Ergoterapist Enes TUĞRUL Yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ergoterapist Enes TUĞRUL Yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ağustos 2018 Perşembe

Ergoterapist Enes TUĞRUL ; ERKEN MÜDAHALE

Ergoterapist Enes TUĞRUL ; ERKEN MÜDAHALE

Ergoterapist Enes TUĞRUL Yazıları, YAZARLAR,

Ergoterapist Enes TUĞRUL / Anamur Manşet Köşe Yazarı ; ERKEN MÜDAHALE 

İlk önce yine konumuza başlamadan önce ailelerimizin kafasında somut bilgiler oluşması için birkaç örnek vereceğim…

Bir tane çocuğum 33 aylık iken bana başvurdu. İlk başta çocuğumuzda bir şeylerin normal gitmediğini kreş öğretmenimiz fark ediyor. Çünkü diğer arkadaşlarıyla oyun oynarken bir uyum yok, oyunu uzun süre sürdüremiyor, sürekli kavga ediyor ve bir süre sonra tabi ki arkadaşları aralarına kabul etmiyor. Annede bu durumu fark ediyor ve araştırmalar sonucu Ergoterapi ile tanışıyorlar.

Bir başka çocuğumuz 27 aylık gelişim geriliği şüphesi ile gelişimsel pediatri uzmanı bana yönlendiriyor ve değerlendirme sonucu baktığımız zaman fiziksel ve duyusal olarak desteklenmesi gerektiği sonucuna ulaşılıyor.

Bir diğer çocuğumuzda 5 yaşında. Evde günlük yaşam aktivitelerinde problemler yaşıyordu.Ayakkabısını çorabını giymekte zorlanma,yolda yürürken sürekli takılıp düşme,merdivenden çıkarken ve inerken zorlanma vb

Şimdi gelelim konumuza;

Olumsuz bir gelişim gösterme riski olan ya da gelişimsel bir geriliği olduğu tespit edilen, özel gereksinimi bulunan, kreş-okul yaşındaki ya da daha küçük çocukların belirlenerek bu dezavantajları önleyici çalışmalar yapılması erken müdahale olarak tanımlanır (Karoly, Kilburn ve Cannon 2005).



Ülkemizde erken müdahale konusu, erken müdahale uygulamaları ya da erken müdahale programları henüz yeni bir kavram olmakla beraber son yıllarda önemi daha da anlaşılmış ve gelişmekte olan bir alandır. Erken tanı ve tedavinin tüm gruplarda olumlu sonuçlar verdiği aşikardır. Burada en önemli kısım doğru değerlendirmenin yapılmasıdır.

Erken müdahalenin amaçlarını şu şekilde özetleyebiliriz ;

• Anneye ihtiyaç duyduğu desteği sağlamak

• Aileyi gelişim alanları konusunda bilgilendirmek ve ilk yıllarda aile desteğinin önemi konusunda bilgilendirmek,

• Ailelerin anne babalık becerileri hakkında farkındalıklarının sağlanması ve geliştirilmesi

• Anne babalara çocuğun davranışlarını,,bizlere verdiği iletişim fırsatlarını yönetmek konusunda stratejiler öğretmek,

• Çevrenin olumsuz etkilerini en aza indirmektir.


Erken çocukluk diye tabir ettiğimiz dönemde bazı durumlarda problemin temel nedenini tespit etmek zordur.
Şunu unutmamak gerekir erken çocukluk döneminde uygulanan her program her çocuğa uygun olacak diye bir şey yoktur. Çünkü her çocuğun biricik ve özel olduğunu unutmamak gerekir.

Erken müdahale programı geliştirilirken çocuğa hangi alanlarda destek sağlanması gerektiğini doğru bir şekilde belirlemek, problemlerin temel nedeninin doğru bir şekilde belirlenmesi büyük önem taşımaktadır.

Erken Müdahale diye tabir ettiğimiz program çocuğun farklılıkları göz önüne alınarak uygulanmalıdır.

Eğer planlanan tedavi çocuğunuz için doğru değilse ve doğru şekilde uygulanmıyorsa hiçbir fayda görmeyeceksiniz.



Ergoterapistler olarak çocuğu, aileyi, çocuğun yaşam alanını vb. parametreleri değerlendirerek holistik bakış açısıyla yaklaşmamız en önemli özelliklerimizdendir.

Ergoterapistlerçocuğun yemek yeme alışkanlıklarını, uyku düzenini, gelişimsel sürecini, duyusal uyaranlara verdiği tepkileri, genel olarak mizacını, günlük yaşam aktiviteleri ve oyun becerilerini değerlendirerek çocuğun yaşama katılımını anlamlandırmaya çalışır.












loading...
































24 Temmuz 2018 Salı

Ergoterapist Enes Tuğrul; Ağlayarak İletişim Kuran Çocuk

Ergoterapist Enes Tuğrul; Ağlayarak İletişim Kuran Çocuk

Ergoterapist Enes TUĞRUL Yazıları, YAZARLAR,

Ergoterapist Enes Tuğrul / Anamur Manşet Köşe Yazarı ; Ağlayarak İletişim Kuran Çocuk...

Bugün ailelerimizin yanlışlar yaptığı bir konu hakkında konuşalım.

Nedir bu konu ?

Ağlayarak iletişim kuran çocuk

Çünkü bana başvuran ailelerimizin en şikayetçi olduğu konulardan birisi konumunda.

Bu durumu irdelemeye başladığım zaman aslında ebeveynlerimizin hatalı davranışlarından dolayı bu durum ortaya çıkabiliyor.

Bir seansımdan örnek verecek olursam;

3 yaşında bir çocuğum gelişim geriliği mevcut ve evde şu ana kadar çocuk tüm isteklerini ağlayarak belirtmiş ve çocuk ağladığı an her şey önüne geliyor ve bu çocukta artık alışkanlık haline gelmiş. İlk iki seansımda planladığım aktiviteyi ortak ilgi ve ortak hedef doğrultusunda yapabilmek için ağlama üzerine yoğun çalışmalar gerçekleştirdik.

Çocuğumuzun seans içerisinde tek yaptığı ağlamaktı. Bu durumu sorguladığım zaman evde çocuk ağladığı an çocuk ney istiyorsa ya da neyi seviyorsa direk önüne getiriyorlarmış tabi ki durum böyle olunca çocuk isteğini nasıl dile getiriyor ağlayarak.

Böyle bir durumda çocuğun aynı zamanda konuşma becerileri ve iletişim becerileri de negatif olarak etkileniyor.Çünkü çocuğa gün içinde iletişim fırsatları tanınmıyor ve öyle ki çocuğumuz konuşma becerileri ve iletişim becerileri olarak da yaşıtlarına göre daha geride seyrediyordu.

Şimdi bu durumu biraz konuşalım:

Bebekler konuşamadıklarından dolayı iki türde iletişim kurarlar. İlk olan ağlamadır.

İkinci olan ise el ve kol hareketleridir.

Bebeğimiz bize farklı ağlama şekilleriyle bizlere farklı mesajlar verir. Aile kısa zaman içerisinde bu mesajları doğru bir şekilde okumayı öğrenir ve iletişim kurmaya başlar. İlk başlarda bebekler ağladığı zaman gözyaşı oluşmuyor. Çünkü bebekte üzüntüye bağlı ağlama daha gelişmemiş oluyor.

Peki çocuğumuz konuşmaya başlayınca ney oluyor ?

Çocuk konuşmaya başladığı zaman ağlamayarak ‘iletişim kurma’ bitiyor veya azalıyor.

Çünkü çocuk, daha etkili bir iletişim şekli olan olan konuşmayı tercih ediyor, konuşmaya geçiş yapıyor

Ama işte maalesef bazı ailelerimizde çocuk konuşmaya başlamış olsa da ağlama bitmiyor.

Acaba bu durum neden kaynaklanıyor,ailelerimiz nerede hata yapıyorlar ?

Bazı ailelerde çocuk konuşarak kendisini ve duygularını konuşarak ifade edebilmesine rağmen, kendini dinletemiyor veya aile çocuğun duygularını kabul etmiyor. Çocuk da konuşarak iletişim kurmaya başladığı zaman, ailesinin onu anlamadığını tam tersi yargıladığını ve reddettiğini düşünüyor.

Peki bu durumda çocuk ne yapıyor?

Bebeklik döneminde kullandığı ve aslında çok işe yarayan ‘ağlama’ yöntemine geri geçiş yapıyor.

Çünkü ağlamak çok işe yarıyordu ve ağladığı durumlarda ebeveynleri onu anlamaya çalışmıştı ve istediğini yapmaya çalışmıştı.

Kısacası, konuşmaya başladığı zaman anlaşılmadığını düşünen veya duyguları reddedilen çocuklar, konuşma yerine ağlamayı tercih ediyor.

Aynı zamanda yukarıda bahsettiğimiz durumların hiçbirisi gerçekleşmemiş olsa bile çocuğun sözlü ifade becerisi gelişmemiş ise çocuk hâlâ ağlamayı kullanabiliyor.

Ayrıca çocuğun ağlamayı kullanmasının bir sebebi daha var.

Nedir bunlar bir bakalım

Dört çeşit aile türü vardır. Bu aile türlerinden biri de esnek ailedir.

Nedir bu esnek aile

Esnek aileler evde bir düzen sağlayamazlar.

Yani sınırlar tam olarak belli değildir.

Sınırlar tam olarak çizilmediği için çocuk her istediğini yaptıracağını düşünebiliyor.

Tüm bu konuştuklarımız sonucunda şunu söyleyebiliriz

Amacımız çocuk ağladığı zaman onun ağlamasını engellemek ya da azaltmak olmamalı, çocuğun kendisini ağlayarak ifade etme ihtiyacını ortadan kaldırmak olmalıdır.

































loading...
































Reklam Alanı
loading...

14 Haziran 2018 Perşembe

Ergoterapist Enes TUĞRUL,Streste Koruyucu ERGOTERAPİ

Ergoterapist Enes TUĞRUL,Streste Koruyucu ERGOTERAPİ

YAZARLAR, Ergoterapist Enes TUĞRUL Yazıları,


Ergoterapist Enes TUĞRUL / Anamur Manşet Köşe Yazarı ;
STRESTE KORUYUCU ERGOTERAPİ...



STRES NEDİR?

Streste koruyucu yaklaşıma geçmeden önce bu yazımızda stresi biraz konuşalım

Stres, çok duyduğumuz, herkesin yaşamı süresince karşılaştığı bir durumdur.

Kişinin çevreyle uyumunu bozup kapasitesini düşürebileceği gibi kişinin motive olmasını ve üretkenliğin artmasını sağlayabilir.

Kısaca ;

Fiziksel ve emosyonel olarak zorlayıcı bir ortam ve durumda organizmanın verdiği cevaptır.


Optimum Stres Nedir ?


Stres, zihinsel ve fiziksel kaynaklarımızı tüketebileceği gibi bireyin kendisini keşfetmesine, mevcut olan potansiyelini kullanmasına ve hatta geliştirmesi açısından da yararlı olabilir. Stres ve performans ilişkisi üzerine çeşitli görüş ve teoriler olmakla beraber aralarında en çok kabul göreni «optimum stres» görüşüdür.

Stres belli bir noktaya gelene kadar performans artırıcı, uyarıcı ve geliştirici olmasına karşılık optimum noktayı geçtikten sonra, performans düşürücü, yavaşlatıcı ve hastalık nedeni olarak ortaya çıkar.


Stresi oluşturan faktörler 3 başlıkta toplanabilir


1)Çevresel faktörler

2)İş ile ilgili faktörler

3)Bireysel Faktörler

Çevresel Faktörler

Fiziksel stres sebepleri bireyin bedenini ve emosyonel durumunu etkileyen dışsal faktörlerdir. Bunlar ;

• Gürültü

• Aydınlatma

• Isınma ve havalandırma

gibi fiziksel faktörler olabileceği gibi

• Aile ve yakın çevredeki değişimler

• Ülke ve dünya ekonomisinin gidişatı ve belirsizlikler

• Politik hayatın belirsizlikleri

• Çevre ve ulaşım sorunları

• Teknolojik değişmeler

• Sosyal ve kültürel değişmeler

gibi kişiyi emosyonel olarak etkileyecek çevresel durumlar da olabilir.

İşle İlgili Faktörler

• Ağır iş

• Gece işi

• Aşırı yüklenme

• Zaman baskısı atında çalışma

• Büyük sorumluluk gerektiren işler

• Kalabalık çalışma şartları

• Yetersiz veya düzensiz maaş

• Aşırı gürültü, sıcak yada soğuk çalışma ortamı

• Yetersiz iletişim

• Başarı düzeyi ile ilgili yetersiz geri bildirim

• Hava kirliliği

• İş kazaları

• Yetersiz aydınlatma

• Adaletsiz denetim düzeyi

• Yetersiz bilgi

• Rekabet

• Gıybet

• Zehirli maddeler ve radyasyon

Bireysel Faktörler

• Zihinsel faaliyetler

• Düşüncelerimiz ve kendi kendimize söylediklerimiz, tatminsizlik, yetersizlik duygusu

• Davranışlar

• Alışkanlıklarımız yada beceri eksikliklerimiz; hayır diyememe, A tibi veya B tipi davranış özelliği

• Biyolojik Faktörler

• Sistem bozuklukları, hormonal dengesizlikler, diğer hastalıklar)

A Tipi Davranış


• Daima eylem halindedirler.

• Hızlı yürürler. Hızlı yerler.

• Hızlı konuşurlar, başkalarının da hızlı konuşmasını islerler.

• Konuşurken el kol hareketleri yaparlar

• Konuşurken nefes alma, dudak ısırma, kafa sallama, yumruk sıkma, masaya vurma gibi davranışlar sergilerler.

• Sabırsız davranırlar, sırada beklemeye zorlandıklarında ya da çok yavaş hareket ettiğini düşündükleri bir arabanın arkasında giderken gereksiz derecede öfke gösterirler.

• Bir anda iki şey düşünür ya da yaparlar.

• Boş zamanları pek yoktur.

• Sayılara karşı saplantılıdırlar, kendi başarılarını da, başkalarının başarılarını da sayıları temel alarak ölçme eğilimindedirler. Agresifdirler

• Rekabetçidirler

• Sürekli zaman baskısı altındadırlar

• Çevreyi veya güzel şeyleri fark edemezler veya ilgi göstermezler.

• Her işi kendileri yapmaya çalışırlar.

• Daha iyi ya da daha hızlı yapabileceğini düşündüğü şeyleri başkaları yaparken seyredince sabırsızlanırlar.

• Hiçbir zaman geç kalmamaya aşırı önem verirler.

• Hiçbir şey yapmadan duramazlar.

• Çocuklarla oynarken dahi her oyunu kazanmak için oynarlar

• B Tipi Davranış

• Zamanla ilgileri pek yoktur, zamanın esiri olmazlar.

• Sabırlıdırlar.

• Övünmekten hoşlanmazlar.

• Oyunları ve sporları kazanmak için

değil eğlenmek için yaparlar.

• İçleri rahat bir şekilde dinlenirler

• Oyunu yarışmak için değil, hoşça zaman geçirmek için severler.

• Karar vermede aceleci değildirler.

STRES ANINDA VÜCUTTAKİ DEĞİŞİKLİKLER

Stres fiziksel veya emosyonel zorlanmaya karşı vücudun fizyolojik tepkisidir. Bu tepki dahilinde, sempatik sistem aktive olur.

• Savaş ya da kaç mekanizması devreye girer,

• Eller ve ayaklar soğur,

• Soluk kesik ve hızlı olur,

• Kan basıncı artar,

• Kalp atış hızı artar,

• Göz bebekleri dilate olur,

• Dikkat ve konsantrasyonda artış olur,

• Gastrointestinal sistem aktivitesi azalır,

Ve benzeri sempatik sinir sistemi aktiviteleri meydana gelir.

Bu durum olması gerekenden daha uzun sürer veya kronikleşirse vücutta farklı negatif etkiler görülür. Dolaşım sistemi, kalp, bağışıklık sistemi, emosyonel durum, beyin yaşlanması, sindirim ve boşaltım sistemleri etkilenir.

SİNDİRİM SİSTEMİ PROBLEMLERİ

Beyin ve sindirim benzer bir şekilde hormonlar ve sinir sisteminin etkisi altında bulunur. Dolayısıyla, uzamış stres ile birlikte sindirim bozuklukları, kalın bağırsak uyarısı ile oluşan ishal, kabızlık, kramp ağrıları, şişkinlik hatta aşırı miktarda asit üretimine bağlı mide ağrısı yanma şikayetleri görülebilir.

• Peptik Ülser; sürekli olmasında ve şiddetinin artmasında stres ve psikolojik faktörlerin etkili olduğu yapılan araştırlalarda ortaya çıkmıştır.

• İrritabl Bağırsak Sendromu (spastik kolon); ve stres arasında kuvvetli bir ilişki vardır. Bu hastalıkta, kalın bağırsaklar ve kısmen de olsa ince bağırsaklar stres ile uyarılır ve bağırsak kaslarının düzensiz kasılmalarına neden olur. Karında şişkinlik meydana gelir ve hastada kramp tarzında karın ağrıları ve değişik zaman dilimlerinde ishal ve kabızlık görülebilir. Strese bağlı uyku bozuklukları da irritabl bağırsak sendromu şikayetlerini arttırabilir.

• DOLAŞIM SİSTEMİ VE KALP PROBLEMLERİ


• Stresli ve hiperaktif özelliklerin fazla olduğu A-tipi kişilik yapısında kalp hastalıklarının 3 kat daha fazla olduğu, kalp krizinden ölümün 5 kat daha fazla olduğu bilinmektedir. Ohio State Üniversitesinde yürütülmüş bir çalışma "Homecysteine" adlı aminoasidin stresli bireylerde arttığını gösteriyor. Bu amino asit kalp hastalıkları riskini artıran bir maddedir. Dr.Thomas Kamarck 'da zihinsel stresin kan damarı lezyonlarını ve damar sertliğini artırdığını, kan kolesterol yüksekliği ile stresin ilişkisini doğrular araştırmalar yaparak yayınlamıştır.

• Stres ve yara iyileşmesi; Dr.Kiecolt-Glaser tarafından yapılan bir araştırmada stres düzeyi yüksek kişilerde dokuları iyileştiren kimyasal bileşimlerin özellikle yara bölgesine ulaşmadığı bulundu. Stres kandaki bazı hormonların seviyesini yükseltiyor. Bu hormonlar yara bölgesine Cytokine bileşiminin ulaşmasını yavaşlatıyor. Ameliyatlardan sonra stres, yaraların iyileşmesine olumsuz etki ederek, hastanın sağlığını tehlikeye sokuyor

• BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ PROBLEMLERİ


• Stresli dönemlerde vücutta Nöropeptit Y (NPY) adlı hormonun salgılandığını, bunun bağışıklık sistemini etkileyerek insanları hasta ettiğini kanıtladı. Stres, nezle veya grip olduğunuzda ya da kanser gibi daha ciddi durumlarda sizin daha çok dayanıksız olmanıza neden oluyor. Stresin, romatoid artrit ve şeker hastalıklarıyla da bağlantısı olduğu araştırmalar sonucunda biliniyor

• YEME BOZUKLUKLARI


• Kilo alımı, Sıklıkla stres kilo alımı ve obezite ile ilgilidir. Bir çok kişi gerginliğini azaltmak için yağlı ve şekerli gıdalar tüketir, sonuçta da kilo alır. Bazı kişilerde strese maruz kaldığı zaman normal sağlıklı diyetle bile kilo alımı görülebilir ve alınan kilo genelde karın çevresinde toplanır ve bu da kalp ve şeker hastalıklarının habercisi olabilir. Majör stres hormonu olan kortizol, karın çevresinde yağlanmaya sebep olabilir.


• Kilo kaybı, Bazı insanlar iştahsız olmaktan yakınırlar ve kilo kaybederler. Nadiren, stres tiroid bezinin fazla çalışmasına neden olarak iştahı uyarır.

• STRES VE FELÇ İLİŞKİSİ


• Newcastle Üniversitesi'nde ileri yaş enstitüsünde yapılan bir çalışmada 40 kişinin öldükten sonra beyinleri incelendi. Yaşamlarında büyük bir depresyon olayı yaşayanların beyin damarlarında daralma ve sertleşmenin daha fazla olduğu belirlendi. Ayrıca Journal of Neurology dergisinde 2000 yılında yayınlanan yazıda bu deneklerin dokularında Alzheimer bulgularına rastlanıldığı belirtilmektedir. Kalp krizi ve beyin kanaması geçiren deneklerin, depresyonu yenemezlerse 6 ay İçerisinde ölüm riskinin 3 katı daha fazla olduğu aynı araştırmada vurgulanmıştır.

• BEYİN YAŞLANMASINA ETKİSİ


• Montreal'de Mc Gill Üniversitesi uzmanlarının yaptığı bir çalışmaya göre beynin hafıza ile ilgili bölümleri ile kronik stres arasında doğrudan ilişki çıkmıştır. Stres nedeniyle salgılanan hormonların nöronların ölmesine yol açabileceği araştırmalar sonucunda doğrulanmıştır. Dr.Sonla Lupien başkanlığındaki araştırma ekibi insanın beyninde Hafıza ve Yön bulma ile ilgili bölüm olan Hippocampusun küçülmesi ve kronik stres arasında paralel ilişki olduğunu tespit etmiştir. 70 yaşlarında 50 kişi 5 yıl boyunca izlenerek bu sonuca varılmıştır.
































loading...

































14 Mayıs 2018 Pazartesi

DUYUSAL YOKSUNLUK VE ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ ÇEVRE NEDİR ?

DUYUSAL YOKSUNLUK VE ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ ÇEVRE NEDİR ?

Ergoterapist Enes TUĞRUL Yazıları,


Hebb (1971), organizmanın uyarıcı yoksunluğunun bilişsel ve duygusal gelişimlerini gerilettiğini savunmaktadır. Duyusal yaşantıların azalması organizmanın hücre kümesi ve ardışık safha geliştirme kapasitesini sınırlandırmaktadır. Bu kapasitenin sınırlı olması demek tüm bilişsel etkinlikleri engelleyici bir durumdur. Daha basit bir söyleyişle bebeklik döneminin ne kadar az uyaran,oyun ve aktivite ile geçmesi demek ileride öğrenmede karşılaşılabilecek problemlerin o ölçüde büyük olması demektir.

Yapılan araştırmalar, uyarıcı yokluğunun nesne ve olayların temsilcisi hücre ağlarının gelişimini ve bireyin normal fonksiyonlarını yürütmesini engellediğini göstermiştir. Zenginleştirilmiş çevrede ise hücre ağlarının daha fazla oluştuğu görülmüştür.

Zenginleştirilmiş Çevre

Uyarıcı yoksunluğu bireyin bilişsel gelişimini olumsuz yönde etkiler demiştik. O zaman diyebiliriz ki uyaranlarla zenginleştirilmiş bir çevrenin ise, organizmanın gerek bilişsel ve duygusal gelişimi gerekse tüm kişilik gelişimini olumlu yönde etkilemesi beklenir.

Hebb ve daha sonra Rosenweig ve arkadaşlarının yaptığı çalışmalar yukarıdaki beklentimizi desteklemektedir ve doğrulamaktadır. Yani uyaran bakımından zenginleştirilmiş bir çevre organizmanın öğrenme, özellikle de problem çözme yeteneğini geliştirmektedir.

Elde edilen bu sonuçlarHebb'in daha önce hücre kümeleri ve safha ile ilgili yapmış olduğu çalışmalarını da destekler niteliktedir. Yani, uyaran açısından zengin olan bir çevre, organizmaya daha büyük bir duyusal çeşitlilik sağlamaktadır. Bu duyusal çeşitlilik ise, organizmanın daha fazla hücre kümeleri ve daha karmaşık ardışık safha oluşturmasına yardım etmektedir. Organizma bu sinirsel devreleri oluşturduktan sonra, yeni öğrenmelerimizde, bu devrelerden büyük ölçüde faydalanmaktadır. Bu nedenle Hebb'e göre, bilişsel gelişim için zengin uyarıcı bir çevre-ortam düzenlemenin önemi büyüktür. Çocuk ilk yaşlarında ne kadar karmaşık, zengin uyarıcı çevre içinde yetişirse, ileride problem çözme yeteneği o derece iyi olmaktadır.

Ancak uyaran zenginliğinin çok olması daha iyi zihinsel fonksiyon anlamına gelmemelidir. En iyi fonksiyon her çocuğa özel anlamlı-amaçlı ve doğru bir duyusal aktivite ile ortaya çıkar. Ergoterapi seanslarında Ergoterapist çocuk için en uygun olan duyusal uyaranları belirleyerek tedavi programını ona göre şekillendirir.

Çocukların Gelişim Sürecinde Zenginleştirilmiş Çevrenin Önemine Bakacak Olursak ;

Çocukların gelişim sürecinde fiziksel, bilişsel, psikososyal, duyusal gelişimleri devam ederken aynı zamanda içinde bulundukları çevre ile etkileşmeleri sonucu sürekli öğrenmektedirler. Gelişim ve öğrenme birbirinden asla ayrılamayacak iki kavramdır.Her ikisinin de tam anlamıyla düzgün bir şekilde gerçekleşebilmesi için, çocukların doğru sosyal çevreye ve zengin ve doğru çevresel uyaranlara maruz kalması gereklidir. Hatta bazı gelişim bozukluklarının etkilerinin azaltılması ya da giderilebilmesi için çevresel uyaranların zenginleştirilmesi ve düzenlenmesi ön koşuldur.

Çocuklar gelişimlerini ve bu gelişim sürecini sağlıklı bir şekilde tamamlayabilmeleri, gerekli uyaranlara doğru zamanda karşılaşmalarına bağlıdır. Bu koşul doğru bir şekilde yerine gelemez ise, çocuğun kritik dönemi geçilmiş olacak ve çocuğun kritik yaşında doğru çevresel uyarıcılarla karşılaşılmadığında ise işlevsel bir gelişim gerçekleşmeyecektir. Çocukla birlikte gelişmekte olan beyinin de belli düzenlemeleri yapmak için bu uyaranlara ihtiyacı vardır. Bu yüzden çocuk, gelişiminin hangi evresinde olursa olsun içinde bulunduğu dönemi sağlıklı bir şekilde tamamlayabilmesi gerekir.Bunun için her çocuk için anlamlı-amaçlı ve doğru bir şekilde belirlenen zenginleştirilmiş bir çevrede bulunmalıdır.

Çocukların zenginleştirilmiş bir çevrede gelişimlerini devam ettirmeleri için onlara zengin uyarıcı bir çevre oluşturmak oldukça önemlidir. Bu yüzden okul ve öğrenme ortamının zenginleştirilmiş çevre prensibi dikkate alınarak oluşturulması hayati bir önem taşır.

Ergoterapist Enes TUĞRUL       


































loading...






























Reklam Alanı

4 Mayıs 2018 Cuma

Ergoterapist Enes TUĞRUL ; Dikkat Eksikliği ve Hiparaktivite Bozukluğu

Ergoterapist Enes TUĞRUL ; Dikkat Eksikliği ve Hiparaktivite Bozukluğu

Ergoterapist Enes TUĞRUL Yazıları,


Ergoterapist Enes TUĞRUL / Anamur Manşet Köşe Yazarı ;
DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPARAKTİVİTE BOZUKLUĞU.

“Dikkat eksikliği nedir?” sorusunun bilimsel olarak karşılığını tam olarak bilmeden “çocuğumda dikkat eksikliği var” diyen ailelerimize rastlıyor olmak üzücü. Çocuğunuz için veya kendiniz için tahmin üzerine çocuğunuza “hiperaktif” teşhisi koymak doğru değildir!

Aşırı hareketli olma, dikkat ve konsantrasyonda bozulma, dürtüsellikşeklinde açığa çıkan psikiyatrik sorunlardan biridir. Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu(DEHB), kişiyi ömür boyu takip edebilecek bir bozukluktur. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu çocuğun yaşamı boyunca yaşam kalitesini etkileyebilecek büyüklükte bir problemdir. Özgül öğrenme güçlüğü olarak bilinen 3 ana güçlük; disleksi, diskalkuli ve disrafi genellikle dikkat eksikliği ile birlikte gözlemlenir.

Dikkat Eksikliği Belirtileri;

  •  Önemsiz olan uyaranlardan etkilenip asıl yapmış olduğu işten kopmak

  • Süreklihatalar,yanlışlar yapmak ve dalgınlık şeklinde gözlemlenen sakarlıklar yapmak

  •  Dikkat ve konstanstrasyon gerektiren oyun veya aktivitelerde başarısız olmak

  • Oyun ve işler arasında hızlı geçişler yapmak; biri bitmeden başka bir diğerine atlamak

  • Herhangi bir konuşma sırasında karşıdakini adeta duymamak, anlatılanları akılda tutamamak

  • Unutkanlık

  •  Görev ve sorumlulukları sürekli ertelemek

Hiperaktivite Belirtileri

  •  Aşırı hareketlilik, oturduğu yerde duramama.

  • Aşırı konuşma

  • Mobilyalara veya tırmanma amacı taşımayan nesnelere tırmanma

Kısaca sizlere Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğuna yukarıda kısaca değinmek istedim. İsterseniz şimdi Ergoterapistler olarak biz DEHB’na nasıl bakıyoruz ve hangi çocuklarımız Ergoterapiye ihtiyaç duyar bunlara bakalım;


İnsanlar duyuları aracılığıyla vücutlarından ve çevrelerinden gelen uyarı alırlar ve bu süreç her daim hiç durmadan devam eder.Uyaranların duyu organlarımız tarafından alınıp beyne iletilmesi sürecine duyu süreci denir. Bu bilgilerin merkezi sinir sistemimiz tarafından alınıp bu bilgilerin organize edilip,anlamlıbir hale getirilmesi sürecine ise algı süreci denir. Davranışlarımız tipik olarak amaca yöneliktir ve bu davranışları ortaya koyabilmek için iç ve dış uyaranlara ihtiyacımız vardır. Uyaran gereksinimlerimiz ne kadar doğru ve düzgün bir şekilde karşılanıyor ise çevreye de o kadar düzgün bir şekilde uyum sağlarız. Bu nedenle duyusal sistemimiz duygularımız,öğrenimimiz,davranışlarımız ve günlük yaşam becerilerimiz için temel niteliğindedir.































loading...
































22 Nisan 2018 Pazar

Ergoterapist Enes TUĞRUL ; Çocuklarda “W” Oturuşu Nedir ?

Ergoterapist Enes TUĞRUL ; Çocuklarda “W” Oturuşu Nedir ?

Ergoterapist Enes TUĞRUL Yazıları, YAZARLAR,

Ergoterapist Enes TUĞRUL Yazıları, YAZARLAR,


Ergoterapist  Enes TUĞRUL / Anamur Manşet Köşe Yazarı ; Çocuklarda “W” oturuşu nedir ?

Çocuklarımızın oturma şekilleri onların ayakta duruşları ile kaslarını dengeli ve koordineli bir şekilde kullanabilmelerine etki eder. Bebeklik çağında sürünmeden emeklemeye geçiş aşamasında dizleri üzerindeyken bu oturuş şeklini yapabilirler ancak bebek yürümeye başladığı zaman bu oturma şekli kullanılmamalıdır. Yürümeye başladıktan sonra W oturuş pozisyonunda oturmaya devam eden çocuklarda zayıf kas tonusu veya aşırı hareketli eklemler görülebilir.
Birçok ebeveyn “W” oturuş pozisyonunun doğru olmadığını duymuştur. Ancak ebeveynler “W” oturuş pozisyonunu neden düzeltmeleri gerektiğini tam olarak bilmiyorlar. Gelin birlikte W oturuş pozisyonunun zararlarına bir göz atalım;

  • Çocuğun kalça kısmında ki ve bacak kısmında ki kaslarının kısa ve gergin olmasına sebep olur. Bu durum çocuğun denge ve koordinasyonunu, kaba motor becerilerini negatif yönde etkiler.
  • W oturuş pozisyonunu çocuğun gövde kaslarının düzgün gelişimini engeller.
  • W oturuş pozisyonunda oturan çocuk üst bedeninde rotasyon becerisini kullanamaz. Bu durum çocuğun iki elini de birlikte kullandığı aktivitelerde, bir eli ile ters tarafından bir nesne(oyuncak) alması gerektiği durumlarda zorluk yaşamasına neden olur ve ilerleyen yaşlarda çocuğun el becerilerinde, masa başı aktivitelerde zorluk çekmesine neden olabilir.
  • W oturuş pozisyonu çocuğun baskın elini seçmesinde gecikmeye neden olur. 
  • W oturuş pozisyonunda çocuğun gelişimi için önemli bir unsur olan ağırlık aktarma, ağırlık kaydırma, gövde rotasyonlarını pek kullanmayacaktır.
Ayrıca çocuklarımız doğduğu zaman kalça kemiği yoktur ve femur dediğimiz uyluk kemiğinin yuvarlak kısmı(başı) kalçada daha sonra yuva olacak sığ çöküntüye dayalı bir biçimde durur. Çocuğumuz 12 aylık olana kadar bu yuva şeklini almaz.Bu yuva femurun kalça kemiği üzerindeki hareketi ile oluşur. Bu işlem gelişimin ilk yılında olur. Uzun süre W oturuş pozisyonunda oturmak bu yuvada daha sonradan hareket problemine neden olur.

✏️Eğer çoçuğunuzun W oturuş pozisyonunda oturduğunu tercih ettiğini fark ettiğiniz zaman “Öyle Oturma” demek yerine

  • Bağdaş kurmak şeklinde oturmak
  • Ayakları düz uzatarak oturma
  • Yan Oturma
  • Küçük bir tabureye oturma gibi alternatif pozisyonları uygulayın...

Ergoterapist  
Enes TUĞRUL





























loading...
































17 Nisan 2018 Salı

Ergoterapist Enes Tuğrul ; ERGOTERAPİ NEDİR ?

Ergoterapist Enes Tuğrul ; ERGOTERAPİ NEDİR ?


Ergoterapist Enes TUĞRUL Yazıları, YAZARLAR,

Ergoterapist Enes TUĞRUL Yazıları, YAZARLAR,



ERGOTERAPİ NEDİR ?


Ergoterapi anlamlı ve amaçlı aktivitelerle sağlığı ve refahı artıran kişi merkezli bir sağlık mesleğidir. 
(World FederationOccupationalTherapy – WFOT) 

Ergoterapist;

  • Geriatrik, onkolojik, mesleki, pediatrik ve az gören rehabilitasyonunda, duyu bütünleme konusunda ve daha bir çok alanda çalışabilmektedir. 
  • Bu alanlarda, yaşlılardan yeni doğanlara tüm yaş ve tanı gruplarından kişiler ergoterapistlerin hedef gruplarını oluşturabilir. 



Pediatride Ergoterapi’ye bakacak olursak en önemli amacı, çocuğun günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığını sağlamak ya da artırmak, rollerini yerine getirmesini sağlamak ve bu yolla toplumsal katılımını gerçekleştirmektir.

Ergoterapistler bire bir kişilerle, gruplarla veya topluluklarla iş birliği içinde çalışmak için gerekli bilgi, beceri ve davranışlarla donatılan tıbbi, sosyal, davranışsal, psikososyal ve ergoterapi bilimi alanında geniş bir eğitime sahiptir.


NEDEN ERGOTERAPİ?


Çocuğun günlük yaşamdaki rolü diğer çocuklarla oynamak ve etkileşimde bulunmaktır. Ergoterapist bir çocuğun şu an ki oyun, okul ve günlük yaşam aktiviteleri hakkındaki becerilerini değerlendirir ve onları yaş gruplarına göre gelişimsel olarak uygun olanlarla karşılaştırır ve çocuğun güçlü yanlarını da kullanarak problem alanlarına yönelik tedavi programını uygular.


PEDİATRİDE ERGOTERAPİ NE YAPAR?

Duyu Bütünleme

Zayıf el yazısı becerileri

Dikkat ve Odaklanma Eğitimi

Motor Koordinasyon Eğitimi

Kaba-ince motor beceri gelişimi

Denge eğitimi

Kognitif Rehabilitasyon

Görsel algılama becerileri

Oyun becerileri

Motor beceriler

Praksis(Motor Planlama)Eğitimi

Sosyal Beceri Eğitimi

Bilateral Motor Koordinasyon

Vücut imajı eğitimi

Problem çözme becerilerinin geliştirilmesi

İletişim becerilerinin geliştirilmesi

Normal gelişim becerilerini kazanma

Günlük Yaşam Aktivitelerinde bağımsız hareket etme becerileri kazanmaları

Duruş ve hareketle ilgili bozuklukları en aza indirme

Düzgün duruş ve hareket için duyu-algı-bilişsel motor bütünlüğü sağlamaları

Vücudunu koordineli kullanma

Araç,gereç ve ekipman kullanma becerilerini geliştirme

Self Regülasyon(Kendini ortama göre ayarlama becerisi,bedenkontolü)

Ocular Motor Sistem(Visüeltracking,visüelperception,okumahızı,derinlik algısı)

Executive fonksiyonlar(yürütücü işlevsellik)

Visüelspatialperception(mesafeleri ayarlayabilme yeteneği)

Pediatrik Ergoterapi kapsamında Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Öğrenme Güçlükleri, Üstün Yetenekli Çocuklar, Yazı Yazma ve İnce Motor Beceri Sorunları, Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu, Otizm, SerebralPalsi, Mental Motor Reterdasyon, Çeşitli Genetik Bozukluklar gibi nörogelişimsel problemleri olan tüm çocuklar standardize testler ile değerlendirilmekte, ev programı verilerek belli aralıklarla takip edilmekte ve çocuğun durumuna göre haftalık seanslarla Ergoterapi programına alınmaktadır.

Pediatrik Ergoterapi’de her çocuğa özel kişi merkezli bütüncül yaklaşımlar uygulanmaktadır:

Çocuklarda tipik gelişimi engelleyebilecek duyusal, kognitif (bilişsel), fiziksel ve psikososyal faktörler standardize testler ile değerlendirilir. Duyu Bütünleme, postür, denge, ince motor beceriler, manipülatif beceriler, günlük yaşam becerileri, görsel motor kontrol,praksis, oyun becerileri, sağ-sol ayrımı, orta hattı çaprazlama, oküler-motor kontrol, görsel uzaysal algılama, dikkat, hafıza, oryantasyon, planlama, yazı yazma eğitimi gibi akademik becerileri de içeren kognitif algısal becerilerin kazandırılması veya geliştirilmesi ile toplumsal entegrasyonları sağlanmaktadır.

Çocuğun kendine bakım, okul, oyun, serbest zaman aktivitelerine yönelik günlük yaşam becerileri geliştirilerek toplumsal rolünü yerine getirmesi hedeflenmektedir.

Çocuğun okul ortamı, oyun, serbest zaman ve etkileşimde bulunduğu tüm ortamlarda toplumsal katılımını sağlamak ve artırmak için fiziksel, çevresel, sosyal, kültürel ve kurumsal faktörler değerlendirilerek müdahale programı oluşturulur.

HANGİ ÇOCUKLARIMIZ ERGOTERAPİYE İHTİYAÇ DUYAR?
El Becerilerinin zayıflığı

Basketbol,futbol,masa tenisi oyunları oynarken zorlanma

Yazı yazma becerilerinin zayıflığı

Yazı yazarken uygun miktarda basınç kullanamama

Topu hedefe atmak için ne kadar kuvvet uygulayacağını bilememe

Hayvan severken,kapıyı kapatırken ne kadar kuvvet uygulayacağını bilememe

Sandalyede dik oturamamak ya da yazı yazarken başını dik tutamamak

Hareketli bir cismi takip edememe

Denge,postural ayarlamaları yaparken zorlanma

Vücudunun çift tarafının kullanılması,koordinasyonu gerektiren aktiviteleri yapmakta gücük çekmek(pedal çevirmek,yüzmek,düğüm atmak)

Kalem ya da makas gibi aletleri pozisyonlamada problem

Elbiselerin tersini düzünü bilememe

Bir bardağı dökmeden tutamamak

Karışık tezgah üzerindeki bir yerden istenen nesneyi bulamamak

Çekmece içerisinden aranan giysiyi bulamamak

Baş ve göz hareketlerinin uyumlu olmaması

Vücudunun her iki tarafını uyumlu kullanamaması

Vücut imajı-şeması problemi

Arkadaş uyum problemi ,kendi yaşıtlarıyla anlaşamamak

Yaşıtlarına uygun beceri gösterememek

Sorumluluklarını yerine getirememek

Kirli olmaktan rahatsızlık duymamak

Kişisel temizliğini tam yapmamak-söylemeden yapmamak

Odası dağınık şekilde bırakmak

Sıralı işlerde bir işi sırasına göre yapamamak(praksis becerileri)

Kurallı işleri yerine getirirken zorluk

Bir işi uzun süre sürdürememek ,bir işten sıkılıp hemen başka birisine geçmek

Dikkatini toplayamamak

Poşet ve ayakkabı bağlayamamak

Yaşıtlarına göre hareketlerde yavaşlık

Karmaşık komutları anlayamamak

Sabah ya da yatma zamanı rutinleri gibi günlük yaşam aktivitelerini planlama,organizeetme,sıralama ve bitirmede zorluk

Sağ sol ayrımı problemleri

Göz kontağı kurmakta veya gözleriyle takip etmekte zorluk

Görsel uyaranlardan kolayca dikkatinin dağılması

Yemeklerin koku, doku ve tadlarına savunucu reaksiyon

Bazı dokudaki elbiselerden rahatsız olma

Seslerden kolayca dikkati dağılır, seslere aşırı duyarlılık

Günlük yaşamdaki beceriler ile ilgili problemler. Örneğin, elbiseleri giyinme veya kaşık-çatal kullanma

Sürekli başkalarına çarpma veya itme

Nesneleri çok gevşek tutmak ya da gereğinden fazla kuvvet kullanmak

Sıklıkla bir şeyleri dökmek veya kırmak

Yiyecek olmayan nesneleri ağzına atmak, çiğnemek































loading...






























Ergoterapist Enes TUĞRUL Köşe Yazılarıyla Sitemizde

Ergoterapist Enes TUĞRUL Köşe Yazılarıyla Sitemizde




Özcan GÜNGER / Anamur Manşet ; Anamurlu hemşerimiz Ergoterapist  Enes TUĞRUL Köşe Yazılarıyla Sitemizde.



Öğrenme Güçlüğü, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu, Otizm, SerebralPalsy,Az Gören, Riskli Bebekler, Normal Gelişim ve diğer Nörogelişimsel Bozukluklar ile çalışma yapan Tugrul Hacettepe Üniversitesini mezunu,İstanbul'da Prof.Dr.Burak TATLI Çocuk Nöroloji kliniğinde görev yapmakta.

Pediatrik alanda uzmanlaşma sağlan Ergoterapist TUĞRUL sitemizdeki köşe yazılarıyla doğup büyüdüğü şehrin ebeveynlerini bilgilendirmeyi amaçlıyor.





Ergoterapist  Enes TUĞRUL Kimdir ?



1994 yılında Mersin'in Anamur ilçesinde doğdu. İlkokul ve lise eğitimimi Mersin’de tamamladıktan sonra Hacettepe Üniversitesini kazanarak Ankara’ya geldi. Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri ve uygulama ünitelerinde aldığı klinik eğitimlerin yanı sıra ek olarak yaptığı gönüllü çalışmalar ve stajlar ile elde ettiği teorik bilgileri ve deneyimleri daha fazla geliştirme fırsatım oldu. Aynı zamanda Ergoterapi Derneği Gençlik Komisyonu olarak bir çok kongre,mesleki gelişim ve mesleki çalışmalara imza atarak kendini geliştirme fırsatı oldu. Uluslararası ‘Ergoterapi ve Rehabilitasyon’ Kapanış Kongresinde sözel sunum yaparak güzel bir deneyim elde etti. 4.sınıfta ilk iş deneyimimde Ankara Otizm Vakfı’nda hafta sonları otizmli çocuklar ile çalıştı Hacettepe Üniversitesi Ergoterapi Bölümü’nden şeref öğrencisi olarak mezun oldu. Mezun olduktan sonra İstanbul’da Prof.Dr.BurakTATLI Çocuk Nöroloji Kliniğinde çalışmaya başladı. Bu klinikte Öğrenme Güçlüğü, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu, Otizm, SerebralPalsy,Az Gören, Riskli Bebekler, Normal Gelişim ve diğer Nörogelişimsel Bozukluklar ile ilgili çalışmalar yaptı. 2017 Kasım tarihinde Duyu Bütünlemeyi geliştiren Dr.Ayres’in öğrencileri Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden Dr.Zoe ve ShayMcAtee’den CLASI AyresSensory Integration Ceritificate Program Module 2 ve 3(CLASI Ayres Duyu Bütünleme Sertifika Kursları)’nı başarıyla tamamladı. 2017 Aralık tarihinde International OccupationalHealthandSafetyCongress’indeUluslararası akademik camianın önünde ikinci kez sunum yaparak kendini geliştirme yolunda çalışmaları devam etti ve etmekte.

Nisan 2018 tarihi ile Antalya’da bölgeminin ilk Ergoterapi kliniğini açarak Antalya’da hizmet vermeye devam etmekte.Ayrıca Türkiye’nin en büyük sağlık platformu www.saglikhaberleri.com’da köşe yazarlığı yapmaya devam etmekte olup kendi blog’u http://cocugumuzunergoterapisti.blogspot.com.tr’de siz değerli ebeveynlerimizi bilgilendirmeye devam etmekte.




E-mail: eneshcttpgmail.com

Instagram: https://www.instagram.com/enestgrl/

Facebook:https://www.facebook.com/pediatrikergoterapi/




Kulüpler Ve Dernekler:

Ergoterapi Derneği Gençlik Komisyonu Başkan Yardımcılığı



Hacettepe Üniversitesi Toplumsal Katılımda Yaratıcılık Topluluğu





























loading...