YAZARLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YAZARLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2019 Cumartesi

Anamur’da seçimi kim kazanır ?

Anamur’da seçimi kim kazanır ?

Anamur’da-secimi-kim-kazanir

Anamur’da seçimi kim kazanır ?

31 Mart 2019 Pazar günü yapılacak yerel seçimlere iki hafta kaldı. Bundan önceleri olduğu gibi çarşıda, pazarda, parkta, bahçede, cadde ve sokakta, bürolarda, çay ocaklarında rastladığımız herkes ile görüşüp, seçimin nabzını tutmaya çalışıyoruz.

Ortaya çıkan manzara şudur:

Cadde ve sokaklarda Anamur Belediye Başkan adaylarından İyi Partili Mehmet Türe’nin, CHP’li Durmuş Deniz’in ve MHP’li Cumhur İttifakı adayı Hidayet Kılınç’ın, Mersin Büyükşehir Belediye Başkan adayları Vahap Seçer, Hamit Tuna, Burhannetin Kocamaz ve Ayfer Yılmaz’ın afişlerine sıkça rastlıyoruz. Araç süslemelerinde Mehmet Türe–Kocamaz, Durmuş Deniz-Vahap Seçer ve Hidayet Kılınç- Hamit Tuna birbiriyle yarışıyor.

İyi Parti, Ak Parti, MHP, CHP, DP ve SP ilçe binaları çevresi bayraklarla donatılmış durumdadır. Adayların seçim çalışmasını yürüten ekipler, kent merkezinde, köylerde broşür dağıtıp, toplantılar düzenleyip, adaylarını anlatmaya çalışıyorlar. Akşamları yüz iki yüz araçtan oluşan araç konvoyları ile mahalle toplantıları yapıyorlar. Bu tür hareketlenmeler bazen çevreye rahatsızlıklar da verebiliyor.

Gördüğümüz kadarı ile Başkan Mehmet Türe, seçim çalışmalarında daha çok kendini ön plana çıkarıyor. Belediye araç, gereç ve personel gibi imkânlarını sonuna kadar kullanıyor. Kadrosunda bulunan çalışkan ve iyi bir ekip ile etkili bir reklam ve tanıtım faaliyetleri yürütülüyor.

Durmuş Deniz, Anamur’da CHP’nin çıkarabileceği en iyi adaylardan biri. CHP içindeki çeşitli grupların desteğini almış gözüküyor. Deniz Tarım olarak iyi bir geçmişe sahip. Çevresinde Anamur’un zengin iş adamları yer almasına rağmen reklam ve tanıtım faaliyetleri yetersiz gibi.



Hidayet Kılınç, MHP’nin ve Cumhur İttifakının ortak adayı. Gidip geldiği her ortamda büyük ilgi görüyor. Karizmatik bir kişiliğe sahip. İzlediği halk tipi politika nedeniyle her kesim tarafından tanınan ve bilinen bir isim. Geçmişte milletvekili olması, Ankara’yı yakından tanıması, bürokrasiyi iyi bilmesi, yerel ve genel iktidar gücünü arkasına alacak olması bir avantaj.

Peki, kim kazanır?

Geçmiş seçim sonuçlarına göre, Ak Parti ve Mhp’nin ortak oyları ile matematiksel olarak Hidayet Kılınç’ın kazanması lazım.

Başkan Türe, 10 yıllık başkanlık tecrübesi ile bütün partilerin tabanından oy alarak kazanacağını, ha keza Durmuş Deniz, Anamurlu, yerli bir aday olarak her kesimin desteğini alacağını umuyor.

Bitirelim.

Aslında Anamur seçiminde bütün hesap; her hangi bir partiye sempati duymayan tarafsız dediğimiz yaklaşık %15-25 arasındaki kitlenin desteğini alabilmekten geçiyor.

Haydi, kolay gelsin bakalım…





loading...

9 Ağustos 2018 Perşembe

Ergoterapist Enes TUĞRUL ; ERKEN MÜDAHALE

Ergoterapist Enes TUĞRUL ; ERKEN MÜDAHALE

Ergoterapist Enes TUĞRUL Yazıları, YAZARLAR,

Ergoterapist Enes TUĞRUL / Anamur Manşet Köşe Yazarı ; ERKEN MÜDAHALE 

İlk önce yine konumuza başlamadan önce ailelerimizin kafasında somut bilgiler oluşması için birkaç örnek vereceğim…

Bir tane çocuğum 33 aylık iken bana başvurdu. İlk başta çocuğumuzda bir şeylerin normal gitmediğini kreş öğretmenimiz fark ediyor. Çünkü diğer arkadaşlarıyla oyun oynarken bir uyum yok, oyunu uzun süre sürdüremiyor, sürekli kavga ediyor ve bir süre sonra tabi ki arkadaşları aralarına kabul etmiyor. Annede bu durumu fark ediyor ve araştırmalar sonucu Ergoterapi ile tanışıyorlar.

Bir başka çocuğumuz 27 aylık gelişim geriliği şüphesi ile gelişimsel pediatri uzmanı bana yönlendiriyor ve değerlendirme sonucu baktığımız zaman fiziksel ve duyusal olarak desteklenmesi gerektiği sonucuna ulaşılıyor.

Bir diğer çocuğumuzda 5 yaşında. Evde günlük yaşam aktivitelerinde problemler yaşıyordu.Ayakkabısını çorabını giymekte zorlanma,yolda yürürken sürekli takılıp düşme,merdivenden çıkarken ve inerken zorlanma vb

Şimdi gelelim konumuza;

Olumsuz bir gelişim gösterme riski olan ya da gelişimsel bir geriliği olduğu tespit edilen, özel gereksinimi bulunan, kreş-okul yaşındaki ya da daha küçük çocukların belirlenerek bu dezavantajları önleyici çalışmalar yapılması erken müdahale olarak tanımlanır (Karoly, Kilburn ve Cannon 2005).



Ülkemizde erken müdahale konusu, erken müdahale uygulamaları ya da erken müdahale programları henüz yeni bir kavram olmakla beraber son yıllarda önemi daha da anlaşılmış ve gelişmekte olan bir alandır. Erken tanı ve tedavinin tüm gruplarda olumlu sonuçlar verdiği aşikardır. Burada en önemli kısım doğru değerlendirmenin yapılmasıdır.

Erken müdahalenin amaçlarını şu şekilde özetleyebiliriz ;

• Anneye ihtiyaç duyduğu desteği sağlamak

• Aileyi gelişim alanları konusunda bilgilendirmek ve ilk yıllarda aile desteğinin önemi konusunda bilgilendirmek,

• Ailelerin anne babalık becerileri hakkında farkındalıklarının sağlanması ve geliştirilmesi

• Anne babalara çocuğun davranışlarını,,bizlere verdiği iletişim fırsatlarını yönetmek konusunda stratejiler öğretmek,

• Çevrenin olumsuz etkilerini en aza indirmektir.


Erken çocukluk diye tabir ettiğimiz dönemde bazı durumlarda problemin temel nedenini tespit etmek zordur.
Şunu unutmamak gerekir erken çocukluk döneminde uygulanan her program her çocuğa uygun olacak diye bir şey yoktur. Çünkü her çocuğun biricik ve özel olduğunu unutmamak gerekir.

Erken müdahale programı geliştirilirken çocuğa hangi alanlarda destek sağlanması gerektiğini doğru bir şekilde belirlemek, problemlerin temel nedeninin doğru bir şekilde belirlenmesi büyük önem taşımaktadır.

Erken Müdahale diye tabir ettiğimiz program çocuğun farklılıkları göz önüne alınarak uygulanmalıdır.

Eğer planlanan tedavi çocuğunuz için doğru değilse ve doğru şekilde uygulanmıyorsa hiçbir fayda görmeyeceksiniz.



Ergoterapistler olarak çocuğu, aileyi, çocuğun yaşam alanını vb. parametreleri değerlendirerek holistik bakış açısıyla yaklaşmamız en önemli özelliklerimizdendir.

Ergoterapistlerçocuğun yemek yeme alışkanlıklarını, uyku düzenini, gelişimsel sürecini, duyusal uyaranlara verdiği tepkileri, genel olarak mizacını, günlük yaşam aktiviteleri ve oyun becerilerini değerlendirerek çocuğun yaşama katılımını anlamlandırmaya çalışır.












loading...
































Reklam Alanı
loading...

25 Temmuz 2018 Çarşamba

Klinik Psikolog Arslan ;Sosyal Medya Psikolojimizi Ne Derece Etkiliyor

Klinik Psikolog Arslan ;Sosyal Medya Psikolojimizi Ne Derece Etkiliyor

YAZARLAR, Klinik Psikolog Murat Arslan'ın Kaleminden,


 Klinik Psikolog Murat Arslan / Anamur Manşet Köşe Yazarı ;Sosyal Medya Psikolojimizi Ne Derece Etkiliyor

SOSYAL MEDYA AĞLARI PSİKOLOJİMİZİ NE DERECE ETKİLİYOR ? 

Günümüzde sosyal medya ağları(facebook, twitter, instagramvb) çok yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. İnternetin gelişimiyle birlikte ortaya çıkan bu sosyal ağlar yaşamımızın bir parçası haline gelmiştir. Araştırmalara göre Dünya nüfusunun ortalama % 68`si sosyal ağlardan herhangi birini kullanmaktadır. Peki, bu sosyal ağları ne kadar doğru ve bilinçli kullanıyoruz? Her zaman insanların aklında şu düşünce vardır; teknolojinin verdiği imkânlardan yararlanmak iyidir. Toplumun çoğunluğundan bu düşünceyi duyabilirsiniz.Tabii ki iyidir ama teknolojiyi nerede nasıl ve ne amaçla kullandığımız` da önemlidir. Günlük yaşantımızda sosyal ağların bilinçsizce kullanımı içinden çıkılmaz bir hal almış durumda ve bu durum insanın psikolojik sağlığını ciddi derecede etkilemekte. Ayrıca sosyal medyada çok zaman harcayanlar diğer insanların kendisinden daha iyi bir hayatı olduğuna inanıyor ve tehlikeleri artırıyor. Gazete sayfalarında internetten tanıştı diye başlayan cinayet, tecavüz, şantaj haberlerini okuyoruz. Diğer yandan sosyal medya kullananların %60’nın amacı, diğer insanların ne yaptığını görmektir. Ergenler arasında da çok yaygın bir şekilde kullanılmakta ve hayatlarının bir parçası haline gelmiştir. Günlük hayatta ki kendi gözlemlerime göre modern insanların ve özellikle şehir merkezinde yaşayan insanların su ve yiyecekten sonra yaşam kaynağı olan sosyal ağlar, gençlerin kendi egolarını tatmin etme aracı olarak görülmektedir. Artık genç nesil aile içinden ve arkadaşlarından tamamıyla kendisini soyutlamış, duygularını ve düşüncelerini sosyal ağlar aracılığıyla duyurmaya çalışmaktadırlar. İnsanlar arasındaki günlük gerçek sohbetler, tartışmalar bitme aşamasına gelmiş artık bunlar sosyal ağlar üzerinden kuruntular ve içten olmayan düşünceler üzerine yapılmaktadır.

Bir başka ayrıntı ise sosyal medya dikizleme ve dedikodu kültürünü arttırmış durumda ve başkasıyla yüz yüze konuşurken söyleyemeyeceğiniz her şeyi orada rahatlıkla söyleyebiliyorsunuz. İnsan sosyal medya ortamında kendi benliğinin dışına çıkabiliyor ve orada başka bir kişiliğe bürünebiliyor. Bu da kişilik, davranış ve düşünce bozukluğunun ortaya çıkmasına sebep oluyor. Buradan yola çıkarak bağlantılı bir şekilde genç nesli farkında olmadan yalnızlığa itiyor ve depresyona girmesine neden oluyor. Ayrıca günümüzde internet üzerinden siber saldırılar ve tehditler artmış durumda, sınırsız. Siber saldırılarda virüs taşıyan mesajlar ve spam mesajlar yollanarak elektronik saldırı uygulanmaktadır. Örnek verecek olursak; Avustralya’nın Melbourne kentinde yaşayan 14 yaşındaki Türk kızı Şeniz Erkan, kendisine ait sosyal paylaşım sitelerindeki hesaplarına girerek tehdit ve saldırılarda bulunan “sanal zorbaların” baskısına dayanamayıp, intihar etti. Burada tamamen kişiyi aşağılamak, küçük düşürmek, onu zor durumda bırakmak için psikolojik bir saldırı uygulanır. Bu durum kurbanlarda ciddi psikolojik sorunlara yol açabilmekte ve yaşadıkları bu sorunlardan dolayı intihar edebilmektedirler. Çocukların ve gençlerin bu tür sanal saldırılara hedef olmasındaki en büyük etken onların gelişim sürecinde olmalarından dolayı, her türlü etkilenmeye açık olmalarıdır. Gençlerde ve çocuklarda yaygın olan öğrenme ve merak duygusu gerçek hayatta da sanal ortamda da kötü niyetli kişiler için bulunmaz bir fırsattır.

Peki, sosyal medya ağlarının hiç mi yararı yok? Sosyal medya ağlarını bağımlı hale gelmemek şartıyla arkadaşlık bağlarını sürdürme ve haberleşme için kullanmak yararlıdır. Doğru bilgi paylaşımı içinde sosyal ağlar önemlidir. Çünkü en hızlı paylaşım bu ağlar üzerinden yapılmakta ve yüzlerce insanın paylaşılan bilgiyi görmesine imkân sağlamaktadır. Yalnız şu gerçek var ki; sosyal medya yaşamımıza girdi. Kullanan sayısı gittikçe artıyor. Gelişimden uzak kalmak mümkün değil. Biz genç nesil olarak bugünü ve geleceği yakalamak için sosyal medya ağlarını öğrenmek, bilgilenmek ve doğru kullanmak zorundayız.

Klinik Psikolog 

Murat ARSLAN
































loading...





























Hüseyin ŞİNASİ ;Anamur’da Balık Çiftlikleri Çıkmazı

Hüseyin ŞİNASİ ;Anamur’da Balık Çiftlikleri Çıkmazı

YAZARLAR, Hüseyin Şinasi,

Hüseyin ŞİNASİ / Anamur Manşet Köşe Yazarı ;  Anamur’da balık çiftlikleri çıkmazı…

Mersin 321 km deniz kıyısına sahip önemli bir ilimizdir. 2008 yılında bazı şirketler Mersin deniz kıyılarında balık çiftlikleri kurmak istemiş, ancak halkın tepkisi, STK’ların yoğun protestoları, yerel mahkemelerin ve Danıştay’ın durdurma kararları sonucu projelerinden vazgeçmek zorunda kalmışlardı. Aradan geçen 10 sene sonra yine bazı şirketler bir kere daha balık çiftlikleri için harekete geçmiş, kuruluş için ön izin belgesini almış bulunuyorlar.

Şirketler, ellerindeki izin belgelerine göre çeşitli bölgelerde CED sürecine halkın katılımı toplantıları düzenliyor. Bu toplantılardan biri de 24 Temmuz Salı günü Anamur-Demirören’de (Melleç) yapılacak. Toplantıda katılımcılara proje hakkında bilgi verilecek, görüş ve önerilerini alacak. Bir anlamda halkın tepkisi ölçülmüş olacak. Ancak bu toplantılarda nasıl bir sonuç çıkarsa çıksın, son sözü söyleyecek olan, yine bürokratlar ve bakanlıklardır. Şirketler bu defa, işi şansa bırakmamış, kendilerine danışmanlık şirketleri bile bulmuşlardır.

Deniz kıyılarına kurulacak olan balık çiftlikleri, çevreye ve ekosisteme çok ciddi zararlar veriyor. Havuzlardaki balıkları beslemek için kullanılan GDO’lu ve yağlı besinler, denizleri kirletiyor. Çiftlikteki balıkların geride bıraktıkları dışkılar, hastalanmış balıklar deniz hayatının yok olmasına neden oluyor. Alglerin artmasına sebep olan dışkılar, sudaki oksijen oranını azaltıyor. Böylece deniz ölüyor.

Karadeniz’de 250 mt derinlikten sonra canlı hayatının bittiği anlatılıyor. Marmara Denizindeki kirliliğin boyutlarının nereye vardığı herkesçe biliniyor. Denizlerimizden ve akarsu ve göllerimizden ele edilen su ürünleri her geçen gün biraz daha azalıyor. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeyiz, balık ürünleri ithal etmek zorunda kalıyoruz. İlgili bakanlıklar daha kaliteli ve daha çok üretim için gerekli tedbirleri almak yerine, dışarıdan satın alma kolaycılığına gidiyor.

Anamur sahili yaz aylarında caretta carettaların yumurta bıraktıkları üreme alanlarına sahiptir. Caretta carettaların korunup kollanması işi bazı amatörlerce yapılmaya çalışılıyor. Ören’den Melleç Koyuna kadar olan bölümde nesli tükenmekte olan Akdeniz fokları barınıyor. İşin en önemli tezat tarafı Anamur-Melleç Koyu turizm sahası ilan edilmiştir.

Uzatmayacağım.

Görünen köy kılavuz istemez.

Anamur deniz kıyısından ne kadar uzağa yapılırsa yapılsın, balık çiftlikleri kurma düşüncesi yanlıştır.

Kim desteklerse desteklesin.

Kim sesini çıkarmazsa çıkarmasın.

Dün yanlıştı bugün de yanlıştır.































loading...

































Reklam Alanı

24 Temmuz 2018 Salı

Ergoterapist Enes Tuğrul; Ağlayarak İletişim Kuran Çocuk

Ergoterapist Enes Tuğrul; Ağlayarak İletişim Kuran Çocuk

Ergoterapist Enes TUĞRUL Yazıları, YAZARLAR,

Ergoterapist Enes Tuğrul / Anamur Manşet Köşe Yazarı ; Ağlayarak İletişim Kuran Çocuk...

Bugün ailelerimizin yanlışlar yaptığı bir konu hakkında konuşalım.

Nedir bu konu ?

Ağlayarak iletişim kuran çocuk

Çünkü bana başvuran ailelerimizin en şikayetçi olduğu konulardan birisi konumunda.

Bu durumu irdelemeye başladığım zaman aslında ebeveynlerimizin hatalı davranışlarından dolayı bu durum ortaya çıkabiliyor.

Bir seansımdan örnek verecek olursam;

3 yaşında bir çocuğum gelişim geriliği mevcut ve evde şu ana kadar çocuk tüm isteklerini ağlayarak belirtmiş ve çocuk ağladığı an her şey önüne geliyor ve bu çocukta artık alışkanlık haline gelmiş. İlk iki seansımda planladığım aktiviteyi ortak ilgi ve ortak hedef doğrultusunda yapabilmek için ağlama üzerine yoğun çalışmalar gerçekleştirdik.

Çocuğumuzun seans içerisinde tek yaptığı ağlamaktı. Bu durumu sorguladığım zaman evde çocuk ağladığı an çocuk ney istiyorsa ya da neyi seviyorsa direk önüne getiriyorlarmış tabi ki durum böyle olunca çocuk isteğini nasıl dile getiriyor ağlayarak.

Böyle bir durumda çocuğun aynı zamanda konuşma becerileri ve iletişim becerileri de negatif olarak etkileniyor.Çünkü çocuğa gün içinde iletişim fırsatları tanınmıyor ve öyle ki çocuğumuz konuşma becerileri ve iletişim becerileri olarak da yaşıtlarına göre daha geride seyrediyordu.

Şimdi bu durumu biraz konuşalım:

Bebekler konuşamadıklarından dolayı iki türde iletişim kurarlar. İlk olan ağlamadır.

İkinci olan ise el ve kol hareketleridir.

Bebeğimiz bize farklı ağlama şekilleriyle bizlere farklı mesajlar verir. Aile kısa zaman içerisinde bu mesajları doğru bir şekilde okumayı öğrenir ve iletişim kurmaya başlar. İlk başlarda bebekler ağladığı zaman gözyaşı oluşmuyor. Çünkü bebekte üzüntüye bağlı ağlama daha gelişmemiş oluyor.

Peki çocuğumuz konuşmaya başlayınca ney oluyor ?

Çocuk konuşmaya başladığı zaman ağlamayarak ‘iletişim kurma’ bitiyor veya azalıyor.

Çünkü çocuk, daha etkili bir iletişim şekli olan olan konuşmayı tercih ediyor, konuşmaya geçiş yapıyor

Ama işte maalesef bazı ailelerimizde çocuk konuşmaya başlamış olsa da ağlama bitmiyor.

Acaba bu durum neden kaynaklanıyor,ailelerimiz nerede hata yapıyorlar ?

Bazı ailelerde çocuk konuşarak kendisini ve duygularını konuşarak ifade edebilmesine rağmen, kendini dinletemiyor veya aile çocuğun duygularını kabul etmiyor. Çocuk da konuşarak iletişim kurmaya başladığı zaman, ailesinin onu anlamadığını tam tersi yargıladığını ve reddettiğini düşünüyor.

Peki bu durumda çocuk ne yapıyor?

Bebeklik döneminde kullandığı ve aslında çok işe yarayan ‘ağlama’ yöntemine geri geçiş yapıyor.

Çünkü ağlamak çok işe yarıyordu ve ağladığı durumlarda ebeveynleri onu anlamaya çalışmıştı ve istediğini yapmaya çalışmıştı.

Kısacası, konuşmaya başladığı zaman anlaşılmadığını düşünen veya duyguları reddedilen çocuklar, konuşma yerine ağlamayı tercih ediyor.

Aynı zamanda yukarıda bahsettiğimiz durumların hiçbirisi gerçekleşmemiş olsa bile çocuğun sözlü ifade becerisi gelişmemiş ise çocuk hâlâ ağlamayı kullanabiliyor.

Ayrıca çocuğun ağlamayı kullanmasının bir sebebi daha var.

Nedir bunlar bir bakalım

Dört çeşit aile türü vardır. Bu aile türlerinden biri de esnek ailedir.

Nedir bu esnek aile

Esnek aileler evde bir düzen sağlayamazlar.

Yani sınırlar tam olarak belli değildir.

Sınırlar tam olarak çizilmediği için çocuk her istediğini yaptıracağını düşünebiliyor.

Tüm bu konuştuklarımız sonucunda şunu söyleyebiliriz

Amacımız çocuk ağladığı zaman onun ağlamasını engellemek ya da azaltmak olmamalı, çocuğun kendisini ağlayarak ifade etme ihtiyacını ortadan kaldırmak olmalıdır.

































loading...
































20 Temmuz 2018 Cuma

Anamur’da Turizm ve Balık Çiftlikleri

Anamur’da Turizm ve Balık Çiftlikleri

YAZARLAR, Hüseyin Şinasi,

Hüseyin Şinasi / Anamur Manşet Köşe Yazarı ;
Anamur’da turizm ve balık çiftlikleri…

Ankara Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulu- Turizm Bölümü (Şimdiki adı Gazi Üniversitesi Ticaret ve Turizm Fakültesi) 1981-1982 yaz dönemi mezunuyum. Yüksek okul bitirme tezim “Anamur ve Çevresinde Turizm” idi. 1982-2005 arasında Ticaret Meslek Liselerinde Meslek Dersleri Öğretmeni olarak görev yaparken, branşımız olan turizm derslerini okuttuk. Anamur ve çevresinde turizm konusunda yazdığımız yazılar internet sitelerinde, kitap ve dergilerde yayımlandı.

Bu küçük hatırlatmadan sonra başlayabiliriz.

Anamur, Mersin iline bağlı, Türkiye’nin en güney ucunda, denizi, kumu, güneşi, tarihi eserleri ve sosyal, kültürel ve doğal zenginlikleri ile şirin bir ilçemizdir.

Ülkemizin en önemli turizm merkezleri, İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Muğla, Aydın, Ürgüp Göreme, Konya, Doğu Karadeniz, Adıyaman, Şanlıurfa, Hatay, şeklinde sıralanabilir.

Mersin’de Tarsus, Silifke, Erdemli, Mezitli, Gülnar, Mut, Anamur ve Bozyazı zengin turistik değerlere sahiptir. İyi değerlendirilebilirse Alanya, Side, Kemer, Fethiye, Marmaris, Bodrum, Kuşadası gibi bir turizm merkezi olmaya adaydır. Tarsus yakınlarındaki Kazan bölgesi turizm alanı ilan edilmiş, Kız Kalesi turistik bakımdan kendini ispat etmiş merkezlerdir. Silifke’de bu konuda olumlu gelişmeler vardır.

Anamur ve çevresinde günümüzde, 60’lı 70’li yıllardaki turistik hareketlilik yoktur. Ekonomik hayat ağırlıklı olarak tarımsal faaliyetlere yönelmiştir. Ancak Kültür ve Turizm Bakanlığının Demirören-Melleç Koyunu turizm sahası ilan etmesi, yerel yönetimlerin yaptığı çalışmalar turizmin gelişmesi bakımından umut vericidir. Bu kapsamda Anamur yakınlarındaki Köşekbükü Mağarası yeniden restore edilmiş, ulaşımı kolaylaştırılmıştır. Alanya-Gazipaşa, Anamur ve Bozyazı ilçelerinin ortak katkılarıyla Kaşpazarı Yaylasında, Mayıs ayı başında şenlikler düzenlenmektedir. Binlerce kişiyi ağırlayan bu bölge kış turizmi için uygun özelliklere sahiptir. Nitekim Mersin Büyükşehir Belediyesi uzun süren bir çalışma ile yollarını genişletmiş, düzenleme çalışmaları yapmıştır. Bakanlık tarafından buranın turizm alanı ilan edilmesi, çeşitli tesislerin yapılması kış sporları ve kayakçılar için yeni bir alternatif ortaya çıkaracaktır.

Anamur ve Bozyazı’da deniz turizmini tercih etmeyenler için yakın çevredeki yaylalar önemli bir turizm faaliyetidir. Yaz aylarında Kaş, Abanoz, Akpınar, Kozağacı, Elmakuzu, Ardıçlıtaş, Devrent, Kaşpazarı Yaylaları çok hareketli ve canlıdır.

Neden bu konuya girdik biliyor musunuz?

Anamur kıyılarında balık üretme çiftlikleri kurmak istiyorlar. Hem nereye yapıyorlar dersiniz, Demirören-Melleç Koyu yakınlarına. Hani Melleç’i siz turizm alanı ilan etmiştiniz. İşte şimdi olmadı. Yapmayın, denizi ve turizmi öldürmeyin.
































loading...































18 Temmuz 2018 Çarşamba

Mustafa Esmer Cengiz, Kabus Bitti Çocuklar

Mustafa Esmer Cengiz, Kabus Bitti Çocuklar

YAZARLAR, Mustafa Esmer Cengiz Kaleminden,

Mustafa Esmer Cengiz / Anamur Manşet Köşe Yazarı ; Kabus Bitti Çocuklar...

İyi hal yok, indirim yok,bindirim var üstelik.

Tamı tamına 183 yıl, 6 ay ceza. Az bile, insan öz kızlarına…

Ben utancımdan yazamazken, sen…

İdam dediğin ne ki, 
ölmeden mezara koyarlar adamı böyle. İyi oldu, helal olsun o hakimlere, savcılara. Aylardır davanın izini süren gönüllü avukatlara helal olsun.Semra Kabasakal'a Özüm Öz’e,Tülay Sevgi Can’a,Burcu Düzen’e,Emrah Çeliktaş’a. Davayı izlemek için ta İzmir’den kalkıp gelen UCİM başkanı Saadet Özkan öğretmene, yardımcısı Yücel Ceylan’a selam olsun. Toplumu bilgilendirmek adına gecesini gündüzüne katan gazeteci arkadaşlara selam olsun, Abidin Yağmur’a herkesten evvel. Gizli olmasına karşın bir yolunu bulup izlemiştim o duruşmalardan birini ben de, mağdurlarla konuşmuştum. Nasıl üzüldüğümü, insanlığımdan utandığımı yazmıştım da. Kararı Ankara dönüşü öğrenebildim bu sefer, nasıl sevindiğimi anlatamam. Son günlerde çoğaldıkça çoğalan, yayıldıkça yayılan, hatta olağanlaşan bu tür çirkinlikleri göze alan canilere ders olur inşallah, Süren davalarda mahkemelere emsal olur. 

Tamı tamına 183 yıl, 6 ay. Eden bulur, bulsun. Az bile. Allahın her günü diken üstünde oturan o yavrucaklar rahat bir nefes aldılar böylece, Annesi ,abisi rahatladılar bir nebze de olsa. Olanlara kahrolan duyarlı insanlar, sivil toplum örgütleri de öyle. Suçun cezasız kalmayacağını bilmek ve buna tanık olmak su serpti içimize. 

Eden bulur, bulsun. Ve bir daha böyle insanlık dışı davaları izlemek nasip olmasın bana, duymak, yazmak nasip olmasın...

Mustafa Esmer Cengiz






























loading...
































10 Temmuz 2018 Salı

Şinasi; Zaman Su Gibi Akıp Giderken

Şinasi; Zaman Su Gibi Akıp Giderken

YAZARLAR, Hüseyin Şinasi,


Hüseyin Şinasi / Anamur Manşet Köşe Yazarı ; Zaman su gibi akıp giderken…

Zaman, acılarıyla, sevinçleri, hüzünleriyle, mutlulukları, hayal kırıklıklarıyla su misali akıp gidiyor. Geçip giden zamanı, akıp giden suyu durduramazsın. Aslında geçip giden bir ömürdür.

Temmuz ayındayız. Hava sıcak. Anamur Saat Kulesinde öğle saatlerinde, sıcaklık 47 derece gösteriyor.

Anamur, coğrafi konum olarak Türkiye’nin en güney ucunda yer alıyor. Kıbrıs’a 75 km. uzaklıkta, Mersin ve Antalya il merkezlerine ulaşım D-400 sahil yolu ile yapılabiliyor. Anamur’a otobüs ile Antalya’dan, Mersin’den ve Konya’dan beş altı saatte ancak ulaşılabiliyor.

Anamur’un iklim özellikleri için ders kitaplarında, “yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır, der. Akdeniz Bölgesinin Orta Toroslar bölümü, Taşeli Platosunda yer alan Göksu nehri üzerinde yapımı tamamlanan Ermenek ve Gezende Barajları çevrenin iklim yapısını değiştirmiş, ekolojik dengeyi bozmuştur. Kıbrıs’a su götürmek amacıyla Anamur Kocaçay üzerinde yapılan Alaköprü Barajı nedeniyle çevrede yağış azalmış, kuraklık artmıştır.

Anamur ve Bozyazı Ovası muz seraları ile dolmuş, naylon denizi haline dönüşmüş, denge bozulmuş, sıcaklık artmıştır. Değişen ve bozulan ekolojik dengeler nedeniyle yükseklere ve yaylalara kar yağışı azalmış, sahil kesimde yağışın şekli, zamanı belirsizleşmiş, ne zaman ne olacağı bilinmez hale gelmiştir. Yeraltı ve yerüstü su kaynakları azalmış, hatta kurumuş, toprakta tuzlanma ve çölleşme başlamıştır.

Anamur, Bozyazı ve çevresinde ekonomik hayat, tarım, hayvancılık, ticarete dayanır. Yaş meyve sebze üretimi, muz ve çilek yetiştiriciliği olmazsa olmazlardandır. Örtü altında –Seralarda- muz üretimi artmaya devam ediyor.

Muz, çilek ve sebze üretimi için yol, su ve elektrik çok önemlidir. Yolu, suyu ve elektriği olmayan yerin ekonomik değeri azdır. Anamur ve Bozyazı Ovalarında bir dönüm tarla 150 bin, 200 bin liradan alıcı bulurken, kırsal alanlarda bu fiyat daha aşağılardadır.

Yerelde yol yapımı belediyelere, elektrik dağıtımı özel şirketlere, su DSİ’ye bırakılmıştır. Anamur ve Bozyazı’ya hizmet verecek kapalı devre sulama sistemi projesinde çalışmalar devam ediyor. Sistemin bir kısmının gelecek yıldan itibaren hizmete girmesi bekleniyor. Su kaynaklarının Devlet Su İşlerine devredilmesine bağlı olarak yerel sulama birlikleri de kapatılmış, personeli DSİ’ye geçmiştir.

Yazın sıcaktan, kışın soğuktan şikayet ediyoruz. Ancak güneş ve sıcak meyve ve sebzelerinin gelişmesi, yetişmesi, için gerekli. Muz sıcak ve nemli havayı sever. Çilekçiler için de kışın bir süre soğuk olması lazım.

Çilekçiler sezonu çoktan kapattı. Bu sene üretimden ve fiyatlardan memnunlar. Muzcular da öyle.

Muzcular için mücadele yıl boyunca devam ediyor. Daha önceleri Mart ve Nisan aylarında başlayan bakım, onarım, yaz aylarında sulama, gübreleme, doğum, Ekim ve Kasım aylarında dalların kesimi ile biten muz hasadı, artık yılın bütün aylarına yayılmış bulunuyor.
































loading...


























9 Temmuz 2018 Pazartesi

Dyt. Didem YILDIZ KÜÇÜK; ZAYIFLAMA İKSİRİ İÇECEKLER

Dyt. Didem YILDIZ KÜÇÜK; ZAYIFLAMA İKSİRİ İÇECEKLER

YAZARLAR, Dyt. Didem YILDIZ,

Dyt. Didem YILDIZ KÜÇÜK ; 
ZAYIFLAMA İKSİRİ İÇECEKLER 

Tatil planları yapılırken fazla kilolarımız bizi rahatsız etmeye devam ediyor. Sıcak havalarda daha zinde olabilmek için sıvı ihtiyacımızı karşılamamız gerekir. Fakat biz bu konudan daha çok tartıda ağırlık kaybı durumunu önemsiyoruz.

Hem sıvı ihtiyacımızı karşılamak hem de yaza daha fit devam edebilmek için zayıflatan iksirleri hazırlayalım.



Mineralli İncelten İksir


Yarım kase yoğurt

¼ demet semiz otu

Birkaç dal nane

Birkaç dal maydanoz

Yarım limon

1 su bardağı doğal mineralli su

Sebzeler ve yoğurt rondodan geçirilir mineralli su ile karıştırılarak tüketilir. 


Tatlı İsteğini Yatıştırıcı Tokluk Arttırıcı


Yarım ay şeklinde dilim kavun

2 adet kayısı

Yarım orta boy elma

Yarım limon

Yarım kase yoğurt

Yarım su bardağı buz

Rondodan geçirilir, 1 çay kaşığı toz zencefil eklenerek tüketilir.

Bol bol yüzerek yazın tadını çıkarırken damak zevkinizden ödün vermediğiniz içeceklerle incelmenin keyfine varmanız dileğiyle afiyet olsun. 



D-FİT SAĞLIKLI YAŞAM VE BESLENME DANIŞMANLIĞI 

Dyt. Didem YILDIZ KÜÇÜK



0532 062 59 33 – 0324 814 44 09































loading...
































27 Haziran 2018 Çarşamba

Şinasi ; Seçim Bitti. Şimdi Geçim Zamanı

Şinasi ; Seçim Bitti. Şimdi Geçim Zamanı

YAZARLAR, Hüseyin Şinasi,

Hüseyin ŞİNASİ / Anamur Manşet ; Seçim bitti. Şimdi geçim zamanı…

Bir seçim daha bitti. Cumhurbaşkanını ve milletvekillerini seçtik. Seçimin sonucunu milliyetçi ve muhafazakâr seçmen kitlesi belirledi.


Seçimde aday olup kazananlar ve onları destekleyenler sevindi. Seçimi kaybedenler ve onları destekleyenler üzüldü.

Seçimler için bunlar olağan şeylerdir.

Seçimlerin kazananı olur, bir de kaybedenleri olur. Önemli olan kazanların da kaybedenlerin de sonucu anlayışla karşılayabilmesidir. Kaybedenlerin, kazananı kutlayabilmesidir. Asıl büyüklük budur.

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçim sonuçlarını yazacaktım. Yazmayacağım.

Seçim olup bitmiş, yarışan taraflar sandıktan çıkan sonucu kabul etmişlerdir.

Evet, bir seçim daha bitti.

Şimdi geçim zamanı. Hayatın gerçekleri ile yüzleşme zamanı.

Hayatın gerçekleri bankalara biriken borçlardır. Okula başlayacak çocuğun, okulunu bitirmiş gençlerin ne olacağıdır. Geçim sıkıntısıdır. Hayat pahalılığıdır. İşsizliktir. Adaletsizlik, hukuksuzluktur. Toplumsal bozulmalar, yıkımlar ve çöküşlerdir. Yarının ne olacağıdır.

Evet, seçim bitmiştir. Seçim döneminde aranan sendin. Bundan sonra arayan, yalvaran yine sen olacaksın. Çoğu zaman hayal kırıklığı yaşayacak, olamaz böyle bir şey diyeceksin. Ama acı olan gerçeğimiz bu.

Seçimden zaferle çıkmış bir Ak Partilisin. Okula yeni başlayacak çocuğunu iyi bir öğretmene vermek istiyorsun. Sağdan soldan araştırdın okuldaki filan öğretmen iyidir dediler. Çocuğunu da yanına alıp okula gittin bir de baktın ki CHP’li bir yöneticinin eşi. Vazgeçemezsin. Çünkü çocuğunun geleceği için Ak Partili, Mhp’li öğretmen aramazsın. O bildiğin CHP’li veya başka partili öğretmene çocuğunun geleceğini emanet edersin. O senin fikrinden olmayan öğretmen senden de iyi sahip çıkar göz bebeğine. Kendi çocuğu gibi bakar.

Çarşıda MHP’li bir esnafsın. Bankada çok acil bir işin var. Dükkâna göz kulak olacak bir yardımcın yok. Dükkânın kapısına kilit vurmak yerine yan komşun CHP’li konfeksiyoncu Mustafa’ya emanet edersin. CHP’li komşuna, göz kulak olur musun, bankada bir işim var dersin, o da kendi dükkânı gibi bakar. MHP İlçe başkanını, belediye başkanını arayıp rica edemezsin. Rica etsen bile gelip dükkânına göz kulak olmazlar.

CHP’lisin. Gecenin bir yarısı bebeğin ateşlenmiş, eşin telaşlı, araban yok. Üst katta oturan emekli memur Rıza Amcanın zilini çalarsın. Pijamasıyla koşar gelir. Bebeğini onun arabasıyla hastaneye götürsünüz. Rıza Amca seninle birlikte nöbet tutar yavrucağın başında. O anlarda CHP Parti yöneticilerini aramazsın. O saatte arasan bile telefonuna bakan olmaz…

Düğün yaparsın misafirlerinin arasında Ak Partili de, CHP’li de MHP’li de, İyi Partili de, hatta HDP’li de vardır. Düğün hediyesi getirir, takı takarlar. Cenazen olur, baş sağlığına gelirler. Cenaze namazına katılır, haklarını helal ederler. Mezarlığa giderken tabuta omuz verir, mezara birlikte toprak atarsınız. Kuran okutursun koşar gelirler. Birlikte el açıp dua edersiniz. Düğününe, cenazene partilerin genel başkanları, milletvekilleri gelmez, Cumhurbaşkanı, bakanlar da gelmez.

O partilisin, bu partilisin, düşüncen, fikrin ne olursa olsun, bu yaşına kadar yanında olduğun, sokağa çıktığında selamlaştığın, halini, hatırını soran dostların arkadaşların, komşuların, akrabaların seninle aynı fikri paylaşmak, aynı partiye oy vermek zorunda değiller. Ve hayat devam ettiği sürece, iyi gününde, kötü gününde bu insanlar her zaman senin yanında.

Sesini duymaz onlar. Ama olur ya onlar yüzünden kırarsan dostlarını, arkadaşlarını, komşularını işte bu sefer yalnız hissedersin kendini. Düğününe gelecek komşun, cenazene katılacak, amin diyecek dostun olmaz.

Onun için komşunla, eşinle, dostunla tepişme... Dünya bir tane ve hepimiz burada yaşıyoruz. Ama acı, ama tatlı, güçlü ve akıllı olmak zorundayız

Güçlüyseniz, akıllıysanız bölünmeyin birleşin... Daha sıkı sarılın birbirinize, oyunlara gelmeyin.

Birbirinize küfür, tehdit sallayarak siyaset yapmayın... Siyasetinizi gidin sandıkta yapın...


Benim size ihtiyacım var, sizin bana ihtiyacınız var, bizim birbirimize ihtiyacımız var, birlik olmaya ihtiyacımız var.
Unutmayın.































loading...

































25 Haziran 2018 Pazartesi

Hidayet ALP ; Hamilelik Döneminde Ağız ve Diş Sağlığı

Hidayet ALP ; Hamilelik Döneminde Ağız ve Diş Sağlığı

Diş Hekimi Hidayet Alp, YAZARLAR,

Hidayet ALP - DİŞ HEKİMİ  / Anamur Manşet Köşe Yazarı ; Bu haftaki yazımızı hamilelik dönemindeki ağız ve diş sağlığı açısından önemi ve neler yapılması gerektiği hakkında bilgilendirmeye ayıralım.

Öncelikle kuşu yanlış Bilgiden kurtulalım her hamilelik diş kaybına neden olur böyle bir süreç yoktur burada gerçekleşen olayda anne adayının Diş sağlığını korumak için kalsiyum kaynakları doğru tüketmelidir.

Tüm hamilelik döneminde a c d vitamini şarttır kalsiyum zengin temel yiyecekler süt mandıra ürünleri ,et balık yumurta dengeli olmalı Bu yiyecekler Sadece anne için değil bebeğin diş gelişimi de anne karnında başladığı için önemlidir.

Tabi ki tek beslenme değil anne adayı kişileri ağız hijyenine daha önem vermesi gerekir. Hamilelik döneminde tükürükteki asidik oranın artması ve kusmalar dişlerimizin çürümesine neden olabilir bu yüzden ağız içi hijyenini arttırmamız gerekir.


Ağız hijyenini arttırmak için yapılacak şeyler...


  1. Tatlı yedikten sonra dişler fırçalanmalı 
  2. Kusma olayından sonra ağız en azından çalkalanmalı
  3. Günde en az üç kere dış fırçalanmalı
  4. Gargara yapılmaya dikkat edilmeli 
  5. Zorunluluk yoksa film çektirmemeli 
  6. İlk 3 ay ve son 3 ay diş tedavilerinin kaçınılmalı
  7. İstenildiği hamileliklerde hamile kalmadan önce bütün diş tedavileri yapılmalı


Beslenme ve ağız hijyeni ni sağlayan annelerde herhangi bir diş kaybı olmayacaktır güzel bir hamilelik süreci geçireceklerdir. Hamile annelerin güzel bir hamilelik dönemi geçirmelerini dillerim.






























loading...


































17 Haziran 2018 Pazar

Hüseyin Şinasi ;Seçime bir hafta kala

Hüseyin Şinasi ;Seçime bir hafta kala

YAZARLAR, Hüseyin Şinasi,


Hüseyin Şİnasi / Anamur Manşet Köşe Yazarı ; Seçime bir hafta kala…



24 Haziran seçimlerine bir hafta, on gün kadar bir zaman kaldı. Cadde ve sokakları dolaşıyor, seçim bürolarını gözlemliyor, esnaf kesimi ile konuşuyoruz, vatandaş seçim havasına girmiş değil. Seçime kadar da böyle devam edecek gibi görünüyor.



Her kesimden insanlarla konuşuyor, nasıl oy kullanacaklarını, tercihlerinin ne olacağını anlamaya çalışıyoruz. Şimdiye kadar aldığımız cevaplara bakılacak olursa, durum karışık. Seçimler için doğru bir tahmin yapmak çok zor.



Konuştuğumuz kişilerin ilk söyledikleri ile son söyledikleri arasında yaman çelişkiler var. Anlaşılan herkes birbirini kandırmaya, öyleymiş gibi gözükmeye çalışıyor. Kafası en fazla karışık olanlar da MHP’liler. Bazı Ak Partililerin de artık eski heveslerinin olmadığı anlaşılıyor. CHP’liler iyi bir rüzgâr yakalamış görünüyor. İyi partililer heyecanlı ve hevesliler.



Bu seçimde ilk defa uygulanacak olan ittifak konusunun pek anlaşılmadığı, herkesin kendine çalıştığı bir kampanya dönemi yaşıyoruz. Mesela Ak Partililer kendi adaylarına oy istiyor. MHP’liler de Cumhurbaşkanlığında Erdoğan’a, milletvekilliğinde MHP’ye oy istiyorlar.



CHP, İyi Parti ve Sp arasındaki ittifak da benzeri urumlar söz konusu. Herkes kendi adaylarını ön plana çıkarmaya çalışıyor. Millet İttifakına mensup partilerin adaylarını ikinci tura göre planlaması çok yanlış. Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi ilk turda kazanacağını iddia etmeleri lazım. Bir başka yanlışları da Erdoğan karşıtlığı üzerinden oy devşirmeye çalışmalarıdır. Vatandaş yeni bir şey duymak, sorunlarına nasıl çözüm bulunacak bilmek ve duymak istiyor



Geçmiş seçimleri incelediğimizde, MHP’den Ak Partiye, Ak Partiden MHP’ye geçişler, gidip gelmelerin oluğunu görüyoruz. Aynı şekilde CHP’den MHP’ye, MHP’den CHP’ye kaymalar söz konusudur. HDP ile CHP arasında da benzer durumlar var. Bu seçimde ittifaklar ve İyi Parti nedeniyle partiler ve seçmenler arasında geçişler yaşanacak. Ak Partiden SP’ ye, İyi Partiye, HDP’den Ak Partiye kaymaların olması muhtemeldir.



24 Haziran seçimleri için değerlendirme yaparken, Meral Akşener ve İyi Parti faktörünü göz önünde bulundurmak gerekiyor. MHP’den, CHP’den, Ak Partiden, SP’den ve eski ANAP ve DYP gibi toplumda belli bir yere gelmiş partilerin mensuplarından oluşan bu partinin bu seçimlerde ne yapacağı merak konusudur. Bazı kesimlerde ANAP gibi, AK Parti gibi bir çıkış yakalayabileceği konuşuluyor.



Ülkemiz, çok partili seçimlere 1946’da geçti. Demokrat Parti 1950, 1954 ve 1957 seçimlerinde sandıktan başarıyla çıktı.



1960 Askeri darbesinden sonra kurulan AP de 1965, 1969 seçimlerinde iktidar oldu.



1973 ve 1977 seçimlerinde CHP başarılı sonuçlar aldı, ama tek başına iktidar olamadı.



1980 askeri darbesinden sonra yapılan 1983 seçimlerinde ANAP iktidar oldu. 1987 seçimlerinde de başarısını devam ettirdi. 1991 seçimlerinde ANAP gücünü kaybetmiş olarak çıktı.



1995 seçimlerinde Erbakan liderliğindeki Refah Partisi birinci parti oldu. 1999 seçimlerinde DSP birinci, MHP ikinci oldu. DSP, MHP ve ANAP hükümeti kuruldu. 1999 İzmit-Gölcük depremi ekonominin %35’ini alıp götürdü.



2002 seçimlerin Ak Parti ve CHP haricindeki bütün partiler baraj altında kaldılar. Ak Parti %35 oy ile meclisin 3/2’sine sahip oldu. Ak Parti 2007, 2011 ve 1 Kasım 2015 seçimlerinden kurduğu ortaklıklar ve koalisyonlar ile başarıyla çıktı.



24 Haziran seçimin kaderi, ilk defa oy kullanacak genç seçmenlerin nasıl bir tercih yapacağında gizli. Bu seçimin belki en bilinmeyeni de Meral Akşener ve İyi Partidir. Acaba bu partinin kaderi de 2002 seçimlerinin yıldızı Genç Parti gibi mi, yoksa Anap gibi, Ak Parti gibi bir kitle partisi mi olacak?



Ramazan Bayramınızı kutlar, sağlık, mutluluk ve esenlikler dileriz.




































loading...





























14 Haziran 2018 Perşembe

Ergoterapist Enes TUĞRUL,Streste Koruyucu ERGOTERAPİ

Ergoterapist Enes TUĞRUL,Streste Koruyucu ERGOTERAPİ

YAZARLAR, Ergoterapist Enes TUĞRUL Yazıları,


Ergoterapist Enes TUĞRUL / Anamur Manşet Köşe Yazarı ;
STRESTE KORUYUCU ERGOTERAPİ...



STRES NEDİR?

Streste koruyucu yaklaşıma geçmeden önce bu yazımızda stresi biraz konuşalım

Stres, çok duyduğumuz, herkesin yaşamı süresince karşılaştığı bir durumdur.

Kişinin çevreyle uyumunu bozup kapasitesini düşürebileceği gibi kişinin motive olmasını ve üretkenliğin artmasını sağlayabilir.

Kısaca ;

Fiziksel ve emosyonel olarak zorlayıcı bir ortam ve durumda organizmanın verdiği cevaptır.


Optimum Stres Nedir ?


Stres, zihinsel ve fiziksel kaynaklarımızı tüketebileceği gibi bireyin kendisini keşfetmesine, mevcut olan potansiyelini kullanmasına ve hatta geliştirmesi açısından da yararlı olabilir. Stres ve performans ilişkisi üzerine çeşitli görüş ve teoriler olmakla beraber aralarında en çok kabul göreni «optimum stres» görüşüdür.

Stres belli bir noktaya gelene kadar performans artırıcı, uyarıcı ve geliştirici olmasına karşılık optimum noktayı geçtikten sonra, performans düşürücü, yavaşlatıcı ve hastalık nedeni olarak ortaya çıkar.


Stresi oluşturan faktörler 3 başlıkta toplanabilir


1)Çevresel faktörler

2)İş ile ilgili faktörler

3)Bireysel Faktörler

Çevresel Faktörler

Fiziksel stres sebepleri bireyin bedenini ve emosyonel durumunu etkileyen dışsal faktörlerdir. Bunlar ;

• Gürültü

• Aydınlatma

• Isınma ve havalandırma

gibi fiziksel faktörler olabileceği gibi

• Aile ve yakın çevredeki değişimler

• Ülke ve dünya ekonomisinin gidişatı ve belirsizlikler

• Politik hayatın belirsizlikleri

• Çevre ve ulaşım sorunları

• Teknolojik değişmeler

• Sosyal ve kültürel değişmeler

gibi kişiyi emosyonel olarak etkileyecek çevresel durumlar da olabilir.

İşle İlgili Faktörler

• Ağır iş

• Gece işi

• Aşırı yüklenme

• Zaman baskısı atında çalışma

• Büyük sorumluluk gerektiren işler

• Kalabalık çalışma şartları

• Yetersiz veya düzensiz maaş

• Aşırı gürültü, sıcak yada soğuk çalışma ortamı

• Yetersiz iletişim

• Başarı düzeyi ile ilgili yetersiz geri bildirim

• Hava kirliliği

• İş kazaları

• Yetersiz aydınlatma

• Adaletsiz denetim düzeyi

• Yetersiz bilgi

• Rekabet

• Gıybet

• Zehirli maddeler ve radyasyon

Bireysel Faktörler

• Zihinsel faaliyetler

• Düşüncelerimiz ve kendi kendimize söylediklerimiz, tatminsizlik, yetersizlik duygusu

• Davranışlar

• Alışkanlıklarımız yada beceri eksikliklerimiz; hayır diyememe, A tibi veya B tipi davranış özelliği

• Biyolojik Faktörler

• Sistem bozuklukları, hormonal dengesizlikler, diğer hastalıklar)

A Tipi Davranış


• Daima eylem halindedirler.

• Hızlı yürürler. Hızlı yerler.

• Hızlı konuşurlar, başkalarının da hızlı konuşmasını islerler.

• Konuşurken el kol hareketleri yaparlar

• Konuşurken nefes alma, dudak ısırma, kafa sallama, yumruk sıkma, masaya vurma gibi davranışlar sergilerler.

• Sabırsız davranırlar, sırada beklemeye zorlandıklarında ya da çok yavaş hareket ettiğini düşündükleri bir arabanın arkasında giderken gereksiz derecede öfke gösterirler.

• Bir anda iki şey düşünür ya da yaparlar.

• Boş zamanları pek yoktur.

• Sayılara karşı saplantılıdırlar, kendi başarılarını da, başkalarının başarılarını da sayıları temel alarak ölçme eğilimindedirler. Agresifdirler

• Rekabetçidirler

• Sürekli zaman baskısı altındadırlar

• Çevreyi veya güzel şeyleri fark edemezler veya ilgi göstermezler.

• Her işi kendileri yapmaya çalışırlar.

• Daha iyi ya da daha hızlı yapabileceğini düşündüğü şeyleri başkaları yaparken seyredince sabırsızlanırlar.

• Hiçbir zaman geç kalmamaya aşırı önem verirler.

• Hiçbir şey yapmadan duramazlar.

• Çocuklarla oynarken dahi her oyunu kazanmak için oynarlar

• B Tipi Davranış

• Zamanla ilgileri pek yoktur, zamanın esiri olmazlar.

• Sabırlıdırlar.

• Övünmekten hoşlanmazlar.

• Oyunları ve sporları kazanmak için

değil eğlenmek için yaparlar.

• İçleri rahat bir şekilde dinlenirler

• Oyunu yarışmak için değil, hoşça zaman geçirmek için severler.

• Karar vermede aceleci değildirler.

STRES ANINDA VÜCUTTAKİ DEĞİŞİKLİKLER

Stres fiziksel veya emosyonel zorlanmaya karşı vücudun fizyolojik tepkisidir. Bu tepki dahilinde, sempatik sistem aktive olur.

• Savaş ya da kaç mekanizması devreye girer,

• Eller ve ayaklar soğur,

• Soluk kesik ve hızlı olur,

• Kan basıncı artar,

• Kalp atış hızı artar,

• Göz bebekleri dilate olur,

• Dikkat ve konsantrasyonda artış olur,

• Gastrointestinal sistem aktivitesi azalır,

Ve benzeri sempatik sinir sistemi aktiviteleri meydana gelir.

Bu durum olması gerekenden daha uzun sürer veya kronikleşirse vücutta farklı negatif etkiler görülür. Dolaşım sistemi, kalp, bağışıklık sistemi, emosyonel durum, beyin yaşlanması, sindirim ve boşaltım sistemleri etkilenir.

SİNDİRİM SİSTEMİ PROBLEMLERİ

Beyin ve sindirim benzer bir şekilde hormonlar ve sinir sisteminin etkisi altında bulunur. Dolayısıyla, uzamış stres ile birlikte sindirim bozuklukları, kalın bağırsak uyarısı ile oluşan ishal, kabızlık, kramp ağrıları, şişkinlik hatta aşırı miktarda asit üretimine bağlı mide ağrısı yanma şikayetleri görülebilir.

• Peptik Ülser; sürekli olmasında ve şiddetinin artmasında stres ve psikolojik faktörlerin etkili olduğu yapılan araştırlalarda ortaya çıkmıştır.

• İrritabl Bağırsak Sendromu (spastik kolon); ve stres arasında kuvvetli bir ilişki vardır. Bu hastalıkta, kalın bağırsaklar ve kısmen de olsa ince bağırsaklar stres ile uyarılır ve bağırsak kaslarının düzensiz kasılmalarına neden olur. Karında şişkinlik meydana gelir ve hastada kramp tarzında karın ağrıları ve değişik zaman dilimlerinde ishal ve kabızlık görülebilir. Strese bağlı uyku bozuklukları da irritabl bağırsak sendromu şikayetlerini arttırabilir.

• DOLAŞIM SİSTEMİ VE KALP PROBLEMLERİ


• Stresli ve hiperaktif özelliklerin fazla olduğu A-tipi kişilik yapısında kalp hastalıklarının 3 kat daha fazla olduğu, kalp krizinden ölümün 5 kat daha fazla olduğu bilinmektedir. Ohio State Üniversitesinde yürütülmüş bir çalışma "Homecysteine" adlı aminoasidin stresli bireylerde arttığını gösteriyor. Bu amino asit kalp hastalıkları riskini artıran bir maddedir. Dr.Thomas Kamarck 'da zihinsel stresin kan damarı lezyonlarını ve damar sertliğini artırdığını, kan kolesterol yüksekliği ile stresin ilişkisini doğrular araştırmalar yaparak yayınlamıştır.

• Stres ve yara iyileşmesi; Dr.Kiecolt-Glaser tarafından yapılan bir araştırmada stres düzeyi yüksek kişilerde dokuları iyileştiren kimyasal bileşimlerin özellikle yara bölgesine ulaşmadığı bulundu. Stres kandaki bazı hormonların seviyesini yükseltiyor. Bu hormonlar yara bölgesine Cytokine bileşiminin ulaşmasını yavaşlatıyor. Ameliyatlardan sonra stres, yaraların iyileşmesine olumsuz etki ederek, hastanın sağlığını tehlikeye sokuyor

• BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ PROBLEMLERİ


• Stresli dönemlerde vücutta Nöropeptit Y (NPY) adlı hormonun salgılandığını, bunun bağışıklık sistemini etkileyerek insanları hasta ettiğini kanıtladı. Stres, nezle veya grip olduğunuzda ya da kanser gibi daha ciddi durumlarda sizin daha çok dayanıksız olmanıza neden oluyor. Stresin, romatoid artrit ve şeker hastalıklarıyla da bağlantısı olduğu araştırmalar sonucunda biliniyor

• YEME BOZUKLUKLARI


• Kilo alımı, Sıklıkla stres kilo alımı ve obezite ile ilgilidir. Bir çok kişi gerginliğini azaltmak için yağlı ve şekerli gıdalar tüketir, sonuçta da kilo alır. Bazı kişilerde strese maruz kaldığı zaman normal sağlıklı diyetle bile kilo alımı görülebilir ve alınan kilo genelde karın çevresinde toplanır ve bu da kalp ve şeker hastalıklarının habercisi olabilir. Majör stres hormonu olan kortizol, karın çevresinde yağlanmaya sebep olabilir.


• Kilo kaybı, Bazı insanlar iştahsız olmaktan yakınırlar ve kilo kaybederler. Nadiren, stres tiroid bezinin fazla çalışmasına neden olarak iştahı uyarır.

• STRES VE FELÇ İLİŞKİSİ


• Newcastle Üniversitesi'nde ileri yaş enstitüsünde yapılan bir çalışmada 40 kişinin öldükten sonra beyinleri incelendi. Yaşamlarında büyük bir depresyon olayı yaşayanların beyin damarlarında daralma ve sertleşmenin daha fazla olduğu belirlendi. Ayrıca Journal of Neurology dergisinde 2000 yılında yayınlanan yazıda bu deneklerin dokularında Alzheimer bulgularına rastlanıldığı belirtilmektedir. Kalp krizi ve beyin kanaması geçiren deneklerin, depresyonu yenemezlerse 6 ay İçerisinde ölüm riskinin 3 katı daha fazla olduğu aynı araştırmada vurgulanmıştır.

• BEYİN YAŞLANMASINA ETKİSİ


• Montreal'de Mc Gill Üniversitesi uzmanlarının yaptığı bir çalışmaya göre beynin hafıza ile ilgili bölümleri ile kronik stres arasında doğrudan ilişki çıkmıştır. Stres nedeniyle salgılanan hormonların nöronların ölmesine yol açabileceği araştırmalar sonucunda doğrulanmıştır. Dr.Sonla Lupien başkanlığındaki araştırma ekibi insanın beyninde Hafıza ve Yön bulma ile ilgili bölüm olan Hippocampusun küçülmesi ve kronik stres arasında paralel ilişki olduğunu tespit etmiştir. 70 yaşlarında 50 kişi 5 yıl boyunca izlenerek bu sonuca varılmıştır.
































loading...