Yiğit; Bitmeyen Çile, Mersin- Antalya Yolu

YAZARLAR,Ahmet Yiğit,Anamur Haber,




Ahmet Yiğit ; BİTMEYEN ÇİLE, MERSİN/ANTALYA YOLU...

Yapımına 2003 yılında başlanan Mersin/Antalya bölünmüş yolu " 8 yılda bitecek, Mersin/Antalya arası 4 saate inecek" dediler, 18 yıl oldu...

Böyle giderse bir 18 yıl daha süreceği görülmekte!.. Mersin/Antalya D 400 kara yolu yol çalışması bittikten sonra, 500 km.den, tahminimce 450 km. ye düşecek!.. Bu da; saatte ortalama yüz kilometre hız yapmak demektir!.. Cebiniz şişkinse, yollardaki hız limitlerini ( 50-60-70) hiçe sayıp, ışıkları ve radarları aşarsanız!..

Hükümetin adeta oyuncağı olan yolun, bu gidişle ne zaman biteceği konusunda kimsenin bilgisi yok!.. "Sallamalardan" ileri gidilmemekte!.. Edindiğim bilgiye göre; "Eskiden aylık ödenen harcırahların, sonra 6 aya çıkması ve son yıllarda yıllığa çıkması müteahitlerin işi yavaşlatmasına yol açmaktadır" denilmekte!...

Büyük projelerle hayali projelerle kendi yandaşlarına rant kapısı açan hükümet nedense!.. Mersin/Antalya yol çalışmasında adeta akdeniz insanını cezalandırmaktadır!.. Kattrilyonlarca para; saraylara, saraycıklara, kanallara, üstü açık tünellere, sermaye lobilerine dağıtılırken!.. Nedense; Mersin/Antalya yol çalısması için bulunamamakta!.. Siyasi oyunların oyuncağı haline dönüşen Mersin/ Antalya yol çalışmasının akıbeti tosbağa misali ilerlemekte!..

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Cüneyt Kavak ; Sağlık ve Mesafe

YAZARLAR,Op. Dr. Cüneyt KAVAK,Anamur Haber,


Anamur Manşet Köşe Yazarı / Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Cüneyt Kavak ; Sağlık ve Mesafe / 15 Mayıs 2021

Sağlık Yerinde Çözülmesi Gereken Bir Problemdir.

Korona virüs salgınıyla beraber insanlığın hayata bakış açısında ve sağlığa bakış açısında çok büyük değişiklikler oldu. İnsanlar insan sağlığında düzenli beslenmenin önemi bir kez daha ortaya çıktı. Bir başka çıkarımımda sağlığın yerinde çözülmesi gereken bir problem olduğu dikkatimi çekti.
2010 yılında Anamed Hastanesinin Kurulmasıyla hemen kuruluş öncesi Anamur’a yerleştim. Yıllar ne çabukta geçiyor. İlk yıllardaki en temel gözlemim Anamur’da olmayan branşla ilgili nakil sırasında bir hayat ların sona ermesi yada mesafeden kaynaklı sevk sırasında müdahalelerin gecikmesinden kaynaklı sakatlıkların artmasıydı. İşte o zaman şu an makalemin başlığını oluşturan sağlık yerinde çözülmesi gereken bir problemdir sözü aklıma iyice yerleşti.
İnsan yaşamında sağlık olmadan hiçbir şeyin tadı olmuyor. İnsanoğlu sağlığını korumak için maddi külfetten kaçınırken (Arabasına kasko yapıp kendine ait bir sigorta yaptırmaması) hasta olduktan sonra ançak bir bütçe ayırmaktadır. Ve oluşan sağlık problemi insan oğluna yaşam konforu kaybı, daha fazla maddi kaynak ayırmak zorunda kalması, işgücü kaybı, tedavi sürecinin daha uzun sürmesi bazende yaşam kaybıyla bazende kalıcı sakatlıkla sonuçlanmakta ve aile hayatınızda zorlu bir sürece sokmaktadır.
Bu konunun önemine dikkat çekmek için her yıl kurumumuzda belli haftalarda kanser taramaları için oluşturduğumuz kampanyalarda hiç bir şikayeti olmayan insanlarda kanser tanısı koyarak erken teşhis ve hızlı tedaviyle geri kalan ömürlerini sağlıklı bir şekilde sürdürmüşlerdir.
Birde rutin olmamız gereken muayeneler ve rutin kontrollerimiz vardır. Her kontrolümüz için kilometrelerce yol kaydetmek, maddi kaybın yanında işgücü ve zaman kaybına yol açmaktadır.
Korona sürecinde ilçe dışı seyahatlerin kısıtlanması ve kurallara tabi olması, toplu ulaşımdan kaynaklı yükselen korona virüs riskinden kaynaklı seyahat engeli sağlığın yerinde çözülmesi gerektiğini bir kez daha kanıtlamıştır.


Bir de açil haller vardır. Sağlık bakanlığı acil hali söyle tanımlamıştır. Acil hal yarım saat içinde müdahale edilmezse ölümle sonuçlanabilecek hastalıklar ile 3 saat içinde müdahale edilmezse kalıcı sakatlık bırakan haller acil hallerdir.
Anamur coğrafik konum olarak en yakın donanımlı sağlık merkezine mesafesi 3 saatten az değil. Acil hallerde yarım saat içinde ulaşacağınız sağlık hizmeti ve sağlık kuruluşları sizin için en kıymetli sağlık kuruluşlarıdır. Bu sağlık kuruluşları anne babaların evlatsız, çocukların anne ve babasız kalmasının önüne geçmiştir.
Unutmayın acil hallerde sadece yarım saate ihtiyacınız var. Sizin için en kıymetli sağlık kuruluşu yarım saate ulaşacağınız sağlık kuruluşlarıdır.
“Herşey Sağlıkla Güzel”

Kavak; Koronayı Beraber Yeneceğiz

YAZARLAR,Anamur Haber,Op. Dr. Cüneyt KAVAK,


Cüney Kavak- 
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı / Anamur Manşet Köşe Yazarı; 
Koronayı beraber yeneceğiz. 


Tam kapanma döneminde bütün birimlerimizle çalışıyoruz.Tam kapanma dönemi sonrası ve aşılama programının tamamlanması sonrası başta ülkemiz olmak üzere bütün dünyanın pandemi sürecinden kurtulması dileğiyle yazıma başlamak istiyorum.Bu Anamur Manşetteki ilk yazım ve gündem konusu olarak tam kapanma sürecine denk geldi. bu yazımda kapanma döneminde sağlık hizmeti nasıl olacak biraz ondan bahsetmek istiyorum.

Kapanma sürecinde muaf olan sektörlerin başında sağlık çalışanları ve randevulu hastalar gelmekte. Bu zorlu süreçte bir sağlık kuruluşu olarak üzerimize düşen en önemli görev sağlık kuruluşunu faal tutmak ve hastalarımızın sağlıklı bir tedavi almasını sağlamaktı. Onun için birden fazla tedbir aldık.

1-İlaç ve malzeme stoğumuzu oluşturduk.
2-Hastaların güvenlik güçlerine gösterecekleri izin yerine geçen sms bilgilendirmesini başlattık.
3-Çalışma arkadaşlarımızın hastaneye sorunsuz ulaşmasını sağlamak için gereken tedbirleri aldık.
Herşeyin sağlıkla daha güzel olduğunun bilinciyle güven ortamında hastaneye başvurabilirsiniz.

Şinasi: Gurbet içimizde bir yara

YAZARLAR,Hüseyin Şinasi,


 Hüseyin Şinasi / Anamur Manşet Köşe Yazarı : Gurbet içimizde bir yara…                                

Yeryüzünde yaşayan insan ve diğer canlı varlıklara doğa, tabiat veya ekosistem deniyor. Doğal hayatın temeli, hava, su, toprak ve güneş ana elementlerdir.  Yemek, içmek, nefes almak, hareket etmek, büyüyüp, çoğalmak, tehlikelerden korunmak ve barınmak ister. Bu aynı zamanda  yaşıyor olmanın belirtileridir. Hayatın devamı için su, ısı, ışık, hava, nem ve mineral dengesinin uygun olması ve bu dengenin korunması gerekir. 

Doğal dengenin bozulması sonucu, canlılar şartların uygun olduğu başka bir yere göç etmek isterler Göç edemeyenlerin bir kısmı, yeni duruma ayak uydurarak veya değişerek yaşamaya devam ederken, şartlara uyum sağlayamayanlar yeryüzünden silinip gider.

Göçler, hayatın akışını değiştiren önemli etkenlerden biridir. Bunedenle yeryüzünde insanlar ve diğer canlı varlıklar sürekli hareket halindedir. Bu hareketlilik ve yer değiştirme doğadaki dengeleri geri dönülmez şekilde değiştirir.

İnsanların ve diğer varlıkların ihtiyaçları konusunda araştırmalar yapan Maslow, “ihtiyaçlar hiyerarşisi” adlı bir teori ortaya koyar. Maslow’un “ihtiyaçlar hiyerarşisi” (sıralaması) teorisine göre; fizyolojik (yiyecek, içecek, nefes almak gibi) zorunlu ihtiyaçlar birinci sırada, barınma, korunma ve güvenlik ihtiyacı ikinci sırada, bir yere, bir şeye ait olma, sevme, sevilme ihtiyaçları üçüncü, saygınlık, başarı, başkaları tarafından benimsenme, tanınma dördüncü, kendini ispat etme beşinci derecedeki ihtiyaçlardır. Bu sıralama veya derecelendirme canlı varlıkların yaşamaları için gerekli olan dengenin aynısıdır. Bu teori göçlerin nedenleri konusunda da yol göstericidir.  

Ülkemizin üzerinde bulunduğu Ön Asya toprakları eski çağlardan beri göçlerin, gidip gelmelerin en sık yaşandığı bölgelerden biridir. Sosyal, kültürel, ekonomik ve coğrafi konum olarak Ön Asya(Anadolu, Ortadoğu, Akdeniz kıyıları) dün de, bugün de dünyanın merkezi durumundadır. Doğu ile batının, kuzey ile güneyin kesiştiği bir buluşma noktasıdır. Bu nedenle Anadolu’nun her tarafında, kaldırılan her taşın altından unutulmuş eski bir medeniyetin izleri çıkar. Bu topraklar insanlık tarihi boyunca sayısız göçlerin, savaşların, yıkımların, yok oluşların, yeni umutların, yeniden başlangıçların adıdır.  

Hangi nedenlerle, nereye göç etmişler ise etsinler Türklerin bir tarafı gurbettir, hasrettir, özlemdir. Gidip yerleştikleri yerlere, yaşayışlarına, medeniyetlerine bakınca bunun izlerine sürmek mümkündür.  Türkler tarih boyunca gelip yerleştiği yerlere, geri bıraktıkları kentlerin, dağın, taşın, ovasının isimlerini vermiş, anılarını türkülerine, manilerine, destanlarına işlemiş, içinde saklamış, yeri geldikçe anmış, unutmamıştır. Türkiye bir bakıma Orta Asya’dır, Türkistan bozkırlarıdır, Ergenekon’dur, Tanrı Dağları, Altaylar, Horasan, Semerkant, Buhara, Taşkent, Hazar’dır.

Osmanlı Devletinin genişlemesi ve yeni ülkelere ulaşmasıyla çeşitli nedenlerle bu topraklardan Oğuz boyları, Yörük ve Türkmen obaları gönüllü veya zorunlu göçe zorlanmış, hatta sürgünler yaşanmış. Fakat 18, 19. yüzyıldan itibaren elden çıkan Osmanlı eyaletlerinden, vilayetlerinden İstanbul’a, Anadolu’ya acı, gözyaşı ve yokluklar içinde tersine göçler olmuş. Balkanlardan, Eflak, Boğdan’dan, Rusya içlerinden, Kırım’dan, Kafkaslardan, İran’dan, Iraktan, Suriye’den, Hicazdan, Yemenden, Filistin’den, Mısır’dan, Libya’dan, Girit’ten, Kıbrıs’tan, Rodos’tan, adalardan milyonlarca Türk ve Müslüman evlerini, mal, mülklerini geride bırakarak ana kucağına sığınmak zorunda kalmış, gurbetlerde iken yeniden gurbetçi olmuşlar.   

Batıda Avrupa ortalarından, Adriyatik Denizinden, doğuda Büyük Okyanusa kadar olan bölge 240 milyonluk büyük Türk dünyasıdır. İki yüzyıldır Türk dünyası Çin ve Rus baskı, zulüm ve işkencesi altındadır. Soviyetler Birliğinin dağılmasıyla 1991’den sonra bağımsızlığını ilan eden Türk Cumhuriyetleri, ekonomik ve kültürel olarak halen Rus egemenliği ve sömürgesi durumundadır. Doğu Türkistan’da 45 milyon Uygur Türkü Çin’in baskı, işkence ve soykırım tehdidi altındadır. Güneyimizde İslam dünyası paramparçadır. Müslümanlar birbirine düşman, içeride ve dışarıda savaş halindedir. Pek çoğu batı emperyalizmin kıskacı altındadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti esir Türk illerinin, ağır işkencelere, baskılara uğramış milyonlarca Müslümanın sığınabileceği son kale, son umut kapısıdır.

Bu açıdan batının vahşi emperyalizmine, Çin’in baskı ve işkencelerine karşı durmak, savaşmak Türk ve Müslüman olmanın, insan olmanın bir gereğidir. İçimizdeki, dışımızdaki düşmanlara, yerli işbirlikçilere, hainlere rağmen Türkiye’nin Kıbrıs’ta, Akdeniz’de, Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Azerbaycan’da, Kırım’da,  Balkanlar’da bulunmasının, söz sahibi olmasının anlamı büyüktür.  Suriye’deki, Irak’daki iç savaştan, kardeş kavgasından ülkemize sığınan Türkmeneli’li kardeşlerimizi, Türkistan’dan, İran’dan, Kırım’dan, Afganistan’dan, Azerbaycan, Çeçenistan’dan çeşitli nedenlerle gelen soydaşlarımızı bağrımıza basmak, koruyup kollamak insani olduğu kadar inancımızın, Türk olmanın da bir gereğidir. Yeter ki haktan, hukuktan, iyilikten, adaletten, ahlaki değerler ayrılmadan birlikte yaşayabilelim. Bu ülke bize de onlara da yeter.

 

Op. Dr. Cüneyt KAVAK, Yazılarıyla Sitemizde

Op. Dr. Cüneyt KAVAK,YAZARLAR,Anamur Haber,




Özel Anamur Anamed Hastanesi Baş Hekimi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Cüneyt Kavak, Köşe Yazılarıyla Sitemizde.

Anamur ve bölgenin en sevilen doktorlarından olan Cüneyt Kavak artık yazıları ile Anamur Manşet Haber sitesinde okuyucuları ile buluşuyor.

Bilği birikimi vede tecrübesi ile okuyucularımıza ışık tutacak özgün yazılarını sitemizden okuyabilirsiniz.

 

Şimdi ''Dayanışma'' Zamanı

YAZARLAR,Mustafa Esmer Cengiz Kaleminden,Anamur Haber,


Mustafa Esmer Cengiz / Anamur Manşet Köşe Yazarı ; ŞİMDİ "DAYANIŞMA" ZAMANI...

Eğer başka birinin hayatını biraz daha yaşanır hale getirme gücünüz varsa bunu yapın lütfen...

Dünyanın buna ihtiyacı var.

İnsanı insan yapan en anlamlı özelliklerden biridir yardımlaşmak.

Düşünerek, içinden gelerek, karşılık beklemeksizin…

Her zaman, elinden geldiğince.

Hele hele işsizliğin, işsiz kalmanın ve dolayısıyla eve ekmek götürememenin, evin zorunlu gereksinimlerini karşılayamamanın dayanılmaz ağırlığını hissettirdiği şu korona günlerinde.

Düşünsenize:

Asgari ücretle çalışan iki çocuklu bir ailesiniz.

Pandami nedeniyle çalıştığınız işyeri kapatılmış işinize son verilmiş, yada dört çocuklu kimsesiz bir Anne'siniz, Yada işsiz üç çocuklu bir baba...

Olan, olmayanı düşünmek zorunda.

Şimdi tam da sırası; insanlık ölmedi ya!

Bir ramazan pidesi fazladan alabilirsiniz mesela, bir şişe süt çocuklar için…

Devletin yetişemediği, belediyelerin ulaşamadığı kapıların zillerini çalmak o kadar zor olmasa gerek.

Mesela bunu düşünen pek çok kişi yapıyor,

Siz de yapın.

Yaptığınızda nasıl da rahatladığınızı, hafiflediğinizi görecekiniz.

Hele bir deneyin lütfen.

Bizler bunu ,bu zor günlerde yapmayacağız da ne zaman yapacağız.

Gözünüz kulağınız mahallenizde olsun, çevrenizde olsun, vicdanınızın sesinde olsun.


Mustafa Esmer Cengiz

Şinasi; Katı atık payını siz de almayın

 

YAZARLAR,Hüseyin Şinasi,Anamur Haber,Anamur Son Dakika

Hüseyin Şinasi/Anamur Manşet Köşe Yazarı ; Katı atık payını siz de almayın…

Deli Dumrul hikâyesini bilirsiniz. Deli Dumrul adında gözünü daldan budaktan esirgemeyen, bir delikanlı köyün dışında herkesin gelip geçtiği susuz bir dereye köprü yapar geçenden 33 akça, geçmeyenden 40 akça istermiş. Herkes çekinir, korkar, istemeyerek de olsa Deli Dumrul’a parasını ödermiş. Arada bir para vermek istemeyenler çıkarsa onları bir güzel döver, hırpalar, herkesin gözünü korkuturmuş. Uzatmayalım, bir zaman sonra Azrail Deli Durmrul’un canını almaya gelmiş. Deli Dumrul yalvarmış yakarmış Azrail’den canını bağışlamasını istemiş. Azrail bir şartla razı olmuş. Deli Dumrul’un yerine canını verecek bir başkasını bulacak, Azrail onun canını alacak. Deli Dumrul önce babasına gitmiş, canını istemiş, babası kabul etmemiş, anasına gitmiş o canını vermek istememiş, son olarak eşine gitmiş. Eşi seve seve canını vermeyi kabul etmiş. Deli Dumrul Azrail’e giderken kendisi için canını vermekten çekinmeyen eşi olmadan yaşamanın bir anlamı olmayacağını düşünmüş, yaptıklarından pişman olmuş. Azrail’e gitmiş eşiyle birlikte canını almasını istemiş. Azrail Allah’ın izni ile Deli Dumrul’a ve karısına uzun bir ömür vermiş. Deli Dumrul eşkiyalığı, halka baskı ve zulmü bırakmış, iyi bir insan, bir eş olarak uzun yıllar yaşamış.

Hikayemiz böyle biz gelelim asıl konuya,  

Son  günlerde, evsel katı atık toplama bedeli, büyükşehir belediyesi ile ilçe belediyelerini,  ortaya çıkan faturayı ödemek zorunda olan vatandaşları karşı karşıya getirmiş bulunuyor.

Bilindiği gibi MESKİ (Mersin Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü) geçtiğimiz aydan (Mart-2021) itibaren su faturaları ile “Evsel Katı Atık Toplama Payı” adı altında ayrı bir ücret tahsil ediyor.

Meski su faturası ile alınmaya başlanan “Evsel Atık Toplama Payı” sosyal medyada ve yerel basında gündeme gelmesi ve halkın yoğun şikâyetleri üzerine  Anamur Belediye Başkanı Hidayet Kılınç, "Anamur Belediye Başkanlığı’nın hiçbir vatandaşından evsel katı atık bedeli ile ilgili bir talebi ya da beklentisi yoktur. Mersin Büyükşehir Belediyesi ve MESKİ'nin kanunla mecburi hale getirilmiş olan bir uygulamayı sanki İlçe belediyeleri keyfi olarak istiyormuş gibi kamuoyuna aktarmasının ve su faturaları üzerinde yapılan uygulamaların Anamur Belediye Başkanlığı tarafından kabul edilebilir bir tarafı yoktur" şeklinde bir açıklama yaptı.

Bunun üzerine Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer de, Belediye Meclisi toplantısı sırasında yaptığı konuşmada, “Anamur Belediyemiz de bir açıklama yapmış. ‘Benim haberim yok bundan’ demiş ya da ‘bunu MESKİ topluyor’. Bildiri kendisinde. Tekrar okuyabilir. Bakın inanın ben hayretle okudum. ‘Bugüne kadar bize bir para gelmedi’ demiş. Şimdi bakın bu bir başkana uygun bir davranış değil. Buradan Anamur halkı, Tarsus halkı, Mersin’in merkezdeki 4 ilçe halkı, herkes beni dinlesin. Bu alınan paraların, katı atık bedellerinin Büyükşehir’le alakası yoktur. Bir delikli kuruş bizim kesemize girmiyor. Bizim hakkımıza düşeni biz kendi tasarrufumuzla almayacağız dedik. Bazı belediyelerimiz, ilçe belediyelerimiz de almıyor. Ama sizin Anamur Belediyesi alıyor. Diğer belediyeler alıyor. Biz sizin adınıza bunu kesiyoruz. Bu aldığımız Meclis kararında var. Sizin de onayınız var. MESKİ sizlere yatıracak ama siz vatandaşı aldatıyorsunuz Sayın Başkan. Bu çok yanlıştır. Ha bunları görüşmeyelim, kenti germeyelim. Ortada göz göre göre bir yanlış yönlendirme var. Anamur’da alınan her delikli kuruş Anamur Belediyesi’nindir. Merkezde hangi belediye olursa olsun, her delikli kuruş ilçe belediyesinindir.” demiş.

Başkanlar nihayetinde birer politikacı “senden oldu, benden oldu” gibilerden halkın önünde atışmaya devam ederler. Ama olan vatandaşa olur. Bizi onların ne dedikleri değil, cebimizden çıkan para ilgilendirir.

Mart 2021 dönemine ait elimizde bir Meski faturası var. Tüketici (abone) dönem içinde 2 ton su kullanmış. Faturanın ayrıntısı şu şekildedir:

Su bedeli       7.46

Atık Su           3.36

C.T.V              1.00

KDV (%8)       0.87

Toplam         12.69

Yuvarlamalarla birlikte Toplam 13.09 TL

Aynı faturanın alt kısmında “Anamur BLD. Evsel Atık Toplama Payı” adı altında,

Toplama bedeli                     10.09

Evsel Katı Atık KDV(%18)       1.82

Evsel Katı Atık Borç Toplamı  11.91

Meski   13.09     + Katı Atık Top. 11.91   = 25 TL.

Adam burada 2 ton su kullanmış ödeyeceği fatura 25 TL. Yani suyun tonuna 12.5 TL ödüyor. Aynı kişi 10 ton veya 20 ton su kullandığını bir düşünün feleği şaşacak. Sosyal medyaya yansıdığına göre, bir de hiç su kullanmadığı halde katı atık toplama bedeli çıkanlar var. Demek ki ev kapalı, kullanılmıyor. Siz oturulmayan, su kullanılmayan, çöpü, şusu busu olmayan bir kişiye nereden ve nasıl bir ödeme çıkarıyorsunuz, sormadan edemiyoruz.

Siz, Atık su ve C.T.V adı altında zaten ayrı bir ücret alıyor, buna bir de %8 KDV ekliyorsunuz. Olmadı Evsel Katı Atık Toplama bedeli koyuyor, yetmiyor %18 KDV yüklüyor, 10 gün içinde borcunu öde, ödemezsen suyunu keseriz, açma – kapa ücreti alırız diyorsunuz. 

Vatandaş itiraz edip, şikâyetçi olunca da boş polemiklere girip, topu taca atıyor, ama faturaları tahsil etmeye devam ediyorsunuz. Hatta çoğu zaman vatandaşın şikâyetini bile dinlemiyor, kendi bildiğinizi okuyor, üstelik vatandaşı suçlu çıkarıyorsunuz.

Madem birçok belediye bunu almıyor, Anamur Belediye Başkanı bu işten bizim haberimiz yok, vatandaştan böyle bir ücret talebimiz yok diyor, Büyükşehir de bu paranın bizimle ilgisi yok diyor. Ortak karar alın ve vatandaşın sırtından bu yükü kaldırın. Evsel Katı Payını bir süre daha almayın. Şu salgın döneminde vatandaşa bir iyilik yapmış olursunuz.

Biz yine bugüne dönersek, öyle kurumlarımız, öyle şirketlerimiz ve kişiler var ki yaptıkları Deli Dumrul’un eşkıyalığından baskılarından farksızdır. Hâlbuki bir düşünseler, o kurumlar, şirketler, makamlar, koltuklar, size bırakılmış emanetlerdir. O emanetler herkesin yani halkın malı. Siz o makamlarda, koltuklarda ancak asıl sahiplerine hizmet eden bir görevli, memur veya hizmetçisiniz, bugün var, yarın yoksunuz. Para, mal, mülk, makam hepsi gelip geçici şeylerdir, yalandır. Yarın nasıl anılmak, hatırlanmak istiyorsanız öyle davranın.

Sağlık, esenlik ve mutluluklar dileriz,

Allah oruçlarınızı, dua ve ibadetlerinizi kabul ve makul eylesin.

 Hoşça kalın.

Şinasi; Taşrada gazeteci olmak

YAZARLAR,Hüseyin Şinasi,


Hüseyin Şinasi / Anamur Manşet Köşe Yazarı ; Taşrada gazeteci olmak.



Korona (covid-19) salgını, alınan tedbirlere, yasaklama, kısıtlamalara ve aşılama çalışmalarına rağmen şekil değiştirerek, bütün hızıyla yayılmaya, insanlara bulaşmaya, can almaya, etrafı kırıp dökmeye devam ediyor. İlk olarak Çin’de ortaya çıkan ve kısa zamanda dünya ülkelerinin tamamına yayılan korona virüsünden korunmak amacı ile maske, mesafe, temizlik ve aşı olmak günlük hayatın bir parçası haline geldi.

Korona (covid-19) salgını kurallarına uygun olarak, 20 Mart 2021, Cumartesi günü, Saat 11.00’de düzenlenen, Anamur Gazeteciler Cemiyetinin, yıllık olağan kongresine katıldık. Anamur Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı konferans ve toplantı salonunda gerçekleştirilen kongrede, AGC-Anamur Gazeteciler Cemiyetinin yeni dönemde görev yapacak, yedi kişiden oluşan (Zümrüt Cömertler, İbrahim Polat, Kazım Kılınç, Muharrem Garip, Özcan Günger, Tahsin Ünlü, Yaşar Yiğit) yönetim kurulu üyeleri belirlendi. Yapılanlar, yapılamayanlar ve yapılabilecekler konuşuldu. Başarı dilekleri sunuldu.

Küçük yerlerde taşrada, dernek, vakıf ve grup kurmak, amacı doğrultusunda yaşatmak zordur. Gazetecilik öyle. Belki başka yerlerde de aynıdır Anamur’da, Bozyazı’da gazetecilik yapmak iğneyle kuyu kazmak gibidir. Bu vesile ile Anamur Gazeteciler Cemiyetinin kuruluşundan, bugünlere gelmesinde emeği geçen herkese, özelikle rahmetli Vedat Çelikbaş’a, rahmetli Turhan Ada’ya, Anamur’da birçok STK’nın kuruluşunda izi olan Osman Mert’e ve diğer isimsiz kahramanlara teşekkür ederim. Bu arada geçtiğimiz aylarda aramızdan ayrılan rahmetli gazeteci yazar Güngör Türkeli ve foto muhabiri Vahdet Topçuoğlu’na Allahtan rahmet, yakınlarına baş sağlığı ve sabırlar diliyorum. Ruhları şad mekânları cennet olsun.

Kongre öncesi ve sonrasında bazı arkadaşlarla sohbet ederken Anamur’da ilk gazete ne zaman yayınlanmış, kim yayınlamış gibi konular konuşuldu. Bu konu ile ilgili ufak bir araştırma yaptım.

Anamur’da ilçe ve belediyelik olduğu 1869’dan günümüze gelinceye kadar birçok gazete, dergi ve bülten çıkarma girişimleri olmuş. Ancak bu konu ile ilgili bilgilere ulaşmak zordur. Bunun nedeni, Anamur ve çevresinde hala sözlü anlatım geleneğinin, yazılı anlatıma göre baskın olmasındandır. Çünkü yarı göçebe Yörük ve Türkmen obalarında, yerleşik hayata geçinceye kadar okuma yazma oranı düşüktür. Bu nedenle, meydana gelen gelişmeler yazılı belge haline gelmemiş, anlatıldığı gibi kalmıştır. Günümüze ulaşan bilgiler ise kulaktan dolma, eksik veya yanlış bilgilerdir.

Elde ettiğimiz yazılı ve sözlü bilgilere göre; Anamur’da kurulan ilk gazete ve matbaa “Anamur Gazetesi”dir. 1967 yılında emekli asker, gazeteci ve yazar Güngör Türkeli tarafından kurulan “Anamur Gazetesi” tek sayfa günlük olarak yayımlanmış. Yayımlanan haberler halk arasında büyük yankı uyandırmış. Bu yüzden rahmetli Güngör Türkeli birçok kez şikâyet edilmiş. 1971-72 yıllarında iki defa tutuklanmış, içeri girip çıkmış. 1974 yılında Anamur Gazetesini çıkarmayı bırakıp Antalya’ya gitmiş. Anamur Gazete ve matbaasını Bozyazı’dan Aybekler ailesine devretmiş. Baba Ayhan Aybek’in vefatından sonra Vehbi ve Kerim Aybek Anamur Gazetesini aynı matbaada çıkarmaya devam etmiş. Kurşun kalay ve antimondan oluşan harfler, pirinçten çizgiler ve klişe altlıkların kullanıldığı tipo baskı denilen teknikle dizgi ve baskı işlemleri çok zor ve zahmetlidir. Anamur Gazetesi, matbaacılık ve gazetecilik alanında meydana gelen teknolojik yeniliklere ayak uyduramayıp, eski yöntemle bir süre daha yayımlanmışsa da kapanıp gitmiştir.

Anamur’da aynı dönemlerde çıkan bir diğer gazete Besim Baloğlu’nun sahip olduğu tek sayfalık büyük boy “Yeni Anamur Gazetesi”dir. Besim Baloğlu’nun gayret ve çabaları ile bu gazete de uzun yıllar Anamur’da yayımlanmış ve sonra kapanmış. Bir süre sonra “Yeni Anamur Gazetesi” Zümrüt ve Kamil Cömertler tarafından yayın hakkı satın alınarak, tekrar yayınlanmaya başlanmış. “Yeni Anamur Gazetesi” halen dijital ortamda yayın hayatına devam etmektedir.

1970’li yıllarda Anamur’da yayın hayatına başlayan bir başka gazete de Avukat Besim Atalay’ın sahip olduğu, daha sonra Halil Aydoğdu’ya geçen “Anamur’un Sesi Gazetesi” ve matbaasıdır. Bu gazete büyük boy iki sayfalık günlük yayımlanan bir gazetedir. Bu gazete ve matbaa da kendini yenileyemediğinden kapanmış. Yine aynı dönemlerde aylık yayımlanan Güneyde Zafer Gazetesi Anamur kültür hayatına önemli katkılar sunmuş.

1980’li yıllarda Anamur yayın hayatına giren bir diğer gazete ise “Anamur Expres Gazetesi”dir. Uzun yıllar günlük olarak yayınlanan Mustafa Doğruer’in Anamur Expres Gazetesi, daha sonra Mithat Ünal’a geçmiş. İsminde küçük bir değişiklikle Anamur Ekspres Gazetesi olmuş. Yakın zamanlara kadar günlük, haftalık olarak yayımlanmaya devam eden Anamur Ekspres Gazetesi de artık internet ortamındadır.

Önceleri Gazeteci Turhan Ada tarafından Aydıncık’ta çıkarılan “Akdeniz Postası Gazetesi” sonradan Anamur’da yayınlanmaya başlamış. Turhan Ada, vefatından kısa bir süre önce gazete ve matbaayı Mersin’den Metin Akkuş’a devretmiş. Günümüzde Anamur’da Basın Yayın Genel Müdürlüğünün şartlarını taşıyan, dijital ortamda ve basılı olarak günlük yayınlanmaya devam eden tek gazetedir

Yeni dönemlerde Orçun Öztürk’ün sahip olduğu Ajans Anamur ve Halit Dolu’nun sahibi olduğu Anamur Haberci Gazetesi kendi matbaası olmadan bir süre düzenli olarak yayımlanmış, yerel gündemde ses getiren haberlere imza atmış iken Halit Dolu’nun cezaevine girmesi, Orçun Öztürk’ün iş ve adres değiştirmesiyle sahipsiz kalmış ve kapanmışlardır.

Bu arada seçim dönemlerinde bir süre yayınlanıp sonra bir daha görülmeyen gazete, dergi ve bültenler de vardır. Bunların arasında Anamur Sedir dergisinin yeri başkadır. Eğitimci, araştırmacı yazar Çınar Arıkan’nın gayret ve çabaları ile Anamur Sedir internet ortamında yayın hayatına devam etmektedir.

Yaptığımız araştırmalara göre; Anamur’da gazeteciliği öne çıkan isimlerin bazıları şunlardır: Güngör Türkeli, Ayhan Aybek, Besim Baloğlu, Besim Atalay, Halil Aydoğdu, Mehmet Kara, Mehmet Ali Keskinaslan, Mustafa Doğruer, Mithat Ünal, Turhan Ada, Kamil Cömertler, Zümrüt Cömertler, Vedat Çelikbaş, Osman Mert, Önder Demir, Ahmet Doğan, Hüseyin Demir, Vahdet Topçuoğlu, Halit Dolu, Musa Sugan, Özcan Günger, İbrahim Polat, Muharrem Garip, Oktay Demir, Tahsin Ünlü, Mehmet Şahincileroğlu, Abdullah Uysal, Mevlana Mermi, Mukaddes Kiriş, Çınar Arıkan, Gözde Fm-Ayhan Kahvecioğlu, haber ajansları ve gazete muhabirleri, dijital yayın yapan internet haber site sahip ve köşe yazarlarıdır.

Görüldüğü gibi taşrada gazetecilik yapmak, gazete ve dergi çıkarmak, ayakta tutmak çok zor ve zahmetli bir iştir. Hele geçmişte olduğu gibi hiçbir yere ve kimseye bağımlı olmadan özgür ve bağımsız gazetecilik yapmak her babayiğidin harcı değildir. Geldiğimiz noktada, çok iyi niyetlerle kurulmuş bir gazete, dergi veya yayın kuruluşunun yaşayabilmesi için ya sahibinin çok güçlü olması, ya arkasının sağlam olması gerekiyor. Güçlü bir sermaye yapınız, toplumsal etkinliğiniz yoksa basın yayında da bir yere varamıyorsunuz.

Öte yandan radyo, televizyon, gazete, dergi, bülten gibi basın yayın organlarının, gazetecilerin, yazarların toplum üzerindeki etkisi gün geçtikçe azalmaktadır. Bunun belli başlı nedeni, internet kullanımın yaygınlaşması, sosyal medyanın etkisi, mobil iletişim ve haberleşmede teknolojik gelişmelerdir. Mobil iletişim ve haberleşme araçları, insanları ve dünyayı değiştirmiş, değişikliklere ayak uyduramayanlar piyasadan silinip gitmiş, yerine yenileri gelmiştir.

Görüşmek üzere,

Hoşça ve sağlıcakla kalın

Dün çoraktı, Anamur oldu

Anamur Haber,YAZARLAR,Hüseyin Şinasi,

Hüseyin Şinasi / Anamur Manşet Köşe Yazarı ; Dün çoraktı, Anamur oldu…

Anamur coğrafi olarak Türkiye’nin en güneyinde, Mersin’e bağlı bir ilçedir. Anamur’un doğusunda Bozyazı, batısında Antalya-Gazipaşa, kuzeyinde Karaman-Ermenek ilçeleri ile güneyinde Akdeniz ile komşudur. Anamur şehir merkezinin doğusu, batısı, kuzeyi dağlık, güneyi deniz bir havzadır. Anamur’un iki önemli akarsu kaynağı vardır. Bunlar Torosların eteklerinden bir yeraltı akarsuyu olarak çıkıp, Mamure Kalesinin batısından denize dökülen 35 km uzunluğunda Dragon çayı (Kocaçay), Anamuryum antik kentin doğusunda denize dökülen Sultan çayıdır.

Anamur ile Gazipaşa’yı ayıran Anıtlı çayı (Kaledran), Demirören köyünde Melleç deresi, Aşağı ve Yukarı Kükür köylerinden geçen Gökçesu deresi diğer akarsu kaynaklarıdır. Ayrıca kentin kuzey taraflarından başlayıp ovaya doğru devam eden, eskilerin içme, sulama amaçlı kullandığı irili ufaklı pınar ve dereler bulunur. Şehir içindeki bu derelerin ve pınarların üstü yerel yönetimler tarafından beton kanaletler ile kapatılmış, kent içindeki bölümü cadde ve sokaklara, hatta binalara dönüşmüş, görünmez, bilinmez hale gelmiştir.

Anamur’un doğusunda Azı tepe, batısında Yalçı ve Kargagedik Tepeleri denize dik birer yamaç olarak uzanır. Azı tepenin denize uzandığı yerde Pullu, Dikilitaş kamp ve piknik alanları, denizi, ormanı ve doğal yapısı ile her mevsim halkın ilgisini çeken yerlerdir. Pullu kamp ve piknik alanından sonra sizi denizle iç içe Mamure Kalesi karşılar. Kargagedik tepesinin denize uzandığı noktada, Anamur Burnu ve Anamuryum antik kenti bulunur.

Eskilerin Çorak dedikleri kent merkezinde bulunan Ata tepe veya Top beleni, ferah, havadar ve çok güzel bir seyir ve teras alanıdır. Ata tepenin alt kısımları Anamur kaymakamlığı ve merkez mahallelerinin bulunduğu yerlerdir. Halk arasında çorak, susuz, taşlık kayalık, bir şey bitmeyen arazi demektir. Demek ki 1860’lı yıllarda, Anamur’da etkin olan çevreler, kaymakamlık için böyle kurak, kıraç araziyi uygun bulmuş ve yerleştirmişler.

Denizden yüksekliği 150-200 metre olan Ata tepe’ye çıkıp, artık naylon denizi haline gelmiş Anamur Ovasını, Akdeniz’in maviliklerini ve Kıbrıs’ı çıplak gözle izlemek mümkündür. Öte yandan yüksekliği 700-800 metre olan Azı tepe’nin de çok güzel bir havası ve manzarası vardır. Kentin kuzeyinde Torosların bir devamı olan Haydar Dağı, Alamos Dağı, Naldöken Dağları yer alır.

Anamur Ovası, Mamure Kalesi ile Anamuryum Antik kenti arasında, Dragon çayı, (Kocaçay) Sultançayı ve derelerin binlerce yıldır tepeliklerden sürükleyip getirdiği alüvyonlu, bereketli topraklardan, sulama kanal ve kanaletlerden oluşur. Kentin yamaçlarından ovaya doğru akan irili ufaklı birçok derenin oluşturduğu bataklıklar ve göller, açılan drenaj kanalları ve servis yolları ile kurutulmuş, verimli tarım alanları ortaya çıkmış, sıtma ve dizanteri gibi salgın hastalıklar nispeten ortadan kalkmıştır.

Anamur’da ekonomik hayat, tarım, ziraat ve hayvancılığa, nispeten ticaret ve turizme dayanır. Muz, çilek, turfanda meyve sebze ve tropik meyve üretiminin yanı sıra küçükbaş, büyükbaş hayvan besiciliği ve pazarlaması Anamur ekonomisinin temelini oluşturur.

Kent merkezinden 3 km güneyde ve deniz kıyısında İskele, Yalıevleri yazlık konutların, otel, motel, restoran gibi turistik tesislerin bulunduğu mahallelerdir. Buralar yazın kalabalıklaşırken kışın sesiz ve tenhadır. Anamur tarihi, doğası, denizi, güneşi ve sosyal hayatı ile çok zengin bir turistik potansiyele sahip olmasına rağmen sosyal, kültürel nedenlerle turizm gelişmemiştir. Ancak Anamur içinden geçen D-400 yolunda uzun yıllar önce başlatılan genişletme ve iyileştirme çalışmaları tamamlandığında turizmin gelişebileceği düşünülmektedir.

1980 yılında Ankara Ticaret Turizm Yüksek Öğretmen Okulu, Turizm Bölümü bitirme tezimizin konusu “Anamur ve çevresinde turizm” idi. O tarihlerde Anamur, turizm açısından bir hayli gelişmiş iken, 1990’lı yıllardan sonra halkın tercihi ziraat, tarım ve hayvancılık olmuş, muz, çilek ve sebze üretimi öne çıkmıştır.

1970’li yıllarda Alanya, Manavgat, Kemer, Fethiye, Marmaris, Bodrum, turistik açıdan Anamur ile benzer özellikler taşırken, bugün onlar birer dünya kenti, turizm cenneti, Anamur muz ve çilek kentidir. Eğer muza bir sene iyi bakamaz, çileğe emek çekmezseniz ertesi sene yoktur. Ama adam gibi yaparsanız turizm bacasız bir sanayi, fabrikadır. Unutmayalım Anamur’un geleceği turizmdedir. Turizm altın yumurtlayan tavuk gibidir. Tavukları kesip yemeyin ki, altın yumurtlamaya devam etsinler.

Görüşmek üzere, hoşça kalın.



Hüseyin Şinasi ; En değerli zenginlik sağlıkmış

YAZARLAR,Hüseyin Şinasi,Anamur Haber,



Hüseyin Şinasi / Köşe Yazarı ; En değerli zenginlik sağlıkmış…

2020 yılı boyunca dünyada ve ülkemizde gündem hiç değişmedi; korona salgını, hastalığa yakalananlar, iyileşenler, tedavisi devam edenler ve vefat edenler, hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla alınan tedbirler, kısıtlama ve yasaklamalar hep yazılıp çizildi, konuşuldu. Koronaya karşı geliştirilmeye çalışılan aşı çalışmaları da gündemden hiç düşmedi. Biz de en son yazımızda aşı çalışmalarının geldiği noktayı ifade etmeye çalışmıştık.

Bu arada biz de yaklaşık bir ayı geçen bir süre, ailecek korona süreci yaşadık. Tahlillerimiz pozitif çıktı. Ben hastanede, eşim ve oğlum evde tedavi gördük. Ailecek korona takip ekipleri tarafından verilen ilaçları kullandık. 10 gün karantina ve izolasyon şartlarına uyduk. Tedavi sürecimiz tamamlandı ve maske mesafe ve temizlik kuralına uyarak normal hayatın içindeyiz.

Hastalığı atlatmamıza rağmen bünyemizde bıraktığı etkiler, hastanede uygulanan ilaçlar ve sonradan evde kullandığımız ilaçların yan etkileri bir süre daha devam edecek gibi görünüyor. Ama yaşadığımız süreçten anladığımız ve çıkardığımız ders, insanın kendini iyi hissetmesi, sağlığının yerinde olması kadar değerli hiç bir şeyin olmadığıdır.

Bu konuda hep cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın “halk içinde muteber nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” sözü örnek verilir. Düşünün koskoca bir imparatorluğun sahibisiniz ve bir nefes alıp vermeye devleti feda edebilirim diyorsunuz. Elbette hayat sevinçleri, mutlulukları, acı ve üzüntüleri ile iç içe yaşanır. Pek çok dert ve sıkıntı insanın karşısına çıkabilir. Ancak bütün bu problem ve sorunlar gelip geçicidir. Onun için tek bir nefesin bile değeri iyi bilinmelidir.

Korona tedavisinin bir kısmını hastanede geçirdik demiştik. Yeni yapılan 150 yataklı Anamur Devlet Hastanesini geriden görüyor, önünden öylesine geçip gidiyorduk. Ama işin içine girince durum değişiyor. Mesela korona salgını nedeniyle hastanenin bir bölümünü bu hastalığın tedavisi için ayırmış, doktor, hemşire, teknik personel, yardımcı personel görevlendirmişler. Biz bir hafta iki kişilik, duşu, lavabosu ve tuvaleti içinde otel odası gibi bir odada tedavi gördük. Gece gündüz bölümde görevli doktor, hemşire ve kat görevlileri bize sıcak bir ortamda şefkatle baktılar, ilaçlarımızı verdiler. Sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemekleri özel servislerde ve herkesin durumuna uygun olarak hazırlanmış olarak önümüze geliyordu. Odamızın ısınma ve aydınlatması iyiydi.

Anamur Devlet Hastanesinde halka sunulan bu hizmetleri görünce insan ister istemez, nereden nereye demeden yapamıyor. Sözün çok fazla uzatmayalım. Gerçekten sağlık alanında büyük bir gelişme yaşanmış. Gerçekten devletimiz ve milletimiz büyük. Bunu bilelim ve nankörlük etmeyelim.