Mesut Güven Köşesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mesut Güven Köşesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2017 Pazartesi

Bu Özel Öğretmenlerimiz Örnek Alınmalı

Bu Özel Öğretmenlerimiz Örnek Alınmalı

YAZARLAR, Mesut Güven Köşesi, Anamur, Anamur Haber, Anamur Haberleri, Anamur Son Dakika,

Mesut Güven / Anamur Manşet Köşe Yazarı ; Anamur Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bünyesindeki Özel Eğitim Sınıflarının çok başarılı gördüğüm eğitimini, sizlere tanıtabilmek için sınıflarına girdim. Öğretmenlik mesleğinin özveri ve sevgi mesleği olduğunu yeniden anladım.

Gördüm ki; özel eğitim alması gereken öğrencilerimiz emin ellerde. Onları ve mesleklerini çok seven, çocuklarından daha fazla ilgiyi, o özel öğrencilere gösteren öğretmenleri tanımanın huzurunu yaşıyorum.

Öğretmenlerimiz; Nihat Ersoy, Ayşe Şakacı, Himmet Limon, Şulen Kumcu, Fatma Nuran Altıntaş, Sümeyye Dağıstan İşler, Medine Gülşah Tuğrul, onlara rahat çalışma ortamı sağlayan idarecileri İsa Çelebi, Songül Güven Sağlam, Kemal Akmeşe, Ersan Yıldız ve Okul Müdürleri İsa Çelebi ile birlikte huzurlu bir çalışma ortamını öğrencilerine yansıtmaktalar.

Öğrencilerini ‘’en iyi şekilde hayata hazırlamayı’’ amaç edinen öğretmenlerimiz; Onların kendi başlarına kaldıklarında, hayatta karşılaşacakları ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklarını, engelleri nasıl aşacaklarını, hayattan nasıl zevk alacaklarını, sosyal yaşamlarının nasıl daha iyi olacağı üzerine, eğitimlerini planlayıp, uygulamaktalar.

Bu maksatla; Okulda bir yaşam mutfağı kurulmuş. Öğrencilerimiz öğretmenlerinin gözetiminde, kahvaltılarını hazırlamakta, yemeklerini pişirmekte, bulaşıklarını makinesine koyup yıkamakta, kirlenen çamaşırlarını çamaşır makinesinde yıkamakta, temizliklerini kendileri yapmakta. Ayrıca, sera içerisinde sebze yetiştirme, ağaç dikme, araç temizleme, işleri planlanmış. Bu faaliyetlerin gerçekleşmesi için çalışmalara maddi manevi destek için, veliler (özellikle Ali Atakan, Adil Çevik) , Şehrin yardım sever esnafları, İşadamları da dahil edilmiştir.



Öğrencilerin sosyal faaliyetler için yetişmelerine drama öğretmeni Fatma Ülker, beden öğretmeni Gülşen Öz, müzik öğretmeni Kenan Kahvecioğlu özenle katkı vermektedir.



Ayrıca öğrencilerin olmak istedikleri meslekleri bir gün boyunca yaşamaları için, onlara olanak sağlanmakta, polis olacaklar emniyete, asker olacaklar askeriyeye, hemşire olacaklar hastaneye götürülmektedir. Bu gün de anasınıfı öğretmeni olmak isteyen öğrenci Seçil Öküzcü, Elma Şekeri Kreşine götürülmüş, sınıf öğretmeni Saadet Çetinsağ eşliğinde öğrencilere, öğretmenlik yapmıştır.



Çocuklarımız ilçe içerisinde, yaylalarda gezilmesi gereken her yere gezmeye götürülmüş, İlçe dışında Aynalı Göl Mağarası, Çanakkale, İzmir, Pamukkale, İstanbul, Antalya, Kapodokya gezilerine götürülmüş, yakında Ankara Anıtkabir gezileri planlanmıştır.



Bu faaliyetlerin gerçekleşmesine İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Anamur Kaymakamlığı büyük destekler sağlamış, öğretmenlerimizin çalışmaları, okulumuz, taktirler almıştır.



Bu büyük özverili çalışmaları gerçekleştiren okulumuza, öğretmenlerimize şükranlarımı sunar, destek olanları kutlar, kamuoyunun ve Milli Eğitim Bakanlığına kadar sıralı eğitim camiasının bilgilenmesini dilerim.






















Loading...







loading...






























8 Temmuz 2017 Cumartesi

Adalet Yürüyüşüne Destek İçin Anamur'dan Yollara Düştük.

Adalet Yürüyüşüne Destek İçin Anamur'dan Yollara Düştük.


Adalet Yürüyüşüne destek için yollara düştük.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun Ankara Güvenpark’tan başlattığı ‘Adalet Yürüyüşü’nün 22’nci gününe Anamur ve Silifke’den arkadaşlarımızla katıldık.

21 gündür ekranlarda izlerken, neden o yürüyenlerle değilim? Vicdani sıkıntısı yaşıyordum. Benim gibi düşünen arkadaşlarımla karar verip yollara düştük. 14 saatlik yorucu bir yolculuğun ardından Dilovası’ndaki toplanma merkezine ulaştık.

Kamp bölgesinde, gazete, karton üzerinde uyuyanların, rahat bir ortamda düzenli uyumadıkları her hallerinden belliydi. Ancak yeni güne dinç başlayıp yürüme istekleri apaçık ortadaydı. Sıraya girerek Belediyelerce hazırlanan paketlenmiş kahvaltı paketlerinden ve çay sırasından da çayımızı alarak, ilk gününden beri yürüyen arkadaşların bir grubunun yanına giderek oturduk. Amacım yaşadıklarını hissetme isteğimdi. Çoğunun ayakları su toplamış, patlamış ve artık yara bağlamıştı. Erkeklerin sakalları saçlarına karışmış, kadınlarımızın doğal bakımlılıkları kalmıştı. Kıyafetler emek terleriyle renk değiştirmiş, tuzlardan desenler oluşmuştu. Kadın ağırlıklı bir yürüyüş grubuyla karşılaşmaktan mutlu oldum. Herkesin gözlerinin içi ışıl-ışıl, önemli bir işin ucundan tutmanın mutluluğu okunuyordu.

Yürüyüşe destek veren Belediyelerin başarılarına değinmeliyim; Binlerce kişiye hizmet vermelerine rağmen, seyyar tuvaletler pırıl-pırıl. Yeterli erzak, su, limonata ve karpuz sıkıntısız dağıtılıyordu. Kamp yada geçici dinlenme alanları terk edilirken pırıl-pırıl temizleniyordu. Organize eden yöneticilerle, çalışanlarına teşekkürler ederiz.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun yakın korumalarının dışında, çevik kuvvet hem genel başkanı hem de yürüyüşe katılanları nazik ama disiplinli bir şekilde korumaktaydı. Ayrıca daha dışarıdaki hatta jandarmalar, gök yüzünde de polis helikopteri korteji hep takip etmekteydi. Polis özel seçilmiş nazik ve yaptığı işin öneminin farkındaydı, teşekkür ederiz.

Zaten fazla bir sıkıntılı durum da yok gibiydi. Yürüyüşe katılanların tamamı, ne için yürüdüklerinin farkında olan çok nazik insanlardı. Dışarıdan tek tük Rabia işaretli protestolar olsa da yürüyüştekiler kendi mücadelesinde sadece alkışla cevap vermekteydi. Ancak çok sayıda yürüyüşe katılmayanın dışarıdan, apartmanlardan, araçlardan alkışlarla destek olduklarını, bazılarının da bozkurt işareti ile destek verdiklerini gözledim.

Günlük basın açıklamasının ardından, Genel Başkan önde elli kişilik bir grup halinde, arkasındanda dört beş kilometrelik bir kortejle yürüyen her şehirden, aynı amaca kilitlenmiş insanlarımızı fotoğrafladım. Görme, işitme ve ortopedik
Engellilerle tekerlekli sandalyeliler engellerini unutmuş gibiydiler. Bazı rahatsızlananları toplayan parti otobüsünden gelen müzikler motivasyonu arttırırken, kortejin hızını ve ufak tefek sorunlarını düzenleyen parti milletvekilleri yürüyenlerin iki katı daha fazla enerji harcamaktaydı. İsim öne çıkarmadan partimin tüm milletvekillerini kutluyorum.

Söylerlerdi, yaşayarak bizzat tanık oldum. Genel Başkan Sayın Kılıçdaroğlu’nun hızına korumaları, diğer katılan bizler inanın yetişmekte zorlandık. Allah sağlığını korusun. Partimize, Ülkemize katkısını eksik etmesin.

Mesut Güven
CHP Parti Eğitmeni













loading...








Loading...



























Reklam Alanı
loading...

5 Haziran 2017 Pazartesi

Dünya Çevre Günü’nde Anamur’un Hali

Dünya Çevre Günü’nde Anamur’un Hali



Anamur, Anamur Ekspres, Anamur Haberleri, Anamur Haber, Anamur Haberci, Anamur Son Dakika, YAZARLAR, Mesut Güven Köşesi,

Mesut GÜVEN / Anamur Manşet ; 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Anamur’umuzun hali.

Bu günün çevre günü olması nedeniyle, kameramı elime alıp Anamur’umuzu gezip, çevreyi ne kadar kirletiyoruz gözlemlemek istedim. Durum vahimdi. Amacım çevre konusunda duyarlılığı arttırmak. Yetkililer niye temizlemiyor yada niye önlem almıyor dan çok, biz niye kirletiyoruz? Atmamamız gerektiğini niye bilmiyoruz? Toplumsal olarak niye duyarlı değiliz?

20 yıla yakın zamandır koca bir şehrin katı atıklarını, 1300 rakımlara taşıyarak çevremizi, sularımızı kendi ellerimizle kirletmekteyiz. Oysa Avrupa Birliğine iyi hazırlanmış bir proje ile biz suyumuzu kirletiyoruz desek, hibe yoluyla bile sorunu çözerdik. Ama kısır çekişmelerle sorunu çözmek yerine öteliyoruz.

Dragon çayının suyu bu mevsimde bile çok az akıyor. Acaba ırmak yataklarına canlıların neslinin yok olmaması için, haberimiz olmadan yapılan HES’ler ve Baraj yetkililerince yeterince su salınıyor mu?

Yeniden inşa edilen üç köyün kanalizasyon atıkları, yeterince arıtılmadan nasıl olurda denize akan Dragon çayına boşaltılır? Büyükşehir, hükümetçe usulüne uygun yapılmayan bu arıtma sistemini neden teslim alır? Basınımızın duyarlılığına rağmen toplumumuzdan neden ses çıkmaz? Anamur halkı daha evvel o ırmağın her noktasında piknik yapıp yüzerken, şimdi piknik için otuz kilometre mesafedeki Dibek mevkiine gitmek zorunda.

Hem Kaş Yaylasına dökülen çöpün suyu, hem de üç köyün kanalizasyonu ve hatta tarım alanlarının drenaj suları ile taşınan ilaç ve kimyasal atıkları denize taşınırken halkımız neden sessiz kalır, sorgulamaz? Tepki göstermez. Yukarıya çöp ve zehir dökerek aşağıdan suyunu içmek, denizine girmek toplumu nasıl rahatsız etmez?

Bu sorunların çözümünü, ilgililerin daha çok çalışmasında, duyarlılığında aramak eksik olur. Asıl çözüm çevre bilincinin aileden, okuldan başlayarak gelişmesi. Sorunların konuşulup, üzerine gidilmesi, kamuoyu yaratılması ile mümkündür.

Birleşmiş Milletler Örgütü 1972 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de 133 ülkenin katılımı ile düzenlediği zirvede, 5 Haziran tarihinin “Dünya Çevre Günü” olmasını oybirliği ile kabul etti. O tarihten bu yana çevre sorunlarına kamuoyunun dikkatini çekmek, halkın katılımını geliştirmek ve politik ilgiyi arttırmak üzere dünya genelinde çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.

Çoğu insandan kaynaklanan gerekçelerle ormanlar, tarım alanları, meralar, sulak alanlar, tahrip edilmekte, balık stokları azalmakta, Dünyanın ısınmasına neden olan gazlar atmosfere karışmaktadır. Bunların sonucunda da, türler doğal hızlarından bin kat daha hızlı bir şekilde yok olmaktadır.

Dünya üzerinde 5 ile 100 milyon arasında tür olduğu varsayılmaktadır. Günümüze kadar sadece 2 milyon türün keşfedildiği düşünülürse üzerinde yaşadığımız Gezegen ve diğer türler hakkındaki bilgilerimizin yetersiz olduğu ortaya çıkmaktadır. Bilinen 17.291 bitki ve hayvan türü azalarak nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya iken, biz insanlar yeni türleri keşfetmek yerine, var olan türleri yok etmekteyiz.

5 Haziran Dünya Çevre günü olan bu günden başlamak üzere, önce kendimizden başlayarak, çocuklarımızı, okullarda öğrencilerimizi ve toplumumuzu çevreye karşı daha duyarlı olması için eğitmeye mecburuz. Aynı gemideyiz ve yiyeceklerimiz, suyumuz, oksijenimiz hızla azalmakta. Sorun çaresiz hale gelmeden, Onkoloji hastaneleri çoğalmadan uyanmalı, duyarlı olmalıyız. 

















loading...








Loading...





























26 Nisan 2017 Çarşamba

Dünya Çevre Günü’nde Anamur’un Hali

Dünya Çevre Günü’nde Anamur’un Hali


Mesut GÜVEN / Anamur Manşet ; 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Anamur’umuzun hali.

Bu günün çevre günü olması nedeniyle, kameramı elime alıp Anamur’umuzu gezip, çevreyi ne kadar kirletiyoruz gözlemlemek istedim. Durum vahimdi. Amacım çevre konusunda duyarlılığı arttırmak. Yetkililer niye temizlemiyor yada niye önlem almıyor dan çok, biz niye kirletiyoruz? Atmamamız gerektiğini niye bilmiyoruz? Toplumsal olarak niye duyarlı değiliz?

20 yıla yakın zamandır koca bir şehrin katı atıklarını, 1300 rakımlara taşıyarak çevremizi, sularımızı kendi ellerimizle kirletmekteyiz. Oysa Avrupa Birliğine iyi hazırlanmış bir proje ile biz suyumuzu kirletiyoruz desek, hibe yoluyla bile sorunu çözerdik. Ama kısır çekişmelerle sorunu çözmek yerine öteliyoruz.

Dragon çayının suyu bu mevsimde bile çok az akıyor. Acaba ırmak yataklarına canlıların neslinin yok olmaması için, haberimiz olmadan yapılan HES’ler ve Baraj yetkililerince yeterince su salınıyor mu?

Yeniden inşa edilen üç köyün kanalizasyon atıkları, yeterince arıtılmadan nasıl olurda denize akan Dragon çayına boşaltılır? Büyükşehir, hükümetçe usulüne uygun yapılmayan bu arıtma sistemini neden teslim alır? Basınımızın duyarlılığına rağmen toplumumuzdan neden ses çıkmaz? Anamur halkı daha evvel o ırmağın her noktasında piknik yapıp yüzerken, şimdi piknik için otuz kilometre mesafedeki Dibek mevkiine gitmek zorunda.

Hem Kaş Yaylasına dökülen çöpün suyu, hem de üç köyün kanalizasyonu ve hatta tarım alanlarının drenaj suları ile taşınan ilaç ve kimyasal atıkları denize taşınırken halkımız neden sessiz kalır, sorgulamaz? Tepki göstermez. Yukarıya çöp ve zehir dökerek aşağıdan suyunu içmek, denizine girmek toplumu nasıl rahatsız etmez?

Bu sorunların çözümünü, ilgililerin daha çok çalışmasında, duyarlılığında aramak eksik olur. Asıl çözüm çevre bilincinin aileden, okuldan başlayarak gelişmesi. Sorunların konuşulup, üzerine gidilmesi, kamuoyu yaratılması ile mümkündür.

Birleşmiş Milletler Örgütü 1972 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de 133 ülkenin katılımı ile düzenlediği zirvede, 5 Haziran tarihinin “Dünya Çevre Günü” olmasını oybirliği ile kabul etti. O tarihten bu yana çevre sorunlarına kamuoyunun dikkatini çekmek, halkın katılımını geliştirmek ve politik ilgiyi arttırmak üzere dünya genelinde çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.

Çoğu insandan kaynaklanan gerekçelerle ormanlar, tarım alanları, meralar, sulak alanlar, tahrip edilmekte, balık stokları azalmakta, Dünyanın ısınmasına neden olan gazlar atmosfere karışmaktadır. Bunların sonucunda da, türler doğal hızlarından bin kat daha hızlı bir şekilde yok olmaktadır.

Dünya üzerinde 5 ile 100 milyon arasında tür olduğu varsayılmaktadır. Günümüze kadar sadece 2 milyon türün keşfedildiği düşünülürse üzerinde yaşadığımız Gezegen ve diğer türler hakkındaki bilgilerimizin yetersiz olduğu ortaya çıkmaktadır. Bilinen 17.291 bitki ve hayvan türü azalarak nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya iken, biz insanlar yeni türleri keşfetmek yerine, var olan türleri yok etmekteyiz.

5 Haziran Dünya Çevre günü olan bu günden başlamak üzere, önce kendimizden başlayarak, çocuklarımızı, okullarda öğrencilerimizi ve toplumumuzu çevreye karşı daha duyarlı olması için eğitmeye mecburuz. Aynı gemideyiz ve yiyeceklerimiz, suyumuz, oksijenimiz hızla azalmakta. Sorun çaresiz hale gelmeden, Onkoloji hastaneleri çoğalmadan uyanmalı, duyarlı olmalıyız. 














loading...








Loading...





























Reklam Alanı

9 Mart 2017 Perşembe

Özel Eğitim Sınıfları Çocuklarına Muhteşem Gezi

Özel Eğitim Sınıfları Çocuklarına Muhteşem Gezi

YAZARLAR, Mesut Güven Köşesi, Anamur, Anamur Haber, Anamur Son Dakika,


Anamur Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Özel Eğitim Sınıfları Öğrencileri için düzenlenen Aydıncık Aynalı Göl gezisi muhteşemdi.

8 Mart 2017 tarihinde sabah saat 8’de başlayan gezinin güzel geçeceği, otobüste başlayan eğlencelerden, danslardan belliydi. Güne Aydıncık da bir restaurantta kahvaltı yapılmasıyla başlandı. Kahvaltı da anlamıştım öğretmenlerin öğrencilere yoğun ilgisini. Her üç öğrenciye bir öğretmen bakmaktaydı. Onların varsa ilaçları, perhizleri, özel durumları, yakından ilgilenilmekte idi.

Kahvaltı sonrası rota Aynalı Göle çevrildi. Müdür muavini Songül Öğretmenime; ‘’Hoca hanım ben daha evvel O mağaraya gittim. Çocuklar o farklı nemli ortamdan etkilenmez mi? O kadar çok basamağı inip çıkabilirler mi? Yanlarında hiçbir veli yok, ya biri kayar düşerse?’’ Diye soruları çoğaltınca, ‘’O çocuklar ve aileleri öğretmenlerimize güvenirler. Öğretmenlerimizin ilgilerini bilirler. Biz bu çocuklarımızla daha evvelde İstanbul da yapılan Dünya Engelli Çocuklar Şenliğine katıldık. Yine İlçe Milli Eğitim Müdürümüz Aziz Dağıstan’ın da katıldığı Antalya Expo’ya, Kar Dünyasına, Akvaryuma gezmeye gittik. Şehir içinde gezmediğimiz turistik bölge, piknik alanı, yayla turları kalmadı. Önümüzdeki günler için de Kapadokya ve Çanakkale’ye gezi planlarımız var.’’ Deyince çocuklarımız, kendim ve aileleri adına çok mutlu oldum. Özel Çocuklarımız sosyal hayatın içindelerdi. Yaşama iyi hazırlanıyorlardı. Bu esnada aileleri hem bir nefes alıyorlar, hem de çocuklarının geleceğe hazırlanmasından mutlu oluyorlardı.

Mağarayı gezerken tüm endişelerimden arındım. Hem çocuklarımız becerikliydi. Hem de öğretmenleri çok ilgililerdi. Sağlıklı insanların bile gezmekte zorlandığı mağarayı, öğretmenlerimizin yoğun ilgileri ile sorunsuz tamamladık.

Acıkmıştık. Aydıncık Tabiat Parkında yine öğretmenlerimizin kendi elleri ile yapıp ikram ettikleri kavurmayı, pasta, börekleri yiyip, demledikleri çayı içtik. İp atladık, top oynadık, koştuk, eğlendik. Pikniğimizi yaptık.

Müdür yardımcımız Songül hocamla, A
yşe Öğretmenimizden özel çocuklarımız için planladıkları projeleri dinledim, mest oldum. ‘’Okulumuzda çocuklarımız için Doğal yaşam üniteleri oluşturacağız. Küçük bir sera yapacak, mutfak açacağız. Seralarda üretimler yapacaklar, mutfakta börekler açacaklar. Çamaşır, bulaşık makinesini çalıştırır, ütüsünü kendi yapar hale gelecekler, inşallah. İleride bu çocuklarımız kendi kendilerine yeter hale gelecekler, hatta bazı kolay meslek sahibi bile olacaklar’’ dediler. 




Gördüğüm, duyduğum güzellikler karşısında iyi ki bu geziye katılmışım dedim. Çocuklarımızın bu güzel eğitim ortamını sağlayan okul müdürümüz İsa Çelebi’ye, müdür yardımcımız Songül Sağlam’a, özveriyle eğitimlerini veren öğretmenlerimiz; Ayşe
Şakacı, Nihat Ersoy, Himmet Limon, Medine Tuğrul, Sümeyye Dağıstan İşler, Halide Rışvan,Hakan Baz, Fadime Limon’a ve her türlü desteği esirgemeyen İlçe Milli Eğitim Müdürü Aziz Dağıstan ile özveriyle ulaşım imkanı sağlayan Aziz Özen’e şahsım ve çocuklarımızın aileleri adına teşekkürler ediyoruz.



.


.
Loading...



loading...

25 Şubat 2017 Cumartesi

Mesut Güven Yurtsuz Kalmadan Birbirimizi Anlayalım

Mesut Güven Yurtsuz Kalmadan Birbirimizi Anlayalım

Mesut Güven Köşesi, YAZARLAR, Anamur, Anamur Haber, Anamur Son Dakika,


Yurtsuz kalmadan birbirimizi anlayalım.

Ülkemizde çöp toplayarak hayatını kazanmaya çalışan bir Suriyelinin bir TV kanalında yaptığı tespit, izleyenleri çok etkilemiş olmalı. Zira benim beynime çivi çakılmış gibi oldu. Hep resmin santimetrekarelik küçücük parçasını görerek yorumluyor, tartışıyoruz. Oysa tamamını görebilsek daha akılcı davranacağız.


Suriyeli; ‘’çöplükte birleştik’’ diyordu.

Konuşmasında; ‘’Biz Suriye’de Şii’si, Sünni’si, Hıristiyan’ı, Kürdü, Arap’ı, birbirimize önyargılı yaklaşıyorduk. Birbirimizi beğenmiyor, sosyal medyada birbirimize ateş püskürüyorduk. Küfürleşiyor, kindarlaşıyor, birbirimizden uzaklaşıyorduk. Herkes çokbilmiş, en ahlaklı, en dindar, en namusluydu.

Şimdi durum değişti. Yurdumuzdan olduk. Türkiye’ye sığındık. Gaziantep çöplüklerinde birleştik. Çöp toplarken, çöpü paylaşırken artık kimse kimseyle tartışmıyor, kavgada etmiyoruz. Yurdumuzu kaybedip çöplüğe düşünce birleşmeyi öğrendik. Bilmem anlatabildim mi ?’’ diyordu.

Suriyeli konuşmasıyla; Bizlere, Türk Halkına mesaj verir gibiydi. Ben mesajı aldım ve çok etkilendim. Zira biz de hızla ayrışıyor, tartışıyor, bir birimizi beğenmiyor, kavgaya hazır gibiyiz. Emperyalist güçlerin daha evvel ki ayrıştırma çabalarını hatırlayınca daha da ürperdim. Daha evvel de suni sağcı-solcu, alevi-sünni kavgaları ile bir-birimizi öldürmemiş miydik.

Ne oldu da biz bu hale geldik. Kim bu nefret dilini körükledi. Neden ayrışıp, bir birimizi boğazlayacak hale geldik. Biz de daha önce Libya’da, Irak’ta, Suriye’de olduğu gibi Emperyalistlerin oyununa gelip ayrışırsak aynı duruma düşmeyecek miyiz? Aynı duruma düştüğümüzde biz nereye gideriz? Kim bizi besler? İnanın hiç kimse bizi kabul etmez.

Ne olur, öncelikle bizi yöneten sorumluluk sahibi iktidar mensupları, diğer tüm siyasiler ve bizler; kendi aramızda, sosyal medyada dilimizi yumuşatalım. Demokrasinin, hoşgörünün anlamını ve önemini kavrayalım. Memleketimizin, Özgürlüğümüzün değerini anlayıp, Yurtsuz kalabileceğimizi idrak edelim. Oyuna gelmeyelim.


Araştırmacı Yazar ; Mesut GÜVEN



.
Loading...
loading...

18 Haziran 2016 Cumartesi

Dünyanın sekizinci harikasını beraber gezelim mi ?

Dünyanın sekizinci harikasını beraber gezelim mi ?

Mesut Güven Köşesi, Anamur, Anamur Son Dakika,


Mesut GÜVEN / Anamur MANŞET ;
Yeryüzü cenneti, dünyanın sekizinci harikası gezisine, kalabalık çıkacağımız düşüncesiyle, gelin merkezi bir yerden başlayalım ki, Ülkemizin her tarafından katılacaklara kolaylık olsun.

Ankara’dan, Ülkemizin kurucusu Yüce Atatürk’ün ebedi istirahat yeri Anıtkabir’i gezerek başlayalım. Muhteşem, heyecanımız zirvede. Atatürk sevgisini, Yurttaşlık bilincini tazelemiş olarak seyahatimize başladık.

UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış ülkemizdeki 9 değerden biri olan Hititlerin ilk başkenti Hattuşa’nın bulunduğu Çorum’u gezmeden Amasya’ya geçmek olmaz elbet.

Amasya, 7 bin yıllık tarihi boyunca bilim adamları, sanatkarlar, şairler yetiştirmiş, şehzadelerin eğitim gördüğü bir şehirdir. Amasya’da gezilecek elbette çok yer var; Müzeler, camiler, medreseler, Amasya Kalesi, Kral Kaya Mezarları, doğal güzellikler, konaklar. Ancak, yolumuz uzun hepsini gezmeye haftalar yetmez. Ama biz bunlardan gezebildiklerimizi gezip, Yeşilırmak kenarında tarihi konakları izlerken çayımızı içip Tokat’a geçelim.

Tokat’a 35 km. mesafedeki Ballıca Köyü’nde bulunan dünyanın en uzun ikinci mağarası olan Ballıca Mağarasını gezerek, sarkıt ve dikitlerin sanatsal duruşlarını izlemeli, Mehpare Hatun Kervansarayı’nı gezip, Sulusokak Çarşı’sında Tokat kebabı yemeliyiz.

Daha sonra da; Niksar, Ünye, Fatsa, Perşembe üzerinden Ordu’ya varmalıyız. Ancak bu yolda seyahat ederken çok dikkat etmeli, yeşilin ton zenginliğini seyredeyim derken kaza yapmamalıyız.

Ordu da şehri tepeden seyretmek için teleferiğe binip Boztepe’ye çıkmalı, 1400 rakımda kahve içerek Ordu’yu seyretmeliyiz. Kahve içerken aynı zamanda gezinin gelecek güzergahını da planlamalıyız. Ya Orta Karadeniz’i önce gezmek için Samsun, Sinop yönüne gitmeli, ya da orayı sonraya bırakıp doğuya Trabzon’a yönelmeliyiz. Gelin biz önce Doğu Karadeniz’i gezmek için Trabzon’a gidelim.

Trabzon’da gezilecek çok güzel yerler var, hiç birini atlamamalı. Sümela Manastırı Maçka İlçesi’nde olup, M.S. 265-395 yılları arasında yapıldığı sanılmaktadır. Gidip-dönerken yeşile doyacak, tertemiz akan dereleri, taş köprüleri göreceğiz. Heyelan sonucu doğal olarak oluşan Uzungöl’ü ziyaret edecek, etrafında oksijen depolayacağız. 1250-1260 yılları arasında Kral I. Manuel tarafından kilise olarak yaptırılan günümüzde müze olarak kullanılan Ayasofya Müze’sini ve Bedesten Çarşısını gezmeden geçmeyelim. Çaykara İlçesi’nin güneybatısından 25 km.lik minibüs yolculuğu ile gidilen 2200 m. Yükseklikteki Sultan Murat Yaylası, ismini IV. Murat’dan alır. Şansımız olup sissiz bir an yakalayabilirsek dağın doğal güzelliklerini gözlemleyebileceğiz. Ama mutlaka yaylada bir gece geçirip ağustos da üşümeli, Atmaca Mustafa’nın esprili doğaçlamalarından nasibimizi almalıyız. Akçaabat’a uğrayıp köftesini mutlaka yemeliyiz. Dokuma tezgahları ile çay fabrikalarını gezmeli, dostlarımız için alış-veriş yapmalıyız.

Trabzon’a doyamasak da Rize’ye geçmeli. Fırtına vadisi içinde tertemiz, özgürce akıp giden, Fırtına Deresi üzerinde ki, Mikron ve Şenyuva Köprülerinde fotoğraflar çektirmeliyiz. Hamsiköy’de tesislerin birinde mıhlamanın üstüne keçi sütünden yapılan sütlaçtan yemeliyiz. Dünyaca ünlü Ayder Yaylası’na vardığımızda, büyük şelaleyi izlemeli, günü birlik olarak minibüslerle daha yükseklerde olan, doğası bozulmamış Kavrun Yaylası’na gitmeliyiz. Mutlaka Ayder’de konak şeklinde ağaçtan yapılmış Hemşin Evleri türündeki otellerin birinde yatmalı, akşam bir mekanda müzik dinlemeli, horon tepmeliyiz.

Artvin’e, Çayeli, Arhavi, Hopa, Borçka üzerinden ulaştığımızda; Göreceğiz ve anlayacağız ki, biz yeryüzü cennetindeyiz. Heybetli dağları, yemyeşil ormanları, 5 bin yıllık tarihi, şelaleleri, kanyonları, yaylaları, milli parkları mutlaka görmeliyiz. Özellikle de 1500 rakımdaki Karagölü mutlaka görmeli, teknolojiden uzak, doğal ortamın, yalnızca kuş sesinin tadını çıkarmalı, etrafında bir saat kadar dolaşarak kafamızı boşaltmalıyız. Eğer bir günlüğüne Gürcistan’ın Batum şehrine geçeceksek, Artvin’e varmadan Hopa’dan Sarp Sınır kapısından girmeliyiz.

Değerli doğa sever dostlar, çıktığımız doğa ve kültür gezimizden ben çok mutlu oldum. Arzu eder bizimle gezmeye devam ederseniz daha sonra Samsun, Sinop, Kastamonu, Bartın’ı da gezeceğiz. Şimdilik sağlıcakla kalın, doğayla kalın.

Mesut GÜVEN
Doğu Karadeniz Gezi Notlarımdan….














loading...