İktidar, Maske ve Kitle Dinamikleri: Machiavelli, Reich ve Livaneli penceresinden
Siyaset felsefesi ve uluslararası ilişkiler disiplini, tarihsel süreç boyunca iktidarın doğasını, devletin bekasını ve yöneten-yönetilen ilişkisini rasyonel bir zemine oturtma çabası içinde olmuştur. Bu çabanın en radikal ve dönüştürücü kırılma noktalarından biri, şüphesiz 16. yüzyıl Floransa’sında Niccolò Machiavelli tarafından gerçekleştirilmiştir. Machiavelli, klasik ve orta çağ siyasi düşüncesinin teleolojik ve normatif pratiklerini reddederek, siyaseti "olması gereken" üzerinden değil, "olanın" çıplak gerçekliği üzerinden kurgulamıştır. Bu yaklaşım, modern uluslararası ilişkiler literatüründe Siyasal Realizm dediğimiz (Gerçekçilik) akımının ontolojik temelini oluşturmuştur.
Ancak iktidar olgusu, yalnızca makro-politik kurumların ve askeri stratejilerin bir bileşeni değildir; aynı zamanda mikro-psikolojik süreçlerin, yani bireysel savunma mekanizmalarının ve kültürel anlatıların da kesişim noktasında yer almaktadır. Niccolò Machiavelli’nin Hükümdar adlı başyapıtında ortaya koyduğu devlet adamı portresi ve güç politikaları, Wilhelm Reich’ın psikanalitik literatüre kazandırdığı "tepki oluşturma" ve "yapay nezaket" kavramları ile Zülfü Livaneli’nin Engereğin Gözündeki Kamaşma romanındaki saray ve iktidar anatomisi ekseninde iktidar hırsının bireysel ve kurumsal tezahürlerini analiz ederek, devlet ile halk arasındaki diyalektik bağı şöyle bir inceleyelim.
Modern Siyaset Biliminin Kurucusu: Niccolò Machiavelli
Niccolò Machiavelli (1469–1527), İtalya’nın iç savaşlar, dış işgaller ve prenslikler arası kronik istikrarsızlıklarla sarsıldığı Rönesans döneminde yaşamıştır. 1498-1512 yılları arasında Floransa Cumhuriyeti’nde üst düzey diplomatik görevler üstlenen Machiavelli, devletlerin hayatta kalma mücadelelerine bizzat şahitlik etmiştir. Medici ailesinin iktidara gelişiyle hapsedilen ve sürgüne gönderilen Machiavelli, edindiği pratik tecrübeleri rasyonel bir doktrine dönüştürmeyi başarmıştır.
Machiavelli’nin uluslararası ilişkiler teorisine en büyük katkısı ise "Siyasal Özerklik" kavramı olmuştur. Ona göre siyaset, ahlak ya da dinin bir alt dalı değil, kendi yasaları ve rasyonalitesi olan bağımsız bir alandır. Devletin bekası anlamına gelen Raison d'État (Devlet Çıkarı), evrensel ahlak kurallarının üzerinde konumlandırılır. Uluslararası sistemin anarşik yapısında, devletlerin güvenliğini sağlayacak üstün bir otorite bulunmadığından, her siyasi aktör kendi gücüne dayanmak (self-help) zorundadır. Bu bağlamda Machiavelli, devlet adamının başarısını ahlaki erdemle değil, devleti koruma ve istikrarı sağlama yeteneğiyle ölçmüştür.
Devlet Adamının Tipolojisi: Virtù, Fortuna ve Sembolik Maskeler
Machiavelli, Hükümdar isimli kitabında, başarılı bir devlet adamının karakterini analiz etmek amacıyla iki temel kavram öne sürer: Virtù ve Fortuna. Bunları kısaca açacak olursak;
- Fortuna (Talih): Siyaset sahnesinde kontrol edilemeyen, öngörülemeyen dışsal koşulları ve kriz anlarını temsil eder. Machiavelli talihi burada, önüne çıkan her şeyi yıkan taşkın bir nehre benzetir.
- Virtù (Siyasi Deha/Yetenek): Hükümdarın kişisel yeteneği, yani stratejik zekası ve basiretidir. Virtù sahibi bir devlet adamı, nehir taşmadan önce bentler inşa ederek Fortuna’yı kontrol altına alabilen kişidir.
Devlet adamının bu kaotik yapıda ayakta kalabilmesi için esnek bir karaktere sahip olması gerekir. Machiavelli, antik mitolojideki Chiron (yarı insan, yarı at) figürüne atıfta bulunarak, yöneticinin hem hukuku (insani yönü) hem de gücü (hayvani yönü) dengeli kullanması gerektiğini belirtir. Bu bağlamda iki hayvan figürü sembolleştirilir: Aslan ve Tilki.
Ona göre yönetici, tuzakları sezebilmek için bir tilki kadar kurnaz, kurtları korkutabilmek için ise bir aslan kadar güçlü olmalıdır. Buradaki kurnazlık, devlet adamının toplumsal algıyı yönetme becerisini, yani "maske" kullanımını doğurur. Machiavelli, hükümdarın merhametli, dürüst ve dindar görünmesinin hayati önem taşıdığını, ancak devletin çıkarı gerektirdiğinde bu niteliklerin tam zıddı yönünde hareket edebilecek bir pragmatizme sahip olması gerektiğini savunur.
Psikolojik Bir Savunma Mekanizması Olarak İktidar: Wilhelm Reich ve "Tepki Oluşturma"
Machiavelli'nin siyasi başarı için zorunlu gördüğü "olduğundan farklı görünme" durumu, Wilhelm Reich’ın psikolojik analizlerinde bireyin iç dünyasını istikrarsızlaştıran yapısal bir kriz olarak ele alınır. Reich, bireylerin ve kitlelerin otoriter yapılar karşısında geliştirdikleri karakter zırhlarını ve yapay davranış kalıplarını inceler.
Psikanaliz literatüründe "Tepki Oluşturma" (Reaction Formation) olarak isimlendirilen bu mekanizma, bireyin bilinçdışında yer alan ve toplumsal olarak kabul görmeyen dürtülerini (öfke, nefret, iktidar hırsı gibi), bilincinde tam zıddı olan davranışlarla (aşırı nezaket, uyumluluk, itaat) örtme eğilimindedir. Reich, bize aslında tehlikeli olanın öfkesini dışa vuran agresif karakterler olmadığını; tam aksine asıl riskin, bu yıkıcı dürtüleri aşırı kibar ve itaatkar maskelerin arkasına saklayan, bastırılmış kişiliklerde yattığını savunmuştur.
Siyasal düzleme uyarlandığında, bürokratik mekanizmalarda veya saray yapılarında gözlemlenen aşırı formalite ve yapay nezaket ilişkileri, aslında derin bir güç mücadelesinin ve karşılıklı güvensizliğin maskelenmesi olarak yorumlanabilir. Bastırılan bu yıkıcı duygular yok olmayıp; aksine, kurumsal yapının zayıfladığı anlarda daha sert ve öngörülemeyen siyasi krizlerin oluşumuna zemin hazırlar.
Saray İkliminde Güç ve Yabancılaşma: Engereğin Gözündeki Kamaşma
Zülfü Livaneli’nin Engereğin Gözündeki Kamaşma adlı romanı ise Machiavelli’nin kuramsallaştırdığı gücün makro yapısı ile Reich’ın analiz ettiği mikro-psikolojik savunma mekanizmalarının edebi bir simülasyonunu karşımıza çıkarır. Kitapta Osmanlı saray hiyerarşisinde geçen bir anlatıda, iktidarın insan doğasını nasıl dönüştürdüğünü ve yabancılaştırdığını çarpıcı bir biçimde gözler önüne serer.
Romanda taht odası, haremler ve zindanlar, iktidar hırsının insanı hapsettiği klostrofobik evreni sembolize edilir. Şehzadelerin katledilme korkusuyla büyümesi, padişahın en yakınlarından bile suikast beklemesi, Machiavelli’nin yukarıda bahsettiğim rasyonel tahlilinin psikolojik boyutunu şu sözlerle doğrular: Yönetici için korkulmak, sevilmekten daha güvenlidir. Ancak Livaneli, bu korkunun sadece yönetilenler üzerinde değil, bizzat yönetenin üzerinde de felç edici bir etki yarattığını göstermektedir. Yani güç, sahibini korumak için üretilen bir aygıt olmaktan çıkıp, sahibini esir alan soyut bir canavara dönüşür. İşte kitabın ana teması da budur.
Eserin önemli bölümleri de saray içindeki hayatta kalma stratejileri, mutlak bir sessizlik, aşırı bir hürmet ve yapay bir nezaket zırhı üzerine kuruludur. Eğilen başlar, el pençe divan duruşlar, aslında en derindeki iktidar hırsının ve hayatta kalma güdüsünün dışsal maskeleridir. Romandaki "engerek" sembolü, bu sessiz, derinden giden ve darbe vurmak için en uygun anı bekleyen kurnaz (tilki) karakteri temsil eder. Gücün gözündeki o kamaşma, rasyonel aklı kör eden ve aktörleri kaçınılmaz bir yıkıma sürükleyen aşırı hırsın neticesidir. Uluslararası İlişkiler öğrencilerinin ve meraklılarının mutlaka okuması gereken kitapları arasındadır.
Devlet ile Halk Arasındaki Diyalektik İlişki ve Kitle İllüzyonu
Machiavelli, devlet ile halk arasındaki ilişkiyi pragmatik bir denge vizyonuyla ele almıştır. Ona göre bir hükümdarın asıl hedefi soylulara karşı halkın desteğini arkasına almaktır; zira halkın talepleri (ezilmemek) soyluların taleplerine (ezmek) kıyasla daha adil ve yönetilebilirdir. Ancak bu ilişki organik bir sevgi bağına değil, kontrollü bir algı yönetimine dayanır.
Hatta kitaptan olduğu gibi alıntılayarak verelim: "İnsanlar genellikle dünyayı elleriyle değil, gözleriyle yargılarlar; çünkü herkes seni göründüğün gibi algılar, ancak çok azı gerçekte ne olduğunu hisseder." (Hükümdar, 18. Bölüm)
Engereğin Gözündeki Kamaşma’da bu diyalektik ilişki, saray duvarlarının mutlak yalıtılmışlığı üzerinden somutlaşır. Sarayın içindeki kanlı taht kavgaları, entrikalar ve infazlar halkın gözünden tamamen gizlenir. Halk için padişah, yalnızca belirli törenlerde balkondan el sallayan, adil ve muktedir bir gölgedir. Kitleler, rasyonel gerçeklikle değil, kendilerine sunulan bu aşkın estetik illüzyonla bağ kurarlar adeta.
Modern uluslararası ilişkilerde ve siyaset biliminde bu durum, Kitle İletişim Stratejileri ve Algı Yönetimi olarak tanımlanmıştır. Günümüz devlet yapıları da kitlelerin rızasını üretebilmek adına Machiavellist anlamda imaj yönetimine başvururken Machiavelist stratejilerden destek alınmaktadır. Epistemolojik olarak ele alırsak iktidara gelmek/elinde tutmak isteyen kişi sosyal medya, medya manipülasyonları ve diplomatik retorik, devlet ile halk arasındaki mesafeyi kapatıyormuş gibi görünürken aslında sahte bir şeffaflık maskesi üretir. Halk, karar alma süreçlerinin rasyonel ve teknik arka planından ziyade, liderlerin sergilediği karizmatik performansla ilgilenir. Bu, insanlık tarihinden beri var ola gelen bir durumdur. Güçlü görünen her zaman ve göz önünde ve daima çekici hale gelmiştir.
Milattan önce 400’lü yıllarda yaşamış olan Sokrates, Platon’un Devlet eserinde bir gemi benzetmesi yapar. Bir gemide rotayı kim belirlemelidir? En güçlü, sesi en çok çıkan, tayfayı manipüle etmekte en yetenekli olan kişi mi? Yoksa yıldızları, rüzgarları ve denizciliği gerçekten bilen bilge bir kaptan mı? Sokrates’e göre iktidarı güce (veya popülariteye) teslim etmek, fırtınalı bir denizde geminin yönetimini denizcilikten anlamayan ama kasları kuvvetli birine vermektir. Sonuç kaçınılmaz olarak felakettir.
Sokrates, aslında gücü elinde tutan ama adaletten ve bilgelikten yoksun olan tiranların aslında ruhsal olarak en zavallı insanlar olduğunu savunur. Çünkü bilge olmayan bir lider, arzularının, korkularının ve hırslarının kölesidir. Soktates’e göre gerçek güç, insanın kendi nefsini ve cehaletini yönetebilmesidir.
Sonuç itibariyle
Niccolò Machiavelli’nin siyasal realizmi, devlet yönetiminin ve uluslararası ilişkilerin rasyonel, pragmatik ve seküler yasalarla işlediğini ortaya koyarak felsefi bir devrim yaratmıştır. Ancak bu rasyonel sistemin işleyişi, yöneticilerin ve kurumsal yapıların sürekli olarak stratejik maskeler takmasını zorunlu kılar. Kısa da olsa değindiğim Wilhelm Reich’ın psikanalitik teorisi, bu maskelerin bireysel düzeyde yaratacağı yabancılaşmayı ve bastırılmış duyguların pasif-agresif patlamalara dönüşme riskini göstererek makro-politikayı psikolojik bir derinlikle dengeler.
Romanını kısaca özetlediğim Zülfü Livaneli’nin Engereğin Gözündeki Kamaşma eseri ise bu iki kuramsal yaklaşımın tarihsel ve kültürel bir izdüşümü niteliğindedir. İktidar, rasyonel bir yönetim aracı olmanın ötesine geçip mutlak bir hırsa dönüştüğünde, hem yöneteni hem de yönetileni kendi gerçeğine yabancılaştıran bir illüzyon mekanizması üretir.
Yazıyı yazarken aklıma sonradan gelen Soktates ise halkın iktidarı güçlüye vermesinin bir zorunluluk olmayıp, toplumsal bir intihar olarakdüşünür. Zira onun gözünde ideal düzen, gücün bilgeliğe itaat ettiği, yani kralların filozof, filozofların da kral olduğu bir dünyadır.
Sonuç olarak; ister 16. yüzyılın Floransa’sında, ister klasik bir doğu sarayında, isterse modern uluslararası sistemde olsun; gerek devletler arası ilişkilerde, gerekse devletlerin işleyişi, halk ile ilişkileri ve gücü elde tutma arzusu, rasyonel strateji ile bu psikolojik savunma mekanizmalarının diyalektik yöntemlerle şekillendirilmesinde Machiavelli’nin “Hükümdar”ı bugün dahi güncelliğini koruyarak önemini zaman içinde daha da artırmaktadır.
Vefa KAYA



















Facebook Yorum
Yorum Yazın