilir. Bu durumda tedavi yeni gelişen duruma göre şekillendirilir” diye konuştu.</p>

<p><strong>TİROİD CERRAHİSİNİN RİSKLERİ NELERDİR?</strong></p>

<p>Her girişim gibi tiroid cerrahisinin de riskleri olduğunu söyleyen Dr. Erdem Sarı, “Anesteziye bağlı riskler dışında kanama, ses kısıklığı, kalsiyum düşüklüğü gibi riskler mevcuttur. Literatürde %1-5 arasında görülen bu komplikasyonlar deneyimli cerrahlar ve teknolojik imkanlar sayesinde daha az görülmektedir. Teknolojik imkandan kasıt, damar mühürleme cihazları ve sinir monitörizasyonudur. Dolayısıyla daha önce yapılmamışsa, şikayet olmasa dahi en az bir kez tiroid hormonu ve tiroid ultrasonunun yaptırılmasını öneriyorum” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 07 Dec 2022 21:36:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2022/12/tiroid-taramasi-ihmal-edilmemeli-1670438170.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda Solunum Yolu Enfeksiyonunda Antibiyotiğe Dikkat</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/cocuklarda-solunum-yolu-enfeksiyonunda-antibiyotige-dikkat-26389</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/cocuklarda-solunum-yolu-enfeksiyonunda-antibiyotige-dikkat-26389</guid>
                <description><![CDATA[Çocuklarda ortaya çıkan alt ve üst solunum yollarının tedavileri, hastalığa göre farklılık gösteriyor. Enfeksiyona uygun tedavinin uygulanabilmesi için tanının en doğru şekilde konulması gerekiyor. Her solunum yolu enfeksiyonunda antibiyotik tedavisinin uygulanmayacağının da bilinmesi önem taşıyor. Gereksiz antibiyotik tedavisi bir yandan çeşitli yan etkilere neden olurken, diğer yandan da tüm dünya için önemli bir tehdit unsuru olan antibiyotiklere karşı direnç gelişmesine neden olabiliyor. Bu sebeple, çocuklarda görülen üst solunum yolu enfeksiyonlarında tüm ilaç tedavilerinde olduğu gibi antibiyotik kullanımında da ”akılcı ilaç kullanımı” ilkelerine uyulması gerekiyor. Yani doğru tanı sonrası doğru antibiyotiğin, uygun yoldan, etkin dozda, uygun doz aralığında ve süreyle verilmesi gerekiyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Nisa Eda Çullas İlarslan, çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarında antibiyotik kullanımı ile ilgili bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda ortaya çıkan alt ve üst solunum yollarının tedavileri, hastalığa göre farklılık gösteriyor. Enfeksiyona uygun tedavinin uygulanabilmesi için tanının en doğru şekilde konulması gerekiyor. Her solunum yolu enfeksiyonunda antibiyotik tedavisinin uygulanmayacağının da bilinmesi önem taşıyor. Gereksiz antibiyotik tedavisi bir yandan çeşitli yan etkilere neden olurken, diğer yandan da tüm dünya için önemli bir tehdit unsuru olan antibiyotiklere karşı direnç gelişmesine neden olabiliyor. Bu sebeple, çocuklarda görülen üst solunum yolu enfeksiyonlarında tüm ilaç tedavilerinde olduğu gibi antibiyotik kullanımında da ”akılcı ilaç kullanımı” ilkelerine uyulması gerekiyor. Yani doğru tanı sonrası doğru antibiyotiğin, uygun yoldan, etkin dozda, uygun doz aralığında ve süreyle verilmesi gerekiyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Nisa Eda Çullas İlarslan, çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarında antibiyotik kullanımı ile ilgili bilgi verdi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Viral hastalıklarda antibiyotik tedavisi uygulanmıyor</strong></p>

<p>Çocukluk çağında görülen farenjit, grip, bronşiyolit, bademcik iltihabı, orta kulak iltihabı ve zatürre gibi solunum yolu enfeksiyonlarının tedavisinde tanı büyük önem taşır. Doğru tanının konulması, tedavinin de doğru bir şekilde uygulanmasına olanak sağlar. Özellikle orta kulak iltihabı, akut bakteriyel sinüzit ve beta enfeksiyonuna (A grubu beta hemolitik streptekok) bağlı tonsilit/farenjit söz konusu olduğunda antibiyotik tedavisi uygulanır. Ayrıca zatürre mevcutsa ve bakteriyel etken olduğu düşünülüyorsa da yine antibiyotik tedavisi önerilmektedir. Bu durumlar haricindeki solonum yolu enfeksiyonları viral etkenlerle oluşmaktadır ve viral hastalıklarda antibiyotik kullanımının yeri bulunmamaktadır. Bu sebeple doktor tarafından reçete edilmedikçe antibiyotik kullanımı uygun değildir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Gereksiz antibiyotik kullanımı olumsuz sonuçlar doğurur</strong></p>

<p>Gereksiz antibiyotik kullanımı; hastanın ilaç yan etkileri nedeniyle zarar görmesine, tedavi maliyetinin artmasına ve tüm dünya için önemli bir tehdit unsuru olan antibiyotiklere karşı direnç gelişmesine neden olmaktadır. Bu yüzden, tüm ilaç tedavilerinde olduğu gibi, antibiyotik kullanımında da ”akılcı ilaç kullanımı” ilkelerine uyulması önemlidir. Akılcı antibiyotik kullanımı için; doğru tanı sonrası doğru antibiyotik, uygun yoldan, etkin dozda, uygun doz aralığında ve süreyle verilmelidir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Antibiyotik kullanımında yaş sınırı gözetilmiyor</strong></p>

<p>Antibiyotikler için yaş sınırı yoktur ve yenidoğan döneminden itibaren kullanılmaktadır. Bununla birlikte bazı antibiyotiklerin belirli bir yaşın altında kullanılması uygun değildir. Hekim; bakteriyel etken düşündüğü durumlarda yaş, enfeksiyonun tipi, mevsim ve altta yatan hastalık gibi faktörleri gözeterek uygun antibiyotik tedavisini planlar. Kültür üremesinin saptanması ise tedavinin etkene yönelik olarak yönlendirilmesine imkan tanır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Doğru kullanım ile antibiyotik direnci azaltılabilir </strong></p>

<p>Belirli bir antibiyotiğe karşı direnç, söz konusu antibiyotiğin uygun tedavi dozunda bakterileri öldüremediği ve çoğalmalarına neden olamadığı anlamına gelmektedir. Bu durum mevcut enfeksiyonun tedavi edilememesine neden olmaktadır. Antibiyotik direnci önemi giderek artan bir küresel sağlık sorunudur. Güncel bir OECD raporunda ülkemizde sistemik antibiyotik reçetesi oranı 31 iken aynı oran birçok Avrupa ülkesinde 10-20 arasında bildirilmiştir. Yakın zamanlı bir uluslararası değerlendirmeye göre, Türkiye’nin hastane enfeksiyonları yönünden antibiyotik direnci en yüksek OECD ülkesi olduğu bildirilmiştir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Antibiyotik direncini azaltmak için oluşturulmuş çeşitli uluslararası ve ulusal düzenlemelere uyulması çok önemlidir. Hastalar açısından ise el yıkama, doktor tarafından reçete edilmeyen antibiyotiği kullanmamak, evde antibiyotik bulundurmamak, reçete edilen antibiyotiği önerildiği süre ve doz aralığında kullanmak, enfeksiyon hastalıklarına karşı gerekli olan aşıları yaptırmak antibiyotik direncini azaltacak önlemlerdir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Antibiyotik kullanırken dikkat edilmesi gerekenler;</strong></p>

<p>1. Antibiyotik kullanırken doktor reçetesi ve önerilerine uyulması gerekir.</p>

<p>2. Çocuğunuzda mevcut bazı hastalıklar ve kullanmakta olduğu ilaçlar, doktorunuzun antibiyotik seçimini ve tedavinin etkinliğini etkileyebilir. Bu nedenle doktorunuza bu konuda gerekli bilgilendirmeyi yapın.</p>

<p>3. Eczaneden verilen antibiyotiğin doktorun reçete ettiği form ve içerikte olduğu kontrol edilmelidir. Son kullanma tarihini de kontrol edin.</p>

<p>4. Antibiyotiğin önerilen miktarda, doz aralığında ve süreyle kullanılması gerekir.</p>

<p>5. Antibiyotiğin saklanma koşullarına dikkat edilmelidir.</p>

<p>6. Çocuğun yakınmalarının azalması ile birlikte antibiyotik önerilen süreden erken kesilmemelidir. Bu durum enfeksiyonların tam olarak tedavi edilememesi ile sonuçlanabilir.</p>

<p>7. Tedavinin erken kesilmemesi kadar doz atlanmamasına da dikkat edilmelidir. Bu durum örneğin beta enfeksiyonuna bağlı tonsillofarenjit gibi tablolarda, özellikle kalp ve böbrekler ile ilgili önemli komplikasyonların görülmesine neden olabilir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) - Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Dec 2022 13:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2022/12/cocuklarda-solunum-yolu-enfeksiyonunda-antibiyotige-dikkat-1669977634.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beyin ve hafızayı geliştirmeye yönelik üç tavsiye</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/beyin-ve-hafizayi-gelistirmeye-yonelik-uc-tavsiye-26388</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/beyin-ve-hafizayi-gelistirmeye-yonelik-uc-tavsiye-26388</guid>
                <description><![CDATA[Günlük yaşamda hayata katılacak bazı rutinlerle beyin ve hafızayı geliştirmenin mümkün olduğunu biliyor musunuz? Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, haftada 10 dakika düzenli egzersiz yapmanın beyindeki kan akımını artırarak beynin daha çok yenilenmesini sağladığını söyledi. Bir hafta boyunca diş fırçasının diğer elle kullanılmasını tavsiye eden Tarlacı, bu düzenin bir haftalığına tersine çevrildiğinde beynin diğer yarı küresinin çalıştırılmış olacağını kaydetti. Her gün düzenli bir şekilde kitap okunmasını da öneren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, özellikle yeni kavramlar, yeni kişiler, yeni bilgiler öğretecek kitapların tercih edilmesini ifade etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günlük yaşamda hayata katılacak bazı rutinlerle beyin ve hafızayı geliştirmenin mümkün olduğunu biliyor musunuz? Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, haftada 10 dakika düzenli egzersiz yapmanın beyindeki kan akımını artırarak beynin daha çok yenilenmesini sağladığını söyledi. Bir hafta boyunca diş fırçasının diğer elle kullanılmasını tavsiye eden Tarlacı, bu düzenin bir haftalığına tersine çevrildiğinde beynin diğer yarı küresinin çalıştırılmış olacağını kaydetti. Her gün düzenli bir şekilde kitap okunmasını da öneren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, özellikle yeni kavramlar, yeni kişiler, yeni bilgiler öğretecek kitapların tercih edilmesini ifade etti.</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, beyin ve hafıza geliştirmeye yönelik üç önemli tavsiyede bulundu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Her gün 10 dakika egzersiz yapın!</strong></p>

<p>Bu önerilerden ilkinin, ”her gün düzenli olarak 10 dakika egzersiz yapmak” olduğunu belirten Prof. Dr. Sultan Tarlacı, ”Haftada her gün 10 dakika egzersiz yapmak gerek. ‘Fiziksel egzersizin beyne ne yararı olabilir ki?’ diye düşünebilirsiniz. Genelde bizler egzersizi bedensel sağlık, bedensel iyilik halini artırmak için kullanırız ama egzersizin düzenli yapıldığı zaman beyin sağlığı üzerinde de olumlu etkisi var.” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Egzersiz beyin kan akımını artırıyor</strong></p>

<p>Hem hayvan deneylerinde hem de insanlar üzerinde yapılan çalışmaların egzersiz yani bacak ve vücut hareketinin olmasının beyin kan akımını artırdığını gösterdiğini ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, ”Özellikle hafıza ve bellek, beyin bölgemiz olan şakak beyin bölgemizde kök hücreler var. Egzersiz yapıldıkça kök hücrelerin orada filizlenerek yeni sinir hücrelerine dönmesinin oranı artıyor. Normal şekilde düzenli egzersiz yapıldığı zaman çok belirgin olarak beyin kan akımı 7 - 8 oranında artıyor. Kan akımı artışı demek, beyne daha çok oksijen gitmesi, beynin kendini daha çok yenilemesi ve hafıza belleğin daha güçlü olması demek. Bunun için herhangi bir basit egzersizi hafta boyunca düzenli olarak 10 dakika yaparsanız yararını mutlaka göreceksinizdir.” diye konuştu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Dişlerinizi diğer elinizle fırçalayın!</strong></p>

<p>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, diğer bir önerisinin her gün düzenli olarak bir elle yapılan hareketin diğer elle denenmesi olduğunu söyledi. ”Her gün düzenli olarak hangi elinizle dişlerinizi fırçalıyorsanız bir hafta boyunca bunun tersini yapmayı deneyin” diyen Prof. Dr. Tarlacı, ”Günlük yaşamımızda devamlı olarak bir trans halindeyiz. Bütün işlerimizi bilinçdışı ve otomatik olarak yaparız. Kendinizi düşünün. Sabah uyandığınızda yüzünüzü yıkamaya, dişlerinizi fırçalamaya lavaboya gidersiniz, kahvaltınızı hazırlar, arabanıza/servisinize biner işinize gidersiniz. Her şey otomatik sistem içerisinde olur ve burada düşünülecek çok bir şey yoktur. Her şey rutindir. Diş fırçalama da öyledir. Her gün dişlerinizi sağ elinizle fırçalıyorsanız, bir hafta boyunca sol elinizle fırçalamaya başlayın.” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Beynin diğer yarım küresi çalışacak</strong></p>

<p>Bu hareket sayesinde beynin diğer yarı küresinin çalıştırılacağını ifade eden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, ”Sol elinizle yaptığınız zaman beynin plastik yapısı gereği, beyninizin sağ yarım küresi çalışmaya başlayacak. Yani bu düzeni bir haftalığına tersine çevirdiğinizde beyninizin diğer yarı küresini çalıştırmış olacaksınız. Peki, bunun neye yararı olabilir? Öncelikle yaptığınız eylemlere farkındalığınızı artırır. Çünkü tersini yaptığınız için otomatik eylemin dışına çıkmanız, üst farkındalığınızın ortaya çıkmasını tetikler.” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Her gün düzenli kitap okuyun!</strong></p>

<p>Her gün düzenli olarak kitap okumanın da bir başka öneri olduğunu kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, ”Bazen beş sayfa, bazen kitabın bir bölümü gibi ihtiyaca bağlı olarak okunabilir. Köşe yazıları veyahut roman gibi kitaplardan söz etmiyorum. Öğrenme sürecinizi tetikleyecek, okurken yeni kavramları, yeni kelimeleri, yeni kişileri, yeni ilişkileri, yeni problem çözme biçimlerini öğretecek kitapları okumanız lazım. Diğer kitapları da tabii ki okuyabilirsiniz ama beyninizi tetikleyecek, beyninizi ışıldatacak, beyninizin ateşlenmesini ve alevlenmesini sağlayacak olan daima yeni şeylerdir. Tekrarlı, sizleri zorlamayacak şeyler beyninizin üzerinde çok iz bırakmaz.” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Bu kitabı kavrayamam diye düşünmeyin</strong></p>

<p>”Ben bu kitabı anlamam, bu kitabı kavrayamam” diye düşünülmemesi gerektiğini ifade eden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı: ”Bir şekilde bir noktasını kavrar, okudukça yeni kelimeler, kavramlar öğrenebilirsiniz. Sanat, felsefe gibi alanlarda yeni kişileri öğrenebilirsiniz. Yeni kişiler üzerinden başka kavramları da araştırmaya başlayıp zincir şeklinde ilerleyebilirsiniz. Bunun başlangıcı, sizi zorlayacak ya da sizin uyarımınızı artıracak kitapları okumak ve bunun için de hedef koymak. Her gün zamanınıza ve isteğinize bağlı olarak kitabı ne kadar okuyacağınızı belirlemek sizin inisiyatifinizde.”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) - Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Dec 2022 13:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2022/12/beyin-ve-hafizayi-gelistirmeye-yonelik-uc-tavsiye-1669977724.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vücudumuzu kışa C vitamini ile hazırlamalıyız</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/vucudumuzu-kisa-c-vitamini-ile-hazirlamaliyiz-26319</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/vucudumuzu-kisa-c-vitamini-ile-hazirlamaliyiz-26319</guid>
                <description><![CDATA[Kış aylarında özellikle soğuk algınlığı ve gripten korunmak için vücudu kışa hazırlamalıyız.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarında özellikle soğuk algınlığı ve gripten korunmak için vücudu kışa hazırlamalıyız.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Özellikle sonbahardan kış aylarına geçiş döneminde meyve ve sebze tüketimini artırarak bağışıklık sistemini güçlü tutulmasını öneren Beslenme ve Diyet Uzmanı Başak İnsel Aydın, havaların soğuması ile birlikte evde geçirilen vaktin genellikle arttığına vurgu yaparak, "Bu durum televizyon ve bilgisayar karşısında yeme isteğini arttırabilir. Evde geçirilen sürede çok yağlı ve şekerli besinlerden olabildiğince uzak durulmalı. Taze sebze ve meyveler günlük beslenmede yer almalıdır" dedi.</p>

<p>Kış aylarında C vitamininden zengin besinleri tüketerek salgınlardan korunulabileceğini belirten Aydın, özellikle karnabahar, lahana, brokoli gibi sülfür içeriği yüksek sebzeleri masamızdan eksik edilmemesi gerektiğini kaydetti.</p>

<p>"Bu sebzeleri dilediğiniz gibi tüketebilirsiniz" diyen Diyet Uzmanı Başak İnsel Aydın, "Tavuk veya etle pişirerek, salata yaparak, haşlayarak veya zeytinyağlı sos ile tüketebilirsiniz. Yine yeşil yapraklı sebzeler de E vitamini açısından zengin kaynaklardır ve bol bol tüketilmesi gereken besinler arasında yer alır. Meyvelerden mandalina, kivi, portakal, nar gibi C vitamini açısından zengin besinler tüketmek bağışıklık sistemini korumak adına önemli” diye konuştu.</p>

<p>Aydın, doktor tavsiyesi olmadan vitamin alınmamasının gerektiğini altını çizerek, kış mevsiminde su içmeyi unutuyoruz bu durum vücutta su kaybına neden olabileceğini ve bu yüzden günlük 2-2,5 litre su tüketilmesi oldukça önemli olduğunu söyledi.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 09 Nov 2022 08:54:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2022/11/vucudumuzu-kisa-c-vitamini-ile-hazirlamaliyiz-1667973299.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kış aylarında D vitamini ihtiyacı artıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/kis-aylarinda-d-vitamini-ihtiyaci-artiyor-26277</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/kis-aylarinda-d-vitamini-ihtiyaci-artiyor-26277</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme ve Diyet Uzmanı Renan Güneş, kış mevsiminde havaların soğuması ile birlikte neredeyse herkes bir kez soğuk algınlığı veya gribal enfeksiyonlara yakalanması dolasıyla beslenmede dikkat edilmesi gerekenleri ve önemli noktaları açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Renan Güneş, kış mevsiminde havaların soğuması ile birlikte neredeyse herkes bir kez soğuk algınlığı veya gribal enfeksiyonlara yakalanması dolasıyla beslenmede dikkat edilmesi gerekenleri ve önemli noktaları açıkladı.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Kış mevsiminde havaların soğuması ile birlikte neredeyse herkes bir kez soğuk algınlığı veya gribal enfeksiyonlara yakalanması dolasıyla beslenmede dikkat edilmesi gerekenleri ve önemli noktaları açıklayan Acıbadem Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Renan Güneş; beslenmede yapılacak ufak değişiklikler ile hastalığa yakalanma riskinin azaltılabileceğini söyledi.</p>

<p>Havaların soğumasıyla birlikte fiziksel aktivite de azaldığına dikkati çeken Güneş, genellikle yaz aylarında dikkat edilmeye başlanan kilo kontrolü, kış aylarında sekteye uğradığına vurgu yaptı.</p>

<p>"Günlerin kısa ve gecelerin uzun olması nedeniyle TV karşısında ve evde geçen zaman daha uzun olmakta ve besinlerin atıştırılması gibi nedenlerden kilo artışı olabilmektedir" diyen Güneş, "Kış mevsiminde yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması, sağlığımızın korunması açısından önem taşımaktadır. Yaşamın her döneminde sağlıklı ve dengeli beslenme önemli olduğunu ve bu yüzden tüm besin gruplarından yeterli ve dengeli olarak almak gerekiyor" diye konuştu.</p>

<p><strong>VİTAMİNLER YÖNÜNDEN ZENGİN BESLENİN</strong></p>

<p>“Kış aylarında bağışıklığın düşmesiyle hastalıklara yakalanma riski artmaktadır. Bundan dolayı bağışıklığı güçlendirecek besinlere ağırlık verilmeli. Gün içinde farklı renkte olan sebze ve meyvelerden oluşan bir beslenme planı oluşturulmalı.&nbsp; A ve C vitamininden zengin havuç, brokoli, lahana, karnabahar gibi sebzelerin yanında C vitamini yönünden zengin portakal, nar, mandalina, kivi gibi besinlerin tüketimi önemlidir” diyen Renan Güneş, E vitamininden zengin besinlerin de bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde önemli olduğunu söyledi.</p>

<p>Güneş, “Soğuk algınlığı gibi enfeksiyonlarda vücut direncini artırarak bağışıklığı güçlendirir. Yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, yağlı tohumlar ve kuru yemişler E vitamininden zengindir” açıklamasında bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 23 Oct 2022 22:43:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2022/10/kis-aylarinda-d-vitamini-ihtiyaci-artiyor-1666554209.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’de her 4 kişiden birinin karaciğeri yağlı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/turkiyede-her-4-kisiden-birinin-karacigeri-yagli-26167</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/turkiyede-her-4-kisiden-birinin-karacigeri-yagli-26167</guid>
                <description><![CDATA[Dünyada en sık görülen kronik karaciğer hastalığı olan karaciğer yağlanmasının en önemli nedeni, günümüzün önemli bir toplumsal sorunu olan, obezite. Dolayısıyla obezitenin artışına paralel olarak karaciğer yağlanması da giderek yaygınlaşıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada en sık görülen kronik karaciğer hastalığı olan karaciğer yağlanmasının en önemli nedeni, günümüzün önemli bir toplumsal sorunu olan, obezite. Dolayısıyla obezitenin artışına paralel olarak karaciğer yağlanması da giderek yaygınlaşıyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Yediklerimizi vücudumuzun kullanabileceği besin maddelerine çeviriyor… Protein, kan pıhtılaştıran faktörler, enzimler, hormonlar ve proteinlerin üretiminde rol oynuyor… Ve daha pek çok görev üstleniyor. Yaşamsal öneme sahip olan karaciğerde bir miktar yağ olması olağan bir durum ve sağlığı tehdit etmiyor. Ancak karaciğerdeki yağ oranı yüzde 5’in üzerine çıkarsa, ‘karaciğer yağlanması’ olarak tanımlanıyor.&nbsp;</p>

<p>Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Emine Köroğlu, siroza dönüşünceye dek belirti vermemesi nedeniyle karaciğerin ‘sinsi hastalığı’ olarak belirtilen karaciğerde yağlanmanın erken dönemde tedavi edilmesinin yaşamsal önem taşıdığını kaydetti.</p>

<p>Normalden fazla kilosu olanların diyabet hastalığı, kolesterol yüksekliği veya insülin direnci olan hastaların kan tahlilleri ve ultrasonografinin yanı sıra ihtiyaç halinde karaciğerdeki yağlanma ile fibrozis evresini gösteren fibroscan tetkiklerini&nbsp; yaptırmaları son derece önemli olduğu kaydeden Doç. Dr. Köroğlu, "Zira hastalığa erken tanı konulduğunda uygulanan tedaviler sayesinde siroza, dolayısıyla organ yetmezliği ile karaciğer kanserine dönüşmesi önlenebiliyor” dedi.</p>

<p><img class="" height="822" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1664522152-do-dr-emine-k-ro-lu-1664547739-232.jpg" width="750" /></p>

<p>Karaciğerde yağlanma genelde belirti vermemekle birlikte; nadiren halsizlik, karnın sağ üst kısmında hafif bir ağrı veya dolgunluk hissine yol açabildiğine vurgu yapan Köroğlu, bu nedenle hastalık sıklıkla başka bir sağlık problemi nedeniyle başvurulan laboratuvar tetkikleri, ultrason, tomografi veya manyetik rezonans (MR) yöntemleriyle tesadüfen tespit edildiğini kaydetti.</p>

<p>Köroğlu, karaciğer yağlanmasına neden olan 6 etkeni şöyle sıraladı:</p>

<ul>
 <li>Fast food tipi beslenme ve fiziksel aktivite azlığı nedeniyle gelişen obezite</li>
 <li>Hızlı kilo vermek</li>
 <li>Diyabet hastalığı veya insülin direnci</li>
 <li>Kan kolesterol düzeylerinde yükseklik</li>
 <li>Tiroit bezinin az çalışması</li>
 <li>Kullanılan bazı ilaçlar</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Sep 2022 21:21:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2022/09/turkiyede-her-4-kisiden-birinin-karacigeri-yagli-1664562061.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uykuya dalmada ’üzüm’ etkisi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/uykuya-dalmada-uzum-etkisi-26140</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/uykuya-dalmada-uzum-etkisi-26140</guid>
                <description><![CDATA[Meyve ve sebzeler hem vücudu hastalıklardan koruyor hem de bağışıklık sistemini güçlendiriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Meyve ve sebzeler hem vücudu hastalıklardan koruyor hem de bağışıklık sistemini güçlendiriyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üzüm, zengin besin içeriği sayesinde sağlığa oldukça faydalı. Üzümün düzenli ve mevsiminde tüketildiğinde özellikle beyin üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Yaşa bağlı olarak ortaya çıkabilecek Alzheimer ve Parkinson gibi beyin hastalıklarının riski azaltabiliyor. Bununla birlikte hücre yapısını etkiliyor, hücreleri koruyor ve daha uzun bir yaşam süresi ile bağlantılı olan SirT1 genini uyarıyor” dedi.</p>

<p>Düzenli ve dengeli bir şekilde üzüm tüketilmesinin kanser hücrelerinin büyümesini de engellediğini hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, üzümün içerisinde bulunan etken maddelerin kansere karşı koruduğunu belirterek, "Vücuttaki iltihabı azaltıp bilişsel, davranışsal ve biyokimyasal hasarların önüne geçebiliyor. Ayrıca, üzümün sodyum bakımından düşük, potasyum açısından ise zengin olması kan basıncının en uygun şekilde dengelenmesini sağlıyor ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu hale geliyor” dedi.</p>

<p><img height="208" src="https://www.igfhaber.com/static/16/1663829329-asm-beslenmeuzmanitubaornek-gorseli-1-1663858706-735.jpg" width="750" /></p>

<p>Örnek; üzümün içerdiği K vitamini, kalsiyum, magnezyum ve potasyum gibi meraller sayesinde kemik sağlığını da olumlu etkilediğini, ayrıca içeriği sayesinde uykuya dalmada da yardımcı olduğunu sözlerine ekledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Sep 2022 22:16:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2022/09/uykuya-dalmada-uzum-etkisi-1663874205.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Ahmet Akçay: Eğitim Zili Çalarken Hayati Tehlike</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/prof-dr-ahmet-akcay-egitim-zili-calarken-hayati-tehlike-26123</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/prof-dr-ahmet-akcay-egitim-zili-calarken-hayati-tehlike-26123</guid>
                <description><![CDATA[OKULLARDA BESİN ALERJİSİ VE ASTIM RİSKİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p dir=”ltr” style=”text-align:center”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong></strong></span></span></p>

<p dir=”ltr” style=”text-align:center”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Alerjik hastalıklar okul çağındaki çocuklarda sıklıkla görülür. Astım ve besin alerjisi bu hastalıklar içerisinde en sık rastlanan hastalıkları oluşturur. Besin alerji ve astım hastalığının çocuklar üzerindeki etkilerine bakıldığında; okula devam etme sürelerinde kayıp, dikkat dağınıklığı, odak sorunu, yaşam kalitesinde düşme ve okul başarısında gerileme gibi sorunlar gözlemlenmiştir.</strong></span></span></p>

<p dir=”ltr” style=”text-align:center”> </p>

<p dir=”ltr”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><span style=”background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)”>Gıda alerjisi olan çocuklarda anafilaksi durumları hayati tehlike içeren sağlık sorunlarının başında gelir. Çocukların vakitlerinin neredeyse tamamını geçirdikleri okullarda astım, besin alerjisi ve anafilaksi durumlarının yaşanmasına karşı çeşitli önlemler alınmalıdır.</span><strong> Çocuk Alerji ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Alerji Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay</strong><span style=”background-color:transparent; color:rgb(28, 29, 30)”>, alınacak tedbirler ve okullardaki </span><span style=”background-color:transparent; color:rgb(0, 0, 0)”>fiziksel şartların alerjik çocuğa göre düzenlenmesi sayesinde </span><span style=”background-color:transparent; color:rgb(28, 29, 30)”>astım ve besin alerjisine sahip çocuklar için hayat kurtarıcı çözüm yollarının bulunabileceğini belirtti. Alerji Profesörü Ahmet Akçay, okullarda astımlı ve gıda alerjisi olan çocuklara yönelik yapılması gereken düzenlemelerle ilgili bilgilendirmelerde bulundu. </span></span></span></p>

<p dir=”ltr”> </p>

<p dir=”ltr”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Okullarda Besin Alerjisi Tehlikesi!</strong></span></span></p>

<p dir=”ltr”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><span style=”background-color:transparent; color:rgb(28, 29, 30)”>Okul çağındaki çocukları bekleyen tehlikelerin başında besin alerjisi ve ölümcül tehlike taşıyan anafilaksi durumu gelmektedir. Kuruyemişler, süt ve süt ürünleri besin alerjilerine yol açan en temel gıdalardır. Okuldaki öğretmenlerin ve çalışanların çocuklardaki besin alerjisi durumundan haberdar olmaması ve anafilaksi durumlarında acil tedavi ilaçlarının bulunmaması, hayati tehlikenin ortaya çıkma ihtimalini arttırmaktadır. Prof. Dr. Ahmet Akçay: &lsquo;Besin alerjisinin olduğu durumlarda, alerjenlerin ortaya çıkmaması için korunma tedbirleri kantin ve yemekhane çalışanları başta olmak üzere tüm okul görevlilerine anlatılmalıdır. Çocuğun alerjisi bulunduğu alerjen maddeyle temas eden eşyalar temizlenmeli ve gizli alerjenlerle alakalı gerekli bilgilendirmeler okul yönetimi tarafından sağlanmalıdır’ ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p dir=”ltr”> </p>

<p dir=”ltr”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>İlk Alerji ya da Anafilaksi Atakları Okulda Yaşanabilir!</strong></span></span></p>

<p dir=”ltr”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><span style=”background-color:transparent; color:rgb(28, 29, 30)”>Prof. Dr. Ahmet Akçay besin alerjisi olan çocukların ilk anafilaksi ya da alerji ataklarını okulda yaşayabileceği ihtimalinin çok yüksek olduğunu belirtti. Ve ekledi: &lsquo;Bu sebeple anafilaksi ya da besin alerjisi belirtilerinin okul görevlileri tarafından erken tedavisinin yapılması için adrenalin oto-enjektör kullanımının bilinmesi çok önemlidir. Okullarda verilecek eğitimler ve hazırlanan broşürlerle hangi besinlerin gizli alerjen içerdiği konusunda bilgilendirme yapılmalıdır. Alerjen içeren besinin çok az miktarının hatta tozunun bile alerjik atakları tetikleyebileceği bilinmeli, bu doğrultuda önlemler alınmalıdır’.</span></span></span></p>

<p dir=”ltr”> </p>

<p dir=”ltr”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Astım Devamsızlığa Neden Oluyor!</strong></span></span></p>

<p dir=”ltr”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><span style=”background-color:transparent; color:rgb(28, 29, 30)”>Prof. Dr. Ahmet Akçay: &lsquo;Astım, çocukların sosyal, fiziksel ve ruhsal açıdan gelişimlerini olumsuz yönde etkileyen bir hastalıktır. Yaşam kalitesinin düşmesine neden olmasının yanında dikkat eksikliğine yol açar. Okul çağındaki çocuklarda sıklıkla görülen astım, çocukluk döneminde hastane yatışlarına neden olabilen kronik bir rahatsızlıktır. Hastaneye yatış gerektirmeyen astım atakları çoğu zaman evde tedavi ve bolca dinlenme gerektirir. Buna bağlı olarak astım hastalığı çocuklarda okul günü kaybetme riskini arttırmaktadır’ ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Akçay, astım hastalığının doğru yönetimi sayesinde; astım kontrolünün sağlanmasının, günlük yaşam aktivitelerinin sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesinin ve ilaçlara bağlı yan etkilerin önlenmesinin mümkün olduğunu belirtti.</span></span></span></p>

<p dir=”ltr”> </p>

<p dir=”ltr”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Bu Önlemler Hayat Kurtarır!</strong></span></span></p>

<p dir=”ltr”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><span style=”background-color:transparent; color:rgb(28, 29, 30)”>Prof. Dr. Akçay, besin alerjisi ve astımlı çocuklara okullarda güvenli ve sağlıklı bir ortamın yaratılması için aşağıdaki önlemlerin sağlanması gerektiğini belirtti:</span></span></span></p>

<ul>
	<li dir=”ltr”>
	<p dir=”ltr”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><span style=”background-color:transparent”>Öğretmenler ve diğer tüm okul çalışanları düzenli olarak astım ve alerjik hastalıklar hakkında bilgilendirilmelidir.</span></span></span></p>
	</li>
	<li dir=”ltr”>
	<p dir=”ltr”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><span style=”background-color:transparent”>Besin alerjisi veya astımlı çocuğun hastalık durumu okul yönetim ve yemekhane çalışanlarına bildirilmelidir.</span></span></span></p>
	</li>
	<li dir=”ltr”>
	<p dir=”ltr”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><span style=”background-color:transparent”>Okul yönetimi alerjik hastalığı bulunan çocuk hakkında hastalığının tanısını, gerekli tedavisini ve tetikleyicilerini bilmelidir.</span></span></span></p>
	</li>
	<li dir=”ltr”>
	<p dir=”ltr”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><span style=”background-color:transparent”>Alerjik hastalıklara dair rahatlatıcı ve acil durum ilaçlarının ulaşılabilir ve hali hazırda olması sağlanmalıdır. </span></span></span></p>
	</li>
	<li dir=”ltr”>
	<p dir=”ltr”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><span style=”background-color:transparent”>Astım hastaları için çevresel alerjen kontrolü sağlanarak, iç ve dış hava kalitesinin yükseltilmesi önemlidir.</span></span></span></p>
	</li>
</ul>
<br>Kaynak: (BYZHA) - Beyaz Haber Ajansı]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Sep 2022 11:16:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2022/09/prof-dr-ahmet-akcay-egitim-zili-calarken-hayati-tehlike-1663575412.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alzheimer hastasıyla zıtlaşmaktan kaçının</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/alzheimer-hastasiyla-zitlasmaktan-kacinin-26122</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/alzheimer-hastasiyla-zitlasmaktan-kacinin-26122</guid>
                <description><![CDATA[Alzheimer hastalarıyla zıtlaşılmaması gerektiğini vurgulayan Medical Park Gebze Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Şerife Deniz Ak Tura, ”Alzheimer hastası ile zıtlaşmak, hezeyanını destekleyen bir tutuma yol açarak size güvenini kaybetmesine yol açabilir. Annesi yıllar önce öldüğü halde annesine gideceğini söyleyen bir hastaya, &lsquo;Annen öleli 30 sene oldu’ demek yerine en sağlıklı yaklaşım biçimi; önce hastayı sakin bir şekilde gerçeğe döndürmeye çalışmak, bu işe yaramazsa da hastanın dikkatini başka bir yöne çekmek veya kabul edilebilecek başka bir seçenek sunmaktır” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Alzheimer hastalarıyla zıtlaşılmaması gerektiğini vurgulayan Medical Park Gebze Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr.</strong> <strong>Şerife Deniz Ak Tura, ”Alzheimer hastası ile zıtlaşmak, hezeyanını destekleyen bir tutuma yol açarak size güvenini kaybetmesine yol açabilir. Annesi yıllar önce öldüğü halde annesine gideceğini söyleyen bir hastaya, ‘Annen öleli 30 sene oldu’ demek yerine en sağlıklı yaklaşım biçimi; önce hastayı sakin bir şekilde gerçeğe döndürmeye çalışmak, bu işe yaramazsa da hastanın dikkatini başka bir yöne çekmek veya kabul edilebilecek başka bir seçenek sunmaktır” dedi.</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Alzheimer tedavisinde hastaya doğru yaklaşım için en önemli ilk adımın bunun bir hastalık olduğunu kabul etmek ve hastayı suçlamamak olduğunu dile getiren Nöroloji Uzmanı Dr. Şerife Deniz Ak Tura, ”Yaşlandı, inatçı oldu, takıntılı oldu, onun için böyle yapıyor, insan bu kadar da unutmaz ki, herhalde dikkat çekmek için yapıyor diye düşünmek hastalara yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir. Alzheimer, tamamen organik kökenli bir beyin hastalığıdır” şeklinde konuştu.</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>ZITLAŞMAK HEZAYANLARINI TETİKLEYEBİLİR</strong></p>

<p><strong>Ailesinde Alzheimer hastası olan kişilerin hastayla inatlaşmaması ve zıtlaşmaması gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr.</strong> <strong>Şerife Deniz Ak Tura, yapılabilecek hatalarla ilgili şu açıklamalarda bulundu:</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>”Hasta örneğin akşama doğru ‘Burası benim evim değil, evime gideceğim, akşam oldu, annem bekliyor’ diyebilir. Hatalı davranış şekli, ‘Doğru, annen bekliyor, evine gitmelisin. Hadi evine götüreyim’ demektir. Çünkü burada hastanın hezeyanını destekleyen bir tutum söz konusudur. Bunun sakıncası, hasta birden ‘Ama benim annem ölmüştü, hatta cenazede sen de vardın, sen bana yalan söylüyorsun’ diyebilir ve size güvenini kaybedebilir. Yapılacak ikinci hata ise ‘Sen deli misin? Annen öleli 30 sene oldu. Otur yerine’ diyerek onunla zıtlaşmaktır. En sağlıklı yaklaşım biçimi, önce hastayı sakin bir şekilde gerçeğe döndürmeye çalışmak, bu işe yaramazsa da mümkün olduğu kadar hastanın dikkatini başka bir yöne çekmek veya kabul edilebilecek başka bir seçenek sunmaktır. Örneğin önce, ‘Bak burası senin evin. Hatta bunu da sen almıştın’ demek, olmazsa da ‘Belki şu an kafan karıştı, gel istersen önce bir şeyler içelim sonra tekrar konuşuruz’ yaklaşımını denemek, zıtlaşmaktan kaçınmaktır. Israrla eşyasının çalındığını iddia eden hastaya da ‘Belki bir yere koymuşsundur, istersen birlikte bakalım’ şeklinde yaklaşılabilir.”</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>”BUGÜN HANGİ GÜN” DİYE KESİNLİKLE SORMAYIN</strong></p>

<p><strong>Alzheimer hastalığında en sık uygulanan tavsiyeler arasında zihinsel aktivitenin yer aldığını belirten Uzm. Dr.</strong> <strong>Şerife Deniz Ak Tura, ”Alzheimer hastalığında bulmaca çözmek gibi </strong>keyif alınarak yapılan aktivitelerin beyne faydası daha yüksektir. Sohbet de hastalar için muhteşem bir zihin egzersizidir. Ayrıca sohbet içerisinde birçok bilgiyi aktif tutabilirsiniz. Sohbet içinde güncel olayları aktarabilirsiniz. Hastanın durumu çok ileriyse mevsimi, günü, yılı sohbet içerisinde bir konuya bağlayarak söyleyebilirsiniz. Lütfen ‘Bugün günlerden ne? Hangi yıldayız?’ gibi sorulardan kaçının. Hastada daha çok kaygı yaratırsınız. Onun yerine ‘Aaa bak çarşamba da ne çabuk geldi. Yarın da perşembe pazarı var aklımızda olsun da alınacaklar var’ gibi. Asla hastayı test ediyor gibi davranmayın” ifadelerini kullandı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>GÜNDELİK İŞİNİZE YARDIM ETMESİNİ İSTEYEBİLİRSİNİZ</strong></p>

<p>Hastayla birlikte çeşitli hobilerin de yapılabileceğini vurgulayan <strong>Uzm. Dr.</strong> <strong>Şerife Deniz Ak Tura, ”Ancak bunu </strong>yine aynı yöntemle yapın. ‘Anneciğim/babacığım arkadaşlarım boyama yapmaya başlamış. Çok iyi geliyormuş ve stresi alıyormuş. Ben başladım. Bana eşlik eder misin, çok eğlenceli olur’ diyebilirsiniz. Bunun dışında sizin yaptığınız işe yardım etmesini de isteyebilirsiniz. Örneğin yemek yapıyorsanız, verin eline fasulyeyi kırsın ama bunu yine ‘Anneciğim sen çok güzel kırıyorsun, ben senin gibi yapamıyorum. Yardım eder misin?’ şeklinde yapın” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>GENÇLİĞİNDE SEVDİĞİ MÜZİKLERİ DİNLETİN</strong></p>

<p><strong>Uzm. Dr.</strong> <strong>Şerife Deniz Ak Tura, Alzheimer hastasıyla h</strong>er gün yürüyüş yapmanın, onu sık sık dışarı çıkararak bir parkta oturtmanın hem ortamın değişmesini hem de diğer insanlarla temas kurmasını sağlayarak olumlu sonuçlar verebileceğini belirtti. <strong>Uzm. Dr.</strong> <strong>Tura, ”</strong>Müzik dinlemek, özellikle hastanın gençlik yıllarının popüler şarkıları, hastalık boyunca uzun süre sürdürülebilir” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>YÜKSEK TANSİYON VE DİYABET RİSK FAKTÖRLERİ ARASINDA</strong></p>

<p>Alzheimer hastalığından korunmanın da önemli olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Şerife Deniz Ak Tura, ilk 5 risk faktörü içinde sırasıyla yaş, daha önceden geçirilmiş ciddi kafa travmaları, yüksek tansiyon, diyabet ve yüksek kolesterolün geldiğini söyledi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>KALBİNİZ İÇİN İYİ OLAN BEYNE DE İYİ GELİR</strong></p>

<p>Uzm. Dr. Şerife Deniz Ak Tura, Alzheimer hastalığını engellemenin mümkün olup olmadığı sorusunu ise şöyle yanıtladı:</p>

<p>”Kalbiniz için iyi olan her şey beyniniz için de iyidir. Yani yüksek tansiyonu düşürmek, kolesterol yüksekse düşürmek, diyabetiniz varsa tedavi etmek, kiloluysanız kilonuzu düşürmek, yeteri kadar ve dengeli beslenme şeklini uygulamak, taze meyve-sebze tüketmek lazım. Bunları yaptığınızda Alzheimer hastalığının riski sıfıra inmiyor ama göreceli olarak azalıyor. Başka ilginç bir gözlem de; işinde ön planda beynini kullanarak çalışan insanlarda Alzheimer hastalığının riski, vücudunu kullanarak çalışanlara göre daha az. Yani beyni kullanmak belli ölçüde Alzheimer hastalığına karşı koruyor.”</p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) - Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Sep 2022 11:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2022/09/alzheimer-hastasiyla-zitlasmaktan-kacinin-1663579746.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>’Göz tansiyonu’na dikkat! Görme kaybına neden olabilir!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/goz-tansiyonuna-dikkat-gorme-kaybina-neden-olabilir-26107</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/goz-tansiyonuna-dikkat-gorme-kaybina-neden-olabilir-26107</guid>
                <description><![CDATA[Halk arasında ‘göz tansiyonu’ olarak bilinen glokom hastalığının yıllar içinde yavaşça ilerleyerek göz sinirine ciddi zarar verebildiğini belirten Op. Dr. Bayram Çalışkan, sorununun tedavi edilmediği müddetçe, kişide görme kaybına neden olabileceğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında ‘göz tansiyonu’ olarak bilinen glokom hastalığının yıllar içinde yavaşça ilerleyerek göz sinirine ciddi zarar verebildiğini belirten Op. Dr. Bayram Çalışkan, sorununun tedavi edilmediği müddetçe, kişide görme kaybına neden olabileceğini söyledi.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Göz tansiyonu ile ilgili açıklamalarda bulunan NEV Esentepe Göz Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Bayram Çalışkan, rahatsızlığın en önemli körlük nedenlerinden biri olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Çalışkan, glokom hastalığına gözün içerisinde üretilen ve küçük kanalcıklar aracılığıyla gözü terk eden göz içi sıvısının dengesinin bozulmasının neden olduğunu ifade ederek, “Kanalcıklardaki tıkanıklık yüzünden göz içerisinde üretilen sıvı gözü terk edemiyor ve buna bağlı olarak da gözün içerisinde basınç yükseliyor. Yükselen basınç da bir süre sonra görme sinirinin tahribatına neden oluyor” dedi.</p>

<p>Bazı durumlarda görme alanının yavaş daraldığı için kişi tarafından geç dönemde fark edilebildiğini dile getiren Çalışkan, göz içindeki sıvı basıncının göz sinirlerine zarar verebilecek boyuta gelmesiyle ortaya çıkan glokom sorununun, tedavi edilmediği müddetçe kişide görme kaybına neden olabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Glokom hastalığının başlangıç döneminde, genel olarak hastanın şikayetleri olmadığını ve belirtilerin önemsenmediğini belirten Çalışkan, “Uzun bir süre sonra görme siniri yıpranıp, durum fark edildiğinde kişide onarılamayacak problemler ortaya çıkabilir. Bu nedenle hastalıkta erken tanı oldukça önemlidir ve hayati önem taşımaktadır” diye konuştu.</p>

<p>Oldukça yaygın görülen bir rahatsızlık olan glokomun her yaşta ortaya çıkabileceğinin altını çizen Op. Dr. Bayram Çalışkan, kişinin sürecin son aşamalara kadar ilerlemesi durumunda büyük sorunlarla karşı karşıya kalabileceğine dikkat çekti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 16 Sep 2022 15:15:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2022/09/goz-tansiyonuna-dikkat-gorme-kaybina-neden-olabilir-1663330507.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Okul çağındaki çocuklara uzmanından beslenme önerileri</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/okul-cagindaki-cocuklara-uzmanindan-beslenme-onerileri-26057</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/okul-cagindaki-cocuklara-uzmanindan-beslenme-onerileri-26057</guid>
                <description><![CDATA[Sağlıklı beslenmenin çocukların sadece bedensel değil zihinsel gelişimi için de oldukça önemli olduğunu söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Başak İnsel Aydın, kahvaltı yapmayan çocuklar derse odaklanamadığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıklı beslenmenin çocukların sadece bedensel değil zihinsel gelişimi için de oldukça önemli olduğunu söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Başak İnsel Aydın, kahvaltı yapmayan çocuklar derse odaklanamadığını söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA)- </strong>Yaz tatilinin bitmesi ve okulların yeniden açılması hem çocukların hem de ailelerin düzenini değiştiriyor.</p>

<p>Sağlıklı beslenme alışkanlığının çocukluk çağında edinildiğinin altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Başak İnsel Aydın, “Öğünleri hazırlarken doyurucu olmasına ve yağ – karbonhidrat – protein dengesine dikkat edilmesi gerekiyor. Özellikle okul çağındaki çocuklar için kahvaltı çok önemli. Yapılan araştırmalara göre kahvaltı yapmayan çocukların derse odaklanma süreleri çok daha kısa oluyor” açıklamasında bulundu.</p>

<p>&nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı Başak İnsel Aydın ebeveynlere, çocuklarının okul dönemindeki beslenme düzenleri için 9 öneride bulundu:</p>

<ul>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Güne mutlaka kahvaltıyla başlanmalı</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Öğün atlanmamalı</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şeker ve şekerli besinlerden uzak durulmalı</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çok yağlı, çok tuzlu besinlerden kaçınılmalı</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kızartılmış besinlerden uzak durulmalı</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hazır meyve suyu yerine meyvenin kendisi seçilmeli</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Günlük 8-10 bardak su tüketilmeli</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Proteinden zengin beslenilmeli</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Omega 3 için ceviz ve balıktan faydalanılmalı</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Sep 2022 22:29:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2022/09/okul-cagindaki-cocuklara-uzmanindan-beslenme-onerileri-1662060576.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda yalan söyleme davranışını ciddiye alın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/cocuklarda-yalan-soyleme-davranisini-ciddiye-alin-26038</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/cocuklarda-yalan-soyleme-davranisini-ciddiye-alin-26038</guid>
                <description><![CDATA[İTÜ Geliştirme Vakfı Okulları Dr. Sedat Üründül Anaokulu Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Uzmanları, çocuklarda yalan söyleme davranışının altında yatabilecek sebepler hakkında velileri uyarıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İTÜ Geliştirme Vakfı Okulları Dr. Sedat Üründül Anaokulu Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Uzmanları, çocuklarda yalan söyleme davranışının altında yatabilecek sebepler hakkında velileri uyarıyor</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Uzmanlar, yalanın, insanları aldatmak için uydurulmuş kasıtlı davranış veya söz olduğunu söylüyor. Ancak, 5-6 yaşına kadar çocuğun yalan söyleme davranışında endişe edilecek bir durumun olmadığını da ekliyor.&nbsp;</p>

<p>Çocuklarda gerçeklik duygusu tam olarak gelişmediği için bu dönemdeki “yalanı” davranış bozukluğu olarak değerlendirmek oldukça yanlış. Çocuklar bazen zengin hayal güçlerinden etkilenerek, bazen kendilerini savunma amacı ile, bazen gerçeği yetişkinler kadar sağlıklı değerlendirebilecek bilişsel olgunluğa sahip olamadıkları için yalan söyleyebiliyor.&nbsp;Bununla birlikte yalan söyleme davranışı altında yatan bazı nedenleri ele verdiği için ciddiye alınmalı. Yalanla karşılaşan aileler, üzülmek veya şok olmak yerine, &nbsp;bu durumu çocukla daha yakın iletişim kurarak onu yalanın sonuçları konusunda eğitmek için bir fırsat olarak görmeliler. &nbsp;</p>

<p>&nbsp;“Aileler çocuğun yalan söylediğini fark ettiğinde, birçok&nbsp;duyguyu&nbsp;bir arada hisseder’’&nbsp;diyen&nbsp;Dr. Sedat Üründül Anaokulu Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Uzmanları,&nbsp;sözlerine, örnek vererek devam ediyor : &nbsp;“Acaba görmezden mi gelmek gerekir, yoksa yüzleştirmek mi gerekir, çocukta yalan söylemek bir kişilik özelliği olarak kalacak mı? Böyle bir durumda ilk yapılması gereken sakin kalmaktır. Çocuklar çeşitli nedenlerle “yalana” başvurabildikleri için anne babalar ilk önce çocukların neden doğruyu söylemediğini tespit etmelidir’’</p>

<p><strong><u>Çocuklar hangi tür yalanlara başvuruyor?</u></strong></p>

<p><strong>Hayali Yalanlar:&nbsp;</strong>3-6 yaş arasındaki çocuklar gerçeği yetişkinler gibi değerlendiremeyebilir&nbsp;ve&nbsp;doğru bir şekilde aktaramayabilir.&nbsp;Bu sebeple gerçeği hayalleri&nbsp;ile birleştirerek&nbsp;anlatabilir.&nbsp;3 yaşındaki bir çocuğun eve giderek&nbsp;annesine “öğretmenim o kadar güçlü ki, bahçedeki ağaçları yerinden sökebiliyor” demesi buna bir örnektir.</p>

<p><strong>Taklit Yalanlar:&nbsp;</strong>Bazı durumlarda çocuklar “yalan” söylemeyi&nbsp;yetişkinlerden&nbsp;öğrenmiş olabilir. Yetişkinlerin yalan söylediğine tanık olan çocuk “yalan” söylemeyi normalleştirebilir. Örneğin telefonla gitmek istemediği bir yere davet edilen yetişkin çocuğunun yanında “çok hastayım,&nbsp;gelemeyeceğim” diyor. Bunu duyan çocuk&nbsp;yalan söylemenin&nbsp;normal olduğunu düşünerek bunu tüm hayatına genelleyebilir. Bu sebeple yetişkinlerin çocukların yanında konuşurken çok dikkatli olması&nbsp;gerekir.</p>

<p><strong>Araştırıcı Yalanlar:&nbsp;</strong>Burada çocuk yalan söylemenin nasıl bir şey olduğunu araştırmakta ve sınırları yoklamaktadır. Çocuğun gelişimi açısından bu tip yalanlar normaldir.<br />
&nbsp;<br />
<strong>Savunma Yalanları:&nbsp;</strong>Çocuklarda sık rastlanan bir başka yalan türü ise, yanlış bir davranışın gizlenmesini amaçlayan savunma yalanlarıdır. Çocuk doğru olmayan bir şey yaptığını bildiği ve ortaya çıkarsa yaptırım uygulanacağından korktuğu için yalana başvurur.&nbsp;Bu tür yalanları sık sık eleştirilen, yaptığı hatalar karşısında sert tepkiler alan, yaptırım uygulanan, mükemmelliğe zorlanan çocuklar&nbsp;söyler.<br />
<br />
<strong>Yüceltilmiş Yalanlar:&nbsp;</strong>Bu, çocuğun daha çok itibar görmek istediğine işaret etmektedir. Çocuklar zaman zaman hayranlık duydukları ya da çok sevdikleri kişilerin beğenisini kazanmak ya da ilgisini çekmek için de yalana başvurabilir. Örneğin, öğretmenin beğenisini kazanmak isteyen çocuk yapmadığı bir davranışı yapmış gibi gösterebilir.<br />
<br />
<u><strong>Çocuklar</strong></u><strong><u>a örnek olmalı ve dürüstlüğe değer vermeliyiz</u></strong><br />
<strong>&nbsp;</strong></p>

<p>Yetişkinler davranışlarıyla çocuklarına örnek olmalıdır.&nbsp;Çocuklar hangi yaşta olurlarsa olsunlar yaşlarına uygun bir dille doğruyu söylemek gerekir. Söylenen&nbsp;her yalan hem&nbsp;yetişkinlere&nbsp;olan güvenlerini sarsacaktır hem de bu konuda onlara olumsuz bir örnek olacaktır. Çocuk&nbsp;yaptığı bir hatayı ya da yanlış davranışı itiraf ettiği zaman göstermiş olduğu dürüstlüğe saygı duymak&nbsp;&nbsp;ve ona&nbsp;yaptığı hatadan&nbsp;dolayı&nbsp;yaptırım uygulamamak gerekir.&nbsp;Eğer çocuğa&nbsp;itiraf ettiği bir davranış sebebiyle&nbsp;yaptırım uygulanırsa bir dahaki sefere durumu&nbsp;ailesiyle&nbsp;paylaşmayı tercih etmeyecektir. Böyle bir durumda dürüstlüğü için onu takdir etmek,&nbsp;aynı zamanda yaptığı davranışın onaylanmadığını da belirtmek gerekir. Görmezden gelmek bu davranışın sönmesi için uygun bir yöntem değildir. Mutlaka çocuğun söylediği yalan ile ilgili onu yüzleştirmek gerekir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 27 Aug 2022 14:11:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2022/08/cocuklarda-yalan-soyleme-davranisini-ciddiye-alin-1661598691.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda ekran bağımlılığına karşı ebeveyenlere uyarı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>http://www.anamurmanset.com/haber/cocuklarda-ekran-bagimliligina-karsi-ebeveyenlere-uyari-26035</link>
                <guid>http://www.anamurmanset.com/haber/cocuklarda-ekran-bagimliligina-karsi-ebeveyenlere-uyari-26035</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hepsen Mine Serin, ebeveynleri uyararak, okul çağı çocuklarının ekran bağımlısı haline gelebildiklerini, bu nedenle mutlaka çocuklarıyla birlikte bir planlama yaparak bazı kurallar konulması gerektiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hepsen Mine Serin, ebeveynleri uyararak, okul çağı çocuklarının ekran bağımlısı haline gelebildiklerini, bu nedenle mutlaka çocuklarıyla birlikte bir planlama yaparak bazı kurallar konulması gerektiğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Yaz tatili çocukların çokça boş zamana sahip olmalarını, doyasıya eğlenip açık havada aktivitelerde bulunmasını sağlarken, buna karşın kimi zaman televizyon, tablet, cep telefonu ve bilgisayar derken ekran karşısında uzun saatler geçirilmesini de beraberinde getiriyor. Çocuklarda bu tür teknolojik cihazların kontrollü kullanılmamasından dolayı bazı sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Çocuk Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hepsen Mine Serin, yaz tatilinde artış gösteren çocuklarda ekran bağımlılığının yol açtığı sorunları anlattı, ebeveynlere önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p>Doç. Dr. Serin, çocukların mobil cihazları daha çok eğlenceli vakit geçirmek, oyun oynamak ya da video izlemek için kullandığını; artan ekran maruziyetinin ise çocukların gelişimi üzerinde bazı riskleri de beraberinde getirdiğini söyledi.</p>

<p>Özellikle 18 aylık olana kadar çocukların kesinlikle ekranlara maruz bırakılmaması, erken çocukluk döneminde ise ekran başında geçirilen sürenin günlük en fazla bir saat ile kısıtlanması gerektiğini vurgulayan Serin, erken bebeklik döneminde (0-2 yaş) çocukların dış dünyayı gözlem yaparak ve dokunarak öğrendiklerini, bu dönemde kontrolsüz bir şekilde ekrana maruz kalmanın, bebeğin bilişsel gelişiminde gecikme/gerilemeye neden olduğunu kaydetti.&nbsp;</p>

<p><strong>ERGENLİKTE SOSYAL FOBİ NEDENİ! &nbsp;</strong></p>

<p>Uzun süreli ekran maruziyeti özellikle ergenlik döneminde gençlerin yalnız kalmasına yol açarak, sosyal fobi, akademik sorunlar, akran zorbalığı ve sanal dünyada zorbalık (siber zorbalık) gibi birçok olumsuz duruma yol açabildiğine dikkati çekti.&nbsp;</p>

<p>Çocuk Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hepsen Mine Serin, çocuklarda ekran bağımlılığına karşı ailelere şu önerilerde bulundu.</p>

<ul>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çocukların ekran kullanım süresi, içeriği, zamanı ve yerini kurallara bağlayın.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; İki yaşından küçük çocukları kesinlikle ekrandan uzak tutun. Ellerine kesinlikle cep telefonu, tablet vermeyin.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yemek sırasında ve uyumadan önceki bir saat ekran kullanımına izin vermeyin.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çocukla vakit geçirilirken arka planda televizyon çalışmamasına dikkat edin.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sağlıklı gelişimi için gerekli olan uyku düzeni ve fiziksel aktivitelere önem verin.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tehlikeli ya da uygunsuz içerikli web sitelerine erişimi engellemek için gerekli önlemleri alın.</li>
 <li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ekran ve internet kullanımı ile ilgili alınacak önlemlerin nedenini çocuğunuza anlatarak, çocukla işbirliği yapın.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Aug 2022 10:07:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="http://www.anamurmanset.com/images/haberler/2022/08/cocuklarda-ekran-bagimliligina-karsi-ebeveyenlere-uyari-1661411245.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
