Erozyona uğrayan değerlerimiz
Çok değil, bundan yaklaşık 20-25 sene öncesine gidelim. Teknolojinin hayatımızda yeni yer etmeye başladığı yıllardan sonraki evre… Zehirli bir yılan tarafından ısırılan bölgenin dakikalar sonra tüm vücuda yayıldıktan sonraki gelen rahatlama hissi gibi. Aradaki tek fark, sessiz ve yavaş, ortak noktası ise yıkıcı bir biçimde ilerlemesi…
Hatırlarsınız belki, Bizimkiler, Kaygısızlar, Baba Evi ve adını sayamadığımız nice dizilerimiz vardı. Aile bağları, sosyal ilişkiler ve diğer toplumsal konuları ele alınarak harmanlanırdı bu diziler. Pek de keyif alırdık açıkçası çünkü bizi biz yapan konulara değinilirdi. Aile bağlarımız güçlüydü, büyüklerimize, küçüklerimize ve en önemlisi de kendimize saygımız vardı. Peki ne oldu da bu değerlere artık özlem duyar olduk? Sosyal medyada devlet kanalı olan TRT’nin arşivinden paylaşılan videoları izlediğinizde karşınızda diksiyonu muazzam, akıcı konuşan insanlar görürsünüz. Halbuki o konuşulan dil günlük konuşma diliydi.
************************************
Resmi istatistiklere göre Türk Dil Kurumunun sözlüğünde yaklaşık 111.000 kelime kayıtlıdır. Milli Eğitim Bakanlığı Yayınlarının 1985 yılında çıkardığı Türkçe Eğitimi ve Öğretimi Kılavuzunda bir insan günlük hayatında ortalama 1000-3000 arası kelime ile konuştuğuna dair rapor hazırlamıştır. Avrupa’da birçok devlet, vatandaşlarının yaş gruplarına göre bilmeleri gereken kelime sayılarını belirlemiş ve bu doğrultuda çalışmalar yapmıştır. Örneğin; İngiltere ve Almanya okul öncesi çocuklara 2000 kelime, 7-12 yaş grubundaki çocuklara 5000 kelime öğretmeyi hedeflemiştir. Türkiye’de MEB tarafından hazırlanan eğitim programlarında henüz bu şekilde bir hedef konulmamıştır. Günümüzde Türkiye’de günlük ortalama 400 kelime ile konuşmaktayız. Gençlerde bu sayı 200’e kadar düştüğü yönünde araştırmalar yapılmıştır.
*************************************
Yine eskiden dinlediğimiz müziklerde vatana, sevgiliye, taşa, toprağa yazılan türküler vardı. Onlarla mest olurduk. Sahnede ceketini çıkarmak için seyircisinden izin alan sanatçıdan, elleriyle şarkısına tempo tutmadı diye seyircisini azarlayan sanatçılara ne çabuk evrildik… İnsanı aşağılayan sözler dolu bu şarkılar neden bu kadar ilgi çekiyor? Televizyon ekranlarında sürekli olarak şiddet görselleri içeren yayınlar çoğalmakta ve artık olağan karşılanmaktadır. Gerek dizilerde, gerek yemek programlarında ve gerekse haber kanallarında her daim şiddet ve buna meyilli davranışlar izlemek bir rutin haline gelmiştir.
************************************
Kültür, bir toplumun bütün ilişkilerini içine alan ve her şeyin üzerinde yükseldiği bir heykel kaidesi gibidir. Bugün eğer Türkiye her alanda ilmik ilmik dökülüyorsa, metastaz yapmış kanser gibi her yeri sarmışsa; insanlar birbirini sevmiyor ve birbirine güvenmiyorsa, bunun nedenlerini kültürde aramak gerekir. Hepimizin gözü önünde toplumun dokusu bozuluyor, insanları bir arada yaşatan değerler sistemi yok oluyor, kısacası çürüyoruz diyordu Zülfü Livaneli yıllar önce.
Toplumsal ve bireysel olarak elimizi taşın altına koymadığımız ve bu kötü gidişe bir dur diyemediğimiz sürece kendi ellerimizle bu sosyal ve kültürel çürümenin bir parçası olmaya devam edeceğiz.
Eğitim ailede başlar diyorduk ya hani. Pek tabii en başka aile faktörü çok ciddi etki etmektedir. “-sana vurana sen de vur yavrum” diyen bir ebeveyn zihniyetinden ne zaman kurtulabilirsek işte o zaman bir şeyler değişiyor diyebiliriz. Aynı şekilde kültür ile beslendikçe, bireyin doğru ve yanlışı ayırt etme mekanizması da gelişecektir. Kültürel değerler, bireyin kimliğini şekillendirirken, toplumsal rollerin de belirleyici bir unsuru haline gelir.
Dünyanın en genç yaşta profesör olma unvanına sahip Türkçe aşığı rahmetli Oktay SİNANOĞLU’nun şöyle diyordu “zaten kültür kılıca galip gelmiştir. Milletleri yıkan savaşta değil kültürdeki mağlubiyettir.”
Kültürümüze sahip çıkalım!!!




















Facebook Yorum
Yorum Yazın