Reklamı Geç
Mersin
BIST14.917
DOLAR45.2517
EURO53.3714
ALTIN6842.5
BTC/USD81034.029
Ahmet Yiğit

Ahmet Yiğit

Mail: [email protected]

ANAMUR'DA YERFISTIĞI BİR YAŞAM KÜLTÜRÜYDÜ. 

ANAMUR'DA YERFISTIĞI BİR YAŞAM KÜLTÜRÜYDÜ. 


Bir zamanlar Anamur ovasının neredeyse tamamını yerfıstığı kaplardı. Baharın sonlarına doğru ovaya baktığınızda, tarlalar, yamaçlar, kıyıya doğru uzanan topraklar yerfıstığıyla yeşile bürünürdü. Toprakla insanın dost olduğu zamanlardı o zamanlar. Yerfıstığı yalnızca bir tarım ürünü değil, bir yaşam kültürüydü. İmeceydi, emekti, alın teriydi, dostluktu. Hatta biraz da şenlikti...Taze fıstık haşlamasıyla, ala közde pişirilmesiyle hayatımıza güzellikler, damağımıza lezzet katardı. Yerfıstığı; nisan, mayıs aylarında toprakla buluşur, bir yıl önceden ayrılan tohumluklar gönen edilen, nemini almış tarla sürülür, çiziler açılır, yaklaşık elli, altmış yetmiş santim aralıklarla açılan çizilere, yirmi beş otuz santim aralıklarla fıstıklar toprağa bırakılırdı.


Tohumlar yeşermeye başlayınca kenarları doldurulur, sulama kanalları açılırdı.Hastalıktan korumak için öyle bugünlerdeki gibi çeşit çeşit ilaçlar bilinmezdi. Ağırlıklı olarak toz kükürt serpilirdi. Fıstık tarlasının uygun bir yerine darı, bir başka yerine börülce ekilirdi. Toprak ne verirse onu paylaşırdı insanla. Ama yerfıstığının en güzel, en şenlikli zamanı hasat zamanıydı. Eylül, ekim ayları geldiğinde tarlalar bir başka canlanır, şenliklenirdi. Erkekler fıstıkları söker, kadınlar, genç kızlar, çocuklar oturdukları yerden ilerleyerek sökülen fıstıkları sepetlere sifterlerdi. Sepet dolunca fıstıklar çuvallara sayılarak konurdu. Bazen de herkes kendi fıstık kümesini oluştururdu. Sonra çuvallama zamanı geldiğinde emeğin hesabı yapılır, beşte bir ya da altıda bir gibi paylarla hak alınırdı. Ama o hesapların içinde yalnızca fıstık yoktu. Dostluk vardı. Komşuluk vardı. Güven vardı... 
Yan tarlada çalışanlara laf atılır, bir başka tarladan cevap gelir, espriler havada uçuşurdu. Fıstık sökenin eli yorulur ama dili durmazdı. Türküler söylenir, fıkralar anlatılır, eski hikâyeler yeniden anlatılırdı. Bir de radyolar vardı...Çalışırken radyo açılır, piyesler dinlenirdi. Kıbrıs Bayrak Radyosu'ndan gelen ses, tarlaların üzerine yayılırdı. Bazen askerdeki sevgiliye, bazen gizli sevgiliye bir istek gönderilirdi.
İstek sırası gelince herkes kulak kesilirdi. İnsanın kendi adını radyoda duyması, hele bir de sevdiği insan için gönderilmiş bir türküyle birlikte duyulması, bugünün telefon bildirimlerinden çok daha başka bir heyecan yaratırdı. O zamanlar herkesin cebinde telefon yoktu. Hatta her evde telefon bile bulunmazdı.


Bir yerlerden telefon açılır, mektup gönderilir istek sırasına girilirdi. Sonra günlerce beklenirdi.İşte o bekleyişin kendisi bile güzeldi. Fıstık hasadı dışarıdan bakıldığında eğlenceli görünürdü ama aslında büyük emek isterdi. Sökümü, taşınması, yıkanması, kurutulması, ayıklanması, çuvallanması ve tüccara götürülmesi...


Her aşamasında alın teri vardı.


Traktör varsa sökülen fıstıklar kasalara doldurulur, sulama kanalları yanına, derelere, çaylara götürülürdü. Sepetlerle, hortumlarla fıstıklar yıkanır, üzerlerindeki çamur ve toz temizlenirdi. Sonra önceden hazırlanan kurutma yerine serilirdi. Güneş altında kuruyan fıstıkların arada bir karıştırılması gerekirdi. Yoksa barlanır, emek ziyan olurdu. Fıstığın yeşil aksamına biz gazel derdik.
Gazel eşeklere, atlara, varsa traktöre yüklenir; kışın hayvanlara yem olmak üzere kurutulur ve üst üste istiflenirdi.
Çoğu evin damı aynı zamanda fıstık kurutma yeriydi. Hatta bazı evlerin damında, kuruyan fıstıkları aşağıdaki odaya aktarabilmek için delikler bulunurdu. Fıstıklar damda kurur, sonra o deliklerden aşağıdaki odaya aktarılırdı. Orada ayıklama başlardı. Cılız olanlar ayrılır, para etmeyenler yağ veya hayvanlara küspe yapılırdı. Satılacak olanlar çuvallanır, tüccarın yolu tutulurdu. Bir yıl sonraki ekim için ayrılacak tohumluklar da unutulmazdı. Çabuk kırılsın diye kuruyan fıstıklar biraz nemlendirilir, sonra yine imeceyle iç edilirdi. İçinden tohumluk ayrılır, zayıflar ayrılır, iyi olanlar bir sonraki yılın umudu olarak saklanırdı. Benim için yerfıstığı denince aklıma yalnızca tarlalar gelmez. Bir de rahmetli bacım Hatem gelir. Bir gün ailecek rahmetli Aliağa'gilin, yani Mithat Keskinarslan'ın dedesi Ali Sarı'nın evine fıstık iç etmeye yardıma gitmiştik. O zamanlar elektrik yok. Aydınlatma için lüks ve gaz lambası kullanılırdı.Lüksü, iç edilecek fıstık kümesinin üzerine koymuştuk. Ortalık tam aydınlık değildi ama idare ediyordu. Herkes işine bakıyordu.
Benim de elim fıstıkların arasında dolaşıyor...Bir ara elime bir şey geldi. Tipi fıstığa benziyordu. Aldım, bastım...


Kırılmıyor! Bir daha bastım.
Yok! “Bu ne böyle?” diye baktım.
Bir de ne göreyim? Fındık faresi!
Ölmüş, kurumuş... Benim de aklıma hemen bir muziplik geldi.
Rahmetli bacım Hatem'e:
“Hatem, al şunu. Kıramadım, sen kır!” dedim.
Ablam aldı, o da bastı, olmadı.
Sonra hiç düşünmeden dişiyle kırmak için ağzına götürmek üzereyken fark etti. Bir bağırış...
Ardından kahkahalar...


O gece fıstık mı iç edildi, yoksa Hatem'in öfkesi mi, hâlâ tam olarak bilmiyorum! Ama o gülüşmeler bugün bile kulağımda. Yerfıstığının işi, tüccara satılmasıyla da bitmezdi.
Hasattan sonra tarlada tek tük kalan fıstıklar olurdu. Biz buna başak derdik. Çocuklar için başak toplamak ayrı bir zevkti.
Tarlayı dolaşır, toprakta kalmış fıstıkları bulurduk. Küçücük bir fıstık için bile sevinirdik. Kalan fıstıklara bazen koyunlar, keçiler girer bayram ederdi. Onlar için de hasadın son şenliği olurdu.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, yerfıstığının aslında yalnızca topraktan çıkmadığını düşünüyorum. Yerfıstığı tarlalarında dostluklar kuruldu.
Aşklar başladı, evlilikler oldu.


Komşuluklar güçlendi.İnsanlar birbirinin tarlasına koştu, birbirinin yükünü omuzladı.
Birinin işi varsa öteki yardımına gitti. Çünkü o zamanlar insanın tarlası yalnız kendi tarlası değildi. Komşunun tarlası da biraz senindi. Komşunun derdi de biraz senindi. Komşunun sevinci de biraz senindi.
Yerfıstığı bize yalnızca para kazandırmadı. İmeceyi, dayanışmayı, paylaşımı ve dostlukları kazandırdı. Bugün Anamur ovası yeşillerin yerini plastik beyaza devretti. Yerfıstığı yeterli desteği göremeyince ve para etmeyince yerini maalesef sera örtüsüne bıraktı. Yerfıstığı hatıralarda kaldı. O tarlalarda yaşanan hayat hâlâ belleğimizde.
Bir türküde...Bir fıstık sepetinde...


Bir eski radyonun cızırtısında...
Bir damdaki kurumuş fıstık kokusunda...Ve yıllar geçmesine rağmen unutamadığımız bir fındık faresinde!
Bir başkaydı yerfıstığı...
Bir başkaydı fıstık imecesi...
Bir başkaydı bizim çocukluğumuz... 


Not: Eksik anlattığım yerler varsa lütfen yorumlarla tamamlayın.

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar